Bütün nebilere ve resullere, mukarreb meleklerine, salih kullarına, yer ve gök ehlinden sana taat edenlerin tümüne salât eyle (ve salli alâ cemi'ü-enbiyai vel-mürseline ve alâ ibadik'es-salihine ve alâ ehl-i taatike min ehl-is-semavati ve ehl'il-arazin).
Bizi de onlarla dirilt; rahmetine sığınırız, ey merhametliler merha­metlisi (vahşurna maahüm birahmetike ve ya erhamer'rahimin).
Allahım, bizi rahmet deryana kat; sen merhametlilerin hayırlısısın (Allahümme edhilna fi rahmetike ve ente hayr'ür-rahimin).
Evrad-ı Fethiye'nin şerhi burada tamamdır.
    

Miftah'ül - Kulûb — Gönüller Açan Kitap, F. : 42






İMAN ŞAHÎDî              
İman sahibi bir kimsenin, kendi imanına bazı şeyleri şahid tutmasında fayda vardır. Kelime-i Tayyib,, kitabında şöyle yazılmıştır :
—  Zamanın birinde, bir şahıs çölde bir mescid yapmıştı. O mescidin kıble tarafına da yedi tane taş koymuştu. Her namaz kıldıktan sonra, o taşlara hitab eder, şöyle derdi:
—  Ey taşlar, sizi :
—  Allah'tan başka ilâh yoktur..
Kelime-i tevhidini okuduğuma şahit tutuyorum
Sonunda o şahıs vefat etti; vefatından sonra da, iyilerden biri onu rüyada gördü. O şahıs, bu iyi zata durumunu şöyle anlattı :
—  Benim cehenneme atılmam emri geldi. Beni, cehennem kapıların­dan birine götürdüler ki, beni oradan cehennemin içine atalar. Birden o taş­lardan biri geldi; büyüdü, cehennemin kapısını kapadı.
Bu sefer, beni cehennemin bir başka kapısına götürdüler; oraya da o taşlardan bir başkası gelip öbürü gibi cehennemin kapısını kapadı.
Böylece, cehennemin yedi kapısını da, aynı taşlar bir bir kapadılar; Allah'ın yardımı ile cehenneme girmekten kurtuldum.
Metne devam edelim :
Onu hidayetle, hak dinle elçi olarak gönderdi (erselehu bil-hüda ve din'il-hakkı).
Şerh :
Yani : Resulüllah efendimizi.. Allah ona salât ve selâm eylesin.
Üstteki mana, Tevbe suresinin 33. âyetinden alınmıştır; Beyzavî tef­sirine göre yorumu şöyledir :
—Öyle Yüce Allah ki, elçisini hidayetle Hak dinle yolladı. Ta ki, yok sayılan tüm dinlere üstün gele; isterse müşriklerin hoşuna gitmesin.»
Metne devam edelim :
Biz, bu şehadetle yaşayacağız, bu şehadetle öleceğiz, bu şehadetle dirileceğiz inşallahû teâlâ (alâ hazih'iş-şehadeti nahya ve aleyha nemutü ve aleyha neb'asü inşallahü taâlâ).
  Yarattığı şeylerin şerrinden, Allah'ın tüm kelimelerine sığınırım (euzü bikelimat'illâh'it - tafmati kiilliha min şerri mahalaka).


ALLAH'IN KELİMELERİ
Mesabih şerhinde, üstteki metnin Arapça yorumu şöyle yapılmıştır :
—  Kelimeler (kelimat). Kelimenin çoğuludur. Onun :
—  Tam..
Diye sıfatlanması ise, Yüce Allah'ın sıfatları ve kelâmı olduktan için­dir.
Onlara sığınıp aman dilemek ise, Yüce Allah'a sığınmak gibidir.
İbn-i Melik, Meşarık'ta şöyle yazdı:
—  Allah'ın kelimeleri..
Demekle, Allah'ın, peygamberlere gönderdiği kitaplar anlatılmak­tadır.
Bazılarına göre de :
— Allah'ın kelimeleri..
Cümlesinden murad, Allah'ın sıfatlarıdır. Nitekim, Resulüllah efen­dimizin bir hadis-i şerifinde, Allah'ın sıfatlarına sığınma babında işaret vardır ki, şöyledir :
—  «Yüce Allah'ın izzetine ve kudretine sığınırım.»
Müslim'in Sahih eserinde geldiğine göre, Resulüllah efendimiz şöyle buyurmuştur :
—  «Bir kimse, bir yerde konakladığı zaman:
—Yarattığı şeylerin şerrinden, Allah'ın tüm kelimelerine sığınırım.
Diye okursa., o kimse oradan göçünceye kadar kendisine bir zarar gelmez.»
Yine Müslim'in- Sahih eserinde şöyle anlatılmıştır :
—  Bir kimse, Resulüllah efendimizin huzuruna geldi ve şöyle dedi :
—  Ya Resulellah, akrep sokması dolayısı ile dün gece o kadar sı­kıntı çektim ki, anlatılması kabil değil..
    
