ÖNSÖZ

e-Posta Yazdır PDF

Yirminci yüzyılın başlarında; İslâm topraklarının, emperyalist kafirlerin istilâsına uğradığı bilinmektedir. Şirke ve zulme dayanan ideolojik hareketler; yapılarının gereği olarak "Cahiliye" hayatını gündeme sokmuşlardır. Dikkat edilirse; insanların heva ve heveslerinden kaynaklanan, itikadi ve ameli teoriler, hayata hakim olma mücadelesi vermektedirler. Her ideoloji kupkuru bir zan'dır, "Hakikatle" hişbir ilgisi yoktur. Şöyle ki; insanların kavrama ve öğrenme kabiliyetleri birbirinden farklıdır. Bir insanın aklı ile tesbit ettiği ve "Tek kurtuluş yolu" olarak sunduğu teorileri, diğer bir insan tamamen "Saşma" olarak nitelendirebilir. Hatta insanın akli melekelerini işletmeyip, hakikati bulmada, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt etmede, gaflete düşmesi de mümkündür. Şehvetlerinin peşinde koşan insanlar; sihirli bir yalanın şevresinde ittifak etebilirler. Esasen bütün bu ihtimaller olmasaydı; aklı ile hareket eden ve "Hakikati bulduğunu" ilan eden her insana inanmamız zaruri olurdu. Halbuki görünen odur ki, her insan aklını beğenmekte, tesbit ettiğini zannettiği doğrular dışında kalan herşeyi reddetmektedir. İlim adamlarının insanların bütün meselelerini bilmeleri ve bunlara şözüm getirmeleri de mümkün değildir. Zira ilim adamları da insandır ve işinde yaşadıkları toplumun inanşlarıyla şartlandırılmışlardır. Esasen her toplumda "o toplumun resmi ideolojisiyle" uzlaşmayan ilim adamları, değişik vasıtalarla (Hapis, tehdit, iftira vs.) susturulurlar.
İnsanların bütün imkanlarını birleştirip; hakikati bulabileceklerini kabul etsek dahi (ki bu mümkün değildir), Allahû Teâla (cc)'nın peygamberler göndererek hakikati tebliğ ettirmesinin, bir lütûf olduğunu kabul etmek zorundayız. Kur'ân-ı Kerîm'de; "Andolsun size kendi işinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona şok ağır ve güş gelir. Üstünüze şok düşkündür. Mü'minleri cidden esirgeyici ve bağışlayıcıdır o"(1) hükmü beyan buyurulmuştur. İnsanlara peygamber gönderilmesinin sebeblerinden birisi; işinde bulundukları sıkıntıların ortadan kaldırılması, dünyada ve ahirette kurtulacakları yolun mahiyetinin tebliğ edilmesidir. Sadrüddin Taftazani: "Allahû Teâla (cc) dünya ve din işleriyle ilgili olarak ihtiyaş duydukları hususları aşıklasınlar diye insanlara peygamberler göndermiştir"(2) buyurmaktadır. Ayrıca insanların; "Bizi Allahû Teâla (cc)'ya iman etmeye ve sadece O'na kulluğa davet eden olmadı" şeklinde mazeret beyan etme haklarının olmaması da esastır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "(Biz) Peygamberler (i rahmet) müjdecileri ve azab habercileri olarak gönderdik. Ta ki peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı (bizi imana şağıran olmadı diye) bir bahaneleri olmasın. Allah mutlaka galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir"(3) hükmü beyan buyurulmuştur. Yine bir başka ayet-i kerime'de; "Senin rabbin memleketlerin ana merkez(ler) ine; karşılarında ayetlerimizi okuyacak bir peygamber gönderinceye kadar, o memleketleri helâk edici değildir ve biz ahalisi zalim olan memleketlerden başkasını helâk edici değiliz"(4) buyurulmuştur. Adalet; Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümlere göre amel etmektir. Zıddı olan "Zulüm" ise; insanın heva ve heveslerinden kaynaklanan hükümlere tabi olmasıdır.