Ölü Toprak

e-Posta Yazdır PDF

KİTÂBÜ İHYÂİ'L-MEVÂT.

(ÖLÜ ARAZİNİN İHYÂSI)

1- ARZ-I MEVÂTIN MÂNASI; ARZI MEVAT DA HÜKÜMDARIN TASARRUFA YETKİLİ OLUP OLMADIĞI; ARZI MEVÂTİN MÜLKİYETE GEÇMESİ

Arz-ı Mevât:

Arz-ı Mevâîtn Hükmü:

2- KANAL KAZMAK VE MEVCUT BİR KANALİ TAMİR ETMEK..

 


KİTÂBÜ İHYÂİ'L-MEVÂT
 
(ÖLÜ ARAZİNİN İHYÂSI)
 

1- ARZ-I MEVÂTIN MÂNASI; ARZI MEVAT DA HÜKÜMDARIN TASARRUFA YETKİLİ OLUP OLMADIĞI; ARZI MEVÂTİN MÜLKİYETE GEÇMESİ
 

Arz-ı Mevât:
 

Arz-ı mevst: "Hiç bir kimsenin temellük ve tasarrufunda bulunma­yan ve yüksek bir kimsenin sesinin işitilemiyeceği kadar beldeden (köy veya şehirden = yerleşim merkezinden) uzak olan, imâr ve ihye edilme­miş yer." demektir.

Beldenin (şehrin) dışında kalan, halkın orman ve mer'ası duru­munda olan yerler mevât değildir.

İmâm'da oraya sahib olamaz.

Keza çorak arazi, zift mahalli ve halkın faydalandığı, bunlara ben­zer yerler de arz-ı mevât değildir.

Hükümdarın, her hangi bir kişiyi, böyle bir yerden men etmesi ca­iz olmaz.

Arz-ı mevâtın ma'mur yerlerden uzak olması şart mıdır? Tahâvî, bunu şart koşmuştur.

Zâhirû-r-riyvâyede ise, bu şart değildir.

Meselâ: Bir yerin yakınında bulunan denizde, bir ada veya büyük bir meşelik bulunursa, bu yerler, kimseye mülk olmayıp, zâhirû-r-rivâyede, buralar mevat yerlerdir.

Bir rivayete göre, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un görüşü» Tahâvî'nin söy­lediği görüştür.

Fakat, sahih olan zâhirû-r-rivâyede olandır.

Gerçekten arz-i mevât, kendisinden fayda görülmeyen bir yer­dir. Bir yerdi, hiç kimsenin mülkü olmaz ve orada kimsenin husûsî bir hakkı bulunmaz ve burası hiç kimyese bir fayda vermez ise, işte bu yer, arz-ı mevâttır. Beldeye yakın veya uzak olması mühim değildir. Bedârde de böyledir.

Kudûri, şöyle demiştir:

Önceden harap olmaş, sahibi bulunmayan veya bizatihi sahibi bi­linmeyen ve köye bir insan ma'mur yerde durup çağırınca, sesi oraya duyulmayacak kadar-köye uzak olan bir yer, arz-ı mevâttır.

Kadı Fahrü'd-din de, şöyle buyurmuştur: Esahh olan, bir adam ma'mur yerin bir tarafında durup, yüksek sesle çağırdığında, sesinin ye­tiştiği yerler, o ma'mur yerlerin etrafıdır. Çünkü oralara halk muhtaçdır.

Oralar, halkın hayvanlarını otlatacakları veya başka türlü fayda-nacakları yerlerdir.

Bunun dışında kalan yerler, sahibi yoksa-arz-ı mevâttır.

Köyden, bu uzaklıkta bulunması İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) şartıdır.

İmâm Muhammed (R.A.) ise: Her ne kadara karyeye yakın olsa bile köy halkının menfaatinin kesildiği yere itibar edilir.' buyurmuştur.

Şemsü'l-Eimme: İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) görüşü ihtiyar edilir." de­miştir. Kâfi'de de böyledir.

« Hükümdar, arz-ı mevâtı, insanlara muvâkata yapmaya yetkili­dir. Şayet imâm, böyle bir yeri, bir adama verir, fakat o da burayı bıra­kır ve üç seneye kadar imar etmezse, imâm orayı başka birisine verir.

