27.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

27. MEKTUP


MEVZUU: Nakşıbendiye tarikatının medhi ve o büyüklere bağlanmanın üstünlüğü beyanındadır. Allah-ü Taâlâ, onların sırlarının kudsiyetini artırsın.

***

NOT : İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu Hace Amik'e yazmıştır.

***

Allah'a hamd olsun; seçilmiş kullarına selâm..

Bu Nam'a (1) gönderilen mektubunuz ulaştı; hem de kerem üzere.. Neş'e, sürür vesilesi oldu. Arzu edilen selâmetinizdir.

Bu Silsile-i Aliyye-i Nakşibendiye'nin medhi dışında bir şeyle başınızı ağrıtmak istemiyorum.

***

Ey Mükerrem Mahdum,

Bu Silsile-i Aliyye'nin büyükleri tarafından anlatılan ibarelerde şöyle gelmiştir:

— Bizim bağlılık nisbetimiz, bütün nisbetlerin üstündedir. Burada anlatılan:

— Nisbet..

Tabiri ile şunu murad etmişlerdir: Şuur ve huzur.. Bu büyüklere göre muteber olan huzur: Gaybet hali olmayan huzurdur.. İşbu huzuru ise:

— Yaddaşt.

İbaresi ile anlatmışlardır. Bu kusurlu Fakir'in zihninde karar kılan manaya göre:

— Yaddaşt..

Tabiri, şu talsil üzere kurulan bir manadır ki, şöyle demeğe gelir:

— Zati tecelli, zat makamının zuhurundan ibarettir. O yücedir; mukaddestir.

O Yüce Zat'ın huzuru ise., esma, sıfat, şüun ve itibarların mülâhazası olmadan olur. Bu tecelli için, şu tabiri kullanmışlardır:

— Tecelli-i Berki..

Bunun daha açık manası şudur: Şüun ve itibarların kalkması, Kısa bir an içinde olur; sonra tekrar, şüun ve itibar perdeleri gerilir; Hazret-i Zat örtülür.

Ne var ki, üstte anlatılan manaya göre: Gaybet hali olmayan bir huzur tasavvur edilemez. Çünkü: Huzur kısa bir an için olup gaybet haü ise., daimîdir ve vakitlerin çoğunda vardır. İşte, böyle bir nisbet, o azizler katında, muteber değildir. Hal böyle iken, diğer silsilenin meşayihi bu tecelli için şöyle demiştir:

— Nihayetin nihayeti..

Bu huzur, devam ettiği süre; asla perde ve hicap kabul etmez. Zira Yüce Hakkın tecellisi; esma, sıfat, şüun ve itibarlar olmadan olur. Daimî bir huzur olur ki, onda gaybet hali yoktur.

İşte, yukarıda anlatılan kıyasla; bu süsilenin büyükleri ile diğerlerinin nisbetleri arasındaki fark bilinmelidir. Katıksız olarak, hepsinin fevkinde oldukları şanında itikad edilmelidir.

Huzur babında bizim anlattığımız bu kısım; her nekadar halkın pek çoğu tarafından uzak görülmekte ise de, erbabı indinde bir uzaklık durumu yoktur.

Bu manada bir şür şöyledir:

Erbab-ı nimete kutlu olsun erdikleri; Miskin aşıka yeter kadehle içtikleri..

***

Bu:

—Nisbet..

Tabiri için, yolunca öyle bir garabet arız olmuştur ki: (yahut: Bana bu nisbet için, yolunca öyle garip işler zuhur yollu arız olmuştur ki) Onları hikâye ettiğim farz edilsin; yâni: Bu şanı büyük SİLSİLE erbabı katında., ihtimal ki: Onların pek çoğu inkâr makamına girer; tasdik etmez.

Şu anda, bu silsile erbabı katında bilinen NİSBET: Sübhan Hakkın huzurundan; şahid meşhud vasfından münezzeh şühudundan; üst cihet vehmedilip zahire göre devamı zannedilse dahi, bilinen altı cihetten muarra teveccühten ibarettir.

İşbu NİSBET, yani: Anlatıldığı üzere şu zamanda bilinen durumu ile, yalnız cezbe makamında taHakkuk etmiştir. Diğer tarikatların nisbetlerine göre üstün bir yüzle zuhur etmemiştir. Haliyle, önce anlatılan manası ile:

— Yaddaşt..

Böyle değildir. Zira bunun husulü, cezbe cihetinin husulünden sonra olmaktadır. Sülûk makamları, onun yüksek dereceleri dahi; erbabına gizli değildir. Şayet bir gizli yanı varsa, o da: Yalnız husulünde olmaktadır. Eğer hasedi sebebi ile hasetçi inkâr edecek olursa, noksanı dol ayısı ile nakıs onu kabul etmezse., mazurdur.

Bu manada şöyle bir şiir geldi-

Ayıplarsa kusurlu biri bilmeden onları;
Kem sözlerden hep beridir onların sahaları..
Kırabilir mi hiç o zinciri hilekâr tilki;
Bağlanmıştır onlarla dünyanın tüm arslanları..

Evvel ahir selam.