 Bunun üzerine, Resulüllah efendimiz şöyle buyurdu :
—  «Eğer oraya konakladığın zaman, şunu okumuş olsaydın, sana akrebin bir zararı dokunmazdı:
—  Yarattığı şeylerin şerrinden, Allah'ın tüm kelimelerine sığınırım.»
Metne devam edelim :
İsimlerin hayırlısı Allah'ın adına sığınırım, yerin göğün Rabbı Allah'ın adına sığınırım. Allah'ın adına sığınırım, öyle Allah ki, Onun adı ile ol­duktan sonra, yerde gökte hiç bir şeyin zararı dokunmaz; o, tam manası ile duyan ve her şeyi, bütün inceliği ile bilendir.
(Bilmillâhi hayr'ül-esmai, bismillâhi rabb'il-arzi ve rabb'is-semai, bis-millâh'illezi lâyedurru maa'smihi şey'ün fıl-arzi ve lâ fis-semai.)
Şerh :
Sünen-i Tirmizî ve îbn-i Mace'de anlatıldığına göre, Resulüllah efen­dimiz şöyle buyurmuştur :
—  «Bir kimse, günün evvelinde ve gecenin evvelinde :
—  Allah'ın adına sığınırım, öyle Allah ki, onun adı ile olduktan son­ra, yerde, gökte hiç bir şeyin zararı dokunmaz; o, tam manası ile duyan ve her şeyi, bütün inceliği ile bilendir.»
Metne devam edelim :
Bizi, öldürdükten sonra dirilten, ruhlarımızı bize geri çeviren Allah'a hamd olsun. Dirilip dönüş ona olacaklar. (El-hamdü lillâh'illezi ahyana ba'-de ma ematena ve redde ileyna ervahena ve ileyhil - ba'sü ven - nüşur).
Şerh :
Müslim'in Sahih'inde şöyle anlatıldı:
—  Resulüllah efendimiz uykudan uyandığı zaman, şu duayı okurdu :
—  «Bizi, öldürdükten sonra dirilten, ruhlarımızı bize geri çeviren Al­lah'a hamd olsun.»
Mefatih yazarı bu hadis-i şerifi açıklarken şöyle demiştir :
—  Burada, uyku için :
—  ölüm..
Manası verilmesi, mecazî manadadır. Çünkü, uyku sırasında hayat gitmez; ama, ölüm derecesinde davranışlar durur, güç kalmaz. Buna göre ;
—  «öldürdükten sonra dirilten..» Demenin manası şudur :
—  Uyku sebebi ile bizden aldıktan sonra; kuvvet Verdi, hareket, dav­ranış verdi.
Arapça hadis-i şerif- metninde geçen :
— «Nüşür onadır..»
Cümlesinin daha açık manası ise şöyledir :
— Kıyamet günü hesap vermek, ceza veya mükâfat görmek için ona derli toplu gidilecektir.
Metne devam edelim :
Cümle mülk ve biz Allah için olarak sabahladık. Azamet, kibriya, ceberut, sultan, burhan Allah'ındır. (Asbehna ve asbah'e! - mülkü lillâhi vel - azametti vel - kibriyaü vel - ceberutü ves - sultanü vel - bürhanü lillah).
Şerh :
Bir hadis-i kudsîde şöyle gelmiştir:
—  «Kibriya ridam, azamet izarımdır.»
Hadis-i şerif şerhçileri, azametle kibriya arasını ayırd etmek için şöyle bir mana vermişlerdir :
Kibriya : Boyun eğmekten imtina etmek.. Böyle bir şey de, an­cak Yüce Allah'a hastır; başkası için olamaz.
Azamet: Bir varlığın zatında mükemmel, değerli, ihtiyaçsız ol­ması..
Metne devam edelim :
Maddî ve manevi nimetler, gece, gündüz Allah'ındır. Yerde, gökte bu­lunanlar da Vahid Kahhar Allah'ındır, (vel-âlâü ven-niamaü vel-leylü ven-neharü lillâhi ve masekene fihima lillâh'il-vahid'il-kahharü).
Şerh :
Metinde geçen, Yüce Allah'ın iki güzel isminin özet manası şudur :
Vahid: Tek ; .zatında sıfatında, işlerinde, isimlerinde ortaksız..
Kahhar : Her şeye, her İstediğini yaptıran güçlü..
Metne devam edelim :
İslâm fıtratı, ihlâs kelimesi, Allah kendisine salât ve selâm eylesin Peygamberimiz Mühammed'in dini üzerine; tertemiz Müslüman, müşrik­lerden olmayan babamız İbrahim'in milletine göre sabahladık.
(Asbehna alâ fıtrat'il-islâmi ve alâ kelimet'il-ihlâsi ve alâ dini ne­biyyina Muhammedin sallallâhü aleyhi ve selleme ve alâ milleti ebiyna İbrahime hanifen müslimen ve makâne ımin'el-müvrikin.»
Şerh :
IHLÂS Metinde geçen :
—  İhlâs kelimesi..
Şu manayadır : Kelime-i tevhid.. Müşkât'ül-Envar'da yazıldığına gö­re, Abdullah b. Ömer şöyle demiştir :
—  Allah'a hamd, şükür; ihlâs kelimesi ise :
—  Allah'tan başka ilâh yoktur (lâ ilâhe illallah). Kelime-i tevhididir.

DÎN - MÎLLET - MEZHEP
Din, millet, mezhep aynı manayadır. Ancak, bazıları şöyle bir yorum yapmışlardır :
—  Din, Allah'ın yolu; millet, peygamberin yolu; mezheb ise, müçtehi­din yoludur.
İbrahim âleyhisselâm için :
—  Babamız..
Tabirinin kullanılması, şu görüşten ötürüdür :
—  Müminler için, İbrahim aleyhisselâma saygı göstermek vaciptir.
Metne devam edelim :
Allah'ın, meleklerinin, nebilerinin, resullerinin, arşı taşıyan melek­lerin, tüm yarattıklarımn salâtlan efendimiz Muhammed'in, âlinin ve
ashabının üzerine olsun. Efendimiz Muhammed'e, âline ve ashabına selâm olsun; keza, Allah'ın rahmeti ve herekleri de..
(Salâvatüllâhi ve melâiketihi ve enbiyaihi ve rüsülihi ve hameleti ar­şihi ve cemii halkıhi alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlini ve ashabihi aleyhi ve aleyhim'üs-selâmü ve rahmetüllâhi ve berekâtüh..)
Şerh :

