Miftahulkulub

4. BÖLÜM



4. BÖLÜM
    
Konusu : Tavsiyeler.,
    
Rahman Rahim Allah'ın adi ile..
Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun. Salât ve selâm, efendimiz Mu­hammedün kendisine, âlinin ve ashabının tamamına..
Sonra..
Aşağıda yapacağımız halisane tavsiyelerimize göre amel Tarikat-ı Muhammediye saliklerıni; bir nefes dalıi ilâhi rızadan ayırmasın. Âmin ! .
Tarikat-ı Muhammediyeye giren mümin kardeşim; sözlerini, işlerini, hallerini pâk şeriata uygun hale getirmelidir. Zira, bir kimse, anlatılacak şu üç şeyle mümin olur.
a) Ehl-i Sünnet itikadı..
b) Dille ihrar etmek..
c) Yararlı amel işlemek..
Anlatılan üç şeyi kendinde toplayan zatı, Kur'an'da Cenab-ı Hak :
—  Mümin..
Olarak isimlendirmiş ve övmüştür. Anlatılanın aksine, bir kimsenin :
a)    İtikadında bozukluk olursa, münafık;
b)    Dilindeki ikrarda bozukluk olursa, kâfir;
c)    Yapacağı işlerde bozukluk olursa, fasık olur.. İşte :
—  Şeriatsız tarikat olmaz..
Demeleri, bu manayadır.
Bundan sonra, Hak yolcusu salike gereken odur ki; şeyhi tarafından kendisine verilen virdleri ve zikirleri vaktinde yerine getire.. Bu arada, eh­lüllah şartlarını, rabıtayı da korumak gerekir.
***
Hemen her yaratılmışa, ibret nazarı ile bakmak yerinde olur.
***
Bir kimsenin, dışta güzel ameli görüldüğü zaman, ona hased edilme­si şöyle dursun; ona gıpta etmek dahi hakikatta calz değildir. O kim­senin gıyabında, yararlı amellerinin artması için dua etmek gerekir.
Anlatılanın aksine, bir kimsede kötü amel görüldüğü zaman da, onun gıybabında kendisini kötülememek gerekir. Yüce Mevlâ'dan, onun Resu-lüllah efendimizin gidişatına uygun hale gelmesini dileyip temenni etmek yerinde olur.

