Miftahulkulub

4. KISIM


III. BÖLÜM

Rahman Rahim Allah'ın adı ile..
Büyük Allah'tan bağışlanmamı dilerini (estağfirüllah'el - azim).
Şerh:
İSTİĞFAR
Bu istiğfar üç kere tekrar edilir.
Bu istiğfarın daha açık manası şudur :
—  Azamet sahibi Yüce Allah'tan günahlarımı örtmesini dilerim. Dün­yada ve âhirette günahlarımı hiç kimseye açmamasını isterim.
Şu mana da gizli kalmamalıdır ki; zahir, umum halkın ettiği istiğ­far, günahlarının kapatılması talebi yolundadır.
Kâmil zatlara gelince, onların talebi bir başkadır. Bunlar, istiğfar etmekle dilerler ki: Müşahede gözlerinde, ne kendi varlıkları kala; ne de dığer eşyanın varlığı.. Böyle olunca, mana yolu ile Yüce Hak bilinir; Yüce Hakkın zatından gayrı şeyler de silinir.
Bir şiir :
Yüce Allah'ın zatından gayrı görmek günah; Günah türüdür bunun için estağfirullah..
Üstteki manaya göre, Hak yolcusu bir salik :
—  Estağfirüllah..
Dediği zaman, manası şu demeğe gelir :
—  Yüce Sübhan Allah'tan dilerim ki, kendı varlığımı ve eşyanın varlığını gözümden kapaya.. Böylece, müşahede gözümde zatından baş­kası kalmaya..

Hakikat ehline göre; beşeriyet varlığını görmek, Yüce Hakkın var­lığına dalmaya engel olur, aynı zamanda büyük günahtır. Nitekim, bu manada gelen bir hadis-i şerif şöyledir :
—  «Varlığın öyle bir günahtır ki, hiç bir günah onunla kıyas olu­namaz.»
Burada, şöyle bir soru sorulabilir :
—  Estağfirüllah.
Kelimesi, gelecek zamana alt bir ölçü içinde gelmiştir. Bunun ma­nası ise şudur :
—  Gelecek zamanda istiğfar ederim.
Böyle bir mana da, buraya uygun düşmez. O halde, bu türlü bir laf­zın burada tercih edilmesinin sebebi nedir?.
Bunun için şu cevabı veririz :
—  Bu makamda, o lafız için murad olan mana, devamlılık ve yeni yeni istiğfardır; şu demeğe gelir:
—  Hemen her zaman, her saat günahlarımın bağışlanmasını dilerim.
Böyle bir mana da, ancak gelecek zamanın ifadesini anlatan muzari sıgası ile olur.
Burada, şöyle bir soru daha sorulabilir :
—  Bu lafzın ifadesinde bulunan esas mana, mağfiret talebidır. Bu da, şu cümle ile anlatılabilir :
—  Allahım, beni bağışla..
Nitekim, bazı istiğfar edilen yerlerde öyle gelmiştir. Böylesi daha yerinde olur ki, öbüründen böyle bir mana çıkmaz.
Bunun için verilecek cevap şudur :
—  Beni bağışla..
Cümlesi, Arap dılinde emir sığası ile gelmektedir. Bâzan, böyle bir emir sığası ile gelen lafızlardan üstünlük kokusu gelir. Üstünlük kokusu ise, bir kulun haline uygun düşmez. Böyle bir üstünlük kokusunun or­taya çıkmaması için, emir lafzı kullanılmadı; mağfiret talebinden haber sunuldu.. Büyükler katında ise, sadece talebi ve ihtiyacı arz etmek yeterlidır. İhtiyacın giderilmesi için de, talep yeterlidır; emir gerekmez, aynı zamanda yeri değildir.
Bu istiğfarın üç kere söylenmesinin sebebine gelince.. Müslim şerhin­de şöyle anlatıldı :
Resulüllah efendimiz namazı tamamlayıp selâm verdikten sonra, üç kere şöyle istiğfar ederdi:                                       .               ,
—  «Allah'tan bağışlanmamı dilerim (Estağfirullah)..»
Bundan başka, duâ talebinde tekrar ve tekrarda aşırılık iyi sayıl­mıştır. İki kere istiğfar etmekle de gaye hâsıl olur; ama tekle tamam­lamak daha yerindedir. Buharî Sarih'inde gelen bir rivayete göre, Resu­lüllah efendimiz şöyle buyurmuştur :
—  «Allah tektir, teki sever.»
Sayı tekrarında ilk tek ise, üçtür. Bu kadar aşırılık yeter, ama tam olması, yetmişe kadardır.
Metne devam edelim :
Öyle büyüktür ki, ondan başka ilâh yoktur; Hayy Kayyum'dur (el-lezi lâ ilahe hüv'el - hayy'ül -kayyum).
Şerh :
İLAH
Metinde geçen, bazı lafızların manası şöyledir :
İlâh : Mutlaka ibadet, edilmeye Hak kazanan Yüce Allah..
Bu lafız, putlar için kullanıldığı zaman, şu demeğe gelir :
—  Hiç bir şekilde ibadet edilmeyi hak etmediği halde, tapılan putlar.. HAYY - KAYYUM
Hayy : Diri, hemen her şeyi gören ve her şeye gücü yeten..
