Miftahulkulub

13. KISIM

Konusu : Kâmil mürşid açıklanır.

Kâmil mürşid, kısaca şu isimlerle anlatılır: Hakim hazik Resul-ü Ekrem'in halifesi kâmil mükemmil..
Açık tabiri ile kâmil mürşid, şöyle de anlatılabilir :
— Olgun bir zattır, hemen her işi yerli yerince yapar, işinin ehli­dir, Resulüllah efendimizin yerine halifedir, kendisi nasıl olgun bir zat ise, kendisine uyanları öyle olgunlaştırma meharetine ve bilgisine sa­hiptir.
İşte, anlatılan manalarda olmak üzere, vaktine göre kâmil mürşid on veya on beş kadar bulunur; bazan daha da fazla.. Ama, her asırda..
Bazan, bunların her biri, vaktine göre, büyük bir beldede irşada memur olur.
Bazan da, bunların üçü beşi büyük bir beldede bulunup irşada me­mur olurlar.
Ancak, bunların tamamı, kimliği kimliğine uygun olarak, Resulüllah efendimizin gidişatını baş tacı ederler. Bir adım dahi ayrı gayrıları yok­tur. Aynen, Resulüllah efendimizin yolunda gider; onun sünneti ile amel ederler.
Hemen her zaman, Resulüllah efendimizin huzurunda olmak üzere teveccüh halindedirler.

Terbiye edecekleri müridi de, izinle ve müridin tecellisine göre ter­biye ederler. Seyrini ve sülûkünü de ona göre gösterirler.
Bunlar, irşad halifeleridir. Hilâfet sırrı bahsinde açıklandığı gibi, peygamberlerin efnedisi Resulüllah'ın huzurunda bunlara dahi aynen Al­lah'ın ihsanı olur; müridi terbiye âletleri her birine verilir. Aynı şekilde terbiye etmeye memur olurlar.

HİLAFET SIRRI MAKAMI
Ancak, hilâfet sırrı makamında bulunan yüksek zat, bu değerli zat­ların üstündedir. Bu yüzden, daha önce de olduğu gibi, Resulüllah'ın pos­tunda oturur. Dolayısı ile, iki cihanda ınevcud olan tüm Muhammed üm­meti, kendisine biat eden müridler, diğer kimseler hep terbiyesi altında­dır. Her birinin tecelli gereği ne ise, o şekilde terbiye etmeğe memurdur.

İNABE ALMAK
Bir mürid, irşad halifesi olmaya memur olan zatın birinden inabe alacağı zaman bakmalı : Gidişatı, Hazret-i Peygamber'in gidişatına uy­gun mu, ona tam uymuş mu, Mustafa şeriatına tutunup yapışmış mı?. İşte mürid bunları görüp kalben tatmin olduktan sonra inabe alır. Bun­dan sonra ona, yıkayıcı elindeki ölü gibi teslim olur. Ama, tam manası ile.. Müride düşen ilk görev budur.
MÜRİDİN GÖREVLERİ
Müridlerin bazısına az, bazısına da çok zikir verilebilir.
Müridlerin bazısına da, ayrıntıları fıkıh kitaplarında yazıldığı şe­kilde; farzlardan başka teheccüd, işrak, duha, evvabin, tahiyyet-i mes-cid, salât-ı vüdu gibi nafile namazlar dahi emr'edilir.
Müridlerin bazısına da, savm-ı biyd, bazısına savm-ı Davud ve ben­zeri oruç tutmaları emr'olunur.
Bunlar kime verilirse, onun tecellisine göre verilmiş olur. Bunlar için, birbirine bakıp da :
— Falana az, bize çok; falana çok, bize az..
Diyerek, çoğumsamak veya azımsamak yerinde olmaz. Hiç kimse böyle bir şeyi gönlüne getirmemeli; kendisine verilen emri yerine ge­tirmeli.. Hemen görevi yapmaya çalışmalı, dikkat ye gayret etmelidir.
İrşada memur olan halife; dış hizmetlerden dahi bazısına hafif, ba­zısına da ağır görevler verebilir.
Bu arada, bazılarını huzura alır, kendisine lütufkâr muamele eder. Bazılarını da huzura seyrek getirir; celalli muamele eder.
Hali anlatıldığı gibi olanlar dahi birbirlerine incinmemelidirler. İs­ter celâl yüzü, ister cemal yüzü olsun; hangi yüzle görünürse görünsün, cümlesini büyük bir nimet bilmelidir. Cemale sevindiği gibi, celâle dahi sevinmelidir. Hemen her birini, bir hikmete yorup içine hoş olmayan bir düşünce düşürmemeli.. Daima, hoşnutluk halinde bulunmaya çalışıp gayret etmeli.. Zira, bu kısa aklın; ehlüllahın hikmet inceliklerini bilip akıl erdirmeye, düşünmeye gücü yetmez.
Hâsılı..
Her halde ve her hususta hoşnut olmaktan büyük ypl olmaz. Bu ara­da, müride baştan sona gereken dahi, hemen her halde edebe, erkâna uy­gun hareket etmektir.
Bir şiir :
Edeple şeyh huzuruna girenler; Anlardır hep saadeti bulanlar..
Dost ile dost olup didar görenler; Belki sultan olup seyran sürerler..1

(1) Bu şiirin daha açık Türkçesi şöyledir :
Mutluluğu bulanlar, edeple şeyh huzuruna girenlerdir. Dostla dost olup yüz görenler, sultan olup safa sürerler..