***
Bir kimseye, gerçek rüya, güzel bir hal geldiği zaman onunla övün­memelidir :
—  Rabbimın ihsanıdır..
Deyip geçmelidir.
Anlatılanın aksine, Allah rızasına aykırı bir şey ortaya çıktığı zaman da, hemen pişman olmalı; nefsini ayıplamak sureti ile tevbe istiğfar et­melidir.
**
Tarikat-ı aliyye şeyhlerinden birine rasgelindiği zaman, insan kendi şeyhine gösterdiği saygıyı aynı şekilde ona da göstermeli, saygıda kusur etmemelidir. Hemen o zattan himmet dilemelidir.
O büyüklerin dergâhına rağbet edildiği zaman, kendi dergâhına rağ­bet olunmuş bilmelidir. Onların dergâhında bulunan müminlere tarikat kardeşi gözü ile bakmalıdır. Onların gönüllerini almaya, hatırlarını hoş etmeye bakıp Allah zikri ile meşgul olmalıdır. Pir efendilerimizden ruha-niyet feyzi dileyerek, saygı ile dönmelidir. En uygunu da budur.
Bazı meclislerde meşayih hakkında söz edilir ise., onların güzel hal­lerini anlatan güzel sözler söylemek, o mecliste bu yoldan hareket temek en uygunudur.
Başka şeyhlerin dervişleri ile karşı karşıya gelindiği zaman; o der­vişe, tarikatına, şeyhine sevgi verecek söz etmeli. Şeyhine, tarikatına sev­gisini bir kat daha artırması için teşvik etmelidir. En lâyıkı da budur.
—Tarikat-ı aliyyelerin hepsi de birdir; hepsi Hakkın rızasına ulaş­tırır.
Deyip ayrı gayrı görmemelidir. Hemen, ilâhî feyze zuhur yeri olma­ya gayret etmelidir.
Kendi şeyhini, başka şeyhleri inkâr edenleri hiç kimse azarlama­man; yumuşak sözle, onun gönlünü hoş etmeye bakmalıdır. Ondan ay­rıldıktan sonra da, o gibi sözleri bir hikmete yormalı ve onun ardından hayır duâ etmelidir. En iyisi de budur. Ona tekrar raslandığı zaman da :
—  Bu adam tarikatı inkâr ediyor..
Diyerek buğuz etmemelidir. Ona selâm vermeli, gönlünü hoş etmeye, kalbini kazanmaya çalışmalıdır.
* **
Şeriat ehline küçümseme gözü ile bakmak, irfan sahibinin kârı değil-dir.
Bazı mecliste, şeriat-ı mutahhara üzerine vaaz ve nasihat edilme sı­rasında söz karıştırmamalı. Orada anlatılanları insafla dinlemeli, gereği ile de amel etmeye çalışmalıdır; lâzım olan da budur.
* **
İnsan, kendisini cümle yaratılmışlardan aşağı görmeli; tam manası ile yokluğa geçmiş bilmeli.. Bütün davranışların bu yolda olması en iyi-sidir.
* **
Bazı kimseler, tasavvuf kitaplarını okumuş olabilir. Hallerini anlatan dervişleri dinleyen de olabilir. Adı geçen kitapları okuduktan, dervişleri dinledikten sonra, bir kimsenin içine şüphe düşerse, şeriat bilginlerine sormalıdır; okunanlar ve anlatılanlar şeriata uygun ise, güzeldir. Şeriatın kabul etmediği bir durum ortaya çıkarsa, o okunanlar ve anlatılanlar da kabul edilmemelidir. Çünkü, şeriat bir ölçüdür, tarikatın esasıdır. Tarikat­ta geçen haller, daima şeriata arz olunmalı; ona esastan ters düşen Şey­ler kabul edilmemelidir:
—  Şeriat başka, tarikat başka..
Demek, eksikli birinin sözüdür. Halbuki, kemal ehli Allah'ın velî kulları, Muhammedi irfanla sıfatlanmış, hallerini Kur'an'a uygun hale getirmişler; Kur'an emri dışında kalan şeyler için de :
—  İstidraç..
Demişler ve geri çevirmişler. On sekiz bin. âlemin şereflisi Muhammed Mustafa'nın —Allah ona salat ve selâm eylesin— güzel sünnetlerini be-nimsemiş, onun gidişatına uymuş ve böylece doğru yola girmişlerdir. Yok­sa, sapıklık yoluna girip :
—  Biz tarikat ehliyiz..
Demek, büyük bir hatadır; Rahim Allah tarafından geri çevrilir. Allah, bizi ve sizi, öyle sapıklardan korusun.
Tarikat-ı aliyyenin ayak kaydırıcı yanları çoktur. Halinden habersiz olarak, söylenen söz, Muhammedi ümmetini yoldan çıkarmaya yeter; böyle bir şey de kesinlikle olgun insanın işi olamaz. Ehlüllah yolunda gi­den zatlara o gibi şeyler çok uzaktır. Zira onların işleri; müminleri Kur'­an'ın delâleti ile Hak yola, Allah sevgisine ve Allah rızasına döndürmek­ten ibarettir.
* **
Tarikat kardeşleri arasında olan alışverişler dikkat ister; hem de çok çok.. Zira alış verişten dolayı aralarında meydana gelen güceniklik, feyiz almaya engeldir.
* **
Tarikat kardeşlerinden birine, bir dünyalık ihtiyacı baş_gösterirse.. hemen şeyhine haber vermek gerekir; durumunu saklamak yerinde olmaz. Aksi halde, onun tarikata karşı sevgi bağı kopar ki : Böyle bir şey, Al­lah'ın rızâsına aykırıdır. Bunun için :
—  Şeyhin, gizli olarak bilgisi yok mudur, bunu benden alsın?..
Demek, hatadır. Zira, gizliyi esas olarak Allah bilir. O bildirirse, velî kulları da bilir.
—  Mutlaka velî kullar, gizliyi saklıyı bilir..
Hükmü caiz değildir. Bunun için, hemen her şeyin dıştan açık açık anlatılması şarttır. Durum anlatıldığı zaman, yapılan yorum da, anlatı­lana göre olacaktır; onun gereği ile de amel olunacaktır.
* **
— Tarikat-ı Muhammediye'de feyiz almak, hizmetle olur..
Buyurmaları, ancak Cenab-ı Hakkın emirlerine tutunmak, yasakla­rından kaçınmaktır. Yoksa :
—  Tarikat, hizmetle olurmuş..
Deyip de, derviş olan kimselerden para ve hedıye isteyip onların hiz­metinde olmak değildir. Zira :
—  Yar ol, bar olma..
Denilmiştir ki : Kesinlikle hiç kimseye yük olmamak gerekir.
Parayı ve diğer şeyleri isteyen kimse, şeyhin halifesi, derviş kardeş­lerden biri ise., hemen durum şeyhe anlatılmalıdır; böylelikle de o gibi durumlar ortadan kaldırılır. Zira, o gibi şeyler, dervişin zikrine ve fikri­ne engel olur.
Şeyh tarafından bir şey istenirse., istenen şeye bakmalı : Eğer al­tından kalkamayacağı bir şey ise :
— Böyle bir şeyi yerine getirmeye Allah razı olmaz..
Deyip o istenen şeyden uzak durmalıdır. Bu ayrılmayı, sessizce yap­malı; olumsuz yanı dile getirmemelidir.
Bu arada, şunu bilmek gerekir ki : Hakikî manada mürşid olan zat­lar, Allah için, Allah uğruna irşad işine memur edilmişlerdir. Bunlar, Yüce Hakkın rızasına aykırı iş yapmazlar; o gibi zor işlerle de mürid-leri denemeye tabi tutmazlar.
Eğer istenen şey az, meselâ : Bir dirhemlik bir şey ise, o mikdar hediye çeşidinden şeyler ise., yerine getirilebilir; ama imkân varsa.. Bu mikdarda, zaman zaman şeyh tarafından Hak yolcusu salike işaret yollu verilen hizmetler de hemen yerine getirilmeli; feyzin kesilmesine engel olmalıdır.
Tarikat-ı Muhammediye'ye giren bir Muhammed ümmeti, Allah'ın emanetidir. Emanete hiyanet etmek, eksikli birinin işidir. Kâmillerden, böyle bir şey ortaya çıkmaz. Onlar, özellikle, Yüce Hakkın sevgisine dair şeyleri müride telkin eder, daima onu irşad etme yolunda olurlar.
Bu tarikat-ı aliyyede tam tevekkül, geniş manası ile teslim, işleri Cenab-ı Hakka bırakmak, kalbin istikamet üzere olması, Yüce Hak'tan başka bir talebin ve maksadın olmaması durumundan ibaret iken; nasıl müridlerden bir şeyler istenebilir?.
Her nekadar bir istek olmadan gelen hediye kabul edilir ise de; he­diye getiren ile, hediye getirmeyen yanında eşit olmalıdır. Hediyeyi, kul vasıtası ile veren, Yüce Hak olduğundan çok dikkatli olmak gerekir.
Yüce Rabbım, ilâhî başarısına mazhar eylesin. Âmin !..
  