Kayyum : . Gökleri, yeri ve her şeyi ayakta tutan..
Üstte anlatılan Hayy, Kayyum isimleri; burada son harfleri olan (YA) harfi ile (MİM) harfi üstün hareke ile okunmuştur. Çünkü, başta geçen, Allah ismi ile bağlantıları vardır. Böyle bir bağlantı ol­masaydı, ötre okunurdu. Nitekim, bu manada gelen bir hadis-i şerif şöy­ledir :                                       
—  «Kendisinden başka ilah olmayan, Hayy Kayyum Allah'tan bağışlanmamı diler, ona tevbe ederim.»
Şayet sadece metinde geçen Arapça H Ü V E lafzı ile ilgili olursa, o zaman ötre harekesi ile okunurlar-. Bu mana da, şu âyet-i kerimede var­dır :
—  «Ondan başka ilah yoktur; Aziz Hakimdir.»
Bu, Al-i İmran suresinin 6. âyetidir.
Bu manada, Seyyid Şerifin daha başka açıklaması vardır; özet ola­rak, anlattığımız gibidır.
Metne devam edelim :
Ona tevbe ederini (ve etubü ileyhi).
Şerh:
Metinde geçen :
TEVBE                                                                       .
—  T e v b e ..
Kelimesinin manası şudur : Dönmek..
Buna göre, teybe edip günahı bırakan klmse, Yüce Allah'a dönmüş olur. Masiyet işleyen kimse de, Yüce Allah'tan kaçmaktadır.
Üstteki manaya göre, şöyle demişlerdir :
—  Bir kimse, Allah'ın kullarından birinin tevbeye gelmesine sebeb olsa; kaçan kulu, Mevlâsına geri göndermiş gibi olur.
İstiğfardan sonra, tevbe edılmesinin manası ürerinde şöyle anlatıldı :
—  İstiğfar edildikten sonra günah bağışlanır; ama işlediği günah varsa, tevbe etmeyince istiğfar da etmemiş olur. Buna göre, tevbesiz is­tiğfarın da hiç bir faydası olmaz.
Özellikle Hak yolcusu salikler; tevbe ederek nefislerini masiyet iş­lerinden almazlarsa, melekût âlemi semasına ruhlar yol bulamaz.
Bazıları demiştir ki :
— İstiğfar etmek, tevbeyi de şümulünde taşır.
Buna göre, dili ile istiğfar eden kimse, gönlünde bir daha günah is­tememeyi tutmalıdır.
Bu manada, Tenbih'ül - Gafilin, adlı kitapta, şöyle anlatılmıştır :
Allah kendısine salât ve selâm eylesin; Resulullah efendimiz şöyle buyurmuştur :
—  «Dili ile istiğfar edip günah işlemekte israrla devam eden kimse, Yüce Sübhan Hak ile eğlenmiş olur.»
Böyle bir duruma düşmekten Yüce Allah'a sığınırız.
Metne devam edellm :
Allahım, sen selâmsın, selâm sendendir, selâm sana döner (Allahüm­me ent'es - selâmü ve mink'es - selâmü ve İleyke yerciüs - selâmü).
Şerh :
Metinde geçen :
SELÂM
—  Selâm..
Lafzı, aynı zamanda, Yüce Allah'ın güzel isimlerinden biridir. Metin­de geçen yerlerine göre, geniş manası ile şu demeğe gelir :
—  Allahım, sen bütün noksan sıfatlardan, tüm âfetlerden yana arın­mışsın. Yaratılmışların günahlardan, sıkıntı ve âfetlerden kurtulmaları da senin elindedir. Ne olursa olsun, bu sıfat gereğince, kim emaneten se­lâmette olursa olsun, aslı zatına hastır, zira selâm zatına dönüktür.
Kasas suresinin 88. âyetinde Duyurulan mana da bunu anlatır :
—  «Onun zatından başka her şey, helake yüz tutmuştur.»
Bazı rivayetlerde şöyle anlatıldı :
—  Bir keresinde, Cebrail aleyhisselâm, Resulüllah efendimizin mec­lisine geldi; şöyle dedi :
—  Ey Allah'ın Peygamberi, Rabbın sana selâm eder.
Bunun üzerine, Allah, kendısine salât ve selâm eylesin; Peygamber­ler Sultanı şöyle bir selâm okudu :
—  «Allahım, sen selâmsın, selâm sendendir, selâm sana döner.»
Bu manaya göre; birinci selâmia Yüce Allah'ın Selâm ismi anlatılır, ikinci ve üçüncü selâmın manaları ise, saygı ifadesidir. Bu açıklamanın manasını şöyle derleyebiliriz :
—  Allahım, sen noksan sıfatlardan münezzehsin. Bize selâmet sun­dun; biz de sana saygılarımızı sunarız. Bütün kötülükierden kurtulmak için başvurulacak makam, sadece zatındır.
■ Metne devam edelim :
Rabbımız, bizi selâmetle yaşat, bizi selâm yurduna koy (hayyina Rabbina bisselâmi ve edhilna dar'es-selâmı).
