Talak1

e-Posta Yazdır PDF

KİTABÜ'T- TALÂK.. 2

1- TALÂK'IN MANÂSI, RÜKNÜ, ŞARTI, HÜKMÜ, VASFI, KISIMLARI VE TALÂKI VÂKİ OLAN VE OLMAYAN KİMSELER.. 2

Talâk'ın Manâsı: 2

Talâk'ın Rüknü : 2

Talâk'in Şartı: 2

Talâk'ın Hükmü : 2

Talâk'ın Vasfı: 2

Talâkın Kısımları: 2

Fetavayî Hindiyye Talâk-ı Sünnîde Kullanılan Bazı Lafızlar 6

Talâk-ı Bid'îde Kullanılan Bazı Lafızlar 7

Sarhoş Kimsenin Talâkı 8

2- TALÂK'IN  ŞEKİLLERİ 9

1- Sarîh Talâk. 9

Talâkın Kadına İzafesi: 15

2- Talâkı, Zamana İzafe Etmek. 23

3- Talâk'ın Teşbihi Ve Sıfatı 27

4- Dühûlden Önceki Talâk. 30

5- Talâkta İkullanilan Kinaye   Lafızlar 32

6- Kitabet (=Yazma) Yolu İue Talâk. 37

7- Farsça (Veya Diğer Dillerle) Yapılan Talâk 38

3- BAŞKALARINA TEFVİZ EDİLEN TALÂK.. 44

1- Talâk Hususunda Kadını Muhayyer Bırakmak. 44

2- Talâkı Kadının Eline Bırakmak. 48

3- Talâkı Kadının İsteğine (= Dilemesine, Meşietine) Bırakmak. 60

4- TALÂKIN ŞARTA BAĞLANMASI 72

1- Şart Lafızarı 72

3- İn, İzâ Ve Başka Kelimelerle, Talâkı Şarta Bağlamak Talâkı, Nikâha İzafe Etmek : 76

Talâkı Sarih Şarta Bağlamak: 76

4- İstisna. 104

İstisnanın Şartı 109

İstisna’ Nın Sıhhatinin Şartı 109

KİTABÜ'T- TALÂK

 
1- TALÂK'IN MANÂSI, RÜKNÜ, ŞARTI, HÜKMÜ, VASFI, KISIMLARI VE TALÂKI VÂKİ OLAN VE OLMAYAN KİMSELER

 
Talâk'ın Manâsı:

 

Talâk[1] : Şer'an, nikâh akdini, lafo-ı rna'hsûs ile (— özel sözler­le) hâlen veya meâlen, ref ve izâle etmektir. (= ortadan kaldırmak­tır.) Bahru'r - Râik'ta da böyledir. [2]

 
Talâk'ın Rüknü :

 

Talâk'tn rüknü, erkeğin, karışma hitaben : «Sen, boşsun.» demesi veya buna benzer bir söz söylemesidir. Kâfî'ds de böyledir. [3]

 
Talâk'in Şartı:

 

Talâk'm, özellikle şu iki şartı vardır:

1- Kadında, nikâh veya iddet kaydının bulunması,

2- Mahall-i nikâhın helâl olması,

Meselâ : Cimâ'dan sonra, musâharet sebebiyle, kocasına haram olan ve iddet beklemesi îcafoeden bir kadını; kocası iddeti içinde bo-şasa; —nikâhının— helâlliği kalkmış olduğundan, bu talâk vâki ol­maz.

Bu kimse, önce fooşayıp; sonra bundan geri dönse bile, —helâllik ve bağ zail olup gitmezse —talâk baki kalır. Çünkü onlar, halde değii, istikbâlde zail olurlar. Bir taiâk'tan sonra; iki defa daha tatlik etmiş olsa bile, hüküm değişmez. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir. [4]

 
Talâk'ın Hükmü :

 

Talâk'ın hükmü : Karı - koca arasındaki ayrılığın; teiâk-i Hc'îde, kadının iddeti bitince; taiâk-ı bâin'de ise hemen, vuku bulmasıdır. Fet-hu'l - Kadîr'de de böyledir.

Nikâhın helâlliği; üç talâk vuku 'bulduğu zaman kaybolur. Se-robsî'nin Muhıyt'indc de böyledir. [5]

 
Talâk'ın Vasfı:

 

Talâk, aslında mahzurlu; ihtiyaç halinde ise, mftbâhtır. Kâfimde da böyledir. [6]
 
Talâkın Kısımları:

 

Talâk, iki kısımdır:

1- Taiâk-ı sünnî,

2- Talâk-ı bid'î.