Mevatda mülküyet, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, imâmın iz­niyle, orayı ihya etmekle sabitleşir.

İmâmeyn'e göre, bir kimsenin, bizzat kendisinin ihyâsiyle, mülkü­yet sâbitleşir.(lmamın izni şart değildir.)

Bir zimmî de, bir müslüman gibi, mevâtı ihya hakkına sahipdir. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse imâmın (= devlet başkanının veya onun yetki verdiği kimsenin) izni olmaksınız, bir arz-ı mevâtı ihya etse,İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)’ye göre, bu şahıs, oraya sahip olamaz.

İmâmeyn'e göre ise, sahip olur.

Nâtifî:"Kadı, bulunduğu yerde, imam (= devlet başkanı) yerin­dedir; onun temsilcisidir.*' demiştir. Fetâvâyi Kadİhân'da da böyledir.

Bir adam, mevât bir yeri imar eder, sonra da onu bırakır ve bu yeri bir başkası ekerse: "İkinci şahıs ona hak sahibidir.' denilmiştir.

Esahh olan, o yerin önceki şahsın olmasıdır. Çünkü ihya etmek, ekmekten daha evlâdır. Ve ilk şahıs ona, ihya sebebiyle sahib olmuştur; terk sebebiyle, o yer, bu şahsm mülküyetinden çıkmaz.

İkinci şahsın, taş sebebiyle ona hakkı olmaz. Taş, alâmet olsun di­ye konulan bir işaret taşı veya çakıldır.

Ne taş, ne ot, ne diken, ne etrafını ağaçla çevirmek, ne dikenini yakmak ve ne de benzeri bir şey yapmak, buranın bu ikinci şahsın mül­kü olduğunu ifade eylemez. Üç sene geçmedikçe, bu yer sahibinin elin­den abnmaz.                                                                          

Bu diyanet yoluyla böyledir.

Hüküm ise, "diğeri bıraktıktan sonra, o yer, onu ihya edenindir." der./TebjÎB*de de böyledir.

Bir adam, mevât bir yeri minare gibi yüksek taşla işaretlese, ora­yı ihya etmiş olur. Çünkü, o taş yığını bina hlükmündedir.

Bir kimsenin, mevat bir arazinin etrafına duvar çekmesi veya su basmasın diye hendek kazması, ihya sayılır. Seraba"nin MuhıytTnda da böyledir.

İhya: Bir mevât arazinin Üzerine bina yapmak veya içine ağaç ya­hut bağ dikmek veya orayı sulamaktır, Hall&a'da da böyledir.

Maverâinnehr ve Havarizm arazisi taksim edildiğinden, buralar mevât arazi değildir. Sahibi onu satabilir ve vârislerine bırakır. Eğer bu yerlerin sahibi bilinmiyorsa, oranın tasarrufu hâkime aittir. Kerderî*nin-Vecîzt'nde de böyledir.

Araziyi Memlûke: Ehli inkıraza uğrayan yerdir.

Arazi-i memlûke, buluntu gibidir. "Mevat gibidir..." diyenler de olmuştur. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, böyle bir yere bina yapar veya ekin eker yahut etrafı­na sınır, çekerse, İşte bu yerler o adamın olur. O yerin dışında kalan, o adamın olmaz.

İmam EbÛ Yûsuf (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Bir adam, bir yerin yarısından fazlasını ihya etmişse, geride kalan­da onun olur. Şayet yarısını imar etmişse, geride kalan yarı onun ol­maz. Gerçekten itibar ekseredir. Serafeâ'nin MnhıytTnde de böyledir.

İmâm Muharamed (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Eğer mevât, imar edilen yerin ortasında kalırsa, tamamı ihya edil­miş sayılır.

Şayet mevat, imar edilen yerin bir tarafında ise, geride kalan yer ihya edilmiş sayılmaz. Tatartıaniyye'de de böyledir.

İbnü Semâa, İmâm EH Hanife (R.A,)’ rûn şöyle buyurduğunu etmiştir: Bir adam mevat bir yere, kuyu kazıp, ona su akıtırsa, ziraat yapsın veya yapmasın o yeri ihya etmiş olur.

Şayet bir ark yaparsa, o ihya sayılmaz. Ancak o arktan su akıtırsa, o takdirde ihya sayılır.

