Köle Azatı

e-Posta Yazdır PDF

KİTÂBÜ'L-İBÂK  (SAHİBİNDEN KAÇAN KÖLELER)

Sahibinden Kaçan Köle.

Kölenin Sahibi Ortaya Çıkarsa.

KİTÂBÜ'L-İBÂK  (SAHİBİNDEN KAÇAN KÖLELER)
 

Sahibinden Kaçan Köle
 

Gücü yeten kimsenin, sahibinden kaçan bir köleyi yakalaması, evlâ ve efdâldır. Siraciyye'de de böyledir.

Bu köleyi yakalayan kimse muhayyerdir: İsterse ve ona gücü yeterse  onu, kendi nefsi için muhafaza eder. isterse  onu, imâma ( = devlet başkanına veya onun naibine) teslim eder.

Bu şahıs, o köleyi imâma teslim etmek isteyince; imâm, şahitsiz olarak, bunu, ondan alıp kabul etmez.

İmâm, bu köleyi —usulünce— alınca da, onu hapseder ve tazir eder.

İmâm, bu köleye, beytü'l-mâlden harcama yapar. Tebyîn'de de böyledir.

Şayet bir kimse, yakaladığı köleyi sultana getirmez ve kendi nefsi için alakorsa; —bazı âlimlerin dediği gibi— muhayyerdir: Onu, kendi malından infâk eder ve yaptığı bu harcamayı, hâkimin emri ile yapmışsa; bu kölenin efendisine müracaat ederek, harcadığını alır.

Harcamayı,  hâkimin emri olmadan   yapmışsa; bu  durumda, harcadığını almak için, bu kölenin efendisine başvurmaz. Muhtar oîan budur. Gıyâsiyye'de de böyledir.

Yolunu yitirmiş olan köle hakkında ihtilâf edilmiştir:

Bazıları: "Onu yakalamak efdâldir." demişler; bazıları ise: "... bırakmak daha efdâldir." demişlerdir.

Yolunu kaybeden köle, yakalanıp, imâma çıkarılınca; imâm, onu hapsetmez.

Şayet, bir menfaat varsa; imâm, bu köleyi, çalıştırarak, masrafım ondan karşılar. Tebyîn'de de böyledir.

İmâm, bu köleyi satmaz. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir. [1]

 

Kölenin Sahibi Ortaya Çıkarsa
 

Kâfî'de, Hâkim eş-Şehîd şöyle demiştir:

"Bir kimse, kaçan bir köleyi imâma getirip, imâm da, onu hapset­tikten sonra; bir kimse, gelip, onun "kendi kölesi olduğunu" iddia eder ve belge dg ibraz ederse; imâm, "bu şahsın onu satmadığına ve bağışlamadığına" dair, ona yemin verir. Sonra da, —yemin edince— ona, teslim eder.

Ben, ondan, kefil alınmasını sevmiyorum; fakat, hâkim, —kölenin sahibi olduğunu iddia eden— bu şahıstan, kefil alırsa; kötü bir şey yapmış olmaz." Gâyetü'l-Beyân'da da böyledir.

İmâm Muhammed (R.A.), —bu durumda— hâkimin, dâvâcı nasbedip etmiyeceğini söylememiştir.

Şemsü'I-Eimme Halvânî şöyle buyurmuştur:

Bu mes'elede, âlimler ihtilâf etmişlerdir: Bazıları: "Hakim, davacı olmasa bile, beyyineyi kabul eder." dediler. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Şayet, iddia sahibinin şahidi olmadığı halde; bu köle,,"o adamın kölesi olduğunu" kendisi ikrar ediyorsa; bu durumda, hâkim, kefil olarak; bu köleyi, o adama verir.

Şayet, bu köle için, bir talip çıkmaz ve zaman da uzarsa; hâkim, bu köleyi satar.

Bu kölenin bedelini ise, bir kimse, gelip; şahitle, o kölenin kendisine ait olduğunu söylerse; hâkim, ona verir.

Hâkim, bu kölenin satıldığı bedelden, bir şey eksiltmez. Masrafım, beytü '1-mâlden karşılar.

Bu kölenin sahibi çıkınca; hâkim, —beytü'l-mâlden— yaptığı mas­rafı, ondan alır. Yahut, satınca; bedelinden, bu yaptığı masrafı ayırır. Gâyetii'l-Beyân'da da böyledir.

