Fıkıh Köşesi
ISKAT-I SALAT VE DEVİR MUAMELESİNİN HÜKMÜ
- Ayrıntılar
- Kategori: Fıkıh Köşesi
- Gösterim: 5991
ISKAT-I SALAT VE DEVİR MUAMELESİNİN HÜKMÜ
Soru: "- Benim sualim, ölülerin arkasından yapılan ıskat-ı salat ve devir merasimi ile ilgilidir. Bundan dört ay önce uzaktan akrabam olan birisi vefat etti. Merhum'un kazaya kalan oruç ve namaz borcu vardı. Varisleri ıskat-ı salat ve devir merasimini yapmadılar. (..) Bazı Müslümanlar; ıskat-ı salat ve devirin, güzel bir örf olduğunu, kazaya kalan oruç ve namaz borcunun ödenmesi gerektiğini söylediler. Bazı hocaefendiler ise, ıskat-ı salat ve devirin bid'at olduğunu iddia ediyorlar. (..) Iskat-ı salatın ve devir muamelesinin aslı nedir? Bu merasimi sahih bir örf olarak değerlendirebilir miyiz? Yapılmasında fayda var mıdır?"
CEVAP: İslam fıkhına aykırı olmayan ve selim akıl sahibi olan kimselerin müstahsen bulduğu davranışlara örf denilmiştir. Örf ve adette esas olan şer'an ve aklen mü(s.a.v.)en olmasıdır.
Kaynaklar
Vefat eden kimsenin kaza namazları mevcut, ancak hiçbir malı yoksa ne yapılacaktır? İşte halk arasında "Devir" denilen olay, bu sualin içerisinde gizlidir. Denilmiştir ki; bir kimseden ödünç alınır ve bir fakire: "-Filana vekaleten bu meblağı o'nun şu kadar namazının fidyesi olarak sana veriyorum" denir. Bu fakir kimse aldıktan sonra: "-Bunu aldım ve kabul ettim. Geri bağışlıyorum" der ve bu alıp-verme işlemi, ıskat bitinceye kadar tekrarlanır. Sonunda da bu miktar fakire sadaka olarak bırakılır. (5) Ancak ıskat-ı salat ve devir hususunda, kat'i nass bulunmadığı için; üzerinde kaza namazı bulunan kimsenin vasiyet etmesi esas alınmıştır.
Geçirilmiş namazların, oruç fidyesine kıyas edilmesi usule uygun değildir. Bu sebeble bazı alimler; Iskat-ı salat ve deviri, "miskinlere ve fakirlere faydası olan" bir örf şeklinde değerlendirmişlerdir. Nitekim İbn-i Abidin , "namaz bahsinin" girişinde; oruç ibadetindeki fidyenin nass ile sabit olduğunu, aynı durumun namazda bulunmadığını izah ettikten sonra: "Onun için İmam-ı Muhammed "Ona yeter İnşa-Allah" demiştir. Bunu kıyas yolu ile söylemiş olsa, İnşa-Allah deyip, Allahu Teala (cc)'nın dilemesine havale etmezdi. Nitekim kıya(s.a.v.)abit olan hükümlerde usul budur" (6) diyerek, konuya açıklık getirmiştir.
Dikkat edilirse, Pir-i fani'nin (ihtiyar olan kimsenin) oruç için fidye vermesi, acz sebebi ile tutamamasının bir bedelidir. Eğer acizlik kat'i bir illet ise, ancak acz sebebiyle kazaya kalan namazların fidyesi sözkonusu olabilir. Kasden namazı terkeden kimselerin durumu çok farklıdır. Zira kasden terk fiilinde; namazın farziyetine inanıp-inanmadığı da meçhuldür. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Bir mü'min; meşru herhangi bir özür veya acz sebebiyle namazını kazaya bırakmış ise, mutlaka vasiyet etmelidir. Zira vasiyet ettiği fidye; namazın bedeli olmasa dahi, fakirler için bir sadaka-i cariye olur. Şunu da hemen belirtelim ki; kasden namazı terkeden ve ölümünden sonra "Iskat-ı Salat" ile bundan kurtulacaklarını zannedenler yanılmaktadırlar. Zira ulema acz sebebi ile kazaya bırakılan namazların dahi fidye ile ödenemeyeceğini belirtmiş ve "İnşa-Allah" demek suretiyle, sadece hayrı esas almışlardır. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.
(1) Ömer Nasuhi Bilmen- Hukuk-ı İslamiyye Kamusu- İst: 1976 C: 1 Sh: 197
(2) Ali Haydar Efendi- Düreru'l Hükkam Şerhu Mecelleti'l Ahkam- İst: 1130 C: 1 Sh: 92.
(3) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst: 1983 C:3 Sh: 147.
(4) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- Feteva-ı Hindiyye- Beyrut: 1400 C: 1 Sh: 125.
(5) Bedrüddin-i Ayni- Umdetü'l Kari- İst: 1308 C: 5 Sh: 233.
(6) İbn-i Abidin- A.g.e. C: 2 Sh: 15