263.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

263. Mektup

MEVZUU : a) Kâbe-i Rabbaniye ile alâkalı bilgiler..
b) Namaza dair bazı faziletlerin beyanı..

***

NOT : İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu Sahib'ül-maarif Şeyh Taceddin'e yazmıştır.

***

Allah'a hamd olsun. Selâm, Allah'ın seçmiş olduğu kullarına..

***

Sevinmeyi gerektiren kudüm haberi, bu müştaklara bol ferah verdi. Bunun için Allah'a hamd ü şükürler olsun.

Bir şiir:

İnsafla söyle ey güzel yıldızlı sema;
Şu iki nimetten ferah veren umuma:

Güneş mi ki, tamdır âleme faydaları;
Bir ay mıdır görüntüsü yayılır Şam'a..

***

Gelmeyi iltizam ettiğinize göre, hemen teşrif etmelisiniz. Zira, müştaklar, intizar ağırlığı altındadırlar. Beytüllah haberini duymakla uğur kazanacaklar.

***

Bu Fakir'e göre: Kâbe-i Rabbaniye'nin sureti, halkın suretlerine nasıl secdegâh olmuşsa., ki bu mahlukat ister melek olsun, isterse beşer, aynı şekilde, onun hakikati dahi bu suretlerin hakikatına secdegâh olmuştur.

Hiç şüphe yok ki, o hakikat bütün hakikatlerin fevkindedir. Onunla alâkalı kemalât ise., sair hakikatlerle alâkalı kemalâtın fevkindedir.

Bu hakikat, kevni hakikatler ile, ilâhi hakikatler arasında bir berzahtır. Burada:

— İlâhi hakikatler.

Demekten murad, azamet ve kibriya süradikatıdır ki; onun mukaddes, zeyline bir renk ve bir şekil ulaşamaz. Asla ona bir zıllıyet dahi düşmemiştir.

Dünyaya dair yükselişlerin nihayeti ve onun zuhuratı kevni hakikatlerin müntehasına kadardır. İlâhi hakikatlere dair nasip âhirete mahsustur. Ondan yana dünyada bir haz yoktur. Amma namaz müstesna.. Zira namaz, müminin miracıdır. Bu miracda, dünyadan âhirete bir çıkış vardır. Bu miracda, âhirette müyesser olacak haz vardır.

Sanıyorum ki, namazda bu devletin husulü, musallinin onda Kabe'ye teveccüh etmesinden hâsıl oluyor. Zira o: İlâhi hakikatlerin zuhur yeridir.

Dünyada, Kabe pek hayret verici bir varlıktır. Zira o: Sureti ile dünyadan, ama hakikati ile âhiretten sayılır. Onun vasıtası ile, namaz dahi bu nisbeti almıştır. Ki namaz: Sureti ve hakikati dünyayı ve âhireti cami olmuştur.

Şu mana tahkik mertebesine ulaşmıştır ki: Namazın edası sırasında müyesser olan halet, namazın haricinde hâsıl olan bütün kemalâtın fevkindedir. Zira o halet zili dairesinin dışında değildir; isterse onda bir yükseklik olsun. Amma, namazdaki halet böyle değildir; zira asıldan nasibi vardır. Asılla zili arasındaki fark kadar, namazdaki halet ile namaz dışındaki halet arasında fark vardır.

Şu da müşahede edilen bir durumdur ki: Allah'ın inayeti ile ölüm anında hâsıl olan haleti, namaz haletinin fevkinde olacaktır. Zira ölüm âhiret ahvali mukaddimeleri arasındadır.

Âhirete en çok yaklaşmada, daha tamam ve daha mükemmel olmak vardır. Zira burada, suretin zuhuru vardır; orada ise,, hakikatin zuhuru.. İkisi arasında o kadar çok fark var ki..

Aynı şekilde, Allah'ın keremi ile, küçük berzahta (kabirde) hâsıl olacak halet, ölüm vakti hâsıl olan haletin fevkindedir.

Bu kıyas, büyük berzahta, yani: Kıyamet arasatında: müyesser olan halet içindir ki, küçük berzaha nisbetledir. Ki orada müşahede, edilen daha tamam ve daha mükemmeldir.

Anlatılanların tümünün fevkinde ve büyük berzahta müşahede edilene nisbetle daha tamam ve daha mükemmel bir müşahede makamı vardır ki, onun biberini Muhbir-i Sadık Resulûllah S.A. efendimiz vermiştir:

— «Allah'ın bir cenneti vardır. Orada ne huri bulunur: ne de köşkler.. Rabbımız orada gülümseyerek tecelli eder.»

Zuhur yerlerinin en aşağı derecede olanı dünya ve içindekilerdir. Onların tümünün fevkinde olan ise., anlatılan cennettir. Hatta dünya, asla bir zuhur yeri olmamıştır. Zılâl zuhurları ve misal mir'atiyeti ki bunlar dünyaya mahsustur; Fakir'e göre dünyalık işlerden sayılır. Ve., hakikatte imkân dairesine dahildir. Bu tecelliler için:

— İsimlerin tecellileridir..

— Sıfatların tecellileridir..

— Zat tecellileridir..

Denilmesi bir şey değiştirmez.. Allah-ü Taâlâ, onların söylediklerinden yana, tam bir yüceliğe sahiptir.

Ben Fakir, dünyayı baştan başa mülâhaza ettiğim zaman, onu sırf bir boşluk olarak görüyorum. Burnuma, ondan hiç matlub kokusu ulaşmıyor.

***

Bu babda son söz şudur:

Dünya âhiretin ekim yeridir. Orada matlubu aramak, nefsi boşuna yorup helak etmektir. Yahut, matlubun gayrını matlup sanmaktır.

Pek çokları anlatılan zanna müptelâ olmuşlar ve uyku ile, hayal ile tatmin olmuşlardır.

Eğer kendisinde asıldan yana bir şey bulunan varsa, bu vatanda, matlubun kokusunu veren varsa., o da namazdır.
Kalanı savrulup giden ağaç kabuklarıdır..

***