MÜRİDDE EDEP
Şeyhin tekkesi, konuk almak için dışta bir yeri yok ise., evine gidil­diği zaman, kapıyı hafif vurmalıdır, içeriden :
- Kim o?..
Diye sorulmadıkça, o yana dönüp durmalıdır. Sorulduğu zaman da, şu şekilde cevap vermelidir :
—  Duacınız falan..
Bundan sonra, izin verilir ise, içeri girer. Etrafına bakınmadan şey­hin huzuruna varmalı.. El göğüs üzerine bağlı, namaza kalkar gibi etek­ler düşük bir şekilde gidip diz çökmeli.. İki eli ile, o değerli zatın elini tutup öpmeli. Sonra, yine kalkıp ayakta durmalı. Bu arada; eğer :
—  Otur..
Diye emir verir ise., işaret edilen yere tereddüd etmeden oturur. Teveccühünü de bozmaz.
    

Şeyh bir şey sormadıkça, ister dıştan, ister içten ne olursa olsun söyleyeceğini söylememeli. Sorulduğu zaman da, sert sert söylememeli, yumuşak hafif söylemeli. Sorulmaz ise, sessiz durmalı; konuştuğunu da anlamaya çalışarak dinlemeli. Anlayış ve kavrayış verildiği kadar, o söz­lerden bir şeyler almaya bakmalıdır.
Kendisinin sorduğu bir suâle cevab olaraktan da, menkıbeye ben­zer bir şey anlatabilir ki, buna da dikkat edip anlamaya çalışmalı..
Hâsılı; şeyhi bir şey sormadıkça, söze başlamamalı.. Kendisine zor gelen bir husus varsa, onu kalbinde tutmalı; teveccüh halinde durmalı.. Soracak olunca da olduğu gibi söylemeli.. Müşkül işini gizleyip şeyhi, tekrar tekrar soru sormaya zorlamamalı.. Eğer kalbe bir hatıra gelecek olursa., onu atmaya da kalkmamalı:
—  Beni benden daha iyi bilir.. Duruma daha vâkıftır..
Diyerek, tam manası ile teslim olup durmalı..
Bu arada, kendisine bir cezbe, bir dalgınlık gibi bir şey gelir ise., onu atmaya çalışmamalı, teslim olup durmaya gayret etmelidir.
Şeyhin huzuruna vardığı zaman; meclisinde başka meşayih bulunur ise., onların da ellerini öpmelidir.
ister şeyhin huzurunda, isterse başka yerde :
—  Falan şeyh..
Diyerek, ne birini Övmeli; ne de kötülemelidir. Başka biri tarafından buna dair söz açılır ise, cevap da vermek gerekir ise., övüp şöyle deme­lidir :
—  Onlar da, şeyhtir; ama şeyhime onları tercih edemem.
Böylece, bulunduğu makama ayağını kuvvetli basmış olmalıdır.
Şeyhin huzurunda iken tükürme, aksırma, sümkürme hali geldiği zaman; kalben izin isteyip dışarı çıkmalı ve o işlerini orada bitirmeli.. Huzurda iken, tükürme, aksırma, sümkürme gibi bir şey etmemeli..
Kendisine :
—  Hal yönünden bir şey olursa, hemen gel söyle; sana izin vardır..
Denilmiş, izin ve ruhsat verilmiş olsa dahi, yine de dikkat etmeli; bu işte dahi edebe uygun tavır takınmalı.. Tenha ve boş bir zaman araştırmalı; böyle bir zaman bulunca da huzura varmalı.. Orada elini öpüp ne gerekse söylemeli.. Karşılığında ne emir alırsa., candan gönülden kabullenmeli.. Verilen hizmete girmeli..
Anlatıldığı yolda, kendisine bir izin verilmemiş ise., huzura varıp te­veccüh ederek durmalı.. Halinden sorulur ise., söylemeli..
Anlatılan hususta olsun, başka şekilde olsun; huzurda çok otur­mamalı.. Kendisine :
— Otur..
Emri verilir ise, biraz daha oturup sonra izin isteyip kalkmalıdır..
Dışarı çıkarken, şeyhin elini tekrar öpmeli; edep üzere çıkmalı. Yü­zünü şeyhine, arkasını kapıya döndürmeli. Dışarı çıkıncaya kadar böyle gitmeli:
Yolda yürürken, binek üzerinde iken şeyhe raslarsa; gizlenmeye im­kân varsa gizlenmeli; gizlenmeye imkân yoksa hemen el etek kavuşturup edeple verilecek selâmı beklemeli. Kendisine selâm verilirse, boyun büküp selâmı kalbden almalı. Ses çıkararak teklifsizce selâm almamalı. Yani : Ona, herhangi bir kimse gibi davranmamalı.
Müridin sıkıntılı bir hali varsa, şeyhinin yapacağı her ihsanı, ken­disine bir nimet bilerek almalı. Onun mutlu meclisinde otururken, ken­disine az veya çok bir şey verirse., onu oturduğu yerden uzanıp almamalı. Ayağa kalkarak tazimle, ikram bilerek almalı. Eğer mümkünse, bu ara­da onun elini de öpmeli.
Bu arada şeyhin de; geçini ve giyim işinde bir sıkıntısı varsa, mü­ridin de hali vakti yerinde ise., ona verilmesi gereken giyecek, yiyecek, harçlık çeşidinden hangisi ise., bir istek vakti olmadan hemen yetiştir­meli.
Burada anlatılanlara benzer edepler çoktur. Ancak, o büyük zatlar, Allah'ın büyük ihsanına zuhur yeri olduklarından olur olmaz kusura bakmazlar. Ne var ki, anlatılan ve anlatılmayan edeplere uygun hareket eden Hak yolcusu salik, Yüce Sübhan Hakkın lütufları ile en kısa zaman­da en yüksek gayeye ulaşır; gönül kapısı açılır. Kendisinin edebi, terbi­yesi, uyumlu hareketi gönül açıldığına işarettir.
Dışta konuk almaya yarayan yeri veya dergâhı, tekkesi bulunan şeyhlerin huzuruna varmak, hizmetlerini nimet bilmek, emir ve yasakla­rını yerine getirmek ve bu uğurda çalışmak dahi tekkesi ve dışta konuk almaya yarayan yeri olmayan şeyhlere gitmek ve emirlerini tutmak gi­bidir. Yani: Bunlara karşı da aynı şekilde anlatılan edeplere uygun hareket edilmesi gerekir. Bu husus da unutulmamalı..

