264.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

264. Mektup

MEVZUU : a) Muameleyi hayret ve cehalet tarafına çekmek..
b) Hallere ve keşiflere itimad etmemek..
c) Kendisine anlatılan, çevredeki bazı meşayihe vaki olan hal ve bu arada onun tabiri..

***

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu Seyyid Bakır Seharenforî'ye yazmıştır.

***

Âlemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun. Selâm onun seçmiş olduğu kullarına.

Mahabbetin artmasında, tam bir iştiyaktan sadir olan mübarek mektup çokça ferah getirdi.

***

Size lâzım olan şudur: Halin iktizası olan ise ikbal ve teveccüh edip esma ve sıfat mülâhazası olmadan zat ismini zikretmek.. Ta ki: Muamele cehalete müncer olup hayrette nihayet bula..

Esma ve sıfatın mülâhazası, çoğu zaman, hallerin zuhuruna bais vecdin ve tevacüdün gelmesine vasıta olur. Her halde şu cümleyi duymuş olacaksın:

— Hallerde ve vecidlerde hata ihtimali çoktur; Hakkı batıla katıştırmak bu yerde boldur.

***

Çevredeki meşayihten biri, bu Fakir'e bir elçiyi yollamış. Hallerini açıklayarak şöyle demiş:

— Fena ve izmihlal o mertebeye ulaştı ki; bir şeye baktığım zaman göremiyorum. Yere ve semaya baktığım zaman, onları bulamıyorum. Ne arşı, ne de kürsîyi bulabiliyorum. Kendimi düşündüğüm zaman, kendimi de bulamıyorum. Bir şahsın yanına gitsem, onu da bulamıyorum. Sübhan Allah'ın dahi nihayeti yoktur. Hiç kimse de onun nihayetini bulamamıştır. Meşayih bu hali, kemal olarak itikad etmiştir. Eğer sen de aynı şekilde itikad ediyorsan; senin yanına neden geleyim?. Yani: Yüce Hakkın talebi için.. Şayet sen, kemal olarak, bundan başka bir şey biliyorsan, bana bir mektup yaz.

Ona cevab olarak şöyle yazdım:

Bu haller, kalbin telvinatındandır. Kalb ise., bu tarikat derecelerinin ilkidir. Bu hallerin sahibi, kalb hallerinden dörtte birini geçmiş sayılır. Ona gerekir ki, kalan dörtte üçü dahi aşa..

Anlatılan birinci halden sonra, uygun düşer ki: Üçüncü dereceye geçe.. Ki o: Ruhtan ibarettir. Sonra, Allah'ın dilediği yere kadar çıkar.

***

O mektubun yazılması üzerinden bir müddet geçtikten sonra, bu Fakir'in arkadaşlarından biri geldi. Tarikat aldıktan sonra, vatanına gidiyordu. Halini anlatınca bana malum oldu ki: Bunun hali, anlatılan şeyhin haline muvafık.. Bu manada; belki de ondan daha ileri.

Dikkatle nazar ettiğim zaman, bana zahir oldu ki: Onun fenası ve izmihlali, heva unsurundadır. Ki o: Zerrelerden her bir zerreyi kuşatmıştır. Hevadan başka müşahede edilen bir şey yoktur. Bunu da nihayeti olmayan İlâh sanmıştır. Halbuki Sübhan Allah, böyle bir seyden yana pek yüceliğe sahiptir.

Onun hallerini, ikinci defa araştırdığım zaman, yakin getirdim ki:

Onun iptilâsı. hevadan başka bir şey değil. Kendisini de bu manaya muttali ettim.

Kendisi dahi, vicdanına müracaat ettiği zaman, bildi ki: Kendisine hâsıl olan hevadan bir sev değil.. Bu haller için istiğfar etti: kademini bu halin yukarısına bastı..

***

Bilesin ki.

Kalb, anasır-ı erbaa âlem-i halk ile ruhlar âlemi arasında bir berzahtır. Kendisinde, her iki âlemden de, bir vasıf ve bir renk vardır. Böyle olunca, kalbin yarısı halk âlemindendir; yarısı da ruhlar âleminden..

Bu manaya göre: Onun yarısı olan yarımız, âlem-i halka nazır olandır. Muamele dahi heva unsuru üzerinedir.

Böylece, kalbin dörtte biri, heva makamından ibaret olur. Ki bu: Kalbin tazammun ettiği olup zahir olan da. birinci cevaba muvafıktır ve onun hakikatinin keşif beyanıdır.

— «Allah'a hamd olsun ki: Bizi buna kavuşturdu. Allah bize hidayet etmeseydi; biz buna kavuşamazdık. Rabbımızın resulleri gerçeği getirdi.» (7/43)

***

Bundan daha fazla yazmaya vakit müsait olmadı.

Selâm size ve hidayete tabi olanlara..
Mütabaat-ı Mustafayı bırakmayanlara.. Ona ve aline salâtların en faziletlisi..
Selâmların ekmeli..