***

AŞIRI ÜMİT
Tarikat-ı aliyyede, hiç bir şey için aşırı ümide kapılmamalıdır; daima Allah rızasına talib olmak gerekir.
* **
ÖVÜLMEK — KÖTÜLENMEK
Bir kimse.seni övecek olursa, o övgüye kesin olarak kalben varlık vermeyesin.
—  Resim, ressama aittir.
Deyip zikrinle, tefekkürünle meşgul olmaya bak: esas gaye budur. Bir kimse de seni kötüler ise o kötüleyene buğuz etme. O kötüle­meyi nefsine sun; eğer o kötülük kendinde varsa şöyle söyle :
—  Rabbım, bana kusurumu kullarının dili ile bildirdi.
Sonra da, tevbeye gelip istiğfar et. Bundan başka, o adamın ardın­dan, lehine duâ etmek gerekir.
Eğer kendinde öyle bir kötülük yoksa, Yüce Hakka şükürler eyle. O adama da hakkını helâl eyle; yine ona duâ et; olgunluk bunu gerek­tirir.
***.
DAVET
Bir meclise davet işi çıktığı zaman, oraya gitmek gerekir. Gittikten sonra, ev sahibinden gelen kusur olursa, buna da asla gücenmemelidir; o kusuru bir hikmete yormalıdır.
Büyüklerin meclisine davet vaki olduğu zaman gidilir ise, orada bu­lunan büyüklere tazim edilirken, aşırı davranmaktan ve geri kalmaktan çok sakınmak gerekir; bu, şarttır.
Bir mecliste, ondan önce davet edildiğin meclisi söylememek gere­kir; uygun düşmez, ilk mecliste bulunan birine düşmanlığı olan çıkarsa, gıybet edilmeye sebeb olursun. Halbuki tarikat ehline uygun olan, Ce-nab-ı Mevlâ'nın kullarını kötü zanna sürükleyecek bir şeye sebeb olma­maktır. Bu da, tarikat edepleri arasında sayılır. Hemen her zaman, hay­ra götürecek şeylere sebeb olmak, en uygunudur.
Bir kimse, diğer bir kimse hakkında kötü zan besler, yahut hallerin­den birini kötü bir dille anlatır ise., hemen onu doğrulama.. Sus, fakat kalben o kimse hakkında şu niyazda bulun :
— Ya Rabbi, şu kulunun açıkladığı haller o kimsede var ise, affet; kendisini güzel huylara büründür. Eğer o kimsede, bu kötü haller yoksa, bu kötü zan besleyeni, hasedden Ötürü meydana gelen kötu huylarından kurtar.
En uygunu da, o sırada böyle bir niyazla meşgul olmaktır.
     
