Zekat

e-Posta Yazdır PDF

ZEKAT
 

Zekâtın Mânâsı
 

Zekât, Arap dilinde iki mânâya gelir: Bunlardan birisi temiztir. Nitekim Allah Teâlâ'nın:

"Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlar-1 n) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin." (Tevbe, 103) meâlin-d âyet-i celîlesinde zikri geçen "tüzekkîhim kelimesi bu mânâda kullanılmıştır. Bu kelimenin ikinci mânâsı, fazla-l şma ve artıştır. Meselâ, "bitki artıp fazlalaştı" mânâsına gelen| îke'zzer'u ifâdesindeki "zekâ          kelimesi de  binada kullanılmıştır.

Şer'î yönden ise zekât; "Şer'an maldan ayrılan muayyen biı 3mı Haşimî kabilesine mensup bulunmayan ve bunların âzâdlısı saayan faMr bir Muslümana vermek"tir.

 

Zekâtın Mâhiyeti ve Kimlere Farz Olduğu  
                |

Zekât, kendisinde şu beş şart bulunan herkese farzdır:

(1) müslüman olmak,

(2) hür ve

 (3) erginlik çağında bulunmak,

(4) ak­başında olmak ve

(5) elinde sâime hayvanlardan,[1] ziraî .ahsûllerden yahut nakit para veya ticarî eşyaların buna eşdeğer anlarından nisab miktarı bulunmak.

 

Zekâtın Edâ Edilebilmesi İçin Gerekli Şartlar
 

Zekâtın eda edilebilmesi için, nisâb miktarına ulaşmış aslî lülkün üzerinden bir yıl geçmesi şarttır.

 

Zekâtın Edasının Sahih Olabilmesinin Şartları

 

Zekâtın sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için, zekât eren kimsenin, ya fakire verirken yahut da kendisine farz olan oiktarı malından ayırırken zekâta niyet etmesi şarttır. (Ancak) »unun zekât olduğunu zekâtı alanın bilmesi şart değildir.

 

Zekâtı Verilmesi Gereken Şeyler!

Beş türlü şeyin zekâtı verilmelidir; Birincisi, nakit, yani al­tın ve gümüşün; İkincisi, sâime malların ki bunlar deve, sığır ve davar olup bunda ulemânın ittifakı vardır; bir de, Ebû Hanîfe'ye göre atların zekâtı; üçüncüsü, ticaret metâının; dördüncüsü, hu­bubat, meyve vs. gibi toprak mahsûllerinin ve beşinci olarak da yer altında bulunan maden ve define gibi değerli şeylerin zekâtı.

 

Altın ve Gümüşün Nisabı
 


(1) Yirmi miskale[2] ulaşmadıkça altın ve iki yüz dirheme[3] ulaşmadıkça da gümüş için zekât verilmez.

 (2) Altın yirmi miskale ulaşınca onda birinin dörtte birini,[4] ki bu yarım mıskal eder, ver­mek gerekir. Sonra yirmi miskalin üzerindeki her dört miskal için onda bir miskal (verilir).

 (3) Gümüş, iki yüz dirheme ulaşınca onda birinin dörtte birini, ki bu beş dirhemdir, vermek gerekir.

 (4) Son­ra iki yüz dirhemin üzerindeki her kırk dirhem için bir dirhem ve­rilir ki, bu Ebû Hanîfe'nin görüşüdür. Ebû Yûsuf ve Muhammed, ise şöyle demiştir: «Nisab miktarının üstündeki her fazlalık için onda birin dörtte biri verilmelidir, isterse nisabın üstündeki bu | miktar az olsun.»

 

Sâime Hayvanlarda Zekâtın Vücûbunun Şartları
 

Sâime hayvanlarda zekâtın vücûbu için üç şart gereklidir:

Birincisi; bu hayvanlar sahibinin elinde iken üzerlerinden bir yıl geçmesi gerekir. İkincisi; (bu hayvanların) nisâb miktarın­da bulunmaları ve üçüncü olarak da; bu hayvanların bir yıl veya daha fazla bir müddet için mubah (ve meşru) olan bir otlakta otla­tılmış olmaları gerekir. Sahibinin özel otlaklarında otlatılan, ya­hut satın alınan yemlerle beslenilen hayvanlar için zekât gerekmez.

 

Devenin Zekâtı
 

(I) Sayıları beşten az olan sâime develer için zekât yoktur.

 (2) âdetleri beşe ulaşır ve üzerlerinden de bir sene geçerse (zekât olarak) bir koyun verilir ve sayılâVı ona varıncaya kadar böyle devam îder.

 (3) Sayıları onu bulunca, iki koyun verilir ve on beş deveye kadar böyle uygulanır.