Bir kimse, nievât arazinin içinde ot yakmaklada orayı ihya emiş ol­maz. Seraha'nin MnhıytTnde de böyledir.

Bir kimse odunlu ve meşelikti bir yerin ağaçlarını kesip, orasını düzlese, işte bu bir ihya olur. Gıyâsiyye'de de böyledir.

Bir adam, diğerini, bir yerin imarına vekil yapar ve o da o yeri ihya ederse, o ihya edilen yer müvekkilin olur. Eğer, imam müvekkile izin vermişse bu böyledir. Gunye'de de böyledir.

Bize göre, bir kimse tarafından imar edilmiş olan bir yerin he­men yanını ihya etmek caiz olmaz Kenz'de de böyledir.

Fırat veya Dicle yolunu (yatağını) değiştirir ve geri aynı yatağa dönmesi muhtemel olursa, yerlerini ihya caiz olmaz. Şayet terk ettikleri yere dönmeyeceklere, orayı ihya caiz olur; Bu yer mevât arazi sayılır. SirâcüT-Vehhâc'da da böyledir.

Bİr yer, suya batıp deniz olur, sonra da oradan su çekilir ve bu yer tekrar meydana çıkarsa veya bir yer başka bir cihetten harap olduk­tan sonra, bir kişi gelip, orayı i'mar eylese "orası önceki sahibine ait olur." denilmiştir,

"İhya edenin olur." diyenler de olmuştur. Gunye'de de böyledir.

İmâm, (= devlet başkanı) bir adama, ölü bir yeri imar etmesini, ordan faydalanması için emrederse; oranın mülküyeti ihya edenin ol­maz. Çünkü, bu şart sahihdir.

Bu İmâm Ebft Hanîfe (R.A.)*ye göre böyledir. Çünkü ona göre, îmâm'-ın izni olmaksızın, bir ölü yere sahip olunmaz. îmânı, mülküyetini ver­meyince de, bir kimse mâlik olamaz. Müzmerât'ta da böyledir.

Bir adam, bir mevât araziyi ihya ettikten sonra, başka bir adam gelerek o yerin etrafını ihya eylese ve sonraki ihya öncekinin dört bir yanını sarsa, bu durumda ortada olan zat, ihya ettiği yere, dilediği ci­hetten yol açabilir.

Şayet, bu yerin etrafını dört tarafından ayrı ayrı dört kişi sarsalar, yine bu şahıs istediği taraftan yolunu açar. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, mevât bir yere, bir kuyu kazdığında, su ile o kuyunun arasında ekilecek yer kalır; sonra da oraya başka birisi, bir kuyu kazar­sa; o yere önceki adam haklıdır.

Ancak önceki adam o yerden vaz geçerse; o müstesnadır. Müddeti de bir aydır.

Bir arşın kadar bir kuyu kazmak, o yeri ihya olmaz. Gıyââyye'de de böyledir.

Dicle gibi bir nehrin içinde, boş bir yer, (mer'a) bulunuyorsa; orası onu ihya edenin olur.

Ancak, o yer bir karyenin (= köyün) kenarı ise, o zaman, vali o adama mâm olur.

Vali, müslümanlara zarar veren caddeyi kesebilir.

İmâm: Bu hak, hâlife ve onun velâsına aittir." buyurmuştur. Mu-hıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir tepenin yanına bir kuyu kazarsa, bu şahıs, o tepe­nin üzerine sahip olur. Gıyâsiyye'de de böyledir.[1]

 

Arz-ı Mevâîtn Hükmü:
 

Mevât arzın hükmüne gelince: bu hususta, iki konuda hüküm vardır:

1-) Harîmin hükmü;

2-) Vazifenin hükmü; Harîm konusunda da;

A-) Harîmin aslı.

B-) Harîmin miktarı; hususlarında hüküm vardır. Harîmin aslı ile ilgili hükme gelince;

Bir adam, mevat bir yere bir kuyu kazsa; o kuyu onun harîmi olur. (Yâni, o kuyunun etrafı onun olur.)

Hatta başka bir adam, o kuyunun yanına bir kuyu kazmak istese, önceki ona mâni olur.

Pınar (= kaynak) da böyledir. • Bu bi'1-icma böyledir.