SALÂT - SELÂM - RAHMET - BEREKET
Metinde geçen :
—  Salât..
Kelimesinin kısaca ifade ettiği mana şudur :
—  Allah'ın rahmeti, meleklerden günahların bağışlanma dileği, mü­min kullardan duâ..
Diğer tabirlerin kısaca manası ise şudur :
Selâm : Dünya ve âhiret kötülüklerinden emin olmak..
Rahmet: Acıma duygusu, şefkat..
Bereket : Çokça hayır, uğur..
Resulüllah efendimize salâvat okumanın çok çok fazileti vardır; özel­likle okuyan için.. Bu manada gelen hadis-i şerifleri meal olarak sunalım.
Müslim'in Sahih'inde gelen bir hadis-i şerifte, Resulüllah efendimiz şöyle buyurmuştur :
—  «Bir kimse, üzerime bir salât ve selâm okursa.. Yüce Allah, onun üzerine on kere rahmet eyler.»
Allah ona salât ve selâm eylesin.
Neseî'nin Sünen'inde ise, Resulüllah efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır.:
—  «Bir kimse, bana bir kere salâvat okursa.. Yüce Allah, ona on ke­re rahmet eyler. Bundan başka, o kimsenin on büyük günahı da dökülür. Ayrıca o kimse on derece yükselir.»
Allah, ona salât ve selâm eylesin.
   
Tirmizî'nin Sünen'inde ise, Resulüllah efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır :
— «Kıyamet günü, bana, insanların en yakını o kimsedir ki; bana en çok salâvat okur.»
Allah, ona salât ve selâm eylesin.
Ebu îshak Gülabadî, Nisab'ül-Ahbar adlı eserinde şöyle bir hadis-i şerif anlatmıştır :
—  «Bir kimse, bir günde bana yüz sala vat okursa.. Yüce Allah, o gün, onun yüz ihtiyacını giderir. Bunların yetmişi, âhiret ihtiyacıdır, otu­za da dünya ihtiyacı..»
Resulüllah efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyur­muştur :
—  «Bir kimse, bana salâvat okumayı unutursa, cennet yolunu yitir­miş sayılır.»
Allah, ona salât ve selâm eylesin.
Metne devam edelim :
Salât ve selâm sana, ey Allah'ın Resulü (essalâtü vesselâmü aleyke ya Resulellah).
Salât ve selâm sana, ey Allah'ın sevgilisi (essalâtü vesselâmü aleyke ya habibellah).
Salât ve selâm sana, ey Allah'ın dostu (essalâtü vesselâmü aleyke ya halilellah).
Salât ve selâm sana, ey Allah'ın Peygamberi., (essalâtü vesselâmü aleyke ya nebiyyellah).
Salât ve selâm sana, ey Allah'ın seçkin kulu (essalâtü vesselam aley­ke ya sahiyyellah).
Salât ve selâm sana, ey Allah'ın yarattıklarının hayırlısı (essalâtü vesselâmü aleyke ya hayre halkıllah).
Salât ve selâm sana ey Allah'ın tercih ettiği (essalâtü vesselâmü aley­ke ya men'ihtarehüllah).