 (4) Sayılan on beşe ulaşınca üç koyun veri­lir, ta ki yirmi sayısını buluncaya kadar.

 (5) Develerin sayısı yir­miyi bulunca dört koyun verilir, yirmi beşe kadar böyle devam eder.

(6) Sayıları yirmi beşi bulunca, bir yaşını tamamlayan ve ikinci yaşına girmiş bulunan bir dişi deve verilir.

 (7) Develerin sa­yısı otuz altıya varınca, iki senesini tamamlayıp üçüncü senesine ; girmiş bulunan bir dişi deve verilir.

(8) Sayıları kırk altıya varınca, üç yaşını bitirip dörde girmiş olan bir dişi deve;

 (9) altmış bire vardığında ise dört yaşını bitirip beşe girmiş bir dişi deve;

(10) sayılan yetmiş altıya ulaşınca, iki yaşını tamamlayıp üçe basmış iki dişi deve verilir.

(II) Sayılan doksan bir olunca, üç yaşını tamamlayıp dörde, girmiş iki dişi deve verilir, ki bu, yüz yirmiye kadar böyle devamı eder.

(12) Bu sayının (yüz yirminin) üstüne çıkan her beş deve içini bir koyun verilir ve bu, yüz kırk beşe kadar devam eder.

 (13) Sayı lan yüz kırk beşe varan develer için, üç yaşını doldurup dörde bas mış iki dişi deve ile bir yaşını bitirip ikiye basmış bir dişi deve ve-f rilir ve bu uygulama develerin sayısı yüz elliye vanncaya kada devam eder.

(14) Yüz elli olunca, üç yaşını doldurup dörde girmiş olan üç dişi deve verilir.

 (15) Bu sayının (yüz elli devenin) üzerindeki her beş deve için bir koyun verilir ve bu uygulama, develer yüz yetmiş beş oluncaya kadar devam eder.

 (16) Yüz yetmiş beş olunca, üç ya­şım bitirip dörde girmiş olan üç dişi deve ile bir yaşını bitirip ikiye girmiş bir dişi deve verilir, sayılan yüz seksen altıya varıncaya ka­dar bu uygulamaya devam edilir.

(17) Sayılan bu rakama (yüz seksen altıya) ulaşınca, üç yaşı­nı bitirip dörde girmiş üç dişi deve ile iki yaşını tamamlayıp üçe basmış bir dişi deve verilir ve develerin sayılan yüz doksan altıya varıncaya kadar bu uygulamaya devam edilir.

 (18) Sayılan bu ra­kamı (yüz doksan altıyı) bulunca, üç yaşını doldurup dörde girmiş bulunan dört dişi deve verilir ve bu, develerin sayısı iki yüze vacaya kadar devam eder.

 (19) Sonra bu iki yüzün üstündeki he  deve için, yüz elli deveden sonraki ellişer deveye uygulanan ic .atın aynısı tatbik olunur.

 

Sığırın Zekâtı

 

(1) Otuzun altındaki sâime sığırlar için zekât yoktur.

 (2) Sığırların sayısı otuza ulaşır ve üzerlerinden de bir yıl geçerse, zekât arak bir yaşını doldurup iki yaşma basmış bir buzağı verilir ve ıı uygulama, sığır sayısı kırka ulaşıncaya kadar devam eder;

(3) lyıları kırka ulaşınca, iki yaşını doldurup üçe basmış bir dana ve-.lir ve bu uygulama sığırların sayısı yetmişe ulaşıncaya kadar devam eder.

 (4) Sayılan yetmişi bulunca, bir yaşını doldurup iki ya­ma basmış bir buzağı ile iki yaşım doldurup üçe basmış bir dana erilir ve bu uygulama sığırların sayısı seksene varıncaya kadar evam eder.

 (5) Sayıları seksen olunca, iki yaşım doldurup üçe asmış olan iki dana verilir. Bundan sonraki her on sığır için bir aşım bitirip ikiye basan bir buzağı ve sonraki her kırk için de iki aşım bitirmiş ve üçe basmış bir dana verilir.

 

Davarın Zekâtı 

                                                          .

 (1) Kırktan az olan sâime davarlar için zekât verilmez.

 (2) Davarların adedi kırka ulaşır ve üzerinden de bir yıl geçerse, sekât olarak bir koyun verilir. Davarların sayısı yüz yirmi bire varıncaya kadar bu hüküm geçerlidir.

 (3) Davarlar yüz yirmi bir o-unca, iki koyun verilir ve sayılan iki yüz bir bir oluncaya kadar 3u uygulamaya devam edilir.

(4) İki yüz bir olunca, üç koyun veri­lir ve bu hüküm davarların sayısı dört yüze varıncaya kadar geçer­lidir.