***
 
DİN BİLGİNLERİNİ SEVMEK
Meydana gelen sözlerden ötürü, din bilginleri hakkında buğuz etme­meli; daha çok sevilmelidır. Zira, din bilginlerinin makamları yüksektir. Din bilginlerini sevmek, Allah'ın Resulünü sevmektir; Allah'ın Resulünü sevmek ise, Allah'ı sevmektir.
Bir kimse, din bilginlerine saygı gösterip ellerini öper ise., nice nice ilâhi ihsanlara kavuşur.
Din bilginlerine küçümsemek gözü ile bakmak, küfre sebeb olur. Hal­buki, küfür çeşidi şeylerden, Allah'ın irfan sahibi kulları arınmıştır. İr­fan sahibi kullar, din bilginleri şöyle dursun; bir karıncayı dahi küçüm­semezler. Nerede kaldı ki :
— Biz tarikat ehliyiz, onlar din bilginleridir..
Gibi, uygunsuz söz edile ve kötü görüşe girile..
Kullarına eksik gözü ile bakmaktan Rabbim korusun; irfan sahibi gözü ile bakma başarısı ihsan eylesin. Âmin!.
 
***
 
MÜRÎD OLMAK İSTEYEN
Bir mürşide bende olmayı isteyen mümin kardeşim .öncelikle inabe edeceği zatı gereği gibi dışından incelemesi ve denemesi gerekir Şeriata uymakta, takvada, huyda, itıkadda, diğer hallerde incelemelidir. Tari-kat-ı Muhammediyede, Resulüllah efendimizin gidişatına uymaktaki gay­retine iyice dikkat etmelidir.
Anlatılan şartları benimseyen kâmil bir mürşidi bulduğu anda he­men onun hizmetine girmeli; ona saygı hususunda kusur etmemeye bak­malıdır. Bu şekilde işe başlaması üzerinden kırk sene geçmiş olsa dahi, zikrine, fikrine hiç bir kesiklik gelmemelidir. Henüz yeni girmiş gibi, ve­rilen görevi eksiksiz, şevkle, istekle yapmalıdır.
Böyle bir salikin basiret gözü açılmasa da, tarikat-ı aliyyeden lezzet almasa da, yine mürşidinde kusur aramamalıdır :,
—  Kendi kusurumdur..
Deyip basiretinin açılması için, aşırı bir ümide kapılmamalıdır. Zira, aşırı ümit, Hak yolcusu salik için bu yolda bir engeldir. Asıl beslenen ümit, bu yolda Allah rızasına dönmekten ibarettir; basiretin açılması, ke­şif, keramet değildir..
Keramet, Yüce Allah'ın kullarına bir ikramıdır; bunu irfan sahipleri bilirler. Bunun için, neler olduğunu dille anlatmak mümkün değildir. Ona lâyık olmak için; Muhammedi irfan, rabbani huylar gereklidir.
Hak yolcusu salikte bir keramet zuhur eder ise., kesinlikle ona bir varlık vermemeli; Allah rızası talibi olmaya çalışıp gayret etmelidir. Al­lah, cümlemize böyle olmayı nasib eylesin Âmin!.
ŞEYH DEĞİŞTİRMEK
Bir dervişin, durup dururken :
—  Kırk yıldır, basiretim açılmadı..
Diyerek, başka bir şeyhe gidip intisab etmesi olmaz. Ancak, şeyhi, kendisine bir başka şeyhe gitmesini işaret yollu anlatırsa o zaman olur; böyle bir şey, evliyaüllah yolunda çok olur. Bazan, bir kaç şeyhten mer­tebeleri tamamlayan müridler vardır ki; ehli olanlar bunu bilirler.
Üstte anlatıldığı gibi bir durum yokken, bir başka şeyhin haberini alıp kendi şeyhinin izni olmadan gider ise, feyz almak şöyle dursun, da­ha çok evliya terbiyesine muhtaç olur. O gittiği şeyhin feyzini, acaba Yü­ce Allah'tan başkası mı veriyor?. Cümle ihsan, Yüce Hak'tan olduğuna göre : Hak yolcusu salike gereken odur ki, olduğu yerde kala, istikamet sahibi olarak feyzini Yüce Hak'tan isteye..
Şeyhi yenilemekle, ilâhi feyizler yenilenmez. Nerede olursa olsun; Yü­ce Hak, o kulunun haline uyan ilâhî ihsanı kesmez.
Durumu anlatılan müride düşen, üstün himmetli ve gayretli olmak­tır; ümit kesmek hatadır. Kaldı ki : Allah'ın rahmetinden ümit kesmek de yerinde değildir.
—  Cümleye rahmetinden nimetler yağdıran Yüce Allah'tır.
Deyip bulunduğu tarikatta içten gelen bir arzu ile Allah rızası yolunu almaya bakmalı; adım adım Allah rızası sancağı altına girmeye gay­ret etmelidir.
İSİMLERE ZUHUR YERİ OLMAK
Anlatılan manada keşif keramet, müşahede arzusu hüner değildir. Muhammedi irfan sahibi olarak, kulluk makamında Resulüllah'ın edeple­rini izleyerek Allah rızası tahtına kurulmalıdır. Bütün isimlere zuhur yeri olduktan sonra vahdet sırrından geçip, vahdet-i vücud ile zat tevhidine zuhur yeri olmak, en faziletli makamdır. Ne var ki, anlatılan yüksek ma­kam, bu vücud ile bulunmaz; manen bu vücuddan geçmek gerek..
—  Vücud..
Adı ile bilmen Allah'ın zatından başka şeyleri, Yüce Hakkın zat var­lığında yok etmek; her iki cihana da sevgi beslemekten geçmek gerekir. Hatta cesetten ve ruhtan dahi bağlantıyı koparmalıdır :