Kaçan köle, yine kaçabilir korkusu ile, ücretle çalıştırılmaz. Hızânetü'I-Müftîn'de de böyledir.

Kaçan bir köle, hâkimin emri olmaksızın, bu kölenin ta'rif ve ikrarı ile bi- şahsa verildikten sonra, hakiki sahibi meydana çıksa; köleyi, —o şahsa— veren kimse, onu öder. Kendisi de, onu vermiş bulunduğu adama müracaat eder. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Kaçan  köleyi,  hak  sahibine  vermek  istihsândir.   Kâfî'de  de böyledir.

Sefer müddetinden yani üç günlük mesafeden kaçan bir köleyi, getirip, sahibine veren kimseye kırk dirhem verilir. Bu kölenin kıymeti, kırk dirhemden noksan olsa bile, bu, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre böyledir. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) da bu görüştedir. Tebyîn'de de böyledir.

Bir kimse, kaçan bir köleyi, şehirde veya şehir dışında yakalar ve —kaçtığı— mesafe, sefer müddetinden noksan olursa; bu köleyi sahi­bine getirip geri verince, bu kimseye, yorgunluğu nisbetinde, bir şey verilir. Fetâvâyi Gıyâsiyye'de de böyledir.

Verilen bu şeye, veren de, alan da, razı olursa, ne âlâ.

Fakat, razı olmayıp, mahkemeye düşerlerse; bu durumda, verilecek şeyin değerini, getirilen mesafeye göre, hâkim tayin eder.

Bazı âlimlerimiz, bu mes'elede şöyle bir açıklamada bulunmuşlardır:

Üç günlük yola, kırk dirhem gerekince; her günün karşılığına: (40:3 = 13 1/3 = on üç tam, bir bolü üç =) on üç dirhem ve birde, dirhemin üçde biri gerekir. Buna göre hükmedilir.

Şayet, bu köleyi, bir günlük yerden getirmişse; getiren şahsa; on üç dirhem ve birde, dirhemin üçde biri verilir. Kitap ta da, buna işaret vardır.

Yenâbî'de: "Biz, bu görüşü alırız." denilmiştir.

Bazı âlimler ise: "Bu, imâmın (= devlet başkanının) görüşüne havale edilmiştir." denilmiştir.

Bu, en kolay itibardır.

İbâne'de: "Sahih olan, budur." denilmiştir.

Itâbiyye'de de: "Fetva buna göredir." denilmiştir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

İmâm Muhammed (R. A.), el-AsıI'da şöyle buyurmuştur: "Küçük köleyi geri vermenin hükmü de, büyük köleyi geri ver­menin hükmü gibidir.

Bir kimse, küçük bir köleyi, sefer müddetinde geri verirse; ona da, kırk dirhem verilir. Mesafe bundan noksan olursa; o şahsa, bu nisbette az şey verilir."

Alimler: "Meşakkati çok olan, büyük kölenin durumu hakkında, cevap verilmedi." demişlerdir.

Burada, küçük köle'den kasıt, "kaçmaya aklı yeten küçük köle" demektir.

Şayet, kaçmaya aklı yetmiyorsa; o ibâk (- kaçan köle) sayılmaz.

Bu, yolunu kaybetmiştir. Bunu geri verene bir şey verilmez.

Kaçan bir cariyenin yanında, küçük bebesi de varsa; bu, anasına tabidir. Ayrıca, bunun için, bir ödeme yapılmaz.

Şayet, anasının yanında kaçan çocuk, murahık (= bulûğ çağına yaklaşmış) olursa; bu durumda, —ikisine birden— seksen dirhem ödenmesi gerekir. Tebyîn'de de böyledir.

Şayet, kaçan köle, iki kişinin ortak olduğu bir köle ise; bu iki kişi, köledeki haklan nisbetinde, bu ayak kirasına iştirak ederler.

Şayet, bu efendilerden biri var da, diğeri yoksa; bulunan efendi, verilmesi gereken ayak kirasının tamamını vermeden, bu köleyi geri alamaz.

Şayet kaçan köle, bir kişi olduğu halde, onu yakalayıp, geri geti­renler, iki kişi olurlarsa; ayak kirası, aralarında, eşit olarak taksim edilir.