Bunlardan her biri de, iki kısma ayrılır:

1- Adede rücû1 eden,

2- Vakte rücû' eden.

Aded ve vakit bakımından, taiâk-ı sünnî iki kısımdır:

1- Talâk-i sunnî-i'has'en,

2- Ta!âk~ı sunnî-f ahsen.

Talâk-i sunnî-i ahsen : Kendisine cima' edilmiş bulunulan zev­ceyi, içinde mukârenet bulunmayan, bir tuhûr (= temizlik) İçinde, ta-lâk-ı ric'î ile bir talâk boşamaktır ki, bu kadın, iddeti sona erinceye kadar, bîr da;ha atİik edilmiş (= boşanmış) olmaz. Bu kadın hamile ise, hamlini vaz1 etmesi (= doğurması) da beklenir.

Tnlâk-i sunnî-i hasen : Aslında cima' edilmiş bulunan bir İcadım; içinde cima' bulunmayan bir tuhr (= temizlik) hâlinde, bir ric'î talâk ile boşamak ve İddetin sonuna kadar, tuhr (— temizlik) hallerinde, 'birer daha boşamaktır. Serahsî'nin Muhıyt'lnde de 'böyledir.

Cima1 edilmiş olan kadın ile, cima' edilmemiş olan kadın, adede rucû eden, sünnî talâk bakımından eşittirler.

Vakte rücö eden sünnî talâk ise, kendisine cima' edilmiş bulunan, kadında sabit olur.

Cima' edilmemiş olan kadın; temiz iken de, hsyızîı iken de, bo-şanabilir. (Çünkü, bu kadının, iddet beklemesi, gerekmez.) Hidâys'de de böyledir.

Kendisi ile, halvet-i sahîha da bulunulmuş olan kadın da, ta­lâk vakti hususunda; cima' edilmiş olcn kadın gibidir. Muhıyt'te de böyledir.

Taiâk-ı Sünnî'nin vakti hususunda, müslüman kadın ile, ehl-i kitap olan veya câriye bulunan kadınlar da, müsâvîdir. Tatarhâniyys'-de de böyledir,

«İddetin uzamasından zarar görmemesi İçin, erkeğin, İlk ta­lâk-i, temizlik vaktinin sonuna bırakması, evlâdır.» denildi.

Keza, «işi, cimâ'ın sonucunu beklemeye bırakmamak için, sünnet olan vakit, temizliğin, hemen akabinde boşamaktır.» denildi. Tebyîn'de de böyledir.

Burada, temizlikten kasıt, içinde cima'   yapılmayan vakittir Talâk-ı Sünnî'nin vakti, ancak, bu vakittir. Hayız tıâlindeki cima' ve hayız hâlindeki talâk; üzerinde nas oian sünnet talâk mahallinden çık­mış bulunur. Zıyâdât'ta da böyledir.

Bu hüküm, şahsın; hayız hâlinde vuku bulan talâkdan, rücû et­mesinin, daha güze! olduğu, Asıl'da zikredilmiştir.

Ttihâvî: «Bir kimsenin, karısını, hayzı takip eden temizlikte bo­şaması, sünn-et olan talâk mahalline, dönmesine işarettir.» demiştir.

Ebü'l - Hasen ise : «Ts'ıâvî'nin söylediği, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'-nin,.; Asıl'da zikredilen ise, İmâmeyn'in kavlidir.» demiştir.

Bîr kimse; karısını, hayız hâlinde iken, boşadıktan sonra, ye­niden nikahlayıp; hayzı takip eden temizlik hâli içinde, tekrar boşamayı İstese; bu boşama, bil - ittifak, talâk-t sünnî olur. Zehıyre'de da böyledir.