 (5) Sayıları dört yüz olunca, dört koyun verilir. Sonra dört yüz koyunun üzerindeki her yüz koyun için bir koyun verilir.

Koyun ve keçi arasında herhangi bir fark yoktur. Bir yaşın altındakilere zekât düşmez.

 

Atların Zekâtı  
                                                         

Ebû Hanîfe (Radıyallahu anh) atlar için şu beş şartın tahak­kuku halinde zekât verilebileceğini öne sürmüştür:

Birincisi, atların kıymetinin altın veya gümüşün nisabı ka-lar olması; ikincisi, atların sâime olması; üçüncüsü üzerlerinden )ir yıl geçmesi; dördüncüsü erkek ve dişi olmaları gerekir. Eğer i ıtlar, sadece erkek iseler bunlara zekât düşmez. Şayet atların ta­bamı kısrak ise bu hususta iki rivayet vardır. Beşinci şart ise, at-iar sahibi tarafından üretilmek ve çoğaltılmak üzere bulundurul­malıdır. Binmek ve yük taşımak üzere bulundurulan atlara zekât düşmez.[5]Ebû Yûsuf ve Muhammed ise, atların her türlüsüne zekâtın düşmeyeceği görüşündedirler.

Ebû Hanîfe, tercihin, at sahiplerine bırakılması gerektiği, di­lerlerse atların kıymetinin onda birinin dörtte birini verecekleri, dilerlerse her at için bir dinar[6] verecekleri görüşündedir.

 

Ticarî Malların Zekâtı

 

Ticarî mallar ifadesiyle, ticâret kasdıyla alınıp satılan her türlü şey kasdolunuyor; isterse bunlar sâime hayvanlar veya top­rak mahsûlleri ve meyve gibi şeyler olsun.

Ticarî mallar, her yılın sonunda değerlendirmeye tâbi tutulur. Eğer kıymeti, altın yahut gümüşün nisâbına ulaşırsa, değeri-; nin onda birinin dörtte biri kadarı (zekât olarak) ayrılır.               

Değerlendirme yapılırken fakirlerin menfaatinin göz önünde bulundurulması uygun olur. Şöyle ki, ticarî mallar gümüşe göre!deleğerlendirildiğinde nisâb miktarına ulaşır, altına göre değerlenlirildiğinde ulaşmazsa, gümüşün nisabı esas alınır. Eğer her iki 'ı lurumda da nisab miktarına ulaşılıyor ve fakat birisi fakirin işine »tekinden daha çok yarıyorsa, fakirin menfaatine olanı tercih ediliyor-

 

Toprak Mahsûlleri ve Meyvelerin Zekâtı
 

İmam Ebu Hanîfe (Radıyallahu anh), topraktan çıkan her şeyin -bunlar ister az, isterse çok olsun; ister hububat, pamuk, safkan gibi dayanıklı olsun, isterse meyve ve sebze gibi dayanıklı bu-unmasm- zekâta tâbi olduğu görüşündedir. Ebû Yûsuf ile Mu-îammed ise, toprak mmahsûlleri için ancak şu iki şartla zekât ve-ilebileceği görüşündedir:

Birincisi, (toprak mahsûllerinin) bir yıl elde kalanlardan (ve layananlardan) olması;

İkincisi de topraktan çıkan şeylerin nisab miktarına ulaşmaları gerekir. Kileyle ölçülebilen toprak mahsûllerinin nisabı beş vesk[7] ıtir.

Kileyle ölçülemeyen toprak mahsûllerinin kıymeti, kileyle öl­çülen mahsûllerin beş veskinin kıymetine ulaşması halinde bu mahsûller de nisâb miktarına ulaşmış olurlar. Bunların üzerlerin-ien bir yıl geçmesi şart değildir, ki bunda ittifak vardır.                 |

Aynı şekilde, toprak mahsûllerinin ve meyvelerin bir yıldan fazla bir müddet yağmurla, yahut yeryüzünden çıkan sularla su­lanmaları halinde onda bir; bir yıldan fazla bir zaman için dolapla, kanaletler ve büyük kovalarla sulanmaları halinde ise toprak mahsûllerinin hepsinden onda birin yansı kadar zekât alınacağın­da ittifak edilmiştir.                                                              i

 

Yer Altındaki Maden ve Definelerin Zekâtı
 

Bir Müslümamn veya zimmînin haraç veya öşür arazîde[8] bul-ı altın, gümüş, kurşun gibi bir madene -ister bulunan bu ma-tabiî bir balde bulunsun, isterse (önceki) câhiliye devri insan-ıca gömülenlerden olsun- (Arapça'da) rikâz denir. Kikâz denilen  maden veya definelerin -yalnızca bulunma­lı- beşte biri (zekât olarak) verilir.

