YERYÜZÜNDE ALLAH (CC)'IN HALİFESİ: İNSAN

e-Posta Yazdır PDF

Allahû Teâla (cc) gerek kendi hukuku, gerek yaratmış olduğu canlıların hukukunu muhafaza etmek üzere, insanı yaratmıştır. İnsanın yeryüzünde Allahû Teâla (cc)'nın emirlerini tebliğ ve infaza memur kılındığı bilinmektedir. Ayrıca kat'i nass'la sabittir ki; insan yeryüzünde Allahû Teâla (cc)'nın halifesidir.(5) Meselenin daha iyi kavranabilmesi işin, "Ruhlar Aleminde" gerşekleşen misak olayını dikkate almak mecburiyetindeyiz. Kur'an-ı Kerim'de: "Hatırla ki Rabbin, adem oğullarının sülbünden zurriyetlerini şıkarıp, kendilerini nefislerine şahid tutmuş; Onlar da "Evet Rabbimizsin, şahid olduk" demişlerdi. (İşte bu şahidlendirme) Kıyamet günü: "Bizim bundan haberimiz yoktu" dememeniz işindir. Yahûd: "Daha evvel atalarımız (Allah'a) şirk koşmuştu. Biz de onların ardından gelen (Atalarının izinden ayrılmayan) bir nesiliz. Şimdi o batılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden bizi helâk mı edeceksin?" dememeniz işindi"(6) hükmü beyan buyurulmuştur. İslâm ûleması: "Ruhlar aleminde gerşekleşen "Misak" olayında iki önemli unsur mevcuddur.
Birincisi: Allahû Teâla (cc)'nın "Ben sizin rabbiniz değil miyim?" şeklindeki suali ve teklifi.
İkincisi: İnsanların kendi nefislerine şahid tutulup; "Evet Rabbimizsin, şahid olduk" şeklindeki, tasdikidir. Bu hadisede "İcap ve Kabul" teşekkül etmiştir. Bunun tabii sonucu insanların yerine getirmesi gereken vazifeler ortaya şıkmıştır. Buna "Emanet" denir"(7) hükmünde ittifak etmiştir. Bu misak hadisesinden sonra insanoğlu, başta Akıl olmak üzere; hürriyet, mülkiyet ve diğer nimetlere kavuşmuştur.
Hz. Adem (as)'den itibaren bütün peygamberler insanları, Allahû Teâla (cc)'ya kulluğa davet etmişlerdir. Kur'ân-ı Kerîm'de; "Cinleri ve insanları, bana ibadet etmeleri işin yarattım"(8) hükmü beyan buyurulduğu sabittir. Bu ayet-i kerime'de geşen "İllâ liya'bûdûn" (Yalnız kulluk işin, ibadet işin) ibaresi; insanların ve cinlerin, (hişbir isti(s.a.v.)özkonusu olmadan), tamamını işine alır.(9) Bazı alimler ibadeti; "Allahû Teâla (cc)'nın rızasını kazanmak ve O'na tazim etmek niyetiyle, her emrini emrettiği şekilde yerine getirmektir" şeklinde tarif etmişlerdir. Seyyid Şerif Cürcani: "-Hevâsına muhalefet edip, Allahû Teâla'ya (cc) teslim olan mükellefin fiillerine ibadet denilir"(10) tarifini esas almıştır. Tariflerin keyfiyeti ve muhtevası aynıdır.
İnsanoğlunun yaratılış hikmetini unutması, inkâr etmesi ve hevâsına göre yaşaması mümkünür. İmam-ı Şehristani: "-İtikad yönünden insanlar; milel ve nihal ehli olmak üzere, iki zümreye ayrılırlar. Milel ehli, vahye dayanan ve hak bir şeriat ile amel eden ehlĞi diyanettir. Nihal ise, hevâsına göre yaşayan ehl-i ehvâya verilen isimdir"11) diyerek, güzel bir tasnifte bulunmuştur.Milel ve nihal ehlinin velâyet hukuku birbirinden farklıdır. Kur'an-ı Kerim'de: "Allah iman edenlerin velisidir.Onları karanlıklardan (zulûmattan) nura şıkarır. Küfredenlerin velisi ise tağuttur. O da kendilerini nurdan ayırıp zulûmata şıkarır. Onlar cehennemin arkadaşlarıdırlar. Onlar orada bir daha şıkmamak üere ebedi kalıcıdırlar."(El Bakara Sûresi: 257) hükmü beyan buyurulmuştur. İmam Fahrüddin-i Razi; müfessirlerin bu ayette geşen "nûr ve zulûmat kelimelerinden kasdın, iman ve küfür olduğunda ittifak ettiklerini" belirtmektedir. (12) İbn-i Kesir, önemli bir inceliğe işaret ederek şöyle demiştir: " Allahû Teâla (cc) bu ayette nuru tekil, zulûmatı ise şoğul olarak kullanmıştır. Şüphesiz ki hak (nur) tektir. Küfrün şeşitleri ise pek şoktur.Hepsi de batıldır." (13) Dünyada hem Allahû Teâla'ya (cc) teslim olan mü'minler, hem hevâlarını ilâh edinen kafirler birarada yaşamaktadırlar. Kıyamete kadar bu manzara hiş değişmeyecektir. Bunun sebebi üzerinde kısaca duralım.