ÖŞÜR BAHSİ

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Ben ziraatle meşgul olan bir kardeşinizim. Bazı ilmihallerde, 'Anadolu topraklarının miri arazi olduğu' belirtilmekte ve 'öşürün değil, haraçın verilmesi gerektiği' üzerinde durulmaktadır. Haraç miktarı bilinmediğine göre, bunu edâ edebilmemiz mümkün değildir. (...) Bazı fıkıh kitaplarında, aynı toprakta öşür ile haracın birleşemeyeceği zikredilmektedir. Bunun sebebi nedir? (...) Elde ettiğimiz mahsûllerin öşürünü vermemiz gerekir mi?" diyorsunuz.

CEVAP: Reddü'l Muhtar'da, "Öşrün zekât olduğundan şüphe yoktur. Hatta o da zekâtın verildiği yerlere verilir"(1) hükmü kayıtlıdır. İmam-ı Kasani; öşrün mahiyetini izah ederken şöyle demiştir: "Öşür ibadeti nas(s.a.v.)abittir. Allahû Teâlâ (cc)'nın şu kavli vardır: "Ey iman edenler!.. Kazandıklarınızın en temizlerinden ve sizin için yerden çıkardığımız mahsullerden Allah yolunda infak ediniz." (El Bakara Sûresi: 267) Resûl-i Ekrem (sav) öşürün miktarını belirtmiş ve "Yağmur ve ırmak sularıyla sulanan arazilerin mahsûllerinden onda bir, diğerlerinden de onun yarısı (yirmide bir) kadar öşür verilir" buyurmuştur. Öşür, icma-i ümmetle de sabittir."(2) İbn-i Hümam; "Öşür, toprak sahibinin Müslüman olmasına, haraç ise gayr-i müslim olmasına dayanır. Toprak sahibinin aynı anda hem Müslüman, hem gayr-i müslim olması imkansız olduğu için birleşmeleri mümkün değildir"(3) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Fukahâ; cihad sonucu olarak elde edilen ve alınıp-satılamayan toprakları "miri arazi" olarak vasıflandırmıştır. Anadolu topraklarının bu özelliği vardır. Ancak Türkiye'de fiili bir durum söz konusudur. Toprak alınıp-satılabilen bir maldır. Dolayısıyle ziraatle meşgûl olan Müslümanların, toprak mahsûllerinin zekâtı olan öşürü edâ etmeleri farzdır. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.