Şerh:
SELAM YURDU
Metinde geçen :
—  Selâm Yurdu..
Tabiri, Yunüs suresinin 25. -âyetinde Duyurulan manadan alınmıştır :
—  «Allah, Selâm Yurdu'na çağırır.»
Tefsirciler, burada anlatılan :
—  «Selâm Yurdu..»
Cümlesini, cennet olarak açıklamışlardır.
Bekara suresinin 25. âyetinde Duyurulan :
—  «İman edip yararlı ameller işleyenleri müjdele; onlar için cen­netler vardır.»
Mana ile, tüm cennetler anlatılmıştır; çünkü, cennet yedi tanedir.
CENNETLER
İbn-i Abbas'tan gelen bir rivayete göre cennet yedi olup sırası ile şöyledir :
1.    Firdevs cenneti..
2.    A d n cenneti..
3.    Naim cenneti..
4.    Huld cenneti..
5.    Me'va cenneti..
6.    Selâm Yurdu..
7.    İlliyyun..

Bu cennetlerin her birinde, işlenen amellerin değişik durumlarına göre; çeşitli dereceler vardır.
İbn-i Abbas'ın bir başka rivayetine göre de, S e 1 â m Yurdu, mutlak cennet olmayıp özel bir cennettir.
Üstteki manalara göre :
—  Selâm Yurdu..
Tabiri, iki tefsir arasında değişik manalarla anlatılmıştır; birbirini tutmuyor. Ama, bunun cevabını vermemiz mümkündür. Deriz ki :
—  Manalardaki ortak yanların bulunması dolayısı ile, her iki şe­kilde de kullanılabilir. Bunun için, her iki manayı da gözönünde tutmak gerekir.
Bu makamda :
—  Selâm ..
Lafzını üç şekilde anlatmışlardır; şöyleki :
a)     Selâm, Yüce Allah'ın güzel isimleri arasındadır.
b)     Masdar olma durumu ile selâm; âfetlerden, istenmeyen şeylerden, fena bulup yok olmaktan kurtulmaktır..
c)     Burada :
—  Selâm..
Lafzından murad olan mana saygıdır. Cennet için :
—  «Selâm Yurdu..»
Buyurulması da bunun içindir. Cennet ehli cennete girdikten sonra veya girerken, melekler kendilerine selâm verirler. Nitekim, Yüce Hak. Kur'an-ı Azim'de Raad suresinin 23. ve 24. âyetinde bu manayı şöyle anlattı :
—  «Melekler, onların yanına her kapıdan girerler ve şöyle derler :
—  Size selâm..»
Bu âyet-i kerimede geçen :
—  «Her kapıdan..»
Tabiri ile, oradaki kapıların çokluğu anlatılır. Bunu da şu şekilde açıklamak mümkündür :
Cennet ehlinden her birinin menzili için bir kapı vardır. Hatta cen­net ehlinden her birinin konağı için nice kapı bulunur. Zira, cennet ehli olan kimselerin saraylarının çeşitli kapıları olması ihtimal dahilindedir. Nitekim, dünya ehlinden kimselerin saray kapıları da çok olur. Melek­ler de, o cennet kapılarından girerler ve cennet ehline selâm verirler.
Anlatılandan başka, Yüce Hak dahi, lutfundan ve. bol ihsanından ötürü, cennetteki kullarına selâm verir. Ya-Sin suresinin bu manadaki 58. âyeti şöyledir :
—  «Rahim Rab'dan selâm sözü..»
Metne devam edelim :
Rabbımız uğur bereketsin, yücesin; ey celâl ve ikram sahibi (Teba­rekte Rabbena ve taaleyte ya zel-celâli vel-ikram).
Şerh :
Bu metnin daha açık manası şöyle demeğe gelebilir:
—  Rabbımız, bizim için hayrın, yararın çoktur. Hemen her şeyden üstünsün, yücesin. Yaratılmışların sıfatlarından yana arınmışsın, temiz­sin.. Mutlak bir üstünlüğe, varlığa kereme sahipsin.
Kazî Beyzavî, Rahman suresinin 26. ve 27. âyetlerinde buyurulan :
—  «Yeryüzündeki her şey fena bulacaktır; celâl ve ikram sahibi Rab­bın zatı katacaktır.»
Manayı açıklarken, üstteki görüşleri anlatmıştır.
Burada, şu hususun da açıklanması gerekir ki; yukarıda geçen : — Rabbımız uğur bereketsin, yücesin; ey celâl ve ikram sahibi.. Cümlesini okumaktan gaye, daha önce arz edilen : —Rabbımız, bizi selâmetle yaşat, bizi selâm yurduna koy.
İki duanın makbul olmasını istemektir. Kemal sıfatlarının zikri de bunun içindir.
Buna göre, daha açık mana şu olur :
—  Senin hayrın ve yararın çoktur. Hemen her şey üzerine üstün­lüğün vardır. Bize azab etmeye de ihtiyacın yoktur. Çok şümullü ihsan sahibisin.
Metne devam edelim:
Allahım, sana hamd olsun; öyle bir hamd olsun ki, nimetlerini karşılaya ve artan keremine de yete (Allahümme lek'el - hamdü hamden yü­vafi niameke ve yükâfi mezideke)..
