Lakit

e-Posta Yazdır PDF

KİTÂBÜ'L-LEKIYT TERKEDİLMİŞ ÇOCUKLAR.. 2

 KİTÂBÜ'L-LEKIYT TERKEDİLMİŞ ÇOCUKLAR
 

Lekıyt: Şeriatta, zina ile itham edilmekten kaçınarak veya geçim korkusundan dolayı, ehlinin, doğurup, canlı olarak sokağa attığı çocuk demektir.

Bu çocuğu atan, günahkar; alan ise, menfaatlidir.

Eğer, sokağa atılmış yavrunun, zayi olacağı zannı varsa; onu atıldığı yerden almak menduptur.

Bir kimsenin, böyle bir çocuğu, suda veya yırtıcı bir hayvanın önünde bulduğu zaman, onu alması vaciptir.

Lekıyt, hürdür. Lekıyt'm velisi, sultandır.

Dolayısiyle, lekıyt'ı bulup alan kimse, onu bir kadınla veya —bu kızsa— bir erkekle evlendirmiş olsa, bu nikâ h câ iz olmaz. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Bİr kimse, lekıytı, aldığı yere geri koyamaz.

Bir kimse, lekıytı birisine verirse, ondan da, bir başkası alamaz. Tebyîn'de de böyledir.

Lekıyt'ın   nafakası, müslümanların   beytü'I-mâline   aittir. Muhıyt'te de böyledir.

Lekıyt ile beraber, ona bağlanıp düğümlenmiş bir mal bulunursa, omal,Iekıytındır.

Keza, lekıyt, bir hayvan üzerine bağlanmış olarak terkedilmişse; o hayvan da, lekıyt'indir.

Ancak, lekıyt, bir hayvanın yakınına,bırakılmışsa; bu hayvanın, onun olduğuna hükmedilmez. O hayvan, lukata (= buluntu) olur. Cevheretü'n-Neyyire'de de böyledir.

Hâkimin emriyle, lekıytın nafakası, —üzerine bağlanmış olarak bulunan,— bu maldan karşılanır.

Lekıyti aian kimse, onun malını, —ancak hâkimin emri ile, ona harcayabilir. "Bu emir olmadan da harcayabilir." denilmiştir.

Lekiytın   masrafı, onun benzerinin   masrafı  ile  denk   tutulur.

Muhıyt'te de böyledir.

Lekıytın velâsı, beytü'1-mâl içindir.    

Hatta, iekıyt, vâris bırakmadan ölürse; terekesi, beytü'l-mâl'e âit olur. Hızânetü'I-Müftîn'de de böyledir.

Terkedilmiş bir çocuğu bulan şahıs, bu lekıytle beraber hâkimin huzuruna çıkıp, onu almayı hâkimden istediği zaman, hâkim, şahidi olmazsa; ona inanmaz.

Çünkü, o şahıs, bu lekıyt'ın nafakasını, beytü'l-mâlden isteyebilir.

Bu şahıs, beyyine getirir ve hazırda, bunun aksini savunan bir hasmi de olmazsa, o zaman, hâkim bu şahsm beyyinesini kabul eder.

Hâkim, bu şahsın beyyinesini kabul edince de; isterse, o lekıytı, o şahıstan alır; isterse almaz. Ve: "Bunun muhafazasını (- korunmasını, esirgenmesini) sana havale ediyorum." der.

Ancak, böyle hükmetmesi, hâkimin, o şahsın, bu lekıytı muhafaza etmekten âciz olduğunu bilmediği ve infak edeceğini bildiği hallerdedir.

Fakat, hâkim, bu şahsın aczini bilirse; bu durumda evla olan, o lekıytı, ondan alıp, muhafazası için, bir başka şahsın yanma koymaktır.

Sonra, ilk adam gelir de, bu lekıytı, kendisine geri vermesini,, hâkimden talep ederse; bu durumda, hâkim muhayyerdir: Dilerse, ona geri verir; dilerse, vermez.

