MÜSLÜMANLARI TENKİD ÂDÂBI

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Bazı dini cemaatlerin; medyanın önemini kavraması ve televizyon yayınına başlaması, sevindirici bir gelişmeydi. Ancak bu sevincimiz kursağımızda kaldı. Keşke hiç bu işe bulaşmasalardı. Bu televizyon kanallarından bazıları; kadın şarkıcıları, gece kıyafetleri ile Müslümanların huzuruna çıkarıyorlar. Fitnenin yayılmasına ve fesada vesile olmak büyük günah değil midir? (..) Bazen sinirleniyor ve "Bunlar İslamcı ama herhalde Müslüman değil" diyorum. Bu cemaatlere mensup olan Müslümanlar, niçin bu yayını yapan televizyoncuları ikaz etmiyorlar? Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değil midir?"

CEVAP: Tesbitlerinizi, tekliflerinizi ve nasihatlerinizi; bahsettiğiniz kimselere, yazılı veya şifahi olarak bildirmenizde fayda vardır. Bazı kimselerin işledikleri cürümü öne sürerek, o kimselerin tabi olduğu cemaatin bütün fertlerini suçlamak doğru değildir. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Dikkat ediniz!.. Bir suçlu, ancak kendi aleyhine suç işler"(1) buyurduğu malumdur. İslam alimleri, suçun şahsiliği prensibinde ittifak etmişlerdir. Aynı cemaate mensup insanlar, farklı şahsiyet özelliklerine haiz olabilirler. Hatta aynı dine mensup insanlar, birbirine taban tabana zıt amellerde bulunabilirler. Kur'an-ı Kerim'de: "Kitap ehlinden öyle kimseler vardır ki, ona yüklerle emanet bıraksan, onu (emaneti) sana iade eder. Onlardan öyle kimseler de vardır ki; ona bir dinar versen, devamlı olarak başına dikilmedikçe, onu sana ödemez. Onlar 'ümmilere karşı bize bir sorumluluk yoktur' dedikleri için böyle yapıyorlar. Ve Allah'a karşı bile bile yalan söylüyorlar" ( Al-i İmran Suresi: 75) hükmü beyan buyurulmuştur. Dikkat edilirse kitap ehli içerisinde, şahsiyet özellikleri birbirinden farklı olan insanların varlığı haber verilmektedir. Muharref Tevrat'a göre amel eden Yahudiler: "Biz birbirimize karşı dürüst olmak mecburiyetindeyiz. Ümmilerin (Müslümanların) mallarına el koymamızda bir mes'uliyet yoktur" iddiasına iman ederek, yanlış bir yola sapmışlardır. Resul-i Ekrem (sav) Yahudilerin "Ümmilerin mallarını yemek bize günah değildir" şeklindeki sözlerini duyunca: "Allahu Teala (cc)'nın düşmanları yalan söylemişler!.. Cahiliye devrine ait her şey ayağımın altındadır. Yalnız emanete riayet hariç!.. Zira iyiye de kötüye de emaneti geri verilir" buyurmuştur. (2) Mektubunuzda bazı grupları ve şahısları; "Bunlar İslamcı ama herhalde Müslüman değil" şeklinde ifade ediyorsunuz. Halbuki "Bunlar İslamcı olduklarını söylüyorlar, fakat haram işliyorlar" deseydiniz, daha isabetli olurdu. Şüphe halinde, tekfirden kaçınmakta zaruret vardır. İbn-i Abidin: "Bir Müslüman'ın küfre düştüğüne dair doksan dokuz, aksine dair tek bir delil bulunsa, Müftü'nün ve Kadı'nın Müslüman olduğunu gösteren delil ile amel etmesi daha uygundur"(3) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Müslümanlar birbirlerinin hatalarını, sünnete uygun bir şekilde (nasihatla) ortadan kaldırmalıdırlar. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Sünen-i İbn-i Mace- İst: 1401 C: 2 Sh: 890 Had. N0: 2669.
(2) İbn-i Kesir- Tefsiru'l Kur'an'il Aziym- Beyrut: 1969 C: 1 Sh: 374.
(3) İbn-i Abidin- Ukudu Resmi'l Müfti- İst:. 1325 C: 1 Sh: 307.