Harîmin miktarına geîince; bunun beşyüz arşın olduğu bi'1-icmadır. Bedâi'de de böyledir.

"Pınarın harîmi, dört yanından beşyüz arşındır." diyenler olduğu gibi "yüz yirmi beş arşındır," diyenler de olmuştur.

Esahh olan, beşyüz arşındır.

Arşın ise, altı kabze (== avuç içi) dir.

Mülk   arşını   ise,   yedi   kabzedir.   Tebyîn'de  de  böyledir.

Bi'rül-atan'in (= suyu kova ile çekilen kuyunun) harîmi kırk ar­şındır. Bedâi'de de böyledir.

"Her cihetinden on arşın olmak Üzere kırk arşındır." denilmişse de; sahih olan, her cihetinden kırk arşın oluşudur. Tebyîn'de de böyledir.

Bi'rün NâdnYm (= suyu hayvanla, dolapla çekilen kuyunun) ha­rîmi İmâmeyn'e göre, altmış arşın; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ise: "Ben, an­cak kırk arşın olduğunu biliyorum." buyurmuştur.

Fetva da buna göredir.

Sadiü's.'-Şehîd, şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, mevât bir yere bir ark açıtığında; İmâm Kbû Hanife (R.A.)'ye göre, o, harîme hak sahibi olamaz.

İmameyn'e göre göre ise hak sahibi olur.

Sahih olan, harîme müstehak olmasıdır.

Nevazil1 de şöyle buyrulmuştur:

Nehrin harîmi, her cihetinden yarısı kadardır.

Bu, İmim Ebû Yûsuf (R.A.)'a göredir.

İmim Muhammed (R.A.)'e göre ise, her cihetinden nehrin miktarı ka­dardır. Fetva ise İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un kavline göredir. Fetâvâyi Küb-râ'da da böyledir.

İkinci hüküm, hükmü vazifedir.

Bir müslüman, bir yeri ihya ederse; İmâm Ebû Yusuf (R.A.): "Eğer o yer, öşrü alınan yerin yanında ise, işte orası öşür arazisi olur. Yok eğer, haracı alının yerin hizasında ise işte orası arz-ı haraç olur." buyurmuştur.

İmim Muhsmmed (R.A.) de: "Eğer o yeri, öşür arazisinin suyu ile suluyorsa; o yer öşür yeridir. Yok eğer, haraç arazisinin suyu ile sulu-yorsa, işte orası haraciyyedir." buyurmuştur.

Eğer sahibi zimmî ise, o arazi, her haliyle haraciyyedir.

Bu bi'Mcmâ, böyledir. Bedâi'de de böyledir.

Nevâdir'de, İmam Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

Suyu hayvan ile çıkarılan kuyunun harîmi altmış arşındır.

Ancak ipi (= urganı) yetmiş arşın olursa, o takdirde, o kuyunun harîmi, İpin uzunluğu kadardır. Böylece kuyu sebebiyle fayda elde edil­miş olur. Seniha'nın Muhıyu'nde de böyledir.

Bir kimse, imamın izniyle, yabana bir kuyu kazar; bir başkası da gelerek, o kuyunun harîmine bir kuyu kazarsa; birinci adam, onu kapatabilir. Ev yapar; ziaat yapar veya başka bir şey yaparsa,-yine böyle,-önceki adam, ona mâni olabilir.

Önceki kuyuya bir şey düşse, sahibine tazminat gerekmez, tkinci kuyuya düşecek olsa, kuyu sahibinin, düşen o şeyin bedelini ödemesi gerekir. Çünkü, birinci haklı kazdı; ikinci ise haksız kazdı.

Şayet ikinci adam, imâmın emriyle, birincinin harîminin haricine bir kuyu kazar, ve yakınlığından, birincinin kuyusunun suyunu çeker ve bu da bilinirse; yapılacak bir şey yoktur. Mebsât'ta da böyledir.

Bir adam, mevât bir yerden, bir su çıkarırsa; bi'1-icma, onun harîmine hak sahibi olur.

Sonra da, hak sahibi olacağı yerin mikdari şöyle bildirildi:

İmâm Muhammed (R.A.), Kitab'da: "Kanat ( = yerden çıkarılan su), kuyu menzilindedir. Kuyu hakkında zikredilen miktar burda da aynısı­dır, fazla olmaz." buyurmuştur.