Bu durum, lekıytı almış bulunan kimsenin hilâfınadır: Bir kimsenin elinde bulunan lekıytı, bir başkası gelerek, onun elinden alsa ve mahkemeye düşseler; hâkim, bu lekıytı öncekine verir.

Bir köle, kimin olduğu bilinmeyen, bir iekıyt bulsa; ancak, kölenin —böyle— dediği bilinse; efendisi de, bu kölesine: "Sen, yalan söylüyorsun; o, benim kölemdir." der ve lekıytı bulan köle, ticâretten men edilmiş birisi olursa; bu durumda, söz, efendinin sözüdür, "(yani, efendinin sözüne inanılır.)

Fakat, bu köle, —ticârete— İzinli bir köle ise, o zaman, kölenin sözü kabul edilir. Zahîriyye'de de böyledir.

Bulunan bir köle, "filanın kölesi olduğunu ikrar ettiği halde; o şahıs, bu kölenin "yalan söylediğini" söylerse; bu buluntu köle, hür olur.

Bu kimse, o kölenin, doğru söylediğini kabul eder ve bu kölenin üzerine, şehâdetinin kabulü, kâzifinin dövülmesi ve benzerleri gibi... hürlerle ilgili bir hüküm tatbik edilmemiş olursa; ikrarı sahih olur. Aksi takdirde sahih olmaz. Sirâciyye'de de böyledir.

Mültekıy't (=|Lekıytı bulan) değil de, bir başkası, —çocuğun ken­disine âit olduğunu— iddia ederse; bu lekıytın nesebi sabit olur.

Mültekıyt'ın bu iddiada bulunması ise, daha evlâdır. Mültekıt zimmî, diğeri de müsluman olsa bile, bu böyledir. Tebyîn'de de böyledir.

Bulunan çocuğun, kendi oğlu olduğunu iddia eden şahıs, zimmî bile olsa; bu İekıyt, onun oğludur ve müslümandir.

Şayet, hem bir müsluman, hem de bir zimmî, bir lekıytın kendile­rine âit olduğunu iddia ederlerse; hüküm, müslümanın lehine verilir.

Şayet, bu iddiada bulunanların ikisi de müsluman iseler; hangisi şahit getirirse, ona hükmedilir.

Şayet, bunlardan her ikisinin de beyyineleri yoksa; bu durumda, hangisi, çocuğun bedenindeki alâmetleri iyi ve doğru söylüyorsa, ona hükmedilir. Ve, onun oğlu olur.

Şayet, bu iki şahıstan, hiç birisi de, bu alâmetleri anlatamazlarsa; bu İekıyt, ikisinin de oğlu olur. Gâyetü'I-Beyân'da da böyledir.

Bu iki şahıstan birisi, tarifinde, ancak vasiflaidan bir kısmı isabet eder, diğer kısmı isabet etmezse; bu durumda, yine, bu İekıyt, ikisinin oğlu olur.

Bu şahıslardan ikisi de, çocuğun bedenindeki alâmetleri tarif ettik­lerinde; bunlardan birinin tarifi isabet eder, diğerinin ki isabet etmezse; bu lekryt, vasfı isabet edenin oğlu olur. Diğerinin olmaz.

Keza, bunlardan biri: "Oğlumdur,", diğeri de: "Kizımdır." dedik­lerinde, hangisi isâsbet etmişse; bu İekıyt, onun olur.

Şayet, iddia sahibi yalnız olur, ancak: "O oğlandır." dediği halde, İekıyt kız olursa; veya: "Kızdır." dediği halde, oğlan olursa; katiyyen, ona hükmolunmaz. MuhıytHe de böyledir.

