5. Cemaatle kılın

e-Posta Yazdır PDF

 

Diğer farz namazlarını olduğu gibi, sabah namazını da cemaatle kılın. Nerede olursanız olun, iki kişi dahi olsanız cemaati ihmal etmeyin. Evde, yurtta, camide cemaatle kılarak, bu büyük sevap ve fazileti kaçırmayın.

 

Ne yazık ki, namazın kıymet ve ehemmiyetini bilmediğimiz gibi, cemaatle kılmanın muhteşem sevap ve feyzinden de gafiliz. Namazı cemaatle kılmayı sadece yaşlılara, emeklilere veya çok rahat bir işte çalışanlara özgü bir alışkanlık sanırız. Oysa bu, üzerine namaz kılmak farz olan herkes için, hangi şartlarda ve ortamda bulunursa bulunsun yapması gereken bir vazifedir.

 

Cemaatle namaz için ortaya konan sözde mazeretlerin tümü de birer bahaneden ibarettir. Onların doğru olduğu yönünde bizi aldatan yaygın biçimdeki ihmaller, duyarsızlıklar, ilgisizliklerdir.

 

Eğer cemaatle namaz kılmak sadece “eli boş gönlü hoş” olanların ara sıra yaptığı bir fiil olsaydı, Peygamberimiz (a.s.m.) ve güzide sahabeleri Bedir Savaşının en çetin anında cemaatle namaz kılarlar mıydı? Müşrik ordusu kendilerinden üç kattan daha fazlaydı. Tam bir ölüm kalım mücadelesi veriliyordu. Ama Allah Resulü ve ashabı canlarını kurtarmayı değil, Allah’ın huzurunda yan yana, omuz omuza olmayı seçmişlerdi.

 

Yarısı namaz kılarken diğerleri savaşmış, namaz kılanlar savaşırken diğerleri namazlarını cemaatle eda etmişlerdir. Bu husus Nisa Suresinin 102. ayetinde şöyle geçmektedir:

 

“Savaşta mü’minler arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza dursunlar ve silâhlarını da yanlarına alsınlar. Onlar secde ettikten sonra geri çekilip düşmana karşı dursunlar ve yerlerine henüz namaza durmamış olan diğer topluluk gelsin. Onlar da tedbirli şekilde ve silâhlarını yanlarına alarak seninle beraber namaz kılsınlar.”

 

Dünyanın en büyük meselesi olan savaş esnasında bile cemaatle namaz terk edilmezse, hangi mazeret onu engelleyebilir?

 

İlginçtir. Bediüzzaman Hazretleri, savaş meydanında bile Kur’an tefsiri yazmayı ihmal etmediğini anlatırken, iki noktadan ders aldığını söyler.

 

Bunlardan birisi, yukarıda bahsettiğimiz Bedir Savaşında cemaatle namaz kılınmasıdır.

 

İkincisi ise, İslâm kahramanı olan Hazret-i Ali Efendimiz, Celcelûtiye isimli kasidesinin çok yerlerinde ve sonunda namaz için bir koruyucu istemiş ki, namazda huzuruna gaflet gelmesin. Çünkü onun düşmanları çok olduğundan, onların hücumunu düşünerek namazdaki huzuru ve huşuu bozulabilir diye Allah’tan bir muhafız ifrit istemiş.

 

Cemaatle namaz o kadar önemlidir ki, konuyla ilgili şu hadis, bizi ürpertmelidir:

 

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetine göre, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

 

“Vallahi içimden öyle geliyor ki, bir adama cemaate namaz kıldırmasını emredeyim, sonra da o cemaate gelmeyen birtakım adamlara gideyim, onlar hakkında emir vereyim de, odun demetleri ile evlerini, üzerlerine cayır cayır yaksınlar. Bunlardan biri yağlı bir kemik bulacağını bilse, ona (namaza) mutlaka gelirdi.” (Müslim, Mesacid: 251)

 

Elbette Peygamberimiz (a.s.m.) hiç kimsenin evini yaktırmamıştır. Ancak onun içinden böyle geçmesi, cemaatle namaza ne kadar çok önem verdiğini göstermesi bakımından ilginçtir. Çünkü, cemaat terk edildiğinde öyle büyük ebedî kayıplar olmaktadır ki, gelip geçici can ve mal onun yanında hiç hükmündedir. Efendimizin dediği gibi, basit bir dünya menfaati için kesinlikle ihmal etmez, dağıtılan yere gideriz. Oysa bilsek ki, her bir vakit namazın cemaat sevabı, trilyonlara değer. Çünkü, neticesi sonsuzdur.

 

Ebudderda’nın (r.a.) rivayet ettiği şu hadis ise, çok az kişi de olunsa cemaatten vazgeçilmemesi gerektiğini anlatır:

 

“Köyde ve çölde oturanlardan üç kişi arasında cemaatle namaz kılınmazsa, ancak şeytan onlara üstün gelmiştir. Cemaate devam et, kurt ancak sürüden ayrılmış koyunu yer.” (Ebu Davud, Salât: 47)

 

Hepimiz cemaatle namaza birçok mazeret gösterebiliriz. Oysa İbni Abbas’ın (r.a.) rivayet ettiği şu hadis, bu husustaki mazeretleri reddetmek için ne kadar ısrarcı olmamız gerektiğini ifade ediyor:

 

“Kim müezzinin ezanını işitir de, o kimseyi müezzinin davetine uymaktan alıkoyan bir engel yoksa, onun tek başına kıldığı namaz kabul olmaz.”

 

“Sordular: ‘Kişiyi cemaatten hangi özür alıkoyabilir.’

