295.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

295. Mektup

MEVZUU : Tarikat-ı Nakşibendiye-i Aliyye'nin esaslarından olan NAZAR BERKADEM - HOŞ DERDEM - SEFER DER-VATAN - HALVET DERENCÜMEN tabirlerinin beyanı üzerinedir.

***

NOT : İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Hacı Yusüf Keşmiriye yazmıştır.

***

Şunun bilinmesi gerekir ki,

Allah, meşayihinin sırlarının kudsiyetini artırsın; Tarikat-ı Nakşıbendiye'nin mukarrer temellerinden biri:

— NAZAR BERKADEM.. (GÖZLER AYAKTA..) Tabiri ile anlatılmaktadır. Bundan murad, gözün ayakta olması değildir. Uygun düşer ki: Nazar ayaktan daha ötede ola., daha yukarıya meylede.. Yani: Ayak atılmadan evvel.. Zira öbür türlüsü, vakıanın hilâfınadır. Zira, nazar ayaktan yukarıda ve daima ondan öndedir. Nazar edilir; ondan sonra adım atılır. Kaldı ki, yüksek basamaklara çıkmak, önce nazarla olur; bundan sonra ayak atılır. Kadem, nazar mertebesine geldiği zaman; nazar onu aşar daha yüksek dereceye çıkar. Ayak dahi ona tabi olarak yükselir. Nazar dahi, tekrar yükselir; o makamdan çıkar ve ayak ona tabi olarak peşinden çıkar. Bu kıyas, böylece devam edip gider. O cümleden murad, şayet şu demek ise:

— Nazar için, bir makama terakki etmek uygun düşmez ki; orada kademin mecali olmaya..

İşbu cümle ile ifade edilen mana dahi gayrıvakidir. Zira, kademe bağlı seyirlerin tamamında, nazar tek basma kalmadığı takdirde; kemal mertebelerinden nicesini kaçırır.

Üstte anlatılmak istenen manaların daha açık beyam şöyledir:

Kademin nihayeti, salikin istidad nihayetine kadardır; salik, kademi üzerinde olduğu peygamberin istidadı nihayetine kadar da olabilir. Ne var ki, birinci kadem asaletle olup ikinci kadem ise., tebaiyet iledir. Bu istidad mertebelerinin üstünde dahi bir kadem yoktur; amma nazar vardır.

Eğer anlatılan nazarın bir keskin görüşü olursa., onun müntehası, kademi üzerinde bulunduğu salik peygamberinin nazarının ni-

hayetidir. Zira bütün kâmil olan peygamber etbaından her birinin, onda bütün kemalâttan nasibi vardır.

Lâkin, kadem ve nazar, salikin istidad mertebelerinin nihayetinde birbirlerine uyarlar; asaletle ve tebaiyetle.. Bundan sonra, kadem aciz kalır; tek başına nazar yükselir. Peygamberin nazar mertebelerinin nihayetine kadar terakki eder.

Üstte anlatılan manalardan dahi bilinmiş oldu ki: Peygamberlerin nazarı, kademlerinin fevkinde yükselir. Onların kâmil olan etbaının dahi, nazar makamlarından nasipleri vardır. Nitekim, aynı şekilde kademlerinden dahi nasipleri vardır.

Hatem'ür-risalet Resulûllah S.A. efendimizin kademinin fevkinde rüyet makamı vardır. Bu dahi, ondan başkalarına âhirette vaari edilmiştir. Başkasına sonradan olacak şey, onun için peşin olmuştur. Onun kâmil tabilerine dahi bu makamdan nasip vardır; isterse rüyet olmasın.

Bu manada bir şiir:

Boş söz yoktur hiç de Hafız'm feryadında: İbretli söz. kıssa var anlattıklarında..

Biz yine mevzuumuza dönelim.. Deriz ki:

— Eğer o cümle ile murad, kademin nazardan geri kalması ise.. şu şekilde ki: Vakitlerin hiç birinde nazar makamına ulaşamaya.. bu mana güzeldir. Zira bu mana, terakkiye mani değildir.