Allah, bize yeter; her işimize yetişir (hasbünellahü ve kefa).
Allah, zatına yakaranın yakarışını duyar; Allah'tan başka el açıp dilek sunulacak bir makam yok ki.. Bir kimse, Allah'a tutunursa hayat bulur. (Semiallâhü limen dea, leyse veraellahi'l - münteha, meni'tesame billahi yahya).
Şerh :
Yani: Allah yolunu tutan kurtulur.
Metne devam- edelim :
Devamlı merhametli ve keremli bir Rab olan Yüce Zat, noksan sı­fatlardan münezzehtir (Sübhane men lemyezel rabben rahiymen ve lâ yezalü kerimen).
Allah'tan başka ilâh yoktur; Halimdir, Kerim'dir (lâ ilahe illallâh'ül-kerimü).
Şerh :
Metinde geçen, iki güzel ismin geniş açıklaması, daha önce geçti; bu­rada kısa mana verelim:
Haliym : Birden yakalamaz, zaman tanır; sonunu iyiye vardırır.
Keriym : İyiliği ikramı bol..
Metne devam edelim :
Allah, noksan sıfatlarda nmünezzehtir, Allah Yüce'dir, uğuru bere­keti çoktur (Sübhanellâhi ve tebarekellâhü).
Yedi kat semanın Rabbı, büyük arşın Rabbı; âlemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun. (rabb'ül - semavati's - seb'î ve rabb'ül - arş'il - aziymi vel-hamdü lillâhi rabb'il - âlemiyne).
Şerh :
ÂLEM
Metinde geçen :
— Âlem..             
Tabiri üzerinde biraz duralım. Yüce Hakkın zatından başka her ne varsa, hepsine :
—  Âlem..
îsmi verilir ki; hepsi de Yüce Hakkın varlığına, birliğine delildir. Aynı zamanda bu isim, Yüce Allah'ın yarattığı cinsi değişik şeylere veri­lir : Eflâk, anasır, bitki, hayvan hep birer âlemin adıdır. Bu manadaki de­ğişik görüşleri aşağıya alıyoruz :
Demişlerdir ki:
—  Yüce Allah'ın bin âlemi vardır; bunların altı yüzü denizde, dört yüzü de karadadır.
Vehb b. Münebbih'in şöyle dediği anlatılmıştır :
—  On sekiz bin âlem vardır; dünya, on sekiz bir âlemden biridir. Demişlerdir ki :
—  Kırk bin âlem vardır; dünya, doğusundan batısına kadar tek âlem­dir.
Demişlerdir ki :
—  Seksen bin âlem vardır; kırk bini denizde, kırk bini de karadadır. Demişlerdir ki :
—  Yüz bin âlem vardır; bu manada gelen bir rivayet de şöyledir :
—  Yüce Allah, yüz bin kandil yarattı. O kandillerin hepsini büyük ar­şa astı. Yerlerde ve göklerde bulunan, tüm yaratılmışlar, hatta cennet, cehennem dahi tüm olarak, bir kandildedir. Diğer kandillerde bulunan ya­ratılmışları, Allah'tan başkası bilmez.
Kâab'el-Ahbar şöyle dedi:
— Âlemlerin sayılarını sayıp tüketmek mümkün değildir. Çünkü, Allah-ü Taâlâ, Müddessir suresinin 31. âyetinde şöyle buyurdu :
—  «Rabbın ordusunu, ancak kendisi bilir.»
Metne devam edelim :
Allah'tan başka ilâh yoktur; birdir, ortağı yoktur; Vahid, Ehad, Sa­med, Ferd, Vitr, Hayy, Kayyum sıfatlarının sahibi, sürekli ve sonu olma­yan ilâhtır.
(Lâ ilahe illallâhü vahdehu lâ şerike lehu ilahen vahiden, ehaden, sa­meden, ferden, vitren, hayyen, kayyumen daimen, ebeden.)
Bu cümlede geçen güzel isimlerin manaları, daha önce anlatıldı; onun burada tekrar anlatılmayacaktır.    
Metne devam edelim :
Kadın tutmamıştır, oğul edinmemiştir. Mülkünde onun bir ortağı yoktur. Düşüklükten yana bir yandaşı yoktur. (Lemyettehiz sahibeten ve lâveleden ve lem yekûn şeriykün fil-mülki ve lem yekun lehu veliyyün min'-az-zülli).
Ona tam manası ile tazim eyle (ve kebbirbü tekbiren).
Allah, en büyüktür. (Allahü ekberü).
Şerh :
îmam-ı Gazali, Kimya-i Saadet, adlı kitabının başında şöyle demiştir :
—  Allah, en büyüktür.. Demenin manası şudur :
—  Allah, o kadar yüce o kadar büyüktür ki; insan, onu akıl ölçüsü ile takdir edip bilemez.                                       
Metne devam edelim :
Dinimiz için, Allah bize yeter. Dünyamız için, Allah bize yeter, önem­li işlerimizde, gamlı kederli hallerimizde Allah bize yeter. Bize saldırıya geçenler hakkında Allah bize yeter. Bize hased edenler için, Allah bize yeter. Bize kötülükle yaklaşanlar için Allah bize yeter, ölüm zamanı Al­lah bize yeter. Kabre konulduğumuz zaman; Allah bize yeter. Sorgu - sual esnasında Allah bize yeter. Ettiğimizin hesabını verme sırasında Allah bize yeter. Amellerimizin tartıya çekildiği sırada Allah bize yeter. Sırattan geçerken, Allah bize yeter. Cennet yanında, cehennem yanında Allah bize yeter. Yüce Allah'ın huzuruna kavuşma sırasında, Allah bize yeter.
(Hasbünellâhü lidinina. Hasbünellâhü lidünyüna, Hasbünellâhü lima ehemmena. Hasbünellâhü limen beğa aleyna. Hasbünllâhü limen hasede­na. Hasbünellâhü limen kâdena bisuin. Hasbünellâhü ind'el-mevti. Has­bünellâhü ind'el-kabri. Hasbünellâhü ind'el-mesaili. Hasbünellâhü ind'el­hesabi. Hasbünellâhü ind'el-mizani, Hasbünellâhü ind'es-sıratı. Hasbünel­lâhü ind'el-Cenneti ven-nari. Hasbünellâhü ind'el-likai.)
Şerh :
Allah, kendilerine rahmet eylesin, Ehl-i Sünnet vel-Cemaat ile, Allah sırlarının kudsiyetini artırsın tarikat meşayihi, şu mana üzerinde görüş birliğine varmışlardır :                                                                           
—  Bir kimse, imanla giderse, mutlaka cennete girecektir; ya hiç azap görmeden, ya da günahı kadar azap gördükten sonra..
Şu mana üzerinde dahi görüş birliğine varmışlardır :
—  Cennetteki her mümin, Yüce Sübhan Hakkı baş gözü ile görecek­tir; ister dünyada iken müşahede mertebesine erişsin; isterse erişmesin.
Yüce Hakkı, öbür âlemde görmek üzerine kesin delil olarak, Kur'an âyetleri, hadis-i şerifler çoktur.
Allah-ü Taâlâ, Kıyamet suresinin 22. 23. âyetlerinde şöyle buyurdu :
—  «Bazı yüzler vardır ki, o gün, tör ü tazedir; Rablarına bakacak­lar.»
Bu âyet-i kerimenin Arapça aslında, bakmaya (İLÂ) edatı ile işa­ret edilmiştir. Bunun ifade ettiği manaya göre :
—  Yüce Allah'ı görmek..
Şeklinde bir mana çıkarmak vaciptir. Daha açık olarak, üstteki ma­na bir. gerçek olur.
Yine bu. âyet-i kerimeden, şöyle bir mana dahi çıkarmak mümkündür :
—  Orada, Yüce Yaratıcıyı görecekler, bakacaklar. O güzel yüzü gör­me şerefine nail olur, Allah'ın cemalini mütalaaya dalarlar. Onun zatın­dan başka her şeyi bırakır, hiç bir şeye iltifat edip bakmazlar.
Allah-ü Taâlâ, Muttafifiyn suresinin 15. âyetinde şöyle buyurdu :
—  «Hiç de sandıkları gibi değil; onlar o günde Rablarından perdeli kalırlar.»
Bu âyet-i kerimenin delâletine göre, Yüce Hakkı sadece müminler gö­receklerdir; aksi halde, kâfirlerin perdeli kalacakları bildirilmezdi.
Buharî Sahih'inde, Cerir b. Abdillah'tan alınan bir hadis-i şerif vardır; Allah ondan razı olsun.
Şöyle anlattı :
—  Mehtaplı bir gece idi. Resulüllah'ın meclisinde oturduk; Allah ona salât ve selâm eylesin. Aya baktı; şöyle buyurdu :
—  «Bu aya nasıl bakıp görüyorsanız, öbür âlemde Yüce Rabbınıza bakıp aynı açıklıkta, hatta daha açık göreceksiniz.»
Mevlâna, Sa'deddin Taftazanî, Akaid şerhinde şöyle yazmıştır :
—  Bu hadis-i şerif, sahihtir; ashaptan yirmi bir kişi rivayet etmiştir; Allah onlardan razı olsun.
Metne devam edelim :
Allah bana yeter; öyle bir zattır ki, ondan başka ilâh yoktur. Ona te­vekkül ederim; ona dönerim. (Hasbiyellâhüllezi lâ ilahe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve ileyhi üniybü).
Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; Allah o kadar büyük ki (lâ ilahe illallâhü sübhanellâhi maazamellâhü)..
Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; Allah o kadar halimdir ki (lâ ilahe illallâhü sübhanellâhi ma ahlemel­lahü).
Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; Allah o kadar ikramlıdır ki (lâ ilahe illallâhü sübhanellâhi maekremellâ­hü)..
Allah, o kadar büyük, o kadar keremli, o kadar halim ki (maa'za­mellâhü maahlemellahü maekremellahü)..
Allah'tan başka ilâh yoktur, birdir, ortağı yoktur; Muhammed Al­lah'ın Resulüdür (lâ ilahe illallâhü vahdehu lâ şerike lehu Muhamme­dün Resulüllah).
Allahım, Muhammed'e salât eyle, onu ananlar andıkça; Allahım, Mu­hammed'e salât ve selâm eyle, gafiller, onu anmaktan gafil kaldıkça (Al-lâhümme salli alâ Muhammedin küllema zekereh'üz-zakirune, Allâhümme salli alâ Muhammedin küllema gafele an zâkrih'il-gafilune).
Şerh :
SALÂVAT OKUMAK
—  Muhammed, Allah'ın Resulüdür.. Dedikten sonra :
—  Allahım, Muhammed'e salât eyle..
Şeklinde salât okunmuştur. Bunun sebebine gelince; şöyle anlatılmış­tır :
—  Resulüllah efendimizin adı anıldığı zaman, ona salâvat okumayan­lar hakkında, çok sert ceza haberi gelmiştir. Onlardan biri, Resulüllah efendimizin şu hadis-i şerifidir :