Şerh :
Burada, nimetlere ve daha fazla ikrama eşit olacak bir hamd ol­ması isteniyor. Daha açık olarak, bu hamdı yapan şöyle demektedir :
—  Hamdimi o kadar büyük kabul eyle ki; bana verdiğin nimetleri, çok çok yapacağın ikramiara eşit gelsin ve onları karşılasın
Burada, Arapça :
—  Y ü k â f i y..
Kelimesi (FA) harfinden sonra (YA) harfi ile gelmiştir. Bazı. yerde de (FA) harfinden sonra (HEMZE) ile gelmiştir. Mana birdir, örnek­leri vardır.
Muhtar-ı Sahhah'ta (Ya) harfi ile şöyle yazılmıştır :
—  Hangi şey olursa olsun, bir şeye eşit olduğu zaman, onun kar­şılığıdır.                                                                            .
Nitekim Akika hadis-i şerifinde ise, şöyle Duyurulmuştur :
—  «İki koç, iki karşılıktır.» HAMD .
Demişlerdir ki :
—  Hamdlerin en güzeli, şu şekilde hamd etmektir :
—  Allah'a öyle bir hamd olsun ki, nimetlerini karşılasın; artan keremine de yetsin.
Yine denilmiştir ki :                                                       
— Bir kimse, hamdierin en güzelini okumaya yemin etse de, bu türlü bir hamd okusa, yemininde yalancı olmaz.
Metne devam edelim :
Zatına has hamdlerin tümü ile sana hamd ederini; onlar ister bil­diğim olsun, isterse bilmediğini.. Keza bütün nimetlerin için de sana hamd ­ederini; o nimetleri ister bileyim, ister bilmeyeyim.. Hem de her halde..
(Ahmedüke bicemii mehamidike ma alimtü minha ve ma lem a'lem ve âlâ cemii niamike külliha ma alimtü minha ve ma lem a'lem..)
Şerh :
Şu mana açıktır ki; bir kimsenin bilmediği bir hamd ile hamd et­mesi tasavvur edilemez. Ancak, bundan murad olan mana şöyle olabilir :
—  Zatına has, bütün hamdlerle sana hamd edip seni övmek istiyo­rum; hem bildiğimle hem de bilmediğimle.. Bildiklerimi de, bilmedikle­rime say..
Aynı mana, nimetler için de geçerlidir. İster sıkıntı halinde olsun, isterse genişlik halinde..
Resulüllah efendimiz, bir hadis-i şerifinde, her hal ü kârda hamd edenler için şöyle anlatmıştır :
—  «Kıyamet günü, cennete ilk girmek için davet edilecek olanlar, şunlar olacaktır ki : Darlıkta ve genişlikte Yüce Allah'a hamd ederler.»
Mesabih, adlı kitabın Mefatih, adlı şerhinde; üstteki hadis-i şerifin bir açıklaması şöyle yapıldı :
Burada geçen :
—  «Genişlik..»
Zenginliktir.. Yine burada geçen : — «Darlık..» . İse, fakirliktir. Bunlardan başka:
—  «Genişlik..»
Rahatlık, olarak açıklandığı gibi:
—  «Darlık..»
Tabiri, gam ve meşakkat için kullanılmıştır.
Metne devam edelim :
Racim şeytandan Allah'a sığınırım (Euzü billahi min'eş - şeytan'ir­racim)..
Şerh :
RACİM
Metinde geçen :
—  Racim..
Tabiri şu şekilde açıklanmıştır :
—  Kovulmuş, atılmış, sürülmüş, taşlanmış..                       
ŞEYTANIN TAŞLANMASI
Şeytanın taşlanması işi, şu şekilde açıklanmıştır :
—  Şeytan, semaya doğru yükselir. Orada, meleklerin konuştuklarını işitmek için kulak verir. Onların konuşmaları, yeryüzünde olacak işlere dairdir. İşte o anda, melekler, şeytanın üzerine yıldız atarlar; kaçırırlar,.
Mülk suresinin 5. âyetinde, bu mana şöyle anlatıldı:
—  «Gerçekten biz, semayı yıldızlarla süsledik. O yıldızlan şeytan­lara atılan taşlar eyledik; ayrıca, onlara çılgm ateş azabı hazırladık.»
Denilmiştir ki :
—  Şeytanlara atılanlar, yıldızların kendisi değil; onlardan bir pat­lamadır. Bunun için şu tabir kullanılır :
—  Şehab..
Burada, Yüce Allah'a sığınmanın sebebi, Yüce Allah'ın Nahl suresi­nin 98. 99. 100. âyetlerindeki şu emrini yerine getirmektir :
—  «Ku'ran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
Şeytanın, iman edip Rablerine tevekkül edenlere hiç bir saldırısı ola­maz.
Onun saldırısı ancak, kendisini dost tutanlaradır; bir de onu Allah'a ortak edenleredir.»                                       
Denilmiştir ki :
—  Şeytan, Yüce Hakkın dergâhında bir köpek gibidir; tanıdıklarla onun bir işi yoktur, tanımadıklarına saldırır.