Şayet, bir efendinin, iki kölesi kaçmış olursa, bu efendi, iki ayak kirası öder. Tahâvî Şerhi'nde de böyledir.

Kaçan köle, rehin idiyse; ayak kirası, rehm alan şahsa aittir. Ancak, bunun için, bu kölenin, rehin veren kimse hayatta iken geri geti­rilmiş olması gerekir. Ve bu hüküm, kölenin kıymetinin, rehin alan şahsın alacağı kadar veya ondan az olması halinde geçerlidir.

Eğer, kölenin kıymeti, bu şahsın alacağından çoksa, alacağı nisbe-tindeki ayak kirasını bu şahıs verir. Fazlasını da, bu köleyi rehin veren öder. Hidâye'de de böyledir.

Meselâ: "Rehin alanın alacağı, üç yüz dirhem; kölenin değeri de dört yüz dirhem olursa; kırk dirhem olan ayak kirasının, otuz dirhemini, rehin alan; on dirhemini de, rehin bırakan şahıs öder.

Gasbedilmiş (= zorla alınmış) kölenin ayak kirası, gasbedene aittir.

Kaçan köle, bir şahsın kölesi; diğer bir şahsm da hizmetçisi olursa; bunu geri getirenin ayak kirası, hizmet ettiği adama aittir.

Kaçak köleyi getiren kimse, ayak kirasını alana kadar bu köleyi yanında tutar.

Şayet K. köle, tufıp getiren kimsenin yanında iken, —ister mura­faadan önce, ister sonra— zayi olursa; bu durumda, ona tazminat gerekmez.

Ancak, getiren kimse de, ayak kirası alamaz.

Fakat, getiren kimsenin, bu —ölen— kölenin sahibi ile, yirmi dirheme sulh olmaları da caizdir.

Köle sahibi ile, köleyi getiren şahıs, elli dirheme anlaşırlar ve köle sahibi ise, ayak kirasının, kırk dirhem olduğunu bilmezse, kırk dirhemi caiz; fazlası bâtıl (= geçersiz.) olur Muhıyt'te de böyledir.

Şayet kaçan köle, hîbe edilmişse; ayak kirası, hîbe edilmiş olduğu şahsa aittir.

Bu köle, hîbe edilmiş bulunduğu şahsa geri verildikten sonra; hîbe eden, bu hîbesinden sonradan dönse bile, hüküm böyledir. Kâfî'de de böyledir.

Ayak kirası, kaçmış bulunan müdebber ve ümm-ü veled için de gerekir. Ancak, bunun için, efendinin hayatta olması gerekir.

Şayet, bunlar geri getirilmeden önce, efendi vefat etmiş olursa; getirene, bir şey yoktur.

Kaçan me'zûn köle için de, ayak kirası vardır.

Bir mükâtep kaçarsa; onu getirip, efendisine teslim eden şahsa, bir şey verilmez. Cevheretü'n-Neyyire'de de böyledir.

CâmiıTI-Cevâim"de şöyle zikredilmiştir:

Bir köleyi geri getiren iki kişiden birisi, "onu, üç gün mesafeden getirdiğini" belgeler; diğeri de, "onu, iki günlük mesafeden getirdiğini" söylerse; bu kölenin efendisi, birinci günün ayak kirasını, birinci adama verir; ikinci ve üçüncü günün ayak kirasını ise, ikisine müştereken verir.

Yenâbi"de şöyle denilmiştir:

Şayet,köle cânî (= bir suç işlemiş) ise; efendisinin isteğine bakılır: Eğer, fidyesini Ödemek istiyorsa; ayak kirasını da öder.

Şayet, efendisi bu köleyi kabul etmek istemiyorsa; ayak kirası, cinayetin velilerine (= suç işlediği şahsın yakınlarına) aittir.

Şayet kaçan köle, ticaret yapmasına izin verilmiş bir köle olur ve o da, çok borçlanmış bulunursa; ayak kirası, efendisine aittir.

Şayet bu efendi, onun için, ayak kirası vermekten kaçınırsa; bu köle satılır; ayak kirası verildikten sonra, kalan miktar, alacaklılara verilir.

Cami' de şöyle zikredilmiştir:

Kaçan köle, emânet ise, onun ayak kirası, teberru olur.