 

“Resulüllah (a.s.m.) şöyle buyurdu: ‘Korku ve hastalıktır.’” (Ebu Davud, Salât: 47)

 

Aynı manada İbni Ümmi Mektum (r.a.) ile Peygamberimiz (a.s.m.) arasında geçen konuşma bize ders olmalıdır.

 

İbni Ümmi Mektum (r.a.), Resulüllaha (a.s.m.) sordu: “Ya Resulallah, ben gözü görmeyen, evi uzakta olan birisiyim. Bir kılavuzum var, bana yumuşak davranmıyor. Bu şartlar içinde benim namazı evde kılmama izin var mı?” diye sordu.

 

Resulüllah, “Ezanı duyuyor musun?” diye sordu. “Evet” dedi. Peygamberimiz, “Namazı evinde kılman için izin veremem” buyurdu.

 

Konuyla ilgili farklı ayet ve hadisleri göz önünde bulunduran âlimler, cemaatle namazın çok kuvvetli bir sünnet olduğunu belirtmişlerdir. Ancak “Nasıl olsa sünnet” deyip geçmemek gerekir. Çünkü, cemaatle namazın tek başına kılınan namazdan 27 kat fazla sevabı vardır. Günahların böylesine hücum ettiği bir asırda sevaba ne kadar çok ihtiyacımız olduğu apaçık bir gerçek değil mi?

 

Cemaatle namazın nasıl bir meziyeti ve hikmeti vardır ki, savaşta bile terk edilmemiş? Hangi üstünlükleri vardır ki, Peygamber Efendimiz onu müekked sünnet olarak uygulamış ve emretmiş? Bu ne vazgeçilmez bir ibadet ki, onun haşmetine uygun özel câmiler yapılmış?

 

Cemaatle namaz kılmanın sayısız hikmeti vardır. Her şeyden önce cemaatle câmide kılınan namazda müthiş bir huzur, huşû ve sükûnet vardır. Çünkü mekân sadece namaz için hazırlanmış, her şey ona göre dizayn edilmiştir. Namaz içinde huzuru bozucu, gönlü ve zihni dağıtıcı, insanı başka şeylerle meşgul edici bir unsur yoktur. Câmi veya mescid, sakin, temiz, ahenkli bir ortamdır.

 

Tek başına bu bile cemaatin önemini ortaya koymuyor mu?

 

Câmi, mescid veya evde cemaatle kılınan namazın dışında yalnız başına kılınan namazları düşünün! Çevreden gelen insan konuşmaları, radyo ve televizyon sesleri, yemek kokuları gibi insanın huzurunu bozan, namazdaki huşûa engel olan nice unsur yok mu? Bir de câmide mü’minlerle omuz omuza kılınan namazdaki lezzeti ve huzuru hayal edin!

 

Çok önemli bir başka hikmet, cemaatle namaz kılmada sorumluluğun imamda olmasıdır. Böylece namaz için çok önemli olan Kur’an’ı ve duaları doğru okuma, fıkıh kurallarını iyi bilme gibi konularda çok rahat hareket etmiş oluruz.

 

İmamlar bu konuda özel eğitim almış kimseler olduğu için elbette Kur’an’ı cemaatten daha düzgün okumakta, namazın hangi rüknünde nasıl hareket edeceğini daha iyi bilmektedirler. Ayrıca tâdil-i erkâna çok dikkat etmekte olduklarından huzurlu ve ihtimamlı bir namaz kılmış oluruz. Namazın en büyük afetlerinden olan hızlı ve baştan savma namaz kılmaktan kurtuluruz.

 

Cemaate devam edersek aynı zamanda namazı tam vaktinde kılmış oluruz. Böylece “en hayırlı amelin vaktinde kılınan namaz olduğunu” belirten Peygamberimizin takdirine kavuşuruz.

 

Ayrıca mekân değişikliği olduğu için çok etkili bir zihinsel yenilenmeye de neden olur. Aynı mekânda durdukça insan bilinci körelir. Mekânımızı namaz için terk edip sonra geri geldiğimizde sıfırdan başlamış gibi hissederiz kendimizi. Ama çalıştığımız yerde kıldığımızda sadece zaman ve uğraş değişiminin yararını görürüz, ama mekân değişiminin faydasını görmeyiz. Hem aynı mekânda kılan kimse, yine işini ve o andaki mesaisini düşünerek, namazdan tam istifade edemez.

 

Nihayet namazı cemaatle kılmakla mü’minler arasında bir dostluk, bir dayanışma ve yardımlaşma meydana gelir. İnsanlar birbirini çok iyi tanır, dertleriyle dertlenir, sıkıntılarını paylaşırlar. Bu da birliği savunan ve sosyal bir din olan İslâmiyetin çok önem verdiği bir faydadır.

 

Rabbimiz, cemaatle istenen dilekleri, yapılan duaları daha fazla kabul eder. Çünkü herkes birbirinin duasına âmin der, birbirinin isteğine kuvvet verir. Hem birbirinden feyiz alır.

 

İşte bunlar ve daha bilemediğimiz nice hikmet, namazı tek başına kılınan namazdan 27 kat daha kıymetli yapmıştır. Tüm bunları bilerek cemaatle namazı nasıl ihmal edebiliriz?

Cemaatle namazın feyiz ve bereketinden hiçbir zaman mahrum olmayın. Şayet camiye herhangi bir sebeple gidememiş olsanız bile, eşiniz ve çocuklarınızla bir cemaat oluşturun. Eğer bir arkadaş grubuyla kalıyorsanız, yine bir cemaat meydana getirin ve bu sevabı kaçırmayın.