Şayet nazardan ve kademden murad, zahiri olan nazar ve kadem ise., bunun için de bir mecal vardır. Yani: Bir manada tevil yanı.. Zira nazar, dağılır; yürüme vaktinde dağınık mahsusata kapılmak sureti ile, perişan duruma düşer. Bu durumda, nazarı ayak üstünde tutmak, mana topluluğu için daha yararlıdır. O kelime için. bu mana daha yerindedir.

Ayrıca, anlatılan mana üstte geçen tabirin beraberinde gelen:

— HUŞ DERDEM.. (Bir manada kendini bilmek..)

Tabiri ile anlatılmak istenen manaya da uygun düşer.

Netice kelâm şu ki:

Üstte anlatılan birinci tabir, afaki hallerden doğup gelen tefrikayı önlemek üstünedir. İkinci tabir ise., enfüsî dağınıklığı düzeltmek üstünedir.

— SEFER DERVATAN.. (Yani: Kendi özünde sefer., seyir..)

Tabirinde olan üçüncü cümle ise., enfüsî seyirden ibarettir. İşbu enfüsi seyir ise., nihayetin bidayete derc edilmesi husulünün menşeidir. Bu dahi, Tarikat-ı Nakşıbendiye-i Aliyye'ye mahsustur.

Enfüsî seyir, her nekadar diğer tarikatlarda dahi varsa da; seyr-i afaki husulünden sonradır. Amma, bu Tarikat-ı Aliyye böyle değildir. Zira, bunda seyr-i enfüsî ile başlanır; seyr-i afakî ise., onun zımnına dahildir. Eğer biz:

— Bu Tarikat-ı Aliyye'de nihayet bidayete dere edilmiştir.

Demiş isek., anlatılan itibara göredir; yerinde bir manadır.

Anlatılan üç tabirin dördüncüsüne gelelim:

— HALVET DERENCÜMEN.. (Yani: Çoklukta yalnız olabilmek: kesrette vahdeti bulabilmek..)

İşbu tabirle anlatılan mana, vatanda sefer manası ile müyesser olur. Yani: Vatan halvetinde.. Hem de, tefrikanın kendinde.. Hiç bir şekilde, af'ak tefrikası, enfüs hücrelerine girmemelidir. Böyle bir şey dahi, bütün hücrelerin kapısını kapamak ve cümle pencerelerini ve açık yanlarını tıkamakla olur. O şekilde ki: Tefrika açıklığında, konuşacak, muhatab olacak, iltifat edilecek hiç bir kimse bulunmamalıdır.

Ancak, bütün bu zorlu çalışmalar, bidayette ve orta hallerdedir. Amma, nihayette, böyle bir şey lâzım olmaz. Zira, müntehi olan bir kimse, tefrikanın kendi özünde cemiyet haline girmiştir. Gafletin kendinde ise., huzura girmişlerdir.

Üstte anlatılan manadan sanılmaya ki: Tefrikanın oluşu ve olmayışı müntehinin cemiyet halinde mutlaka müsavidir; böyle bir şey olamaz. Bundan asıl murad o ki: Onlar batın manası cemiyetinde müsavidirler. Durum böyie olmasına rağmen, zahiri batını ile birleşse.. zahirden tefrika def edilse., daha uygun ve yerinde olur. Bu manadan olarak, Yüce Allah'ın Resulûllah S.A. efendimize buyurduğu şu âyet-i kerimeyi alabiliriz:

— «Rabbın adını an; yalnız ona yönel..» (73/8)

Şunun da bilinmesi yerinde olur ki: Bazı vakitlerde, halkın haklarını eda için, zahiri tefrika gerekli olur. Böyle olunca, bazı vakitlerde, zahirî tefrika güzel görülür. Batınî tefrikaya gelince., vakitlerin hiç birinde güzel değildir. Zira o: Halis olarak Sübhan Allah'ın Hakkıdır.

Sübhan Allah'ın Müslüman kulunda üç Hakkı vardır. Şöyle ki:

a) Batınının tamamı.,

b) Zahirinin yarısı..

c) Zahirin kalan yarısı dahi halkın Hakkını eda için olup bu hakları. Sübhan Hakkın emrine uyarak yaptığı takdirde, Sübhan Hakka döner.

Bu manada bir âyet-i kerime meali:

— «İş tümden ona varır; (Yani: Yüce Allah'a.) öyle ise., ona ibadet et..» (11/123)