Kaçan köle, onu yakalayıp getiren şahsın yanında öldürülürse; getirene ayak kirası yoktur.

Kaçan köle, yakalayanın yanında cinayet (= her hangi bir suç) işlese veya bir malı telef etse, getirene ayak kirası yoktur.

Kaçan köle, yakalayanın yanında, hatâen bir cinayet işledikten veya bir malı telef ettikten sonra, efendisi, bu durumu bilmeden, ayak kirasını verip daha sonra da, işlediği cinayetin diyetini öderse; eğer, verdiği cinayet diyeti, ayak kirasına eşit miktarda ise, verdiği bu ayak kirasını geri alır.

Şayet, ayak kirası, bu şahsın ödediği diyetten daha fazla ise, ayak kirası verdiği şahsa, hissesi nisbetinde, müracaat eder. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Kaçan köleyi getiren şahıs, bunu, kendi babasına veya kardeşine yahut diğer akrabalarına geri vermişse, bunun için de, ayak kirası yoktur.

Ancak, bunun için köleyi getiren şahsın, efendinin ıyâlinden olması gerekir.

Şayet, bu şahıs, efendinin ıyâlinden değilse, ayak kirası verilir.

Ancak bir oğul, babasının kaçan kölesini, ona geri getirmesi veya karı-kocadan her biri, birinin kaçan kölesini, diğerinin geri getirip teslim etmesi hâlinde, ayak kirası yoktur.

Keza, bir yetimin kaçan kölesini, onun varisi geri getirip teslim ederse, ona da, ayak kirası yoktur. Tebyîn'de de böyledir.

Kaçan bir köleyi, sultan yakalayıp, üç günlük mesafeden geti­rerek, geri sahibine verse, ona da, ayak kirası yoktur.

Fakıyh: "Biz, bu görüşü alırız." demiştir.

Keza, rahibân, şahne, kârüvan da; yol kesicilerin elinden, malı alıp, sahibine geri verseler; bunlara da, ayak kirası yoktur. Gıyâsiyye'de de böyledir.

Vâris olan bir kimse, kaçan köleyi üç günlük yoldan getirirse; bu durumda, vâris, köle sahibinin:

a) Ya oğludur.

b) Veya oğlu değildir fakat, bu şahsın lyâlindendir.

c) Yahut, oğlu da değildir, ıyâli de değildir.

Şayet, köleyi getiren, kölenin oğlu da, ıyâli de değilse ve bu köleyi getirip, murisin sağlığında, kendisine teslim etmişse, ayak kirasını alır.

Şayet, bu gibi kimseler, efendinin vefatından sonra, bu köleyi yakalamışlarsa, ayak kirasını alamazlar.

Fakat, bu gibi kimseler, bu köleyi, murisin sağlığında yakalayıp, bu köleyi, onun sağlığında şehre getirirler, ancak, ölümünden sonra teslim ederlerse; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, bu şahsa, ortaklarının hissesi kadar, ayak kirası vardır.

Şayet, köleyi  getiren, köle sahibinin oğlu veya oğlu değil de, ıyâli ise; hiç bir durumda, ayak kirası alamazlar. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir kimse,  başka bir  şahsa:   ('Kölem  kaçtı.  Onu bulursan, yakala." der, me'mur da: "Olur." karşılığını verir ve o köleyi, üç gün­lük mesafede yakalayıp, efendisine teslim ederse; bu şahsa, ayak kirası yoktur.

Kaçan bir köle, üç günlük bir yoldan yakalanır ve efendisine verilmek üzere, şehre getirilince tekrar kaçar ve onu şehirde, bir başkası yakalar ve efendisine teslim ederse; bu durumda, ilk yakalayan şahsa, bir şey verilmez; ikinci şahsa ise, bir miktar verilir.

Şayet, bu köleyi, şehirde veya bir günlük yolda, bu iki şahıs birlikte yakalarsa; önceki şahsa, ayak kirası tamamının yarısı, ikinciye de, bir miktar verilir.

Müntekâ' da şöyle zikredilmiştir:

Bir kimse, kaçan bir köleyi, efendisine teslim etmek üzere, üç gün­lük yoldan alıp getirse; ondan da, bir başka şahıs cebren alarak, o köleyi, getirip efendisine verse; sonradan, önce yakalayan şahıs gelip, o köleyi, kendisinin üç günlük yoldan getirdiğini belgelerse; bu şahıs, ayak kirasını, efendiden alır. Bu durumda, efendi de, gâsıba başvurarak, önceki ödediği miktarı, geri ister ve alır.