Bir lekıyt'ın, kendi çocukları olduğunu iddia eden, iki kişiden biri: "Oğlumdur."; diğeri   ise: "Kızımdır." dediği halde, bu İekıyt, hünsâ olursa; eğer, hünsâ-i müşkil ise, aralarında hükmolunur. Fakat, hünsâ, hünsâ-i  müşkil  değilse,  oğlan olarak hükmolunur ve bu durumda "oğlum." diyene verilir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

İddia edenlerin fazla olması hâlinde, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, bu miktarın beşe kadar çıkması caizdir. Sirâciyye'de de böyledir.

Bir kadın, bir lekıytm, kendi oğlu olduğunu iddia ettiğinde, kocası da, bu kadını tasdik eder veya ebe, böyle şehâdette bulunur yahut kadın başka beyyineler getirirse, dâvası sahih olur. Aksi takdirde, sahih olmaz.

Sâdece, ebenin   şahitliği bulunsa; —kadının kocası,'doğumu inkar etse bile— bu kâfî gelir.

Ancak,  kadının kocası yoksa, bu durumda, mutlaka iki şjîhit gerekmektedir. Bahru'r-Râık'ta da böyledir.

Şayet,, kadın, "bu çocuğun, zinadan olduğunu" iddia ederse, ona hükmolumnv Sirâciyye'de de böyledir.

Eğer, iki kadın, bir lekıytm kendilerine âit olduğunu iddia eder­lerse, bunlardan hiç birine, nesep sabit olmaz. Bu, tmâmeyn'in kavlidir.

îmâm-i A'zam Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre ise: Nesep, bu kadınların ikisinden de sabit olur. Fakat, taarruz vukuunda, elbette, hüccet gerekir.

Ebû Hafs'm rivayetine göre, —burada— hüccet, bir kadının şehâdetidir.

Ebû Süleyman'ın rivayetine göre ise, hüccet, iki erkeğin veya  bir erkekle iki kadının şehâdetidir.

Hüccet, böylece ikâme edilirse, lekıyt'ın nesebi, bu iki kadından sabit olur; aksi takdirde, sabit olmaz.

Haniye'de şöyle denilmiştir:

Çocuğun kendisine âit olduğunu idda eden bu iki kadından birisi, iki erkeği; diğeri de, iki kadını şahit gösterirse; iki erkek şahidi olan kadına hükmedilir. Tahâvî Şerhi'nde de böyledir.

Bu iki kadından birisi, şahit dinletir; diğeri ise dinletemezse; çocuk, beyyine ikâme edenin olur.

İki kadın, bir lekıytm kendilerine ait olduğunu iddia ederler ve ikisi de, beyyine (= delil, belge, şahit, hüccet) ikâme ederler ve bizzat o çocuğun ayn ayrı bir adamdan olduğunu söylerlerse; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, bu çocuk, bu —iki erkekle, iki kadının— dört kişinin olur.

fmâmeyn'e göre ise, bu çocuk, hiç birinin olmaz. (Yani, ne iddia sahibi iki kadının ne de onların isnad ettikleri iki erkeğin olur.) Tatar-hâniyye'de de böyledir.

Bir kimse, lekıytm, "şu, hür kadından olduğunu" iddia ederken, diğer bir kimse de, "onun, kendi kölesi olduğunu" idda eder ve her ikisi de, beyyine ikâme ederlerse; hüküm,' 'oğludur..." diyene verilir.

Bu iki iddiacının biri: "Hür kadının oğlu..." dediği halde, diğeri: "Cariyenin oğlu...'* olduğunu söylerse; hüküm, "hür kadının..." diye iddia edene verilir.

İddiacıların her ikisi de, beyyine getirip; bu lekıytm, ayrı ayrı, hür kadınların    oğulları olduğunu iddia ederlerse; çocuk, her ikisinin aralarında hükmedilir.

Bir lekıytın, iki kadından nesebi sabit olur mu? İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'nin kavline göre sabit olur. tmâmeyn'in kavline göre ise, sabit olmaz. Muhıyt'te de böyledir.

İki erkek, bir lekıytın nesebini iddia eder ve her ikisi de, beyyine ibraz ederlerse; bunlardan, çocuğun yaşını kim isbat ederse, ona hükmolunur.