—  «Yanında anıldığım halde, bana salâvat okumayan adamın burnu
yere sürtülsün.»
i Ebüssuud Efendi ; Azhab suresinin 56. âyetinde buyurulan :
—  «Allah ve melekleri, Peygambere salâvat okurlar.»
Manayı açıklarken, şöyle anlatmıştır :
—  Rivayet edildiğine göre, Resulüllah şöyle buyurmuştur; Allah ona salât ve selâm eylesin :
—  «Allah, benim için iki melek tayin etmiştir. Bir Müslüman'ın ya­nında anıldığımda bana salâvat okuduğu zaman, o kimseye şöyle derler :
—  Allah seni bağışlasın.
Allah-ü Taâlâ ile melekleri dahi, o iki meleğin duası üzerine şöyle söylerler :
—  Âmin !.'
Yine bir Müslüman'ın yanında anıldığım zaman, bana salâvat oku­maz ise, o iki melek ona şöyle derler :
—  Allah seni bağışlamasın.
Allah-ü Taâlâ ile melekleri dahi, o iki meleğe cevab olarak şöyle söylerler :
—  Âmin!.»
Şunu da bilmek gerekir ki; Ahzab suresinin 56. âyetinde buyurulan :
—  «Allah ve melekleri, Peygamber'e salâvat okurlar. Ey iman eden­ler, siz de ona salâvat okuyun; tam manası ile selâm verin..»
Emir gereğince, Resulüllah'a salâvat okumak ittifakla vaciptir. An­cak, bunun mikdarı üzerinde değişik görüşler ileri sürülmüştür.
Denilmiştir ki : .
—  ömürde bir kere salâvat okumak vaciptir: Demişlerdir ki :
—  Resulüllah'ın adı, bir mecliste nekadar anılırsa anılsın, o meclis­te bir kere salâvat okumak vaciptir. Tıpkı, tilâvet secdesi, aksırana rah­met dilemek gibi.. Bir mecliste nekadar secde âyeti okunursa okunsun; bir kere secde etmek yeterlidir. Bir kimse, nekadar aksırırsa aksırsın; bir kere ona:
—  Allah sana rahmet eylesin. Demek de yeterlidir.
Bazıları da şöyle demiştir :
— Resulüllah efendimizin adı her anıldıkta, salâvat okumak vaciptir.
Mecmaul-Bahreyn'de, îbn-i Malik Serahsî'nin şöyle dediği anlatıl­mıştır :
— Resulüllah efendimizin her adı geçtikçe, salâvat okumak müsta­haptir. Tercihli görüş budur; fetva da buna göredir. Allah ona salât ve selâm eylesin.
Metne devam edelim :
Rab olarak, Allah'tan; din olarak, islâm'dan; Nebi ve Resul olarak, Muhammed'den hoşnuduz; Allah ona salât ve selâm eylesin. (Radıyna billahi Rabben ve bil - İslâmi dinen ve bi Muhammedin sallâllâhü aleyhi ve selleme nebiyyen ve resulâ).
Tirmizı'nin Sünen'înde, Resulüllah'ın şöyle buyurduğu anlatılmıştır; Allah ona salât ve selâm eylesin :
—  «Müslüman bir kul, sabaha erdiği akşamı ettiği zaman, üç kere :
—  Rab olarak, Allah'tan; din olarak, İslâm'dan; Nebi olarak, Mu­hammed'den hoşnudum..
Diyerek okursa., kıyamet günü, o kimseden hoşnut olmak, Allah'a hak olur.»
Müslim'in, Sahih, eserinde ise, şöyle bir hadis-i şerif gelmiştir :
—  «Rab olarak, Allah'tan; din olarak, İslâm'dan; Resul olarak, Mu­hammed'den hoşnud olan, imanın tadını tadar.»
Üstteki hadis-i şeriflerin birinde, Resulüllah efendimiz için :
—  «Nebi..» Diğerinde ise :
—  «Resul..»
Tabiri gelmiştir; her ikisi de, dilimizde :
—  Peygamber..
Demeğe gelir ki, metinde ikisi birarada gelmiştir; yani: Vird met­ninde..

