38.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

38. MEKTUP


MEVZUU:


a) İsim, sıfat, şüun ve itibarlardan münezzeh olan Yüce Mukaddes Zat-ı Baht'le alâkanın beyanı..
b) Misilden münezzehîiği, misli olmak; keyfiyetsizliği keyfi sayıp bağlandıktan sonra fitneye düşenleri zemmetmek..
c) Çeşitli ilimlerin ve maarifin üzerine kurulan fena halinin değişik kademelerinin beyanı.. Bunlar gibi daha başka şeyler..

***

NOT : İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Şeyh Muhammed Çeterî'ye yazmıştır.

Mübarek mektup ulaşması ile, çokça ferahlık getirdi Sübhan Allah, bizi ve sizi zatı ile daim eylesin; bir lahza dahi, zatından gayrına bırakmasın.

***

Her ne şey ki, Yüce Sübhan Allah'ın Zat-ı Baht'inin gayrıdır; o şey:

— Gayr ve siva..

Olarak tabir edilir. İsterse, bu GAYR olan şey, isimler ve sıfatlar olsun. Kelâm ulemasının, sıfatlar için:

— Ne aynıdır, ne de gayrıdır. Demeleri bir başka manayadır. Onlar:

— Gayr.

Deyimi ile, ıstılah manasındaki gayr tabirini murad etmişlerdir. GAYRÎYET tabirini de bu manada nefyetmişlerdir; mutlak manada değil., özel bir manada nefy İse., umumî manada nefyi gerektirmez. Kaldı ki, selbler olmadan, zattan tabir de mümkün değildir. Zat mertebesinde dahi, her isbat, ilhaddır. Tabirlerin en değerlisi, ibarelerin en toplu ifadesi., yani: Zat şanında; şu âyet-i kerimenin ifade ettiği manadır:

— «Onun misli gibi bir şey yoktur.» (42/11)

Bunu, Farisî manada şöyle ifade etmek mümkündür:

— Biçun. (Belli bir vasfa sığmayan Cenab-ı Hak.) Biçigûne. (Benzeri olmayan.)

Yüce Hakkın zatı şanında ilme, şühuda, marifete yol yoktur. Her ne şey ki, onu; Gözler görür, kulaklar duyar, zanna girer; o, Yüce Hakkın gayrıdır. O şeye alâka peydah etmek, Yüce Hakkın gayrı ile alâkadır. Bunun şu kelime ile nefyi gerekir:

— Lâ ilahe. (İlâh yoktur.)

Misli bulunmaktan münezzeh zatı isbat ise., şu kelime ile olur:

— İllallah.. (Ancak Allah vardır.)

Bu isbat, önceleri taklid yollu olur. (Yani: Bir başkasından görüp ona uymak..) Sonra bu taklid, tahkike döner.

***

İşin nihayetine varmayan bazı sülûk erbabı, misli olmayı ve keyfiliği, misilden ve keyfiyetten münezzeh olmanın aynı sanıp şöyle dediler:

— Şühudun ve marifetin oraya varma imkânı vardır.

Mertebeler ciheti ile, taklid erbabı, bunlardan daha faziletlidir.

Şundan ki: Taklid erbabı, nurlarını nübüvvet kandili nurundan almışlardır, ona salât ve selâm olsun.. Onda bir hata yolu yoktur. Ama, anlatılan kusurlu zatların uydukları ise., sağlıklı olmayan keşiftir.

Bu manada bir mısra:

İki görüş beyninde ne yollar var bakın.

Hali anlatılan cemaat, her nekadar, Zatî şehadeti isbat ederlerse de. hakikatta o Zat'ı inkâr ederler. Bilemezler ki: Bu makamda isbatın kendisi, inkârın aynıdır.

***

İmam'ül-Müslimin îmam-ı Azam Kufi bir münacaatmda şöyle demiştir:

— Sübhansın, Hakkiyle sana ibadet edemedik; lâkin hak marifetle sana karşı irfana sahib olduk.

Burada, Hakkiyle ibadeti eda edemeyişin manası açıktır. Hakkiyle marifetin husulü ise., ancak:

— «Onun misli gibi şey yoktur.» (42/11)

Unvanı ile bilmeye bağlıdır.

Ebleh zümreöi bundan şu manayı anlamasın ki: Bu marifet kademelerinde; havas, avam, müptedi ve müntehi aynı seviyededir. Onun bilemeyişi de, ilimle marifeti ayırd edemeyişindendir. Zira, ilim müptedi için olup marifet müntehi içindir. Marifet, fena haline varmadan hâsıl olmaz; bu devlet fani olandan gayrına müyesser olmaz.

(Mevlâna) Mevlevi Mesnevi'de şöyle anlattı:

Bir kimse bulmazsa Mevlâsı yolunda fena;
Nasibi olmaz onun hiç kibriya yoluna.

Anlatılan manaya göre, marifet ilmin ötesindedir.

Şu da bilinmesi gereken bir durumdur ki: İlmin ve bilinen idrâkin ötesinde bir şey vardır; ondan: Marifet diye bahsedilir. Aynı zamanda ona:

— İdrâk-i basit..

Dahi denir. Bu manada bir şiir:

Dostum, boşuna değildir bunların hiç biri; Eşi bulunmaz acib garib sözdür her biri.

Mesnevî'den alınan bir başka şiir de şöyledir:

Vardır nasın Rabb'ının, canı ile nasın;
İttisali, yoktur yeri şeklin, kıyasın..

Gerçi:

— Nas..

Dedim nas için, ama değildir;

O canana göre, canından başka nasın..