Ancak âlimlerimiz bunu fazlalaştırdılar ve "Kanat'ın yeri suladığı mikdar kadardır. Aynen çeşme gibi; çeşmenin miktarı ise, dörtbir tara­fından beşeryüz arşındır." demişlerdir. Bu, bi'Mcma'dır.

Fakat, su, yerin üzerine çıkmıyorsa, onun miktarı bir derenin mik­tarı kadardır. Yer altından akması hâîi ise müstesnadır. Mahıyt'te de böyledir.

Sonra, harîmdeki haklılık, ölü arazi kimsenin hakkı olmaz ise, onun hududu yoktur. Fakat başkasının da hakkı varsa böyle değildir. Hatta bir insan bir kuyu kazar; başka birisi de gelerek, onun hâriminin bitimine, bir kuyu kazarsa, işte bu zat, önceki zatın cihetine sahip olamaz.

Diğer cihetlerden, başka birinin hakkı olmayan cihete-sahip olur. Nihâye'de de böyledir.

İki kişinin tarlasının arasında bulunan, bir arz-ı mevatı, onlar­dan birisi ihya eder; fakat burayı kendi suyu ile sulayamaz, ancak diğe­rinin suyu ile sulayacak olursa, o şahıs, bu yere arkadaşı razı olmadan sahip olamaz. SerahsTnin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir adam, imâmın izniyle ölü bir yerin bir kısmına İmim Ebû Ha-nîfe (R.A.)'nin kavline göre ağaç diker; İmameyn'in kavline göre, imâm­dan izin almadan ağaç dikerse; onun harîmine müstehak olur mu?

Hatta, bir başkası da gelerek, onun diktiği ağacın yanına bir ağaç dikse önceki adam ona mâni olabilir mi?

İmam Mnhunmed (R.A.) bu hususta d-Asl'da bir şey söylememiştir. Âlimlerimiz: "Beş arşın öbür yanına dikebilir." buyurmuşlar ve:

Bu sünnette de vârid olmuştur." demişlerdir. Mumyt'te de böyledir.

iki kişi, kendi paralarıyla ölü bir yere, kuyuların ikisi de bir ada­mın olmak üzere kuyu kazdıklarında diğerinin harîmlik hakkı yoktur. Harîmlik hakkı, parası ile kuyuyu kazanındır. Çünkü ıstılah yönünden yaptıkları şeriatın gereğine uygun değildir.

Şer'an kuyu kiminse, harîmin de onundur.

Eğer kuyuların parası birininse, harîmleri de onun olur.

Şayet kuyunun parasına ortak iseler; harîmine de ortak olurlar.

Şayet, kuyu ve harîmine ortak olacaklar; fakat parasını birisi fazla verecek " diye şart koşarlarsa; işte bu caiz olmaz. Fazla veren Şahıs ver­diği fazlalık kadar, harîmini de fazla alır. Ortaklık herkesin parası miktanncadir.

Eğer birisi fazla vermeyi şart koşmuşsa, bu şart sahih olmaz. Faz­lalığı için, arkadaşına baş vurur ve o fazlalığı ondan alır. Serahsî'nin Mo-faıyü'nde de böyledir.

Yer birinin; kanal ise diğerinin olacak ve bir yeri diriltecekler." diye şart koşarlarsa; bu şartta her ikisine de ortak olmadıkça caiz olmaz.

Kuyu kazacak topluluktan birisi, daha fazla masraf yapacağına söz verse; Bu caiz olmaz. Ve verdiği fazlalığı geri alır. latarhâniyye'de de böyledir.

iki köy arasında bir kanal bulunur ve köyler arasındaki harîmde ihtilaf edilir; bir köy halkı: Bu kanalı, biz kazdık." derler; diğer köylü­ler ise bunu kabul etmezse; da'valanna beyyine ile bakılır.

Eğer iki kanal arasında boş yer varsa; kimse ora ile meşgul olamaz. Orası iki köy ahalisinin olur. Ancak, oranın bir köye ait olduğuna dâir belgeleri varsa, o müstesnadır. Bunun bahsi, ziraat bölümünde geçmiş­tir. Kübra'da da böyledir.