Bir kimse; karısını, içinde cima' etmediği, temizlik halinde, bir talâkla boşadıktan sonra, tekrar nikâhlasa; bu şahsın, o temizlik müddetinde, isterse, bu kadını boşayabiîeceği hususunda, ittifak var­dır. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse; karısını, içinde cima' yapmadığı tuhur {= temizlik) hâlinde, bir talâkla 'boşadıktan sonra; aynı tuhur günlerinde, karısına, sözle, tekrar rücû' etse; bu şahıs, karısını, isterse, aynı temizlik gün­lerinde ikinci defa boşayabiiir. İmâm Ebû Hanîfe {R.A.J'ye göre, ise, talâk-ı sünnî olmaz. İmâm Muhammet! (R.A.)'den ise, bu rivayetlerin, her İkisi de gelmiştir. Zehıyre'de de böyledir,

Bu durumda, karısına; dokunmak, öpmek veya fercine şeh­vetle bakmak gibi, bir yolla müracaat eden kimsenin, talâkı hakkında da, yukarıdaki ihtilâflar, söz konusudur. Sirâcü'i - Vehhâc'da da böyle­dir.

Bîr kinime, karısının elini, şelrvetle tuttuğu sırada, ona : «Sen, sünnet üzere, üç talâk boşsun.» dese; o sırada üç talâk vâki olur. Bu talâklardan biri, diğerine tâbidir. Koca, karısına müracaat ettiği zaman. diğer talâk vâki oiur. Mebsût'ta da böyledir,

Şayet, bu şahıs; 'bîr talâkla boşamiş buîunduğu karısına, ci­ma' ile müracaat ederse; bu hâli, bil - icmâ, taiâk-i sünnî olur. Sîrâ-cü'l - Vehhâc'da da böyledir.

Bu hüküm; adam, cima' ite müracaat edince, kadının, bundan, hâmi[e kalmaması halindedir.

Şayet kadın; bu cimâ'dan hâmile kalmışsa; İmâm Ebû Hanîfe (R.A). île İmâm Muhammet! (R.A.)'e göre, kocası isterse, bu kadını, başka bir talâkla boşayabilir. Bedâi'de de böyledir.

Bid'î talâk da iki nevidir

1- Aded yönünden bid'î talâk,

2- Vakit yönünden bid'î talâk.

Aded yönünden bid'î talâk : Bir tuttur (~ temizlik) vakti içinde; kadını, bir kelime ile yahut, ayrı ayrı kelimelerle, üç talâk boşamaktır.

Veya, bir temizlik süresi içinde; bir kelime ile yahut iki kelime ile; iki talâkın arasını, cem etmektir. Bir kimse, böyle yaparsa; talâk vâki olur. Fakat, böyle yapan şahıs da, âsî (= günahkâr) olmuş bulu­nur

Vakit yönünden bid'î tal§'<: Bu, hayız gören bir kadını, hayız halinde iken boşamaktır. Ancak, bu kadının; —kocasının —cima' et­tiği bir kadın olması gerekir. Bir kimsenin, içinde cima' ettiği tuhur E= temizlik) zamanında, karısını boşaması da. vakit yönünden bid'î bir talâktır/

Bu hallerde de, talâk, vâki; fakat, kocanın, karısına müracaat et­mesi, müstehap olur.

Esahh olan kavil ise, bu durumda, kocanın, müracaat etmesi va­ciptir. Kâfî'de de böyledir.

Zâhir-i rivayette, talâk-ı bâin, talâk-ı sünnî değildir.

Bir kimsenin, cima' etmemiş olduğu karısını; — hayızlı veya hayız-sız — boşaması, talâk-ı sünnîdir. (Çünkü, bu kadının, iddet beklemesi gerekmez.)

Müntekâ'da :    «Bir kimsenin; karısını, hayızfcalinde iken, mu­hayyer bırakmasında, bir beis yoktur.

Hayız hâlinde, kadının, kendisini muhayyer kılmasında da, bir beis yoktur.

Hakimin, hayız halinde, bu kan - kocanın arasını ayırmasında da, bir beis yoktur.» denilmiştir. Muhıyt'te de böyledir.

Hayızlı bulunan bir cariyenin; azâd edilince, nefsini muhay­yer kılmasında da, bir beis yoktur.

Bu mes'elelerde, cima' edilen kadınla, cima' edilmeyen kadın, müsavidir. Sirâcü'i - Vehhâc'da da böyledir.

Yaşça büyük veya küçük olduğundan dolayı, hayız görmiyen bir kadını, sünnet üzere boşamak isteyen koca; onu, bir taiâk boşar; bir ay geçince bir talâk daha ve bir ay daha geçince, bir talâk daha boşar.