Eğer, bu lekıytın yaşında şüphe bulunur ve tarihlerde mutabakat olmazsa, tmâmeyn'in kavillerine göre, târihe itibar sakıt olur ve bPl-ittifak, aralarında hükmolunur.

Ebû Hafs ve Ebû Süleyman'ın kavillerine göre de   tarihi önce

olmayana hükmolunur.

Tatarhâniyye'de ise: "Bütün rivayetlere göre, aralarında hükmo­lunur." denilmiştir. Sahih olan da budur. Bahru'r-Râık'ta da böyledir.

Bu çocuk, bir kimsenin elinde bulunur ve o şahıs, bunun kendi oğlu olduğunu iddia eder ve buna dâir beyyine ibraz ettiğinde, bir başka şahıs da, "benim oğlum." iddiasıyle beyyine getirirse; bu çocuk yanında durduğu adama hükmedilir.

Bu çocuk, bir kadının yanında olur ve bu kadın, çocuğun   kendi­sine ait olduğuna beyyine getirdiğinde, başka bir kadın da, "onun, ken­disine  âit olduğunu"  iddia ederse,  bu durumda,  çocuk, yanında bulunduğu kadına hükmolunur.

Şayet, çocuğun yanında bulunduğu kadının şahidi, bir kadın olduğu halde; diğerinin şahidi, iki erkek olursa; bu durumda, çocuk,diğer kadı­na hükmolunur.

Lekıyt, bir adamın yanında olur; başka, hür bir şahıs da, o çocuğun, nikâhının altında bulunan, hür bir kadından olduğunu ve kendisine ait bulunduğunu iddia eder ve buna hüccet getirirse; çocuğun yanında bulunduğu şahıs da, belge ibraz eder, ancak, çocuğa anne gösteremezse; bu durumda, çocuk, diğer şahsa hükmolunur.

Bir zimmî, bir lekıytın, "kendisinin çocuğu olduğunu" iddia ederse, nesep sabit olur. Bu çocuk, —ehl-i zimmetin yurdunda olmadı ise— müslümandır. Bu, istihsândır. Tebyîn'de de böyledir.

Çocuk, bir zimmînin oğlu ise,  —zimmî, bunun, kendi oğlu olduğuna dâir, belge ibraz etmediği zaman bu lekıyt, müslümandır.

Şayet, "bu lekıytm, o zimmînin oğlu olduğuna, iki müslüman şahit şehâdette bulunursa; o zaman, bu çocuğun, o zimmînin oğlu olduğuna hükmolunur. Bu durumda ise, çocuk, onun dinine tâbi olur.

Şayet, bu şahitler, ehi-i zimmetten olurlarsa, o zaman, bu çocuk, zimmî olmaz. Bahru'r-Râık'ta da böyledir.

Lekıytın bulunduğu mekânda, mu'teber olan nedir?

Âlimler, bu hususta ihtilâf etmişlerdir.

Bu mes'elenin meydana gelmesinde, dört vecih vardır:

1) Lekiyü bir müslüman, müslümanların yurdunda bulur. Müslümanların şehrinde veya köyünde yahut mescidde bulması gibi...

Bu durumda, lekıyt müslümandır.

2) Lekıytı, bir kâfir, ehl-i küfrün yurdunda bulabilir.

Bir kâfir köyünde veya bir kilisede yahut bir havrada bulması gibi... Bu durumda lekiyt, kâfir olur.

3) Lekıytı, bir kâfir; müslümanların yurdunda bulabilir.

4) Lekıytı, bir müslüman, kâfirlerin yurdunda bulabilir.

îşte, bu son iki fasılda, görüş ayrılıkları vardır. Lekıyt Kitabında: "Bu durumda, mekâna i'tibar edilir." denilmiştir. Tebyîn'de de böyledir.

Kudurî'de de böyledir. Zahirü'r-rivâye de budur. Nehru'l-Fâık'ta da böyledir.

