26.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

26. MEKTUP


MEVZUU: Şevk halinin, ebrar için olduğu; mukarrebin için olmadığının beyanı.. Ayrıca, bu makama uygun ilimler.

***

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu, Mevlânâ Hacı Muhammed Lahorî'ye göndermiştir.

***

Allah-ü Taâlâ, bize ve size; Şeriat-ı Mustafaviye caddesinde sebat ihsan eylesin. Onun kurucusuna salât, selâm ve saygılar.. Bir kudsî hadiste, şöyle geldi:

-— «Bakınız, bana kavuşmak için ebrar zümresinin şevki arttı. Ne var ki, benim onlara şevkim, daha şiddetlidir.»

Allah-ü Taâlâ şevki, ebrar için isbat eyledi. Çünkü vâsıl olan mukarreb zatların, kendileri için şevk yoktur. Zira şevk, bir yitirme sonucudur; yitirme işi ise., bunlar için yoktur. Hele bak ki; hiç kimse kendi nefsine iştiyak duymamaktadır. Kendisini müfrit bir şekilde sevmesine rağmen durumu böyledir. Çünkü, onun Hakkında bir yitirme mevzuunun olmadığı taHakkuk etmiştir.

Mukarreb vâsü olan zata gelince, Sübhan Allah'ın varlığında bekaya kavuşmuştur; kendi nefsinden geçmiştir. Bunun hükmü: Kendisi kendisi ile olan bir şahıs gibidir.

Îşte, anlatılan mana icabı olarak; şevk hali ancak, ebrar için var olur; çünkü o: Kaybını arayan bir seven kimsedir.

Burada:

— Ebrar.

Demekle, şu zümreyi kasd tdiyoruz: Vuslata varamayan mukarreb..

Böyle biri, ortada olur; başlangıçta olur.. İsterse, bu manada kendisinden yana bir hardal mikdan bakiye kalmış olsun., müsavidir.

Şu Farisî şiir bu manada nekadar güzel söylenmiştir:

Dostun az ayrılığının azlığı yoktur; Göze gelen kıl yarım dahi olsa çoktur.

***

Hazret-i Ebu Bekir Sıddık'tan r.a. şöyle anlatıldı:

— Kur'an okuyan birini gördü; hem okuyor, hem de ağlıyordu. Onu gördü; şöyle dedi:

— Biz de bunun yaptığım yapıyoruz; ama kalbimiz katılaştı. Hazret-i Sıddık'ın r.a. bu cümlesi, zemme benzeyen medih kabilindendir.

Şeyhimin şöyle dediğini işittim:

— Çoğu kez, müntehaya vâsıl olan; iptida halindeki şevki ve arayışı temenni eder..

Şevkin kalkması dahi, bir başka makamdır ki; birinciden daha kemalli ve daha tamamdır. Ki burası: Ye'is ve idrâkten yana acz makamıdır.

Şevk, bir şeyin vukuu intizarı halinde tasavvur edilir; halbuki bu makamda, ne bir şeyin vukuu intizarı vardır, ne de şevk..

Anlatılan kâmil kemal derecesinin nihayetine eren zat; gerisin geri bu âleme döndüğü zaman; artık kendisine şevk tekrar gelmez. Bu dönüş neticesi, kaybın olmasına rağmen, durum değişmez; şevk geri gelmez.

Çünkü: Şevkin zevali, yitirilme durumunun kalkmasmdan değil; ye'is durumunun husulündendir. İş bu ye'is durumu ise., döndükten sonra dahi vardır. Ama, birinci olarak anlatılan kâmil zatın durumu böyle değildir. Bu âleme dönüşünden sonra, bu kâmil zata şevk de döner. Zira daha önce zail olan kayıp durumu tekrar hâsıl olur. O zaman, dönüşle kaybı bulur; daha önce zail olan şevk yeniden gelir.

Bu arada, itiraz yollu şöyle bir şey söylenemez:

— Vuslat mertebeleri, sonsuzların sonsuzluğuna kadar bitmez.

Bu mertebelerin uzunluğu dolayısı ile; bir şeyi bekleme durumu olur, dolayısı ile, o zaman şevk tasavvur edilir.

Bu itiraz yollu söylenen söze karşılık biz de şöyle söyleriz:

— Vusul mertebelerinin sonsuzluğu, tafsili seyir üzerine kuruludur. Bu dahi, esma, sıfat, şüun ve itibarlarda vaki olur. Böyle bir salik için nihayet tasavvur edilemez; kendisinden de hiç bir şekilde şevk zail olmaz.

Burada biz, şu zatı anlatma yolunda değiliz ki o: Bu mertebeleri kat edip intihaya vâsıl olmuştur; ama icmal yollu.. Yine o makama ulaşmıştır ki: Onu tabirle anlatmak mümkün olmadığı gibi; ona işaret etmek dahi mümkün değildir. Dolayısı ile, bu zatın bulunduğu yerde, bir şeyin intizarı da asla yoktur. Şüphesiz böyle bir zattan şevk ve talep de zail olup gitmiştir.

İşbu anlatılan durum: Evliyadan havas zatların halidir. Bu zatlar, sıfatların dar bölgelerinden çıkıp yükselmişlerdir; Yüce Mukaddes zata vâsıl olmuşlardır. Bu zatların durumu, mufassal sıfatlarda sülûklerine devam eden, müretteb şüunlarda seyrini tamamlayan zatlar gibi değildir. Böyleleri, sonsuzlara kadar, sıfatlara ait tecellilerde mahpus kalırlar. Bunlar Hakkındaki vusul: Ancak sıfatlara vusuldür. Halbuki Yüce Zata vusul icmal yollu, sıfatlarda ve itibarlarda seyirden başka türlü tasavvur edilemez. Bir kimsenin seyri, tafsil yollu isimlerde vaki olursa., o kimse: Sıfatlarda ve itibarlarda mahpus kalır; kendisinden şevk ve talep gitmeyeceği gibi; vecdin kendisi ve vecde kapılma durumu da ondan ayrılmaz. Şevk ve vecde kapılanlar ise., ancak, sıfat tecellileri sahipleridir; kendilerine, zatî tecellilerden bir nasip yoktur. Mademki, şevk ve vecd halindedirler; durumları budur.

Şöyle bir şey sorulabilir:

— Allah-ü Taâlâ'ya karşı şevkin manası nedir?. Halbuki, Sübhan Zat şanında yitirilme gibi bir durum yoktur..

Buna şu cevabı veririm:

— Burada şevk olarak anlatılan durum, müşakele san'atı (şekilce bir olma, şeklen uygunluk) kabilinden olması muhtemeldir. Bir de, ondaki şiddetin anlatılması da olabilir. Şu itibarla ki: Her kim, Aziz Cebbar zata bağlanırsa., o kimse, şediddir; galibdir. Haliyle, zaif bir kula bağlanan şeye göre..

Verilen bu cevap, ulema yoludur. Bu Abd-i Zaif'in cevabında, sofiye yoluna uygun bir başka yüzlü cevabı vardır. Ne var ki bu cevaplar, bir mikdar sekir hali ister; sekir hali olmadan pek yakışmaz; hatta, caiz dahi değildir. Çünkü: Sekir halinde olanlar, mazurdurlar; ayık olanlar ise., mes'ul sayılırlar. Şu andaki halime gelince: Sırf ayıklıktır; bu halimle onu anlatmak uygun düşmez.

İşte böyle..

Evvel âhir Allah'a hamd olsun. Daima ve her an onun Peygamberine selâm olsun..