Metne devam edelim :
Önder olarak, Kur'an'dan; kıble olarak, Kabe'den; farz olarak, na­mazdan, oruçtan, zekattan, hacdan; erkek kardeş olarak, erkek mümin­lerden; kız kardeş olarak, kadın müminlerden; imamlar olarak, Sıddık'­tan, Faruk'tan, Zinnereyn'den, Mürtaza'dan hoşnuduz.
(Ve bil-kur'ani imamen ve bil-kâbeti kıbleten ve bissalâti ves-savmi vez-zekâti vel-hacci fariyzaten ve bil-mü'miniyne ihvanen ve bil-mü'mi­nati ahavatin ve bis-sıddıykı vel-farukı ve zin-nureyni vel-mürtaza eim­meten.)

SIDDIK - FARUK - ZÎNNUREYN - MURTAZA
Metnin son cümlesinde, dört halifeye lakapları ile işaret edilmiştir; lakapları hizasında isimlerinin de bilinmesi için sunalım :
S ı d d ı k : Hazret-i Ebu Bekir.. Faruk : Hazret-i Ömer.. Zinnureyn : Hazret-i Osman.. M ü r t a z a : Hazret-i Ali..
Allah, hepsinden de razı olsun.
Şimdi, bu lakapların ifade ettiği manaların ve bu lakapların, kendi­lerine verilmesinin sebebi üzerinde biraz duralım.
—  Sıddıyk..
Lakabı, kelime olarak, üç manaya gelir :
a)     Son derece doğru söyleyen..
Üstteki mana, Tac'ül-Esami'de açık olarak anlatılmıştır. Yusuf su­resinin 46. âyetinde geçen :
—  «Sıddıyk..»
Lafzı da, bu yolda açıklanmıştır.
b)     Yaptığı işle birlikte sözünü de gerçek eden..
c)     Gerçeği anlayan ve onu daima tasdik eden..
Son iki mana, Cevheri Sahhah'ında geçer.
Birinci mana nazara alınınca, Hazret-i Ebu Bekir hakkında şöyle bir hükme varabiliriz : Son derece doğru sözlü idi..   
Bu manada şöyle anlatmışlardır :
—  Hazret-i Ali, kendisine bir hadis-i şerif anlatıldığı zaman, anla­tana yemin ettirmeden doğruluğunu kabul etmezdi. Ancak, Hazret-i Ebu Bekir müstesna; nasıl anlatırsa anlatsın, ne anlatırsa anlatsın, gerçek olarak kabul ederdi.
İkinci mana nazara alındığı zaman, şöyle diyebiliriz :
—  Hazret-i Ebu Bekir neyi söylemiş ve neyi iddia etmiş ise; gerçek­ten o dediğini yapmış ve sözü ile işini biraraya getirmiştir.
Üçüncü mana olarak anlatılan :
—  Gerçeği anlayan ve daima tasdik eden..
Cümlesine gelince, bunu da ona yakıştırabiliriz, Onun bu daimî tasdiki, Resulüllah efendimizin şanında idi; Allah ona salât ve selâm eylesin. Bu manada bir rivayet şöyle anlatıldı:
—  Resulüllah efendimiz miraca çıktı; Allah ona salât ve selâm ey­lesin. Aynı gecenin sabahında şöyle anlattı :
—  «Bu gece, Mekke-i Mükerreme'den Beyt-i Makdis'e gittim.»
Daha sonra, miracını anlatarak şöyle devam buyurdu :
—  «Orada, peygamberlerin ruhlarına imam oldum; iki rikât namaz kıldım.
Bundan sonra, arştan öteye yükseldim; Yüce Rab ile şu kadar söy­leştim. Yüce Rabbım dahi, ümmetime, bir gün ve bir gecede elli vakit na­mazı farz kıldı.
Döndüğümde, semada Hazret-i Musa'yı gördüm; durumu anlattığım zaman bana şöyle dedi:
—  Geri dön, hafifletmeyi dile; ümmetin gücü buna yetmez.
Dönüp Yüce Rabba geldiğim zaman, bana on vakti bağışladı. Hazret-i Musa'nın yanına geldiğim zaman :
—  Bu da çoktur, ümmetin buna da dayanamaz; git, daha indirilme­sini iste.
Tekrar Yüce Rabba gittim, on vakit daha bağışladı.
Böylece, dört kere gidip geldim; kırk vakit bağışlandı. Sonunda Haz­ret-i Musa'ya geldim, şöyle dedi:
—  Bu kalan on vakit de çoktur; yine hafifletilmesini dile..
 Tekrar dönüp Yüce Rabba gittim; beş vakit üzerinde karar kılındı.
Bundan sonra, yine Beyt-i Makdis geldim; aynı gece, Mekke-i Mü-kerreme'ye döndüm.»
Bu gidip gelme işi, çok kısa bir zaman içinde olmuştu. Hatta bu ma­nada denilmiştir ki :
—  Dönüp geldiği zaman, yatağı henüz soğumamıştı; sıcaktı. Gittiği zaman, eteği ibriğe dokunmuş, devrilmiş, suyu dökülmeye başlamıştı; dö­nüşünde henüz ondaki su dökülmeye devam ediyordu.
Kâfirler, bu miraç durumunu duydukları zaman, inkâr ettiler; akla yatkın bir şey bulmadılar. Dediler ki:
—  Şimdi Ebu Bekir'e bununla sustururuz.
Hemen Ebu Bekir'in yanına gittiler ve şöyle dediler :
—  Duydun mu,, senin arkadaşın nasıl olmaz bir iş iddia ediyor?. Di­yor ki :
—  «Bu gece arşa gittim, geldim.»
Bunu duyan Hazret-i Ebu Bekir, ne durdu, ne tereddüd etti; doğru­ladı, kabul etti ve şöyle dedi:
—  Eğer bunu o söylediyse, doğru söylemiştir; ondan yalan söz çık­maz.
işte, Hazret-i Ebu Bekir'e:
—  S ıddık..
Denilmesi, bu manalara dayanır; Allah ondan razı olsun. Gelelim, Hazret-i Ömer'e :
— Faruk.. .
Lakabının verilmesindeki manaya.. Allah ondan razı olsun. Şöyle anlatıldı:
—  Bir münafıkla bir Yahudi arasında, dava konusu bir mesele oldu.
Yahudi, dava konusu meseleyi, Resulüllah efendimizin meclisine ge­tirmek istedi; Allah ona salât ve selâm eylesin.
Münafık ise, münafıkların başkanı Kâab'el-Eşref'e götürmek istedi.
Miftah'ül - Kulûb — Gönüller Açan Kitap, F. : 41
     