Rikâzdan elde edilen gelirler, harb ganimetlerine eklenir ve lar devlet tarafından sadece fakir fukaraya ve zekât verilmesi îken şâir yerlere tahsis olunmayıp bütün halkın yararına sarf tut. 

                                                                                                        

Zekât Verilecek Yerler
 

Zekât Allah Teâlâ'nın, "Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir z olarak ancak yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memura, gönülleri İslâm'a ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın taya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad inlere ve yolcuya mahsustur. [9]mealindeki âyet-i celilesinde betiği sekiz sınıf insana verilir. Bu sekiz sınıfa, zekât iki şartla verilir: Birincisi, Müslüman uak; ikincisi bu sınıftan olanların, zekât verenin babası, oğlu, veya geçindirmekle yükümlü bulunduğu kimselerden olmama? gerekir. Bu sekiz sınıftan herhangi biri tercih edilerek verilir.

Fakir (yoksul), elinde nisab miktarından az mala sahip m kimselere denir.

Düşkün, herhangi bir mal varlığı bulunmayan kimselerdir ki, onların durumu fakirlerden daha kötüdür.

Zekât toplayan memurlara, imamın (devlet reisinin) emriyle skât verilebilir.

Gönülleri İslâm'a ısındırılacak olanlar ise, Rasûlullah (Aleyssalâtü vesselam)'İslâm'a girsinler veya İslâm üzere kalsınlar iye yahut da kendi milletlerini İslâm'a çağırsınlar diye zekât ver-iği kimselerdir.

Kölelere gelince bunlar, efendilerine bir miktar mal vermek ûretiyle âzâd olunacakları hususunda efendileriyle sözleşmiş olan âmselerdir. İslâm dini, kurtulmalarını temin için bunlara da ;ekâttan pay ayırmıştır.

Borçlu o kimsedir ki, borçlanmış ve fakat borcunu ödeyenie-recek durumda kalmıştır.                                                     

Allah yolunda (çalışıp cihad edenler) ise devlet reisinin, îlâ-i kelimetullah için kendilerini muharebeye hazırladığı askerlerdir.

Yolcuya gelince bunlar, elinde ne var ne yok tüketmiş, (mem­leketine), mal ve ailesine kavuşamayacak derecede yolda kalmış olanlardır. Ülkelerinde çokça mal ve mülke sahip bulunsalar bile bunlara zekât verilir.

 

Zekât Verilmesi Uygun Olmayan Yerler
 

Zekât olarak toplanan şeylerin cami yapımında, ölünün tek­fin ve teçhizinde veya (ölünün) borcunun ödenmesinde kullanılma­sı veya âzâd etmek üzere köle satın almakta kullanılması doğru ı

ieğildir. Çünkü zekât için toplanan mallar, âmme menfaatine har-ianması gereken mallar gibi değildir; zekâtın harcanma yerlerini Şeriatın vâzu (Hak Teâlâ) belirtmiştir.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Yemle beslenmeyip yaylıma bırakılan deve, sığır ve davar gibi hayvanlara Arapçada sâime denilir.

[2] Yirmi miskal 96 gramdır.

[3] iki yüz dirhem 672 gramdır.

[4] Kırkta birini.

 

[5] Eğer atlar ticaret için elde bulundunıluyorsa, bunlara ticaret mallarını! zekâta tatbik olunur.

[6] Bu değerlendirme, eşit kıymetteki atlar için geçerlidir. Kıymetleri farklı atlara gelince, bunlar değerlendirilip onda birinin dörtte bîri kadar zekât rilmesi gerekir.

[7]    1 sâ1, 1040 dirhemdir. 1 dirhem de 3.273625 gr. x 1040 = 3404,57 1 sâdır. (Ömer Nasuhi Bilmen, Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu, cilt 4, s. 125.)

[8]  Öşür Arazî: Fethedilen bir ülkenin insanları kendi rızalarıyla İslâm'a girmişler ve ellerindeki arazileri de kendi mülkiyetlerine geçirilmişse veya fethedilen  ülkenin  arazileri  islâm mücahidlerinin   mülkiyetlerine geçirilmişse bu gibi arazilere öşür arazisi denir. Bu arazilerden onda bir oranında öşür alındığı için bu isiinle anılır

Haraç Arazî: Anlaşmayla veya üstünlük sağlamak suretiyle fethedilen ve arazîsi oranın yerlisi bulunan gayr-i müslim halka temlik edilmişse, bu gibi arazilere haraç arazî denir. Bu arazîlerden zekât değil haraç adı altında uy­gun görülecek bir vergi alınır.

 

[9] Tevbe,60.