Keza, kaçan köle, üç günlük yoldan yakalanıp getirilirken; bir gün geldikten sonra, tekrar kaçar ve efendisinin olduğu şehre doğru, efendi­sine dönmek niyyeti ile yürürse; sonra, onu, yine önc.eki adam yakalar; üçüncü gün olunca da, gelir ve onu efendisine çıkarırsa; bu şahsa, birinci ve üçüncü günün cü'lü (= ayak kirası) verilir ki, bu da, üçte ikidir.

AsiVda şöyle zikredilmiştir:

Bir beldeden kaçmış bulunan bir köleyi, bir şahıs yakalayıp, bir başkasına satar; satın alan şahıs da, bu köleyi, efendisine getirirse, buna, ayak kirası yoktur.

Fakat, bu köleyi satın alırken, "efendisine götürmek üzere satın aldığına şahit tutarsa; bu durumda, bu şahsa, ayak kirası verilir.

Ancak, bu şahıs, bu durumda da, köleyi satın alırken vermiş bulunduğu bedeli, efendisinden alamaz. Bu bedel, ister, ayak kirasından az oisun; ister fazla olsun müsavidir.

Kaçan köle, kendisine bağışlanmış veya mîras yolu ile kendisine kalmış olan kimselerin durumu da, satın alan şahsın durumu gibidir.

Bir kimse, bir .köleyi yakalayıp efendisine getirir; fakat, efendisi bu köleyi azâd etmiş bulunur ve bu köle, kendisini yakalayan şahsın elinden kaçarsa; bu şahıs, yine ayak kirası alır.

Şayet, bu köle müdebbere İse, mes'ele yine aynıdır. Ancak, bu durumda ayak kirası yoktur.

Kaçan köleyi, üç gün getirdikten sonra, onu getiren şahıs, efendi­sine teslim etmeden önce, bu köle yeniden kaçsa; sonra da, efendisi, bu köleyi yeniden azâd ederse; efendisi, onu, yakalayanın elinden almaya İsrar edemez.

Bu köleci bulan şahıs, onu efendisine getirdikten sonra; o efendi bu köleyi alıp, bilâhare getirene bağışlasa; yine de, ayak kirası vermesi gerekir.

Şayet bu şahıs, köleyi, teslim almadan bağışlamış olsaydı; o zaman, ayak kirası vermesi gerekmezdi.

Fakat, bu efendi, o köleyi, teslim almadan önce, satsa, yin«, ayak kirası vermesi gerekir.

Şemsü'I-Eimme Halvânî, şöyle buyurmuştur:

Kaçan bir köleyi yakalayan şahıs, onu, sahibine vermek istediğine şahit tutarsa; bu durumda, bu şahsa, ayak kirası vardır. Fakat, şahit tutmazsa; sahibine teslim etse bile, ona ayak kirası yoktur. Muhiyt'te de böyledir.

Kaçan bir köle, yakalandığı zaman Ölse veya tekrar kaçsa; şayet yakalayan şahıs, "onu efendisine vermek için yakaladığına*' şahit edinmişse, bu şahsa tazminat gerekmez.

Keza bu kimse, onu yakaladığı zaman; "Bu, kaçmış bir köledir. Ben, onu, sahibine vereceğim. Her kim, sahibini bilir veya bulursa, bana yollasın." derse; bu söz de şehâdettir ve böyle diyen şahsa da, tazminat gerekmez.

Şemsü'1-Eimme Halvânî: "O şahıs, bu sözü, tekrarlarsa, ba$ka şahit şart değildir." demiştir. Lükata da da, bu böyledir.

Fakat, bu kimse, şahit tutmak mümkün iken, tutmazsa, kendisine tazminat gerekir.

Bu,   İmâm-ı   A'zam   (R.A.)  ve   İmâm   Muhammed   (R.A.)'in görüşüdür.

Bu hüküm, bu kölenin kaçtığının, bilinmesi halindedir.