—  «Her şey, aslına döner..»
Cümlesindeki mana gereği olarak, emanetlerin tamamını sahibine tes­lim etmelidir. İşte o zaman her şeyin :


—  «Şu anda dahi öyledir..»
Cümlesindeki sırra mazhar olunduğu görülür.
Ancak, durum öyle olsa dahi, ölçü şeriattır. O sırra eren zat, şeriatın emri ile davranır; şeriatın durdurması ile de durur.
MÜRİD
O sırra mazhar olan zat hakkında şu cümledeki mana geçerlidir :


— Mürid odur ki, iradesi olmaya.. Onun hakkında şu mana dahi geçerlidir :


—  Mürid, Allah'ın muradıdır.
Anlatılan manalardan ötürü, o sırra eren zat için şöyle demişlerdir :
—  Yüce Hakkın hareket ettirmesi ile harekete geçer; Yüce Hakkın durdurması ile de durur.
Bu manaların hemen hepsi de yerindedir.
Ancak, Allah sevgilisi Resulüllah efendimiz, ümmetini Kur'an yolu ile hidayete ve doğru yola davet etmiştir. Kur'an yolu dışında olan için de :
—  «Dalâlet, sapıklık..»
Buyurmuştur.
Yüce Mevlâ'ya ulaşmak, ancak, Allah'ın sevgilisi Resulüllah'a ulaş­makla olur. Allah'ın sevgilisi Resulüllah'a ulaşmak ise, Kur'an yoluna girmekle olacaktır. Bu manaya göre, Kur'an'a uyman kimseden zuhur eden şeye :
—  İstidraç..
Tabir edilir.. Kur'an emrine tabi olan müminden zuhur eden şeye de :
—  îane veya Muunet.
Tabir edılir. Böyle bir şey, Allah'ın velî kullarından geliyor ise., o zaman, onun adına :
—  Keramet..
Denir. İşte bu anlatılan yerler, tarikatta ayak kaydıran yerlerdir. Bunun o yerlerden geçerken, çok dikkat etmek gerekir.
Hemen her şey, Yüce Allah'ın elindedir. Dalâlet tarafına eğilene celâl formasını giydirir. Hidayet tarafına istekli olana da, cemal formasını giydirir.
Mülkünde, onun bir ortağı ve benzeri yoktur; ne isterse onu yapar.
Bu durumda, Hak yolcusu salike gereken; kulluk makamında doğru durmaktır. Hidayet yoluna girmek için varlığını sarf etmek gerekir. He­men her nefeste .
— Aman ya Rabbi, sana sığınırım.