Üstteki manaya göre, bir kimse :
—  Racim şeytandan Allah'a sığınırım.. Derse, şöyle demek istemiş olur :
—  Allahım, huzuruna varmak istiyorum; beni o köpeğin zararından ve saldırısından koru..
Müslim ve Buharî Sahihlerinde şöyle anlatılmıştır :
—  Allah, kendisine salât ve selâm eylesin; Resulüllah efendimiz bir kimseyi gördü. O klmse, bir başkası ile çekişiyordu; öfkesinden boyun damarları şişmişti. Ayrıca o kimsenin yüzü de kıpkırmızı olmuştu. Şöyle buyurdu :
—  «Ben bir cümle biliyorum. Bu kimse, eğer o cümleyi söyleyecek olsa., öfkesi geçer. O cümle şudur:
—  Racim şeytandan Allah'a sığınırım (euzü billahi min'eş - şeytan'ir -racim).»
Metne devam edelim :
Rahman Rahim Allah'ın adı ile (Bism'illah'ir-rahman'ir-rahiym).
ÂYET'EL - KÜRSI
Metnin bundan sonrası, Bekara suresinin 255. âyetidir ki:
—  Ayet'el - kürsî..
Diye bilinir. Devam edelim :
Allah, öyle bir Allah'tır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. O, zati ezeli ye ebedî bir hayatla diridir. Zatı ile, kemali ile kaimdir. Onu, hiç bir şekilde uyku tutmayacağı gibi, bir uyuklama hali de tutmaz. Gök­lerde ve yerde ne varsa, hepsi onundur. Onun izni olmadan, katında kim şefaat edebilir ki?. O, yarattıklarının önlerinde ve arkalarında bulunan­ları bilir. Yaratılmışlar, onun bilgisinden yana, dilediği dışında hiç bir şeyi alamazlar. Onun kürsüsü, gökleri ve yeri almıştır. Yeri ve semaları korumak onu yormaz. O, çok yüce, çok büyüktür.
(Allahü lâ ilahe illâ hüv'el - hayy'ül - kayyumü lâ te'huzühu sinetün ve lânevmün lehu ma fis - semavati ve mafil - arzi men zellezi yeşfau in­dehu illâ biiznihi ya'lemü mabeyne eydiyhim ve mahalfehüm ve lâyuhiy­tune bişey'in min ilmihi illâ bimaşae vesia kürsiyyuh'üs - semavati vel-arza ve lâyeudühu hıfzıhüma ve hüv'el - aliyy'ül - aziyim.)
Bu âyet-i kerimede geçen, bazı manaları açıklayalım.
Şerh :
İlâh : ibadet edilmeyi hak eden tek zat..
Bu kelime, putlar hakkında kullanıldığı zaman, şu mana çıkar :
—  Aciz, zavallı, elle yontulup tapılan putların; hiç bir şekilde tapıl­maya hakları olamaz..
HAYY - KAYYUM
H a y y : Diri, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten..
Kayyum : Gökleri ve yeri ayakta tutan..
Uyuklama ve uyuma, üstteki ezelî sıfatlar dolayısı ile Yüce Allah'ta olması mümkün değildir. Uyuyan ve uyuklayan neyi koruyabilir ki?. O gibi şeyler yaratılmışlara hastır.
Bu âyte-i kerime, özellikle öbür âlemdeki şefaat hakkının önemi­ni anlatır; şefaat edecek kimsenin de, Yüce Hak katındaki büyük ma­kamını dile getirir. Bilinmelidir ki: En büyük şefaat makamı, Resulül-lah efendimizindir; Allah ona salât ve selâm eylesin.
Burada geçen :
—  «Kürsü..»
Tabiri ile arş anlatılır. Buna göre, semalar ve yerler, onun arşına sığınış durumdadır. Yaratılmışların son sığınağının arş olduğu; Ta-Ha suresinin 5. âyetinde şöyle anlatıldı :
—  «Rahman, arş seviyesine geldi.»
Bilindiği gibi, Rahman ismi, daha çok yaratılmışlarla ilgilidir.
KÜRSÜ
Burada anlatılan :
—  «Kürsü..»
Tabiri ile, birçokiarına göre arş anlatılmış ise de, yine de onun üze­rinde durup değişik yorumlar yapılmıştır. Onları sırası ile ele alalım.
Demişlerdir ki :
—  «Kürsü..»
Tabiri ile üzerine oturulan bir şey anlatılır. İnsanın oturak yeri se­viyesindedir; yüksek de olabilir. Maddi manası budur; ama burada bu maddî kürsü anlatılmamıştır. Hakikatta ne kürsü var, ne de oturan.,
—  Yüce Hakkın azameti öyledir ki, onun kürsüsü olacak olsaydı; yeri ve semaları içine alacak kadar büyük olurdu..
Bazılarına göre de, bu kürsü, ilimden ibarettir. Bazıları da :
—  «Kürsü..»
Tabirini şöyle açıklamışlardır :
— Kürsü, arşın önünde duran bir cisimden ibarettir. Yeri ve sema­ları kuşatmıştır. Bu da, sekizinci felek olup onun için :
—  Burçlar feleki..