Bir adamın, başkasının yerinde kanalı bulunursa; İmâm Ebû Ha-nife (R.A.)'ye göre onun harîmi olmaz. Ancak, beyyinesi olursa harîmi olur. İmameyn'e göre, ö adam kanalında yürür ve toprağını dışarı atabi­lir. Kudurt Şerhı'nde de böyledir.

Bir adam, bir sahraya bir köşk yapsa; harime sahip olamaz. O köşkün çöplüğünü atmak suretiyle, oradan faydalanır.

Bu, bir kuyuya kıyas edilmez. Çünkü onun ihtiyacı kuyu sahibinin ihtiyacı gibi değildir; kuyu sahibine harım lâzımdır, Tebyîn'de de böyledir.

Bir adamın kuyusu başka birinin arazisinde bulunursa, bu kuyu sahibi kuyusunu derînleştirirken kuyusunun çamurunu arazi sahibinin yerine atamaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, mescitlerden birine kuyu kazmak istediğinde, bunda hiç bir zarar olmaz ve her yönden fayda olacak olursa, veya bu kuyuyu bir harman yerine kazacak ve keza, zararlı değil de faydalı olacaksa bu­nu yapabilir.

Salât kitabında, Mescit bölümünde şöyle zikredilmiştir: "Mescide kuyu kazılmaz. Kazan onu zâmin olur."

Fetva da orda söylenene göredir. Feiâvlyi Kübrâ'da da böyledir. En doğrusunu bilen, Allahu Teâlâ'dır. [2]

 

2- KANAL KAZMAK VE MEVCUT BİR KANALİ TAMİR ETMEK
 

Üç çeşit kanal vardır:

1-) Sultamn (= devlet başkanının) kazdıracağı kanal.

2-) Kanaİ Sahiplerinin Kazdığı Kanal.

3-) Kanal Sahipleri İçin Olmayan Kanal. İnsanlar, birinci ve ikinci sırada zikredilen kanalları kazmaktan ka­çınırlarsa; onları kazmaları hususunda cebredilirler.

Üçüncü nevi kanalı kazmak için, hiç bir kimse cabredilemez.

Birinci nevi kanallar, büyük kanallardır. Bunlar Fırat, Dicle, Cey­hun, Seyhun, Nil gibi ırmaklara bağlı kanallardır.

Bunların ıslahı gerekirse bunu hükümdarın, beytü'l-mâlden yap­tırması gerekir: Şayet beytü'l-mâlde para yoksa müslümanlar onu ısla­ha cebredilirler. Ve onu kazmak işinde zoraki çalıştırılırlar.

Şayet müslümanlardan bir kimse, böyle bir nehirden arazisini su­lamak için, bir kanal kazmak isterse, kimseye zarar vermemek şartıyle kazabilir.

Eğer ammeye zarar verecek olursa, o zaman men edilir.

Halk, o nehir ehlinin kazması gereken kanalı kazmaktan kaçınır, imâm cebreder. Çünkü o, halkın ihtiyacını görmektedir ve ıslahı gerekir.

Böyle bir kanal, halka âit olur da, onu ıslahtan kaçınırlarsa imam onlara cebreder. ÇUnktt onun zararı umuma şâmil olur. Suyu azalınca, ekimin kıymeti de a/alır.

Onu kazıp İslah etmemek, umuma zarar vereceğinden, kazmaya cebredilirler.

Böyle bir nehirden, bir kişinin şahsî arazisine kanal kazmasına, baş­kalarını zarar versin veya vermesin hakkı yoktur. Bu suda şuf a hakkı da yoktur.

Kazmayınca cebredilmeyecek kanala gelince; bu, şahsa âit olan kanaldır. Bu hususi kanal hakkında çeşitli sözler söylenmiştir.

Ba'zıları: Eğer, o kanal, on kişinin ise başkalarının değilse veya o kanalın üzerinde bir köy var da, suyunu taksim ediyorlarsa. îşte o ka­nal husûsi olur. Ve bunda, şuf a hakkı bulunur.

Ba'zi âlimler de: "Kırk kişiden az olursa husûsî olur. Eğer, kırk kişinin olursa, umûmi sayılır." buyurmuşlardır.

