MÜZAKERE EDEBİ VE HOCANIN HUKUKU

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Vicdanen rahatsız olduğum bir meselenin hükmünü öğrenmek istiyorum. Tahsil hayatımda bana elinden gelen yardımı yapan ve İslam'ı öğrenmeme vesile olan hocam ile bir konuyu müzakere ederken, istemediğim bir hadise zuhur etti. Müzakere ettiğimiz konu faizdi. Ben 'İslam devletinin gayr-i müslim vatandaşları, birbirlerinden faiz alıp verebilirler. Kendi dinlerinde haram değildir' dedim. (...) Hocam bu iddiamın batıl olduğunu, onlara indirilen kitaplarda da faiz haram kılındığını söyledi ve 'Kitaplarını tahrif ederek; faiz alıp-vermeyi adet haline getirmeleri, onlara böyle bir muameleyi meşru kılmaz' dedi. Fakat herhangi bir delil ortaya koymadı.(...) Bunun üzerine 'Böyle bir nassın olabileceğini zannetmiyorum. Gayr-i müslimlere faizin haram kılındığı hangi kat'i nass ile sabittir?' sualini sordum. Daha sözlerimi bitirmeden, yüzünün rengi değişiverdi. Şimdi bana dargın (...) Öğrenmek niyetiyle, böyle bir suali sormakla hata mı ettim? Velev ki iddiasını reddetmek niyeti ile sorduğumu farzedin. Beni ikna etmesi gerekmez miydi?"

CEVAP: Hakkı tesbit ve batılı iptal niyetiyle, ilmi müzakerelerde bulunmak bir ibadettir. Ancak tarafların müzakere edebine riayet etmeleri gerekir. Vicdanen rahatsız olduğunuz meseleye geçmeden önce. Bir inceliğe işaret edelim. İmam-ı Serahsi'nin "peygamberlerin bıraktığı bir miras"(1) olarak vasıflandırdığı ilim, hukuka riayeti ve edebi beraberinde getirir. Hocanız size, peygamberlerin bıraktığı mirası (şer'i ilimleri) öğretmiş ve sizden hiçbir ücret talebinde bulunmamıştır. Elbette bunu, sadece Allahu Teala (cc)'nın rızası için yapmıştır ve ecirini de O'ndan isteyecektir. Fakat hadisenin sizi vicdanen ilzam eden unsuru farklıdır. Resul-i Ekrem (sav)'in: "İnsanların iyiliklerine teşekkür etmeyen, Allahu Teala (cc)'nın nimetlerine de şükür etmez" (2) buyurduğu malumdur. Bir talebenin hocasına; bir topluluk huzurunda, iddiasını reddetmek niyeti ile sual sorması caiz değildir. Öğrenmek niyeti ile sorarken dahi, mülayim bir uslubu tercih etmesi zaruridir. Feteva-ı Hindiyye'de: "Muallimin hakkı; anne-baba ve diğer yakınlarının hakkından daha önemlidir. Bir harf bile öğretmiş olsa, onu öğretene tevazu edilir. (...) İlim öğrenene yakışan şey; hem hocasının haklarını muhafaza etmek, hem edebe riayet ederek onun sehvine (hatasına) uymamaktır. Garaib'de de böyledir. Bir talebe, hocasının üzerine hiç kimseyi tercih edemez. (...) Hatta kapısını çalmayıp, kendisi çıkana kadar beklemek, muallime ta'zim cümlesindendir."(3) hükmü kayıtlıdır. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a)'nin; gece yatarken dahi, hocası İmam-ı Hammad'ın evine doğru ayaklarını uzatmadığı, rivayet edilmiştir. Günümüzdeki "hoca-talebe münasebeti", İslam'ın tayin ve tesbit ettiği sınırların dışına çıkmıştır. Hocanızı ziyaret etmeniz ve kendisinden özür dilemeniz, sizin için hayırlı olur. Bu tesbitten sonra, faizle ilgili meseleye geçebiliriz.
İslam fıkhını esas alan bir devlette; müminlerin birbirlerinden faiz almaları haram olduğu gibi, gayr-i müslimlerden de faiz almaları haramdır. (4) Gayr-i müslimlerin dinlerini bahane ederek, birbirlerinden faiz alıp vermelerine de müsaade edilmez. Zira Kur'an-ı Kerim'de: "..Haram kılınmasına rağmen faiz (riba) almaları, halkın mallarını haksız yere yemeleri sebebiyledir ki, biz (evvelce) kendileri için helal kılınan temiz ve güzel şeyleri üzerlerine haram kıldık" (En Nisa Suresi: 161) hükmü beyan buyurulmuştur.
Bu ayet-i kerime'de, ehl-i kitab olan kimselere de faizin haram kılındığı, fakat onların bunu tahrif ettiği haber verilmektedir.(5) Hocanızın "Allahu Teala (cc) gayr-i müslimlere de faizi haram kılmıştır. Bu Kat'i nass ile sabittir. Kitaplarını tahrif ederek; faiz alıp-vermeyi adet haline getirmeleri, onlara böyle bir muameleyi meşru kılmaz" şeklindeki tesbiti doğrudur. Gayr-i müslimlerin, birbirlerinden faiz alıp-veremiyecekleri sünnetle de sabittir. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Dikkat ediniz!.. Kim faiz alıp-vermeyi şart koşarsa, bizim ile onun arasında ahid (zimmet akdi) yoktur"(6) buyurduğu malumdur.
Her Müslüman'ın; kat'i nasslarla sabit olan hükümler karşısında "İşittim ve itaat ettim" demesi farzdır. Bu noktada hiç kimse muhayyer değildir.
Bilindiği gibi "Mevrid-i nass'da ictihada mesağ yoktur" (7) hükmü, umumi bir kaidenin ifadesidir. Bir mükellefin; hakkında kat'i nass bulunmayan konularda, taharriye riayet etmesi ve ihtilaf edebine sahip olması gerekir. Meselenin özü budur.
Allahu Teala (cc) cümlemizi, peygamberlerin varisleri olan alimlerin hukukuna riayet eden salih kullarından eylesin. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Serahsi-El Mebsut-Beyrut: ty C: 1 Sh: 2.
(2) Seyyid Ahmed El Haşimi-Muhtaru'n Hadisi'n Nebeviyye-İst.: 1978 Sh: 119 Hadis No: 948.
(3) Şeyh Nizamüddin ve Heyet-Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400 C:5 Sh: 378.
(4) İmam-ı Kasani-El Bedai's Senai-Beyrut: 1974 C: 5 Sh: 192
(6) İbn-i Kesir-Tefsiru'l Kur'an'il Aziym-Beyrut: 1969 C: 1 Sh: 583.
(6) İbn-i Hümam-Fethu'l Kadir-Beyrut: l316 C: 2 Sh: 484.
(7) Ebu Said Muhammed El Hadimi-Şerhu Mecami-İst.: l305 Sh: 32