İSLAMİ TESETTÜR, DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Müslümanlardan toplanan vergilerden maaşlarını alan üniversite rektörleri, inançlarının gereği olarak başlarını örten üniversite öğrencisi bacılarımıza zulmetmektedirler. Bu zulümlerini; "TSK ve MGK böyle istiyor" gibi saçma-sapan bir gerekçelere dayandırmaktadırlar. (...) Bir arkadaşıma, üniversite'de okuyan kız kardeşinin başörtüsü sorunu olup-olmadığını sordum. Olduğunu, fakat bu meseleyi ruhsatla hallettiklerini söyledi. Ruhsatın ne olduğunu sordum, şu cevabı verdi: "Derse girerken başını açıyor. Okuldan çıkar-çıkmaz tekrar örtünüyor" Kendisine: "Tesettürü emreden ayetler muhkemdir. Ruhsat ile amel için sünnetten bir delilin olması gerekir mi" dedim. Bunun üzerine Nur suresin'de geçen "hamr" kelimesinin mücmel olabileceğini belirtti. (...) Kadınların tesettürü ile ilgili ayetler muhkem midir? Eğer muhkem ise, bu ayetleri keyfi yoruma tabi tutmak caiz olur mu? Okuyan, memurelik yapan veya resmi kurumlarda çalışan bayanlar, geçici olarak başlarını açabilirler mi?"

CEVAP: Tarih boyunca; hevalarını ilah edinen zalimler, mü'min kadınların kıyafetlerine hakaret etmişlerdir. Siret-i İbn-i Hişam'da yer alan bir hadise, bunun güzel bir delilidir. Hadise şudur: Mü'min bir kadın; malını satmak için Ben-i Kaynuka çarşısına gider. Alışverişini yapar. Bu esnada yorgun düştüğü için, bir kuyumcu dükkanının önüne oturur. Orada bulunan Yahudiler, mü'min kadına tesettürünü açmasını emrederler. Kuyumcu dükkanının sahibi olan Yahudi, kadının tesettürünü zorla açar ve gülüşmeye başlarlar. Hadiseye şahit olan bir sahabe, Yahudi'nin üzerine yürür ve onu öldürür. Orada bulunan diğer Yahudiler de kılıçlarını çekerler ve Müslüman'ı şehid ederler. Resul-i Ekrem (sav) mü'min kadına yapılan bu hakareti, savaş sebebi saymıştır. (1) Yakın tarihimizden de bir misal verelim. Maraş'lı Sütçü İmam (Rh.a); mü'min bir kadının tesettürüne el uzatan, iki Fransız askerini öldürmüştür. Kendisi de bu mücadele esnasında şehid olmuştur. Son yıllarda yaşanan hadiseler ile tarih boyunca yaşanmış olan hadiseler arasında mahiyet farkı yoktur. Hevalarını ilah edinen zalimler; İslam fıkhına karşı duydukları kini gösterebilmek için, mü'min kadınların tesettürlerine hakaret etmektedirler. Bu kısa girişten sonra "Kadınların tesettürü ile ilgili ayetler muhkem midir?" Sualine geçebiliriz.
Asr-ı saadet'ten itibaren mü'min kadınların tesettürü konusunda hiçbir ihtilaf olmamıştır. Zira herhangi bir farzın tartışılması mümkün değildir. İslam alimleri: "Mükellefin (kadın ve erkek) avret mahallini örtecek, soğuktan ve sıcaktan gelebilecek her türlü zararı önleyebilecek şekilde giyinmesi farzdır"(2) hükmünde ittifak etmişlerdir. Farz olan kıyafette, iki unsur sözkonusudur. Birincisi: Avret mahallinin örtülmesidir. İkincisi: İklim şartlarına uygun şekilde giyinmektir. Mü'min kadınların; farz olan kıyafetlerinin tesbitinde, "hamr" kelimesine takılıp kalmanın bir manası yoktur. Zira Kur'an-ı Kerim'de: "Ey Peygamber!.. Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle; (ihtiyaç için dışarı çıktıklarında) cilbablarını üstlerine örtsünler. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah Gafurdur, rahimdir"(Ahzab Suresi: 59) hükmü beyan buyurulmuştur. Sahabe-i kiram, cilbab'ın mahiyetini ve şeklini, bizzat Resul-i Ekrem (sav)'den öğrenmiş ve tatbik etmiştir. Hz. Aişe (R.anha) ve Hz. Ümm-i Seleme'den (R.anha) gelen rivayetler, cilbabın şekli ile ilgilidir. (3) İbn-i Kesir; "Cilbab, başörtüsünün üzerine giyilen ve bütün bedeni kaplayan bir kıyafettir"(4) demiş ve şeklini izah etmiştir. Yine kadınların tesettürü ile ilgili olarak, Kur'an-ı Kerim'de: "Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım müstesnadır..."(En Nur Suresi: 31) hükmü beyan buyurulmuştur. Maliki ve Hanefi fukahası; bu ayet-i kerime'de geçen "bunlardan görünen kısım müstesnadır" hükmünü esas alarak, "kadının elleri ve yüzü avret değildir" demişlerdir. Bu hususta Hz. Aişe (R. Anha), Hz. Said b. Cübeyr (rh.a) ve İbn-i Dahhak'dan gelen hadislere dayanmışlardır. Şafi ve Hanbeli fukahası: "Kadının bütün vücudu avrettir. Zinetlerini açmasınlar emri; fıtri zinetleri de içine alır. İhtiyarları dışında (rüzgar vs.. sebebiyle); kendi kendine açılanlar istisna edilmiştir" demektedirler. (5) Onlar da Hz. Abbas (ra) ve Hz. Ali (ra)'den gelen rivayetleri esas almışlardır. Tesettür ile ilgili ayetlerin tamamı muhkemdir. Arkadaşınızın bahsettiği mahiyette bir ruhsat yoktur. Zaruret hali ile sınırlı olan ruhsat, ölüm tehlikesi veya bir uzvun telef olması gibi durumlarda gündeme girer. Müslümanlardan toplanan vergilerden maaşlarını alan bürokratların, keyiflerine göre davranmaya ve İslami tesettürü yasaklamaya hakları yoktur. Zira din ve vicdan hürriyetini ortadan kaldırmak, büyük bir zulümdür. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Siret-i İbn-i Hişam (İslam Tarihi)-İst.: 1985 C: 3 Sh: 66.
(2) İmam-ı Mavsili-El İhtiyar fi Ta'lili'l Muhtar-İst.: 1979 C: 4 Sh: 177, Ayrıca Şerhu Damad-İst.: 1316 C: 2 Sh: 531.
(3) Mecmuatu't Tefasir-İst.: 1979 C: 5 Sh: 138-139.
(4) İbn-i Kesir-Tefsiru'l Kur'an'il Aziym-Beyrut: 1969 C: 3 Sh: 518.
(5) Geniş bilgi için/M.Ali Sabuni-Ahkam Tefsiri-İst.: 1984 C:2 Sh: 169-173