Şiir:

Ne güzel ihsandır bu kul iken sultan
olur;
Alem içre hükm'edip her dertliye
lokman olur.. Evvelin ve âhirin hem
zahiri ve batım;
Ne olur ise bu cihanda zahiren hem
batını..
Kutb-ü aktab hükm'eder aktabdır hem
işleyen; Cümle emrine ram olmuşdurur
kevn ü mekân.. Hem halifedir cihanda
kutb-ü âli serteser;
Ne dilerse hep vücut bulur ol zat ey
bihaber.. Hızır İlyası dahi hükmüne
almıştır o şah;
Ne dilerse işletir emrindedir biiştibah..
Şöyle bilkim bu cihan içre veli ol
şahdır;
Ne ki olur ve olacak cümleye agâhdır.
Ger der isen Haktır ol sen böyle güftar
söyledin; Hak sözün doğru kelâmın
amma yanlış söyledin, Aç gözünü kıl
tefekkür işbu nazmı ey deli;
Kul olan hiç Hak olur mu kim meğer
ola velî..
Bu cihanda kutb-ü aktab ne kılarsa
cümlesin; Emr-i Hakla kılar ol arada
koymaz kendüsin.. Kutb-ü aktab birdir
canım haber al Nuri'den; Kafı ba ta
eyleyen mime varınca al haber..1
    
    
    
    
(1) Bu şiirin daha açık Türkçesi şöyledir :
Ne güzel ihsandır, şu kul olduğu halde sultan olur; âlem içinde hükmeder, her dert­liye Lokman Hekim olur-
Öncekilerin ve sonrakilerin hem içi, hem dışı; içten dıştan bu cihanda ne olursa olsun... Hep kutuplar kutbu hükmeder, kalan kutuplar da işi yürütür; hepsi emrine girmiş, ne yer kalmış ne mekân...
Büyük kutuptur cihanda baştan başa halife olan; ne isterse var olur o zat, ey ha­bersiz...
O şah, Hızır'ı da, İlyas'ı da emrine almıştır; hiç şüphe edilmeye onlar emrindedir, ne isterse yaptırır.
Şunu bilesin ki, bu cihan içinde velî o şahtır; olanların ve olacakların hepsini bilir. Eğer dersen : — O Haktır..
Çünkü, sen böyle söyleyip anlattın; senin sözün gerçek, konuşman da doğru, ama yan­lış söyledin..
Gözünü aç, bu şiiri iyice okuyup düşün, ey deli; kul olan hiç Hak olur mu, meğerki velî ola...
Bu cihanda kutuplar kutbu ne ederse hepsini; Hakkın emri ile eder, kendisini araya sokmaz.
Kutuplar kutbu birdir canım, haberi Nuri'den al; kafı ba ta eden mime gelince al haber...

Günün Sözü

"Fâsık da olsa, mazlûmun duâsı kabûl olunur.” (Hadîs-i Şerif—Buhârî)"
Telif Hakkı © 2021 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla!, GNU Genel Kamu Lisansı altında dağıtılan özgür bir yazılımdır.