384.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

384. MEKTUP

MEVZUU: Kelime-i tevhid üzerinedir.

NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Camiu'l-ulûmi'l-akliyye ve'n-nakliye Mahdumrade Hace Muhammed Said'e yazmıştır.

***

LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESULULLAH (Allah'tan başka ilâh yoktur; Muhammed, Allah'ın Resulüdür.)

Üstteki cümle-i mübareke iki kelimeden ibarettir. Yani iki cümleden.

BİRİNCİ CÜMLE:

Yüce mukaddes Zat mertebesini isbat tazammun etmektedir. Vücub mertebesinin, misale bağlı surette zuhuru, nokta suretindedir. Enine boyuna bu mertebenin zuhuru nokta suretinde daha yakın müşahede edilmektedir, isterse o mertebede noktaya, daireye, uzunluğa, ene, derinliğe bir mecal olmasın. Hiç şüphe edilmeye ki, isbat kelimesi keşfe dayalı surette nokta gibi görülmektedir.

İKİNCİ CÜMLE

MUHAMMEDÜN RESULÜLLAH'tır. Bu mübarek cümle halkı davetten haber vermektedir. O halk ki, cisim, cevherle alâkalıdır. Yayılmanın ve uzunluğun orada kuvvetli bir basamağı vardır. Hiç şüphe edilmeye ki, bu misale dayalı makam, keşfe dalayı nazarda enli ve boylu zuhur etmektedir.

Bu makamda, salik ikinci kelimeyi sekir hali bakiyesi sebebi ile bir deniz gibi bulmaktadır. Birinci kelimeyi dahi, bu denizin yanında bir nokta tahayyül eder.

Üstte anlatılan mana icabı olarak, bu Fakir, ondaki sekir hali bakiyesi sebebi ile şöyle yazdı:

-İkinci kelime bir deniz olup onun yanında birinci kelime bir nokta gibidir.

Bu mana icabı olarak, Fütuhat-ı Mekkiye yazarı (Muhyiddin b.Arabi k.s.) dahi şöyle dedi:

-Cem'i Muhammedi, lâmütenahi cem-i ilâhiden daha alımlıdır.

Amma vücub mertebesinin vüs'atı belli olunca, ki o yüce mukaddes ve lâkeyfidir. Bu olan dahi Sübhan Allah'ın inayeti ile oldu. Bu lâkeyfi olan mertebenin ihatası dahi zuhur edince... İşte o zaman tamamı ile alemin hükmü, bu en ve bu boyla nihayetsiz denize nisbetle bölünmesi imkânsız küçük bir parça gibi kaldı.

iş bu vakitte salik dahi daha önce nokta olarak bulduğunu sonsuz bir deniz gibi buldu. Umman denizi dahi, bölünmesi imkânsız olan bir parça gibi görmeye başladı.

Üstte anlatılan manaya bakarak, hiç kimse sanmaya ki, velayet, nübüvvetten daha faziletlidir. Şunun için ki velayetin birinci cümle ile münasebeti vardır. Nübüvvet dahi, ikinci kelimeye yatkındır. Zira, biz şöyle diyoruz:

-Nübüvvet, her iki mukaddes kelimenin birden mahsulüdür. Nübüvvetin urucu, birinci kelimeye taalluk eder; onun nüzulü ise. ikinci kelime ile alâkalıdır.

Üstte anlatılan manadan da anlaşılacağı gibi; ikinci kelimenin birden hasılı, nübüvvet makamıdır; yalnız ikinci kelimenin hasılı nübüvvet makamı değildir. Nitekim, bazıları böyle zanneder. Onlar sanır ki, birinci kelime velayete mahsus olmuştur. Halbuki, hiç de böyle değildir. Elbette, her iki kelime, uruc ve nüzul itibarı ile velayet makamının husulüdür; aynı şekilde, nübüvvet makamının dahi, uruc ve nüzul itibarı ile hasılıdır.

Bu babda netice söz şu ki: Velayet makamı, nübüvvet makamının zillidir. Velayet kemâlatı ise, nübüvvet kemalâtının zillidir. Sekir makamında her ne söylenir ise, o mazur görülür ve ondan geçilir. Bu Fakir dahi, o manada onlarla ortaktır. Yani sekriyatta. Yine bu mana icabı olarak, bazı mektuplarda şunu yazmıştır:

-Birinci kelime, velayet makamına münasip olup ikinci kelime dahi nübüvvet makamına münasiptir.

Sekre gelince, eğer onda ayıklığa çıkmak müyesser olur ise, büyük bir nimettir; tarikat küfründen dahi hakikat İslâmına geçilir ise yine öyle...

Dua makamında bir ayet-i kerime meali:

"Rabbimiz, unuttuk veya yanıldıysak bizi muaheze eyleme."(2/286)

Habibin hürmetine... Ona ve âline salât ve selâm. Bu duaya:

-Amin!., diyen kula Allah rahmet eylesin.

***