İŞKENCE HADİSESİ VE RUHSATLA AMELİN HÜKMÜ

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Türkiye'de işkence resmen yasaktır. Devletin böyle bir politikası olmayabilir. Ancak Terörle Mücadele Şubeleri'nde, madde ve manevi işkence devam etmektedir. (...) Üniversitede okuyan ve inançları gereği başlarını örten bacılarımıza yapılan zulmü protesto için hepimiz sokaklara döküldük!.. Şimdi bazı kardeşlerimiz idamla yargılanıyorlar. (...) Bu hadiseler devam ederken bir kardeşimiz, (...) isimli silahlı terör örgütünün üyesi olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Terörle mücadele ekipleri, bu Müslümana maddi ve manevi eziyette bulunmuşlar. Hatta karısına da işkence edeceklerini söylemişler. Bu şartlar altında alınan ifadesinde, samimi olduğu bazı Müslümanların isimlerinden bahsetmiş. (...) Daha sonra, böyle bir örgütün olmadığı anlaşılınca serbest bırakıldı. Ben kendisini dinledim. Manen kendisini suçlu hissediyor ve üzülüyor. Verdiği ifadede isimleri geçen bazı arkadaşları, bu Müslümana manen zulmediyorlar. (...) Maddi ve manevi işkenceye muhatap olan bir Müslüman, ruhsat ile amel edemez mi?"

CEVAP: Hanefi fukahası, sultandan (iktidar sahiplerinden) gelen ikrahın, umumi bir musibet ve genel ikrah oluğu hususunda ittifak etmiştir. Bu musibetle karşılaşan müminler; hem azimetle, hem ruhsatla amel edebilirler. Her ikisi de meşrudur. Meseleyi izah edebilmek için, önce ikrah kavramı üzerinde duralım. İslam alimleri, "Bir kimseyi tehdit etmek suretiyle; razı olmadığı bir sözü söylemeye veya bir işi yapmaya, haksız yere zorlamaya ikrah denilir"(1) tarifinde ittifak etmişlerdir. İcbar etmek (mecbur bırakmak) manasına gelen "cebr" de, aynı mahiyettedir. İkrahın zıddı "rıza", cebrin karşılığı "ihtiyar"dır. Rızanın ortadan kalkması, ikrahın her çeşidinde söz konusudur. Ancak ihtiyar konusu farklıdır. İkrah bazı durumlarda tercih imkanını (ihtiyarı) ortadan kaldırabilir. Bazı hallerde ise, mükellefin iki şerden birisini seçmesi söz konusu olduğundan, ihtiyarı mevcuttur"(2) Bu girişten sonra, meseleye geçebiliriz.
İşkence yeni bir hadise değildir. Resul-i Ekrem (sav)'in çevresinde toplanan ilk Müslümanlar, Mekke'de değişik işkencelere muhatap olmuşlardır. O dönemde Mekke, tam bir işkence beldesidir. Sahabe-i Kiram'dan bazıları da ruhsat ile amel etmişlerdir. Hz. Ammar b. Yasir (ra)'in işkence esnasına küfür kelimesini söylediği malumdur. Resul-i Ekrem (sav) kendisine (küfür kelimesini söylerken), "Kalbini nasıl buldun ya Ammar?" sualini sorunca, Hz. Ammar b. Yasir (ra), "İman ile mutmain olarak ya Rasulullah!" cevabını vermiştir. Bunun üzerine Peygamberimizin (sav), "Eğer yine aynı işkenceyi yaparlarsa, sen de aynısını yap ve kurtul" tavsiyesinde bulunduğu sabittir.(3) Bu hadise üzerine, şu ayet-i kerime inzal buyurulmuştur: "Kalbi iman üzere (sabit ve bununla) mutmain olduğu halde, (işkenceye ve ) ikraha uğratılanlar müstesna olmak üzere, kim imanından sonra Allahu Teala'yı inkar eder ve küfre dönerse, işte Allah'ın azabı o gibilerin başınadır. Onların hakkı en büyük azaptır." (En Nahl Suresi; 106) İşkenceye mahatap olan Müslümanın, diliyle küfür kelimesini söylemesi, imanının zail olmasına sebep teşkil etmez. Zira kalben tasdik, o esnada da (aksi söylense dahi) mevcuttur.(4)
Tehdit eden güç, devlet (sultan) ise; ikrahın bütün şartları mevcut demektir. Günümüzde işkencenin değişik boyutları ortaya çıkmıştır. Mesela, "Eğer dediklerimizi yapmazsan hanımını veya anneni getirir şöyle şöyle yaparız" gibi tehditler söz konusu olabilmektedir. Meseleye dışardan bakıldığı zaman; mükellefin kendisine değil, karısına veya annesine yapılacak işkence söz konusu gibi görülebilir. Fakat bir Müslümanın; (gözünün önünde) yakınlarına yapılacak hakaretin getireceği ızdırap, hafife alınacak bir musibet değildir. Hanefi fukahasının "Bir mükellefin, çocuğuna, babasına veya muharremattından (annesi, kızkardeşi vs.) birisine yapılan ikrah, tıpkı kendisine yapılan ikrah gibidir" şeklindeki içtihadı, iyi tefekkür edilmelidir. Bahsettiğiniz Müslüman; işkenceden kurtulmak için, ruhsat ile amel etmiştir. Bu fiilinden dolayı kendisine; korkak, ispiyoncu ve bunun gibi sıfatların takılması caiz değildir. Zira Resul-i Ekrem (sav)'in, "Yanılmanın, unutmanın ve zorlandıkları şeyi (me'stukrihu aleyhi) yapmalarının günahı ümmetimin üzerinden kaldırılmıştır"(5) buyurduğu sabittir. Zulme uğrayan ve o esnada ruhsat ile amel eden Müslümana, merhamet ile muamele etmenize zaruret vardır. Meselenin özü buur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Kasani- El Bedaiu's Senai- Beyrut: 1974 C: 7, Sh: 175. Ayrıca El Meydani- El Lübab fi Şerhi Kitap- Beyrut: 1400 C: 4, Sh: 107.
(2) Molla Hüsrev- Düreru'l Hukkam- İst.: 1307 C: 2, Sh: 269.
(3) Geniş bilgi için / İmam-ı Merginani- El Hidaye Şerhu Bidayetü'l Mübtedi- Kahire: 1965 C: 3, Sh: 277-278. Molla Hüsrev- A.g.e.: C: 2, Sh: 271. İbn-i Hümam- Fethu'l Kadir- Beyrut: 1317 C: 7, Sh: 299-300.
(4) İmam-ı Merginani- A.g.e.: C: 3, Sh: 278.
(5) Nureddin El Azizi- Şerhu'l Camiu's Sagir- Kahire: 1324 C: 2, Sh: 294 vd. Ayrıca Sünen-i İbn-i Mace K: 10, Bab: 16