Demelidir. Her nekadar :
—  Korku ile ümid arası bir halde bulunmak gerek..
Demişlerse de, bir kimsede Allah korkusu yanı ağır basarsa, aşk ol­sun; ama ümit tarafı ağır basıyorsa., dikkatli ve ayık olmalıdır. Hemen her nefesi şeriat ölçüsüze varmalıdır. Rabbım, bu yolda başarı ihsan eylesin.

***
TARİKAT HAKKINDA KONUŞMAK
Tarikat-ı aliyye hakkında söz etmek; ancak tarikat edeplerini açık­lamaktan ibarettir. Hakikat-ı Muhammediyeyi, zat-ı ilâhiyeyi bilmeyi, ilâhî hikmeti dille anlatmak olmaz iştir.
Şeriatın ve tarikatın yeri dildir; onun tercümanı da sözdür. Onun için, onları bu dille anlatmak kolaydır.
Marifetin ve hakikatin yeri de kalbdir; onun tercümanı da haldir. Hal nasıl dile, söze gelsin ki?.



—  Hal, sözle bilinmez, anlatılmaz..
Demeleri bunun içindir; zira bu bir zevk işidir. Sırf manada şeriata uygun olan marifetin bir değeri yoktur; bunu da anlayan kimseler bilir­ler. Ancak, içte ve dışta şeriat ölçülerine uygun marifetin değeri yüksektir; ama, böyle olan bir marifete dahi bir varlık vermemek gerekir.
Ölçü daima şeriattır. Bu ölçüyü kullanarak, sapık yollardan kurtul­mayı, Cenab-ı Hak, nasib eylesin. Âmin!.
 
***
 
HELÂL LOKMA
Bir dervişin yiyip içmesinde ayık ve huzurlu olması, tarikat edepleri arasındadır. Helâl yoldan kazanıp helâl lokma yemek ise, Allah'ın emir­leri arasındadır. Sebebine gelince : Haram lokma ile basiret açılmaz.
Şeriatta haram işlemek, tarikat ehli için küfürdür; hakikatta ise, öy­le bir şeyin ve kimsenin hiç yeri yoktur. Bu manalar, çok dikkat edılmesi gerekli işler arasındadır.
Yüce Rabbım, Muhammed ümmetine helal rızık ihsan eylesin. Âmin!.
 
***
 
MÜRŞİDİN İLTİFATI
Bir derviş, mürşidi tarafından gördüğü iltifata aldanmamalıdır; zik­rine, tefekkürüne daha çok dikkat etmelidir. Yeri gelince, tekdir görse dahi, asla gücenmemeli; daha çok sevmelidir
Mürşide bazan manevî tıkanıklık gelebilir. Böyle bir durumda; mü­rid huzurda çok edepli olmalıdır. İzin verdiği anda oradan gitmelidir.
Mürşide bazan manevî açıklık gelir; latife yollu sözler eder. Bu söz­lere bir varlık vermeden, yine zikrine, tefekkürüne devam etmek en uy­gunudur. Yoksa :
— Mürşidim bana şöyle iltifat etti, böyle latife eyledi. Bundan son­ra ben de kâmil insan olmuşum..
Demek, büyük hatadır. Halbuki o gibi iltifatı ve latifeyi, kesinlikle kendısine mal etmemesi gerekir. Zira, umulanın aksine bir hal huzur eder ise., tarikattan kovulmaya sebeb olur. Bunun için de çok çok dikkat etmek gerekir.
Unutmamalı ki : Mürşidin hali aynı düzeyde değildir; sürekli manevî tıkanıklık ve manevî açıklık halleri ile geçer. Bu durumlarda Hak yolcusu salike gereken, mürşid tarafından zuhur eden emre göre hareket etmek­tir. Şeriat emirlerine uygun bulduğu süre, onun emirlerini her zaman dinleyip yerine getirmelidır.
Yukarıda vasfı anlatılan mürşidlerde şeriata aykırı bir şey bulun­maz. Bunun için Hak yolcusu salike düşer ki : Mürşide bağlandıktan sonra, emirlerini eksiksiz yerine getire; bu, farzdır.
 