***

Fena derecesinde değişik kademeler olduğundan; şüphesiz, müntehiler arasında, marifet derecesinde farklar bulunur. Bir kimsenin fena hali, tam manası ile tamam olursa., onun marifeti dahi tam manası ile kemal bulmuş olur. Fena derecesi düşük olanların, haliyle marifet dereceleri de düşük olur. Bu kıyas devam edebilir..

***

Sübhanellah! Söz, nereden nereye geldi!.

Durumuma lâyık olan: Bir şey hâsıl edemeyişimden, muradımın hâsıl olmayışından, sebatımın ve istikâmetimin olmayışından yazmmamdı.. Bu manada, dostlardan yardım talep etmemdi. Üstteki kelâmlarla benim ne münasebetim olabilir ki?. Bu manada bir şiir:

Bir kimsenin, haberi yoktur kendinden;
Gücü yeter mi diye öteden beriden..

Lâkin himmet-i aliye, tıynet-i samiye; beni düşük şeylerle kanaata asla yetinmeye bırakmıyor. Bunun için mertebemden çıkıyorum. Şayet birşeyler söylediysem, bunun için söyledim. Başka bir şey için değil. Bir şey istiyorsam, onu istiyorum; isterse bir şey bulmayayım. Eğer hâsıl ettiğim bir şey varsa, hâsılım odur; isterse başka bir şey olmasın. Şayet, benim için bir vuslat olursa vusulüm onadır; isterse, benim için böyle bir şeyin husulü olmasın..

Allah sırlarının kudsiyetini artırsın; bazı büyüklerin ibarelerinde anlatılan zatî şühuda dair manalar, kemal erbabından gayrına belli olmaz. Noksanlara, kusurlulara onları anlamak muhaldir.

Bir şiir:

O ki, bilmez hal-i kiram, anlamaz meram;
Kısa kes sözleri, sükût eyle vesselam..

Mektubun baş kısırıma şu kelimeler yazılmış:

— Hüvezzahir Hüvelvabtın. (Zahir odur, batın odur.)

Ey Mahdum,

Bu:

— Hüvezzahir, Hüvelbatın.

Cümlesi sahihtir; lâkin Fakir bu kelâmdan tevhid manasını çıkaramıyor. Yani: Vahdet-i vücud.. Hem de, uzun müddetten beri.. Bu hususta ben, ulema ile bu cümlenin manasım anlamakta müttefikim. Mana sıhhati zımnında onlara uyarım. Şundan ki: Bunların sözlerindeki sıhhat, doğruluk, bana göre: Erbab-ı tevhidin sözündeki sıhhattan daha fazla malumdur. Bu manada:

— «Herkese, yaratıldığı şey müyesser olur.»

Hadis-i şerifi açıktır. Bu manada bir şiir de vardır:

Çünkü, insanlardan her biri;
Görür kendine has işleri..

Bir insan için, en çok ne gerekli ise., onu yapmalıdır; onunla mükelleftir. Bilhassa emirleri tutup yasaklardan kaçmak ona düşer. Bu manayı bir âyet-i kerime şöyle anlatır:

— «Resulün size verdiğini alınız; size yasak ettiğinden de çekininiz; Allah'a karşı muttaki olunuz.» (59/7)

***

İnsan ihlas sahibi olmakla memurdur. Ihlâs ise, fena halinin ve zatî mahabbete sahib olmanın dışında tasavvur edilemez.

Bu arada, hiç şüphe yok ki: Fena halinin mukaddimeleri sayılan ON MAKAMIN (1) elde edilmesi gerekir.

Fena hali, her nekadar sırf mevhibe ise de; ancak onun mukaddimeleri ve ön işleri vardır. Bunlar da, çalışma ile elde edilebilir.

Bazıları fenanın hakikatına, bu mukaddimeleri ve ön işleri yapmadan erebilir. Bu da, onun hakikî manada: Riyazetlerle mücahedelerle tasfiyesi sonunda olur. O zaman, bu kimsenin hali, şu iki durumdan hali olamaz:

a) Durup kalanların durdukları yerlerden birinde durur kalır.

b) Noksanı olanları kemale erdirmek için bu âleme döner gelir.

Birinci yerde durup kaldığını düşünelim: Anlatılan makamların hiç birinde seyrini yapamaz. İsimlerin ve sıfatların geniş tecellilerinden haberdar olamaz.

İkinci duruma geldiğini düşünelim: Âleme döndüğü zaman, makamların ayrıntılarında seyrine geçer. Sonsuz tecellilere girer. Sureta, bir mücahede içinde görünür; lâkin hakikî manada tam bir zevk ve lezzet içindedir. Zahiri riyazet içindedir; ama batını nimetlere ve lezzetlere dalgındır.

Bir mısra:

Bu ne saadetir; kimin ola acaba?.

Burada şöyle bir şey söylenemez:

— İhlâs, imtisali gereken, emirli işler cümlesinden olduğuna; fenanın hakikatına varılmadan, taHakkuk da etmeyeceğine göre; cümle ulema, suleha ve ahyar nam zatların hepsi; fenanın hakikatına eremedikleri için ihlâsı terk ettiklerinden ötürü asidirler. Böyle şey söylenecek olursa, şöyle deriz:

— İhlâs, parçalarından bazılarının zımnında olsa dahi, İhlasın kendisi onlar içinde hâsıl olmuştur. Fenaya bağlı olan kısım ise.. İhlasın kemalidir ki bu: İhlasın bütün efradını camidir. İşbu mana içindir ki:

— İhlasın hakikati, fena olmadan hâsıl olmaz.

Dendi; ama şöyle denmedi.

— İhlasın kendisi fena olmadan olmaz.