Sonunda, Resulüllah efendimize geldiler; Allah onâ salât ve selâm eylesin, Yahudi'nin lehine hükmetti.
Münafık, bu hükme razı olmadı; Yahudi'yi alıp Hazret-i Ömer'in hu­zuruna getirdi.
Yahudi durumu olduğu gibi anlattı; verilen hükme münafığın razı olmadığını da söyledi.
Hazret-i Ömer, münafıka sordu :
—  Durum, bu Yahudi'nin dediği gibi midir?. Münafık şöyle dedi :
—  Evet öyledir. Ama ben Peygamber'in hükmüne razı olmadım; geldim ki, sen hüküm veresin.
Bunun üzerine, Hazret-i Ömer şöyle dedi :
—  Siz yerinizde durun; şimdi gelir sizin için hüküm veririm.
Hemen evine gitti; eğri bir kılıç alıp geldi; münafıkın boynunu vur­du. Sonra da şöyle dedi :
—  İşte, Allah Resulünün hükmüne razı olmayan hakkında böyle hükmederim.
Hemen Cebrail aleyhisselâm geldi; Nisa suresinin 60 âyetini getirdi :
—  «Hele şunlara bir bak; sana gelenlere ve senden önce gelenlere iman ettiklerini söylemelerine rağmen, putu hakem tayin etmek istiyor­lar; halbuki onu inkâr emri almışlardır.»         
Metinde :
— «Put..»
Manasını verdiğimiz lafzın aslı T a ğ u t olup bundan murad Kâab'el­Eşref, olduğu tefsircilerin yorumudur.
işbu durumdan ötürü :
—  Faruk (hakla batılı ayıran)..
Hazret-i Ömer'e nam oldu.. Allah ondan razı olsun.. Gelelim, Hazret-i Osman'a :
—  Zinnureyn..
Lakabının verilmesindeki sebebine.. Şöyle anlatıldı :
— Hazret-i Osman, Resulüllah efendimizin iki kızı ile evlendi, önce Rukıye ile evlendi; o öldükten sonra da, Ümmülgülsum ile evlendi. Üm­mülgülsum da vefat ettikten sonra Resulüllah efendimiz şöyle buyurdu :
.— «Üçüncü bir kızım daha yanımda olsaydı, onu da sana nikâhlar­dım.»
Allah-ü Taâlâ, Resulüllah efendimize salât ve selâm eylesin; Haz-ert-i Osman'dan ve Rukıye'den, Ummülgülsum'dan razı olsun.
Metne devam edelim ;
Önder olarak diğer ashaba razıyız; Allah onlardan razı olsun (ve bisair'is-sahabeti rıdvan'ül-lâhi taâlâ aleyhim ecmaine kudveten).
Şerh :
Ashabın tamamı birer önderdir; her biri bir adalet timsalidir. Bu manada, Resulüllah efendimiz şöyle buyurmuştur :
—  «Ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyacak olsanız, hi­dayeti bulursunuz..»
Metne devam edelim :
Yüce Allah'ın helâline razıyız, ona göre hesab olunacaktır; Allah'ın haram kıldığı hususlardan dahi razıyız, ona göre azab olunacaktır (ve bi-helâlillâhi Taâlâ helâlen ve bihi hisaben ve biharamillâhi taâlâ ve bihi azaben).
Sevab olarak cennete, azab olarak cehenneme razıyız (ve bil-cenneti sevaben ve bin-nari azaben).
Merhaba merhaba (merhaben merhaben).
Şerh: MERHABA Denilmiştir ki :
—  Merhaba..
Kelimesi, karşıdaki kimseye ikram babında söylenir. Bir manası ile şöyle demektir :
—  Güzel, geniş, rahat yere hoş geldin..
 
