8. Yatsı ve teheccüd, sabah namazına engel mi?

e-Posta Yazdır PDF

 

Beş vakit namaz kılmaya özen gösteren bazı kimseler, yatsı namazıyla sabah namazının birbirine engel olduğunu düşünürler. Özellikle yaz günlerinde yatsı geç okunduğu için erken yatmak mümkün olmaz. Aksine sabah da erken olmaktadır.

 

Birisi, “Eğer yatsıyı beklersem uykusuz kalıyorum ve sabah namazına kalkamıyorum. Bazen de çok yorgun ve uykusuz olduğum için erken yatıp sabah namazına kalkıyorum. Ama bu kez yatsı namazım kazaya kalıyor” dedi.

 

Maalesef kimi insanların yaşadığı bu tür bir sorun var. Ancak çözümü zor değil. Bu problemin en yoğun yaşandığı aylar Mayıs ve Haziran’dır. Bu aylarda geceler çok kısadır. İki ay boyunca dikkatli olmak, tetikte bulunmak gerekir.

 

Yorucu işlerde çalışan ve uykusu ağır olan kimseler, yatsıyı hemen kılıp yatmalıdırlar. Bu şekilde yaklaşık 6 saat uyumak mümkündür ki, sabah namazından önce bu kadar uyumak az değildir. Eğer yatsıyı bekleyemeyecek kadar yorgun ve uykusuzsanız, yatsıyı bir müddet uyuduktan sonra imsak vaktinden önce kılabilirsiniz.

 

Yatsıyı kıldıktan bir müddet sonra imsak vakti girmişse, tekrar yatmak yerine bekler, sabah namazını kılar, öyle yatarsınız. Çünkü, sabah namazı tehlikeye girebilir.

 

Bir de teheccüd namazı kılan kimseler, bazen sabah namazını kaçırdıklarını söylemektedirler. Gece teheccüde kalkıp tekrar uyuyunca sabah namazına uyanmakta zorlananlar olabilmektedir.

 

Teheccüd, namazlar içinde en kuvvetli sünnettir ve Peygamberimiz (a.s.m.) üzerine farzdır. Ancak bu çok faziletli ve sevaplı namaza bilhassa yeni başlayanlar sabah namazını kaçırabilmektedirler.

 

Bir sünnet ne kadar kuvvetli olursa olsun, farzın derecesine yetişemez. Bunun için teheccüd yüzünden sabah namazının kaçırılması kabul edilemez.

 

Çözüm şudur: Özellikle teheccüd namazına alışma sürecinde dikkatli olmak gerekir. Söz gelişi, teheccüde ilk başlama dönemi, gecelerin uzun olduğu kış mevsimine denk getirilebilir. Eğer yaz mevsimiyse, mümkün mertebe yatsıyı hemen kılıp yatmak, uyanmak için kararlı olmak gerekir.

Herkes kendi durumuna, şartlarına göre formüller üretebilir. Ama her hâlükârda hedefimiz, hiçbir namazı kazaya bırakmamak olmalıdır.