***
 
MÜRİDLER
Müridler arasında şu tabir meşhurdur :
—  Eski derviş, yeni derviş..
Ama bu tabirler hoş değildir. Hemen hepsine :
—  Muhammed ümmeti..
Diyerek bakılır ise., eskisi, yenisi kalmaz. Bazan dervişler arasında :
—  Şu içeride, şu dışarıda..                                   
Tabirleri dahi vardır ki, çok çirkin bir sözdür. Bunun için şöyle de­melidir :
—  Şu muhibdir, şu da münib.. (Seven ve inabe eden..)
Bu tabirler daha güzeldir.
Münib olan bir dervişe şeyhi çok sevgi gösterir ise., bunu bir hik­mete yormalıdır. Zira, mürşidin halleri bilinmeyen bir sırdır. Hele bir görelim : Mürşidin iltifatı nedendir, müridin hali nedir?.
Mürşid ile mürid arasında ezelden bir sözleşme vardır. Bunun için müridlerin o tarafa imrenerek bakmaları caiz değildir.
Mürşidin çok itıbar gösterdiği bir müride, kalan müridlerin de ziya­de itibar göstermesi yerinde değildir. Kardeşlerin, kendi aralarındaki iti­barları normal düzeyde olması gerekir. Burası da, çok dikkat isteyen bir yerdir.
* **
RÜYA— KEŞİF
Tarikat-ı Muhammediye'de batın mana ile amel caiz değildir; hemen her şeyin şeriata uygun düşmesi şarttır. Eğer batın ile amel etmek müm­kün olursa, ilâhî saltanat boşa çıkar. Ondan sonra da, hemen herkes, rü­yası, keşfi, müşahedesi, şeytan tarafından bazı bozuk işlerle amel etmeye başlar. Birinin görüşü de diğerine uymaz. Tam bir kargaşa meydana ge­lir ki : Hemen herkes sapıtır. Böyle bir şeyin ortaya çıkacağı, güneşin açıklığından da açıktır.
Yardımından ve iyiliğinden dolayı, Allah'a hamd olsun. Kur'an-ı Azim'ül-Bürhan hemen her manayı özünde topladığı için :
—  Kur'an..
îsmi verildi. Haklıyı haksızdan ayırdığı için de :
—  Kur'an-ı Mübin.. îsmi verildi.
îşbu manadan ötürü de, pir efendilerimizin hemen hepsi de, Kur'an ile irşad etmiş, ona göre hareket etmeyi emretmişlerdir.
Bir tarikat ki, Kur'an emirlerine aykırıdır; o, sapıklık yoludur; hiç bir şekilde itibara lâyık değildir. Zira o yol, Allah tarafından geri çevril­miş, şeytan tarafından da uydurulmuştur. Bu manaların ayrıntıları, di­ğer kitaplarda dahi açıklanmıştır.
* **
TASAVVUF KİTAPLARINI OKUMAK
Yazarı belli olmayan tasavvuf kitaplarını okumak pek yerinde sa­yılmaz. Sapık fırkalara mensup biri tarafından yazılmış olabilir ki : Onun içine, kendi bozuk yolunu bildirmek için yazdığı sözler vardır. Onlara, bil­meden :
— Tasavvuf sözü..
Diye bakılır ki, yanlış- yola sapılır.
***
EHL-Î SÜNNET
Ehl-i Sünnet olanlara, dil uzatmak yerinde değildir.
Zamanımızda bazı cahillerin geçmişteki büyüklere kendı ölçülerine göre saygısız olmaları sebebi ile bazısını bazısından üstün tutarlar. Bun­ların yaptığı her, nekadar sevgiden ileri gelmekte ise de, kıyamet günü utanmalarına sebeb olacağı açıktır. Bunun içini onlar üzerinde durmaya­lım. Zira, bize düşen maddelerden değildir. Bir hikmete yorulan durum saymalıdır..
***
 