Tabir edilir. Bu cisim, gayet büyüktür. Nitekim, bu manayı Resu­lüllah efendimiz şöyle anlatmıştır :
— «Yedi kat yer, yedi kat gök; kürsü önünde ancak çöle bırakılan bir halka gibidir;»
AYET'EL - KÜRSI
Bu âyet-i kerime için, daha önce de anlatıldığı gibi :
—  Ayet'el -kürsî..
Tabir edilir ki, fazileti ve özelliği gayet çoktur. Bu manada gelen hadis-i şerifler çoktur; onların birkaçını buraya alalım:
«Bir kimse, farz namazların sonunda onu okursa, onun ruhunu biz­zat Yüce Allah alır.»
«Bir kimse, farz namazların sonunda onu okursa., cennete girmesi­ne ölümden başka bir engel yoktur. Onu okumaya, sıddık veya âbid devam eder.»
«Bir kimse, yatacağı yerde bu âyeti okursa., o kimseyi, kendi nef­sinden yana, komşularından yana, çevresindeki evlerden yana..»
Bu hadıs-i şerifin delaletine göre, bu Ayet'el - kürsî'yi okuyup yatan için artık korkulacak bir şey yoktur. Denilmiştir ki :
—  Bu âyet-i kerimeyi okumak, nazar değmesinden korur; dünyalık işlerin iyi gitmesine, rızkın ve malın bol olmasına sebeb olur.
Metne devam edelim :
Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir (Sübhanellah).
Şerh :
TEŞBİH DUASI
Bu teşbih duası, otuz üç kere okunacaktır. Metinde geçen :
—  Sübhanellah..
Kelimesinin izahı bu kitabın başında anlatıldığı için, burada anla­tılmayacaktır.
Kulun :
—  Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.
Demesinden murad, Yüce Allah'ın pâk etmek edilmesi değildir. Bun­dan hâsıl olan fayda, kula dönüktün kulu temize çıkarır. Nitekim, Müs­lim Sahih'inde Resulüllah efendimizin şöyle bir hadis-i şerifi anlatılmış­tır :
—  «Allah noksan sıfatlardan münezzehtir, Allah'a hamd olsun.. Cümlelerini okumak, yerle sema arasını doldurur.»
Yani : Sevab ve mükâfat olarak..                               
Teşbih ve hamd aynı manada ecir sevap getirirler. Nitekim, bu ma­nada, Müslim Sahih'inde gelen bir hadis-i şerif şöyledir :
—  «Allah'a hamd etmek, mizanı doldurur.»
Aynı şekilde teşbih duasının (sübhanellahın) sevabı dahi mizanı dol­durur.. Yani : Âhiretteki terazinin iyilik gözünü..
Metne devam edelim :
Allah'a hamd olsun (el-hamdü lillah).
Şerh :
Bu hamd duasını da otuz üç kere okumak gerekir.
Yüce Allah'ın bizim övgümüze ihtiyacı yoktur; bu manada Teğabün suresinin 6. âyetinde söyle anlatıldı :
—  «Allah, zaten varlıklı, zaten övgüye lâyıktır.»
Yani : Hiç kimsenin övmesine ihtiyacı yoktur.
Bu manaya göre : Yüce Allah'ı övüp hamd ederken, kendimiz için sevap kazanmış, kendimizi şereflendirmiş oluruz.
Metne devam edelim :
Allah, en büyüktür (Allahü Ekber).
Şerh:
Bu tekbir, otuz dört kere okunacaktır.
Allah, kendisinden ve babasından razı olsun, Hazret-i Ömer'in oğlu Abdullah şöyle demiştir :
—  Allah, en büyüktür.
Cümlesini okumak, sevab yönü ile yerle sema arasını doldurur.
Bu manada, Resulüllah efendimiz dahi şöyle buyurdu; Allah ona salât ve selâm eylesin :
—  «Allah'tan başka ilâh yoktur; Allah, en büyüktür.
Duası, iki cümledir. Birinin büyüklüğü için arştan başka yer yok­tur; öbürünün sevabı ise, yerle sema arasını doldurur.»
Bir kulun :
—  Allah, en büyüktür.
Diye okuması, hiç bir şeyi, Yüce Allah'a ortak edip denk tutma­maktır.
Bu cümlenin fazileti de çoktur. Beyhaki Baas-i Nüşur kitabında şöy­le anlattı :
—  Allah, kendisine salât ve selâm eylesin; Resulüllah şöyle buyur­muştur :
—  «Bir kimse, hiç bir şeyi Allah'a denk, eş, ortak etmeden giderse; dağlar kadar günahı olsa, Allah onu bağışlar.»
YANGIN İÇİN
Bir başka hadis-i şerifte ise, şöyle gelmiştir :
—  «Bir yangın görüldüğü zaman :
—  Allah, en büyüktür (Allahü Ekber). Denirse, o ateş söner.»
Hadis imamları demiştir ki:
—  Üstteki mana denenmiştir. Bu mana uzak görülmez :
—  Allah, en büyüktür (Allahü Ekber)..
Demekle, cehennem ateşi dahi sönecektir; dünya ateşi neden sön­mesin?.