Bazı lügat kitaplarında ise, şöyle bir mana verilmiştir :
—  Rahatlık, genişlik, hoşluk senin içindir..
Resulüllah efendimize dahi, miraca çıktığı gece, sema kapılarına ba­kan meleklerin :
—  Merhaba, bu ne güzel geliş..
Dedikleri, hadis-i şeriflerle sabittir.
Metne devam edelim :                         
Yeni erdiğimiz sabaha, mutlu güne; iki keremli, yazıcı, şahid, adil yazıcı meleğe.. Allah, sizi saygılı yaşatsın. (Bis-sabah'il-cedidi ve bil-yevm' is-saidi ve bil-melekeyn'il-kirameyn'il-kâtibeyn'iş-şahideyn'il-adileyni hay­yakümellâhü taâlâ.)
Bu günümüzün ilkinde, amel defterlerimizin başına şunu yazın :
—  Rahman rahim Allah'ın adı ile..
(Figurreti yevmina haza'ktübna fievveli sahifetina hazihi bismillah'ir-rahnıan'ir-rahim..)
Şahid olunuz :
—  Allah'tan başka ilâh yoktur, birdir, ortağı yoktur.. Diyerek şehadet ediyoruz. Yine şehadet ediyoruz :
—  Muhammed Allah'ın kulu ve Resulüdür.
(Veşheda bienna neşhedü en lâ ilahe illallâhü vahdehu lâşerike lehu ve neşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh.)
Şerh:
Yahudiler dediler ki :
—  Üzeyr, Allah'ın oğuldur. Hıristiyanlar da dediler ki :
—  İsa Allah'ın oğludur. Biz, bu görüşe katılmıyoruz; Resulüllah efendimiz hakkında da, öyle yersiz bir itikad beslemiyoruz.
Allah-ü Taâlâ, müşriklerin katma sözlerinden yana yüce, münezzehtir.




Salât ve selâm sana, ey Allah'ın elci olarak gönderdiği (esselâtü vesselâmü aleyke ya men erselehüllah).
Salât ve selâm sana, ey Allah'ın değerlendirip ağırlık verdiği (esse­lâtü vesselâmü aleyke ya men zeyyenehüllah).
Salât ve selâm sana, ey Allah'ın keremler eylediği (essalâtü vesselâ­mü aleyke ya men kerremehüllah).
Salât ve selâm sana, ey Allah'ın muazzam eylediği (essalâtü vessa­lâmü aleyke ya men azzamehüllah).
Salât ve selâm sana, ey resullerin efendisi (essalâtü vesselâmü aley­ke ya seyyid el-mürselin).
Salât ve selâm sana, ey müttakiler imamı (essalâta vesselâmü aley­ke ya imam'el-müttakin).
Şerh :
muttaki
Muttaki, şu demeğe gelir :
— Hemen her kötülükten sakınan, çekinen, Yüce Allah'tan korkan..
Metne devam edelim :
Salât ve selâm sana, ey nebilerin sonuncusu (essalâtü vesselâmü aleyke ya hatem'en-nebiyyin).
Salât ve selâm sana, ey günahkârların şefaatçisi (essalâtü vesselâmü aleyke ya şefialmüznibin).
Salât ve selâm sana, ey âlemlerin Rabbının elçisi (essalâtü vesselâmü aleyke ya resule rabb'il-âlemin).
Allah'ın, meleklerinin, nebilerinin, resullerinin, arşı taşıyan melekle­rinin, tüm yarattıklarının salâtları efendimiz Muhammed'in, âlinin ve as­habının üzerine olsun. Efendimiz Muhammed'e, âline ve ashabına selâm olsun; keza, Allah'ın rahmeti ve bereketleri de..
(Salâvatüllâhi ve melâiketihi ve enbiyaihi ve rüsülihi ve hameleti ar­şihi ve cemii halkıhi alâ seyyedina Muhammedin ve alâ âlihi ve ashabihi aleyhi ve aleyhim'üs - selâmü ve rahmetüllahi ve berekâtüh..)
Allahım, ilk yaratılanlar arasında efendimiz, peygamberimiz Muhammed'e salât eyle (Allahümme salli alâ seyyidina ve nebiyyina Muhamme­din fil-evvelin).
Son yaratılacaklar arasında efendimiz, peygamberimiz Muhammed'e salât eyle (ve salli alâ seyyidina ve nebiyyine Muhammedin fil'ahirin).
Efendimiz, peygamberimiz Muhammed'e, mele-i âlâda taa, kıyamet gününe kadar salât eyle (ve salli alâ seyyidina ve nebiyyina Muhammedin fimele'il-a'lâ ilâ yevm'id-din).
Şerh :
MELE-Î ALA
Bu metinde geçen :
—  Mele-i âlâ..
Tabiri ile, Yüce Hak katında çok değerli bir topluluk anlatılır, makam­ları üstündür.
Denilmiştir ki:
—  Bir kimse, bu salâvatı okursa., okuduğu andan itibaren, kendisinin amel defterine kıyamete kadar sevap yazılır.
Sebebine gelince, müminlerin Resulüllah efendimiz hakkındaki duası geri çevrilmez.
Metne devam edelim :
Efendimiz peygamberimiz Muhammed'e hemen her vakitte ve her zamanda salât eyle (ve salli alâ seyidina ve nabiyyîna Muhammedin fi külli vaktin ve hin).
Şerh :
Bu salâvatı okumanın sevabı üzerine şöyle denildi :
—  Bu salâvatı okuyan kimsenin amel defterine hemen her zaman se­vap yazılır.
Bir mümin kul, bu salâvatı okuduktan sonra sussa ve ondan sonra hiç bir salâvat okumasa, devamlı salâvat okumuş gibi sevab alır.
Bir kimse, bu salâvatı okuyup da ölse, kabirde yattığı yerde, taa, kıyamete kadar ve ondan sonra devamlı salâvat okumuş gibi sevab alır.
Metne devam edelim :



HELIX_NO_MODULE_OFFCANVAS

Free Joomla! template by L.THEME