Bazıları da: "Yüz kişiden az olursa, husûsi olur." demişlerdir. Bir kısım âlimler ise: "Bin kişiden az olursa, husûsi olur." buyurmuşlardır.

En doğrusu, bu iş müctehitlerin re'yine havale edilir ve onların ih­tiyarı kabul edilir.

Bundan sonra, husûsi olan bir nehiri (= kanalı) ba'zı» ortaklan kazmak (= tamir etmek) isterler; diğerleri de bundan kaçınırsa; Ebû Be­kir bin Saİd el-Belhf: "imâm onları cebredemez. Arzu edenler kazıp temiz­lerlerse, bu nafile olur." demiştir.

EbÛ Bekir ei-İskaf da: "Bunlar cebredilirler." demiştir.

Hassa? da, Nefakftt isimli kitabında: "Gerçekten hâkim, isteyen kişi­lere o kanalı temizleyip, kazmalarını emreyler. Onlar da bu işi yapınca,^ diğerlerini, onlar hisselerine düşen masrafı verene kadar menfaatten men ederler." buyurmuştur.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: Hepsi  birden   kanalı   kazmayı  bırakırlarsa;   zâhirti'r-rivâyede cebredilmezler.

Bazı müteahhirin âlimleri ise: Cebredilirler." buyurmuştur.

Bu ortaklar, kanalı kazmak için toplanırlarsa, İmim Ebû Hanîfe (R.A.): önce kanalın baş tarafından başlarlar. Bir adamın yerini ka­zınca, artık ondan diğer tarafı kazmak kalkar. (Yâni, her şahıs kendi yerinin kanalını kazar." buyurmuştur.

İmameyi ise: Baştan 5$*vna kadar birlikte kazarlar." buyurmuş­lardır. FetâTİyi KadEhftn'da ^böyledir.

Bunun açıklaması: Kanalın ortakları, on kişi iseler; kanalın ba­şından başlarlar ve on kişiden birisinin arazisine kadar, her birisi o ye­rin onda birisini kazar; onlardan hangisinin arazisine gelirse, orayı o kendisi kazar ve onun işi biter. Geride kalanlar da her şahıs kendi ara­zisi kadarım kazar.

Bu, İmâm Ebft Hanîfe (R.A.)'ye göre böyledir. İmâmeyn'e göre ise, her biri, tamamının onda birini kazar. Kâfi'de de böyledir.

Bir adamın arazisinin ortasından bir nehir çıkar, o yerin sahibi de orasını kazarsa; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre kazma zahmeti on­dan sakıt olup düşer mi?

Burda ihtilaf edilmiştir.

Bazı âlimlere göre, bu zahmet ondan sakıt olur. Bazılarına göre ise, kendi arazisinden çıkarmadıkça sakıt olmaz.

Sahih olan da budur.

Kazdığı yerden su geçerse arazisini sulamak için kanal açabilir mi?

Bazı âiimier: Açar; çünkü, su ortaklardan önce ona mahsustur. Müteahhirin âlimleri ise: "Kanal açmaya alt taraftan başlanır." diye söylemişlerdir. Zahîriyye'de de böyledir.

Sokakta bulunan husûsi bir yol, sokak ahâlisi arasında geçerli değildir.

Sokak evvelinden sonuna kadar yapıma muhtaç olursa; başlangıç­tan itibaren, sokak ahâlisi, bil-icma onarımını yaparlar.

Onlardan birinin evinin önüne kadar varırlarsa; o adamdan evinin önünü yapma zahmneti kalkar mı? Bu mes'ele hakkında bir rivayet yok­tur Şeyhâ'l-İslam şerhin1 de şöyle buyurmuştur:

Ba'zı âlimlerimizin kitabında. 'Bi'littifak, onu kaldırır." denil­diğini gördüm. Fakat kanal büyük olur ve bütün köy halkı, onun su­yundan içiyor olurlarsa; onu kazıp, temizler ve ıslah ederler.

Şeyhülislam, Nevidir'de bu hususta, şöyle buyurmuştur: Bi'1-ittifak lâyık olan, o su yolunu kazıp, temizlemektir. Mnîııyt'te de böyledir.

En doğrusunu, ancak Allahu Teâlâ bilir. [3]

 

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/219-223.

[2] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/224-228.

[3] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/229-231.