TARİKAT PİRLERİNİ SEVMEK
Yüce Allah'ın hükmüne ve kazasına bir engelleyici yoktur; kendi mül­künde dilediği gibi tasarruf eder. Bize lâzım olan da, tam manası ile tes­lim olup ilâhî hikmetine karışmadan ârif-i billah olmaktır. Yoksa, tarikat davası değildir. Kıyamet günü olduğu zaman, hesaplaşma yerinde hemen her şey meydana çıkacaktır. O zaman, senin davan boşuna olur. Böyle boşa düşmek ise., ehlüllaha tabi olup evliyaüllah yoluna giren zatlara yakışmaz.
Özellikle pir efendılerimizin bazısını sevmekte öne geçirmek, bazısı­nı da sevmemekte geri bırakmak, kendi pirinin tarikatından başka tari­katlara karşı sevgisizlik göstermek dahi caiz değildir. Sevgi işinde, cümle velîleri ve pirleri bir bilmek gerekir. Ancak, bu arada, şeyhine üstün nazarı ile bakmak yerindedir :
—  Benim şeyhim, diğer meşayihten ve falan pir de diğer pirlerden daha üstün derecededir.
Diye bir iddiada bulunmak, ehlüllah yoluna ters düşer.
Çünkü, tarikat-ı aliyyelere girmekten gayemiz; aynen cemi, cemin de cemini, hakkal-yakini, vahdet sırrını, zat tevhidini bulmak ve vahdet-i vücuda ermektir. Anlatılan ayrılıklara girince de, istediğimize ulaşama­yacağımız açıktır; zat tevhidinden bahsetmek ise, boş yere uğraşmaktır.
Halbuki ârif-i billah olan zatlar, cümlesini bir bilirler; tarif edildiği şekilde de işlerini yürütürler.
Anlatılandan başka, bir mürşide inabe etmekten gaye, güzel huyları tahsilden ibaret iken pirler, geçmişte yaşayan değerli zatlar hakkında :
—  İleridir, geridir..
Gibi sözler, atmak ve böyle yersiz şeylerle uğraşmak yakışır mı?. Zira, onların, .Allah katındaki dereceleri bize göre meçhuldur; bilinmesi dahi gerekli değildir.
Hiç bir şekilde Allah'ın bilgisine vakıf değiliz :
—  İlim, maluma tabidir.
Hükmü de esastır. Bunun için, bize düşen, şeriatın emirlerine boyun eğdikten sonra, o büyüklerin hepsine karşı sevgi beslemektir. Ayrıca on­ların ruhaniyetlerinden feyz alıp bir an evvel Muhammedi irfana nail olmaktır. Onların halleri, şanları, dereceleri Rahman Allah tarafından ehli olan zatlara bildirilmiştir.
 
***
Ey benim mümin kardeşim, vakti iken insafa gel. Hemen her nefeste, Yüce Hakka münacat eyle. Bunları hep birlikte yapalım; Muhammed üm­metine ve devlet büyüğümüne duâ edelim.
Hakkın kullarına hayır murad edip sonlarının dahi hayırla sonuçlan­masına duacı olalım.
Hiç kimseye gönül kırıklığı edip de kırılmayalım; böyle bir şey ha­ramdır.
Bize eza cefa edenlere karşı sabırlı olup iyilik edelim. Düşmana, bil­dirmeden, ikram edelim.
Hemen herkesin hizmetini görelim; sıkıntısını gidermekte yardımcı olalım. Yüce Mevlâ'nın hizmetinde devam edip kul haklarını da sahip­lerine geri verelim. Allah haklarını dahi, ölmeden önce eda etmeye ça­lışalım.
Ana baba haklarına saygılı olalım; onları gözetelim.
Mal toplamaya düşmeyelim. Daima fakirlere, zayıflara ikram ederek, kalblerini çekelim.
Evlerimizde bulunan ve hizmetimizi görenleri, kendilerine yakışır şe­kilde görüp gözetelim :
— Allah'ın kullarıdır..
Diyerek, gönüllerini hoş edelim; kibre kapılın da büyüklenerek zah­met çekmeyelim.
Çocuklarımıza ilmihali, Ehl-i Sünnet itikadını, diğer lüzumlu şey­leri okuyup öğretelim; bunun için ciddî bir gayret harcayalım.
Rabbım, cümlemize okunan ve öğrenilen şeylerle amel etmekte başa­rı ihsan eylesin. Âmin !..
Sonumuzu hayır eylesin. İki cihanda Cenab-ı Hak cümlemizden razı olsun.
 
***
 
İşbu vasiyetnamemizi okuyan Muhammed ümmeti kardeşler kusuru­muzu affetsin. Hayır duâ ile bu Fakir'i ansın. Âmin!.
Resullerin efendini, onun âli ve ashabının tümü hürmetine!.
 
***

İş bu risale 1301 (M. 1883) yılı zilkade ayının ilk günlerinde, Vefa , Meydanı yakınındaki Es'ad Efendinin matbaasında imtiyaz sahibi tarafın­dan tab ve temsil olunmuştur.
Yazan :İbrahim Nureddin1
    
    
(1) Bu zat, eserin fikir ve söz yazan değil; hat yazandır. Eserdeki söz ve fikir sahibi MEHMED NURÎ ŞEMSEDDİN'dir.


Günün Sözü

" “Ebedî yaşayacakmış gibi dünya için çalış. Yarın ölecekmiş gibi âhiretin için amel et.” (Hadîs-i Şerif—Muhtâru’l-Ehâdis)"
Telif Hakkı © 2021 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla!, GNU Genel Kamu Lisansı altında dağıtılan özgür bir yazılımdır.