Bir kimse, lekıytı, müslüman şehirlerinden birinde bulduğu halde, bu lekıyt, kâfir olursa; hapsedilir ve müslüman olmaya zorlanır. Sahih olanı budur. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Tâbi olması yönünden, müslümanlığma hükmedilmiş her hangi bir lekıyt, kâfir olarak buluğa erişirse, müslüman olmaya icbar edilir. Fakat, istihsânen, bu öldürülmez. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kölenin iddiası ile, nesebi belli olan lekıyt, hürdür.

Bu köle, her ne kadar: "Bu, benim oğlumdur. Kanmdandır. O da, câriyedir." dese ve efendisi de, onu doğrulasa bile, yine, bu lekıytın nesebi belli ve kendisi hür olur.

Aralarında niza' olduğu zaman, müslüman, zimmîden daha haklıdır. Ancak, bu durumda, müslümanın hür olması gerekir.

Şayet, bu durumda, müslüman köle ise, zimmî daha haklıdır.

Lekıyt, köle olmaz. Ancak, beyyine ile köle olur. Bu durumda da, şahitlerin müslüman olmaları şarttır.

Ancak, bir lekıyt, zimmet ehlinin yurdunda bulunmuşsa; bu durumda, kâfirin şehâdetine de i'tibar olunur.

Lekıyt, köle olduğunu, bulûğa erişmeden doğrularsa, onun sözü dinlenmez.

Ancak, bu lekıyt, "çocuk iken, yanında bulunduğu adamın kölesi olduğunu" iddia eder; o şahıs da, bunu doğrularsa; bu durumda, —yukarıdakinin hilâfına, bu lekıytın sözü kabul edilir ve— onun kölesi olur.

Eğer, bu şahıs bu lekıyt bulûğa eriştikten sonra, onu tasdik etmiş olursa; duruma bakılır: Şayet, adamın tasdiki, bu lekıyta, şehâdetinin kâbûlü, kâzifine had tatbik edilmesi gibi... hürriyet hükümlerinden birinin icrasından sonra olmuşsa, kölelik ikrarı kabul edilmez. Tebyîn'de de böyledir.

Lekıyt kadın olur ve "kendisinin, bir adamın cariyesi olduğunu" söyler; o şahıs da, bunu doğruîarsa, bu İekıyt, o adamın cariyesi olur.

Ancak, bu lekıyt, bir şahsın karısı olursa, "nikâhının ibtâli hakkındaki sözü" kabul edilmez.

Fakat, bu lekıytın, "kendisinin, kocasının babasının kızı olduğunu" söylemesi; kocasının babasının da, bunu doğrulaması hâli, yukarıdaki hükmün hilafınadır.

Bu durumda, bu lekıytın, nesebi sabit ve nikâhı bâtıl (= geçersiz) olur.

Bir lekıytı bulan  şahıs,  onu tanıdıktan  sonra:   "Bu,  benim kölemdir." diye iddia ettiğinde lekıyt da, bunu kabul etmezse, hüccet gerekir.

Bir lekıyt, geride mal bırakarak veya mal bırakmadan öldükten sonra; bir şahıs, "onun kendi oğlu olduğunu" iddia ederse; sözüne, hücceti olmadan inanılmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Zehıyre'de şöyle denilmiştir:

Sabî yanında bulunan adamın, bir iddiası olmaz; fakat, bir kadın, onu kendisinin doğurduğunu iddia eder ve bu hususta hüccet de getirir, ancak babasının adını söylemezse; bir başka adam da, bu lekıytın kendi oğlu olduğunu iddia eder, buna dair hüccet de getirir, ancak, bu şahıs da, onun anasının adını söylemezse; bu durumda, o çocuk, bu adamın ve o kadının oğlu olur. Sanki, bu çocuğu, o kadın, bu adamın yatağında doğurmuş gibi olur...