Metne devam edelim :
Allah'tan başka ilah yoktur. Birdir, ortağı yoktur; mülk onundur. Hamd ona mahsustur. O, her şeye gücü yetendir.
(Lâ ilahe illallahü vahdehu lâşerike lehu leh'ul-mülkü ve leh'ül­hamdü ve hüve alâ külli şey ün kadir.)
Şerh:
Bu cümlenin on kere okunması gerekir.
MÜLK SIFATI
Demişlerdir ki:
—  Mülk, ilâh sıfatı olursa, ondan murad olan mana ulûhiyettir. Ne­biye sıfat olursa, ondan murad olan mana nübüvvettir; yani : Peygam­berlik.. Halifeye sıfat olursa, ondan murad olan mana hilâfettir.
Bu makamda, ilaha sıfat olduğuna göre, bundan murad, ulûhiyettir. Bu manayı müfessirler, Isra suresinin 111. âyetinin tefsirinde anlatmış­lardır; o âyet şudur :
—  «Mülkte onun bir ortağı yoktur.»
Burada, şu mana dahi unutulmamalıdır ki :
—  Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; Allah'a hamd olsun. Al­lah'tan başka ilah yoktur; Allah en büyüktür.
Cümlesini okumak; dünyanın geçicilerinden sayılan maldan ve ev­lâddan daha hayırlıdır. Kehif suresinin 46. âyeti bu manayı anlatır :
—  «Mal ye oğullar, dünya hayatının süsüdür. Halbuki kalıcı yararlı işler, Rabbın katında hayırlıdır; hem sevaptır, hem de hayırlı bir umut..»
Cümle müfessirler, oybirliği ile, âyet-i kerimede anlatılan :
— «Kalıcı yararlı işler..»
Manasına :
—  Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; Allah'a hamd olsun. Al­lah'tan başka ilâh yoktur; Allah en büyüktür..
Cümlesini dahil etmişlerdir. Bu, iç içe dört cümleden ibaret tek cüm­ledir.
Şerh :
Müslim'in Sahih eserinde; Allah, kendisine salât ve selâm eylesin, Resulüilah efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır :
—  «Bir kimse, her farz namazın ardından otuz üç kere :
—  Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir (Sübhanellah). Otuz üç kere :
—  Allah'a hamd olsun (el-hamdü lillah).                                 , Otuz üç kere :
—  Allah, en büyüktür (Allahü Ekber).
Diye okuduktan sonra, yüzüncüyü de şu cümle ile tamamlarsa, o kimsenin günahları bağışlanır; isterse deniz köpüğü kadar olsun :
—  Allah'tan başka ilâh yoktur. Birdir, ortağı yoktur mülk onundur. Hamd ona mahsustur. O, her şeye gücü yetendir.
(La ilahe illallâhü vahdehu lâşerike lehu leh'ül- mülkü ve leh'ül­hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadir).»
Resulüllah efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise şöyle buyur­muştur :
—  «Sözlerin en güzeli, şu dört cümledir:
—  Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah'a hamd olsun. Al­lah'tan başka ilah yoktur; Allah en büyüktür.»
Bir başka rivayette, üstteki cümle için şöyle Duyurulmuştur :
—  «Allah katında sözlerin sevimlisi bu dört cümledir. Onlardan han­gisi ile istersen başlayabilirsin.»
Burada şöyle bir şey sorulabilir :
—  Zikrin en faziletlisini anlatmak için :
—  «En faziletli zikir, Allah'tan başka ilah yoktur.»
Buyurulmuştur. Mana böyle olunca, o dört cümle için :
—  «En faziletli cümle..»
Buyurulması nasıl yorumlanacak?. Bunun için, şöyle cevap verebiliriz :
—  O dört cümle arasında :
—  «Allah'tan başka ilah yoktur (lâ ilahe illallah)..»
Cümlesinin fazileti mutlaktır. Kalan üç cümlenin fazileti ise, izafî olup bu cümlenin dışında kalanlara göredir.
Müslim'in Sahih eserinde, Resulüllah efendimizin bir başka hadis-i şerifi, şöyle anlatılmıştır; Allah ona salât ve selâm eylesin :
— «Bu dört cümleyi okumam, bana göre; üzerine güneş doğan şey­lerden daha sevimli gelir.
—  Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir (Sübhanellah). Cümlesini okumak, bir sadakadır.
—Allah'a hamd olsun (el-hamdü lillah). Cümlesini okumak, bir sadakadır.
—  Allah, en büyüktür (Allahü Ekber). Cümlesini okumak, bir sadakadır.
—  Allah'tan başka ilah yoktur (lâ ilahe illallah). Cümlesini okumak, bir sadakadır.»
Hadis-i şerif metninde geçen :
—  «Üzerine güneş doğan şeyler..» Tabirinden murad, dünya mallarıdır.
Mesabih şerhi Mefatih'te :
—  «Üzerine güneş doğan şeyler..»
Cümlesi, şöyle açıklanmıştır :
—  Yani: Dünya ve onda bulunan mallar.
