ADİL SİYASETİN VE ZALİM POLİTİKANIN KEYFİYETİ

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Senelerce büyüklerimin tavsiyesine uydum ve ehven-i şer olduğu gerekçesiyle, sağcı partilere rey verdim. Fakat sağcı olduklarını söyleyen politikacıların, değişik vesilelerle, dini istismar ettiklerini görüyorum. (...) Siyasetin keyfiyeti nedir? Büyüklerimizin tavsiyelerine uyarak yaptığımız tercihlerden mesul olur muyuz? (...) İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a)'nin zalim sultanların iktidarlarını meşru kabul etmediği doğru mudur? Siyasetin harama ve yalana dayandığı dönemlerde ne yapılması gerekir? Bir iktidarın meşru olabilmesinin şartları nelerdir?"

CEVAP: Bazı İslam alimleri "İnsanları dünyevi ve uhrevi saadete ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir"(1) tarifi esas almışlardır. İbn-i Abidin, "Siyaset ağır bir şeriat olup, iki nevidir. Siyaset-i zalime: Halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i adile: Halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulum ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini men eden siyasettir ki, şeriattan sayılır"(2) diyerek, siyaseti tasnif etmiştir. Adil siyasetin gerçekleşmesi için gayret sarfeden kimselerin; velayet hukukuna riayet etmeleri ve fütüvvet ahlakına sahip olmaları zaruridir. Türkiye'de politikacıların değişik vesilelerle, dini istismar ettikleri sabittir. Bunu şu veya bu parti ile sınırlandırmak doğru degildir. Şahısperestlik hastalığı ve zalim politika, bütün ahlaki değerleri tahrip etmektedir. İktidar sahiplerinin, insanların hidayetine vesile olmaları mümkün olduğu gibi, kitleleri dalalete sürüklemeleri de mümkündür. Bu siyasi bir tez değil, Allahu Teala (cc)'nın kitabında yer alan bir hakikattir. Kur'an-ı Kerim'de, kıyamet gününde ortaya çıkacak manzara şöyle tasvir edilmiştir: "(Tuğyan eden siyasi liderler) O gün yüzleri ateşte evrilip-çevrilirken, 'Eyvah bize!.. Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e itaat etseydik' diyeceklerdir. (Onlara tabi olanlar da) 'Ey Rabbimiz!.. Hakikat biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlar da bizi yoldan saptırdılar' diyeceklerdir. Ey Rabbimiz!.. Onlara (liderlerimize ) azaptan iki katını ver. Onları büyük bir lanetle rahmetinden kov!.."(El Ahzab Suresi, 66-68) Hesap gününde; tuğyan eden ve insanları hidayetten uzaklaştıran siyasi liderler ile onlara tabi olan kimselerin, birbirlerinin düşmanı haline gelecekleri haber verilmiştir. Müslümanların fesadın, yalanın ve zulmün ön plana çıktığı dönemlerde, nasıl hareket edecekleri, önemli bir meseledir. Resul-i Ekrem (sav)'in, "Benden sonra birtakım emirler olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder ve yaptıkları zulümde kendilerine yardımcı olursa benden değildir, ben de onlardan değilim. O kimse benim havzımın etrafına yaklaşamayacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik etmez ve zulümlerinde kendilerine yardımcı olmazsa, bendendir. Ben de onunla beraberim. Ve o kimse havzımın kenarında bana ulaşacaktır"(3) buyurduğu ve mü'minleri uyardığı malumdur. Buradaki "Benden değildir, ben de onlardan değilim" ifadesi; yalan söyleyen ve zulmeden politikacıları desteklemenin, nelere sebep olacağını haber vermektedir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a)'nin zalim iktidarları meşru saymamasını; bu hadis-i şerif'le izah eden alimler bulunduğu gibi, "Allahu Teala (cc)'ya isyan hususunda mahluka itaat yoktur"(4) hadis-i şerif'i ile izah eden alimler de vardır. Yeryüzünde küfür ahkamı ile hükmetme hakkı, hiç kimseye tanınmamıştır. Bu konuyla ilgili olarak Molla Hüsrev, "Bir kimse başkasına küfür ahkamı ile hükmetmek için azm eylese, sırf bu azmi sebebiyle kafir olur. Şayet bu kimse kelime-i küfrü konuşsa ve bir cemaatte o konuşulan sözü kabul eylese, o cemaatin hepsi kafir olur"(5) diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmiştir. Bazı Müslümanların "Hangi iktidar meşrudur ve hangi vasıfları haiz liderlere itaat edilebilir?" sualine, kalplerini mutmain edecek bir cevap bulamadıkları görülmektedir. Şimdi bu konu üzerinde kısaca duralım... Bir iktidarın meşru olabilmesi için; adalete riayet etmesi ve insanların rızasına dayanması şarttır. Ayrıca iktidar sahibi olan kimsenin; Allahu Teala (cc)'nın kitabında ve Resul-i Ekrem (sav)'in sünnetinde yer alan bütün hükümlerin hakikat olduğuna inanması ve "İşittim, itaat ettim" diyerek, mucibince amel etmesi gerekir. İslam fıkhına göre meşru iktidarın, değişmeyen iki rüknü budur. Kitap ve Sünnet'te hüküm bulunmayan konularda; mü'minlerin emiri (Ulu'lemr) diğer şer'i delilleri ve maslahatı dikkate alarak, bir düzenlemede bulunabilir. Allahu Teala (cc), Müslümanlara; kendilerinden olan emir sahiplerine, meşru olan hususlarda itaati farz kılmıştır.(6) Bu mahiyetteki bir itaat; şahsa değil, İslam ahkamına ittiba ile ilgilidir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İbn-i Kayyım El Cezviyye- Et Turuku'l Hükmiyye Fi Siyaseti'ş Şer'iyye- Kahire: ty (Thk. Muhammed C. Gazi) Sh: 16.
(2) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst.: 1983 C: 8, Sh: 186.
(3) Mansur Ali Nasıf- Tac Tercemesi- İst.: 1973 C: 3, S: 100 Mad. No: 168.
(4) İbn-i Kesir- Tefsirul Kuran'il Aziym- Beyrut: 1969 C: 1, Sh: 420.
(5) Molla Hüsrev- Düreru'l Hükkam- İst.: 1307 C: 1, Sh: 324.
(6) İmam-ı Şafii- Er Risale- Kahire: 1979 (2. Bsm.) Sh: 80-81 Madde: 266 vd. Ayrıca İbn-i Kesir- Age: C: 1, Sh: 517-519