Keza, bu çocuk, bu adamın veya o kadının yanında iken, mes'ele yukarıdaki (nin devamı) gibi olursa; yanında olan için bir tercihe i'tibar edilmeden, bu çocuğun, bu adamın ve o kadından doğma olduğuna hükmedilir.

Sabî, bir zimmînin elinde bulunur ve bu zimmî o lekıytın kendi oğlu olduğunu iddia edip bu hususta iki şahit dinlettiğinde, bir müslüman da, yanında iki müslüman şahit olduğu halde: "o sabînin, kendi oğlu olduğunu'* iddia ederse; zimmî tercih edilir ve bu çocuk, ona hük­medilir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Lekıyt bulûğa erişince, bir kimse, ona vâlî olsa; bunun velâsı caiz olur.

Bu kimse ancak bu lakıyt, bir suç işleyip, bu suçun karşılığı beytü'l-mâlden ödendikten sonra velâda bulunsa; velâsı sahih olmaz.

Bulan kimse, lekıytm sahibi olamaz. Bu, ister erkek olsun, ister kadın olsun, böyledir.

Bulan kimse, bu lekıytı, alamaz, satamaz, nikâhlayamaz ve benzeri tasarruflarda bulunamaz.

Onun selâhiyeti, ancak, onu korumaktır; başka bir selâhiyeti yoktur.

Bulan kimse, lekıyta hıyanetlik yapamaz. Eğer yapar ve o zayi (helak) olursa, tazmin eder.

Lekıytı bulan adam, onu, istediği yere götürebilir. Fetâvâyi Kâdî-hân'da da böyledir.

lekıytı bulan kimse onu kiraya veremez. Kerâhiyye'de böyle zik­redilmiştir. Sahih olan da budur. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir kimse, lekıyt ile beraber, mal da bulmuş olsa; hâkim, ona, "bu malı, o lekıyta sarfetmesini emreder.

Bu maldan, lekıytı bulan kimsenin, onun yiyeceğine ve giyeceğine harcaması caiz olur.

Lekıytı, bir adam, hatâen öldürürse; bunun diyeti, katilin akîlesi tarafından, beytü'I-mâl-i müslimîyne, ödenir.

Şayet, bu kimse, lekıytı kasden öldürmüşse; imâmın, diyet üzerine, katille sulh yapması caizdir.

Ancak, katilden, diyeti de affetmesi caiz olmaz.

Şayet, bu katili, imâm, kısâsen öldürürse, bu da caizdir.

Bu kavil, tmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'indir.

Mültekiyt (= lekıytı bulan), lekıyte, şahsî  malından sarfettiği zaman; eğer, bunu, hâkimin emri olmadan yapmışsa, bu sarf, zâid ( = fazla) olur.

Şayet, hâkimin emri ile harcama yapmış ve hâkim de bu mültekıyt'a: "Harca! Alacaklı olmak üzere." demiş ve sonradan da, bu lekıytm babası meydana çıkmışsa; mültekıyt, ona müracaat ederek, masrafını alır.

Bu durumda, lekıyta bir baba bulunamamışsa; o zaman da lekıyt büyüyünce, mültekıyt, ona müracaat ederek, masrafını alır. Zahiru'r-rivâye  budur.   Esahh  olan  da bu  kavildir.   Muhıyt'te  de

böyledir..

Lekıyt, olgunluk çağına gelip, evlendikten sonra; "kendisinin, filan şahsın kölesi olduğunu" ikrar ederse; karısının mehrini verir. Nikâhının ibtâli ise, tasdik edilmez.

Bir lekıyt, borç edinmiş, bir adamla mubayaada bulunmuş, bir kefil tutmuş, bir hibede bulunmuş, tasaddukta bulunmuş ve onu teslim etmiş veya kölesini mükâtebe, müdebbere yapmış veya azâd eylemiş, sonra da: "filanın kölesi olduğunu" ikrar etmişse; bunların hiç birinin ibtâli doğru olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir. [1]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 4/361-369.