Şayet bu kölenin efendisi, onun kaçtığını inkar ederse, söz onundur; bfl-icma, onu yakalayan, bu gibi durumlarda, tazmin eder. Zehıyre'de de böyledir.

Bir kimse, bir köleyi yakalar, bir başka şahıs da, "o kölenin kendisine ait olduğunu" iddia; köle de, "böyle olduğunu ikrar" eder ve bu köle, hâkimin emri olmaksızın, bu şahsa verildikten sonra köle, bu adamın yanında zayi olur ve bilâhare şahitleri ile birlikte, bu kölenin esas efendisi meydana çıkarsa, bu efendi köleyi, istediğine tazmin ettirir.

Şayet bu efendi kölesini, onu yakalayıp diğer şahsa teslim eden kimseye ödetirse; bu şahıs da, köleyi teslim etmiş bulunduğu şahsa ödetir.

Şayet, bu şahıs tazmin etmez ve yanında, bu kölenin kendisine ait olduğuna iki şahit bulunur ve "hâkimin hükmü olmadan aldığını" söylerlerse; daha sonra da, bu köleyi yakalayan şahıs, şahitlerle, ikinci şahsa tazminatta bulunduğunu anlatırsa; önce, alan kimsenin beyyinesi varsa, bir şey gerekmez.

Keza bir kimse, bir köle yakalar ve bunu, hâkimin emri olmadan satarsa; bu satış, sahih olmaz.

Böyle bir durumda, bu köle, satın alan şahsın elinde zayi olursa; sonra da, bir kimse, beyyinesi ile çıkıp gelir; "bu kölenin kendisine âit olduğunu" iddia eder ve hak kazanırsa, bu şahıs muhayyerdir: Dilerse, satın alan şahıstan, bu kölenin bedelini alır; bu şahıs da, satın aldığı şahsa müracaat eder. İsterse, bu köleyi satandan, onun, bedelini alır.

Bu durumda, satıcı tarafından, bu satış geçerli olur. Kölenin bede­linden fazlasını ise, tasadduk eder.

Bir efendi, kölesinin kaçtığını inkâr ederse; bu köleyi getiren şahsa; ayak kirası yoktur.

Ancak, şahitler, bu kölenin kaçtığına şehâdette bulunurlar veya efendisi, onun kaçtığını ikrar ederse; bu durumda, ayak kirası vardır.

Bir köle kaçar ve kaçarken de, efendisinin malından bazı şeyleri götürmüş olur ve bu köleyi alıp getiren şahıs da: "Yanında, bir şey yoktu." derse; söz, onun sözüdür. (Yani onun sözüne inanılır.) Ve, ona, bir şey gerekmez.

Kaçmış bir kölenin, bir yabancıya veya onun küçük oğluna satıl­ması, caiz olmaz.

Kaçmış bir kölenin —sahibi tarafından— onu yasaklayan şahsa, satılması caizdir.

Kaçmış köleyi, yabancıya hîbe etmek de caiz değildir. Ancak, bu köle, o yabancının küçük oğluna, hîbe edilebilir. Eğer, bu köle, dâr-i islâmda ise, bu caizdir.

Fakat, bu kölenin, dâr-i harbe kaçmış olması hâlinde, âlimler arasında, ihtilâf vardır:

Kâdf 1-Harameyn Ebû Hanîfe'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bu köleyi, hîbe etmek, caiz olmaz. Ancak, bunu, keffâreî-i zihâr için, azâd etmek, caiz olur.

Kaçan kölenin efendisi, onu araması için, bir vekil tayin eder ve bu köle bu vekilin eline geçtikten sonra, efendisi, bu köleyi, —kendisi de satın alan da, onun, vekilin yanında olduğunu bilmediği halde— satarsa; bu satış —o kölenin, vekilin yanında bulunduğunu bilene kadar— bâtıldır. (= geçersizdir.)

Kaçan köleyi, bir şahıs yakalayıp, icara verirse; ücret, onun olur. Bu ücreti tasadduk eder.

Şayet, bu kazancı, köle ile birlikte, efendisine teslim eder ve: "Bu, kölenin kazancıdır, onu, sana teslim ediyorum." derse; bu durumda, o, efendinin olur.

Efendiye, bunu yemek, kıyâsen helâl olmaz; istihsanen helâl olur. Muhiyt'te de böyledir. [2]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 4/389.

[2] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 4/390-398.