Müslim'in Sahih, eserinde, Resulüllah efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır; Allah ona salât ve selâm eylesin :
—  «Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah'a hamd olsun. Al­lah'tan başka ilâh yoktur; Allah en büyüktür.
Cümlesi, iç içe dört cümleden ibaret olarak tek cümle halinde arşın çevresinde dolanır, bal arıları gibi ses çıkarırlar. Onları kini okumuş ise, onu anarlar.»
Bir başka hadis-i şerifinde ise, Resulüllah efendimiz şöyle buyur­muştur; Allah ona salât ve selâm eylesin :
—  «Ümmetini üç sınıftır; şöyleki :
a)    Peygamberlere benzeyenler..
b)    Meleklere benzeyenler..
c)    Hayvanlara benzeyenler..
Peygamberlere benzeyenlerin bütün gayeleri şudur: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek..
Meleklere benzeyenlerin bütün gayretleri, şu cümleyi okumaktır :
—Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah'a hamd olsun. Al­lah'tan başka ilah yoktur; Allah en büyüktür.
Dört ayaklı hayvanlara benzeyenlerin bütün gayretleri ise şudur : Yemek, içmek, şehvet arzularını yerine getirmek..»
Açıklamasını yapmakta olduğumuz : .
—  Allah'tan başka ilâh yoktur. Birdir, ortağı yoktur; mülk onun­dur. Hamd ona mahsustur. O her şeye gücü yetendir.
Cümlenin on kere okunmasının sebebi; Ibn-i Mace'nin Sahihinde, Sünen-i Neseî'de, Imam-ı Ahmed'in Müsned'inde anlatılan bin hadis-i şe­rife dayanır. O hadis-i şerifte Resulüllah efendimiz şöyle buyurmuştur; Allah ona salât ye selâm eylesin :
—  «Bin kimse, sabah ve akşam namazını kıldıktan sonra yerinden hareket etmeden on kere :
—  Allah'tan başka ilah yoktur. Birdir, ortağı yoktur; mülk onun­dur. Hamd ona mahsustur. O, her şeye gücü yetendir.
Diye okursa; onun için on iyilik yazılır, on. derece yükseltilir, on kö­tülüğü silinir.»
Bundan başka, Ebu Davud'un ve îbn-i Mace'nin Sünen'inde, Resu­lüllah efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır; Allah ona salât ve se­lâm eylesin :
—  «Bir kimse, sabaha girdiği vakit:
—  Allah'tan başka ilâh yoktur. Birdir, ortağı yoktur; mülk onun­dur. Hamd ona mahsustur. O, her şeye gücü yetendir.
Diye okur ise., bu Ali ve İsmail soyundan bir köle azad etmiş gibi olur. Onun için on iyilik yazılır, on kötülüğü silinir, on derece yükselir. Akşama kadar da, o kimse Yüce Hakkın Rahmaniyet kalesinde şeytanın şerrinden emin olur.
O kimse, bu cümleyi akşama girdiği zaman okur ise., anlatılan fa­ziletleri alır; sabaha kadar da Yüce Hakkın korumasında bulunur.»
Üstteki hadis-i şeriften anlaşılacağına göre, bu cümleyi bir kere oku­mak, bir köle azad etmeye bedel olunca; on kere okumak da on köle azad etmeye bedel olur.
Hısn-ı Hasıyn muhtasarında, Müslim Sahihimden ve Tirmizî Süneni­ınden alınan bir hadis-i şerif vardır, Allah, kendisine salât ve selâm ey­lesin ; Resulüllah şöyle buyurmuştur :
— «Benim okuduğum ve benden önce gelen peygamberlerin okudu­ğu en güzel cümle şudur :                                 
—  Allah'tan başka ilâh yoktur. Birdir, ortağı yoktur; mülk onun­dur. Hamd ona mahsustur. O, her şeye gücü yetendir.
Her kim, bu cümleyi okursa, İsmail soyundan dört köle azad etmiş gibi olur.»
Imam-ı Gazali, Kimya-i Saadet, adlı eserinde şöyle yazdı :
—  Bu cümlenin fazileti, derviş için çok olmasının sebebi, onun gön­lünün .karanlık ve siyah olmasından değildir. Yani : Dünya zulmeti ile.. Zira, onun gönlü saf ve berraktır. Bu cümleyi, derviş okurken, o cümle temiz bir tohum gibi olur; tertemiz münbit bir yere bırakılır. Orada, bu cümlenin tesiri çok, verimi bol olur.
O gönül ki, içine dünyanın şehvet arzuları dolmuştur; bu mübarek cümleyi okumak, oraya atılan tohum, çorak yere atılan güzel tohuma benzer. Ne verimi olur, ne de tesiri..
Metne devam edelim :
Melik Cebbar'dan başka ilâh yoktur (Lâ ilahe illallâh'ül - Melik'ül ­Cebbaru).



Günün Sözü

"“(Hakîkî) Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların selâmette olduğu kimsedir. (Hakîkî) Muhâcir, Allah’ın haram kıldığı şeyleri terk edendir.” (Hadîs-i Şerif—Buhârî)"
Telif Hakkı © 2021 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla!, GNU Genel Kamu Lisansı altında dağıtılan özgür bir yazılımdır.