Boşama, ayın başında vuku' bulmuşsa, yeni ;aym, hilâlinin görül­düğü günün evveline İtibar .edilir. Ayrılıkta olsun, iddette olsun,  zaman, kamerî ayla, tesbit edilecekse— bil - ittifak, mezkûr güne itibar ediiir.

Boşama, ey içinde vâkî olmuşsa; —zamanın tesbitinde — bil -it­tifak, gün sayssına itibar -edilir.

Bu durumda, ikinci boşama, otuz gün dolmadan yapılmaz; bilakis, otuz birinci gün gelince, ikinci boşama yapılır.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a 'göre; İddet, doksan gün geçmeden ta­mam olmaz.

Bir kimse, âdet görmeyen —yaşça küçük veya büyük— karısını, istediği zaman boşaya'bilir. Bu, caizdir. Üç imamımızın kavillerine göre, !bu kimsenin; cima' ettikten sonra, talâk için, bir müddet zaman ge­çirmesi gerekmez. Fethu'I - Kadir'de de böyledir,

Şemsü'l - Eîmm© Halvânî: «'Bizim şeyhlerimiz: Bu hüküm; küçük kadının hayız olma ihtimali olmadığı ve ihâmile bulunmadığı zaman geçerlidir. Fakat, hayız olma ihtimali 'bulunan kadının talâkını, cimâ'ından 'bir ay sonraya bırakmak, efdatdir; buyurdular.» de­miştir. Zehıyre'de de böyledir.

Hamile bir kadını, cimâ'dan sonra tatlik etmek caiz olur.

İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, bu kim­se; her iki talâk arasında, bir ay müddetle bekiiyerek karısını, talâk-ı sünnî jle boşar. Hidâye'de de böyledir.

Bir kimse, cima' etmiş bulunduğu ve âdet görmekte olan ka­rısına : «Sen, sünnet üzere boşsun.» derse; talâk vâki o!ur. Ancak^bu durumda kadının temiz ve bu tu'hûr hâlinde de, kocası tarafından cima' edilmemiş olması gerekir.

Şayet kadın, hayızh ise veya, bu temizlik halinde, kocası tarafın­dan cima' edilmişse; 'bu durumda, sünnet olan vakit gelene kadar, ta­lâk vâki olmaz.

Bir kimse, cima' ettiği, hayız ehli karısına : «Sen, sünn-et üze­re, üç talâk boşsun.» demiş olsa; bu sözünün bir kaç yönü bulunur:

1- Bu şahıs, (bu sözü ile; iher temizlik zamanı bir talâk niyyet etmişse; sözü, bu niyyeti üzere geçerli olur.

2- Su kimsenin, 'bu sözü söylediği esnada, bir niyyeti bulun­mazsa; yine, her temizlik zamanı, bir talâk vâki olur.

3- Bu sözü ile, üç talâkın da, o anda vâki olmasına niyyet et­mişse; 'bu niyyeti de, sahih olur. Çünkü, üç talâkın birden vukuu, sün­net olarak bilinmektedir.

4- Bu şahıs; her ay başında, bir talâkın vuku bulmasını niyyet etmişse; bu durumdaki niyyeti de, sahih olur.

Şayet kadın, hayızdan kesilmiş yaşlı bir kadın veya hayız görme­yen küçük bir kız olduğu halde, kocası tarafından cima1 edilmiş ve kendisine : «Sen, sünnet üzere, üç taiâk boş ol.» denilmişse; bu du­rumda, bir talâk vâki olur.

Bu durumda, cima' etse de, etmese de, bir ay sonra, bir talâk; 'bir ay sonra da, bir tsiâk daha vâki olur. Mıahıyt'te de böyledir.

Eğer 'bu durumda, adam; aynı anda, üç talâkın 'hepsinin do vuku bulmasına niyyet etmişse; niyyeti vuku 'bulur. Serahsî'nin Muhiyt'-inde de böyledir.

Keza, hâmile kadın hakkında da, —niyyeti böyle olsun veya olmasın— hüküm böyledir. Tebyîn'de de böyledir.

Bir kimse, karısına; cimâ'dan önce : «Sen, sünnet üzre, üç talâk boşsun.» demiş olsa; o anda, bir talâk vâki olur.

Eğer, onu yeniden nikâhlasa; diğer talâk da, vâki olur. İmâm Ebû Hr.nîîe (R.A.)'ye göre, üçüncü talâk da böyledir. Sirâcü'l Vehhâc'da da böyledir.

Bir kimse, 'hamile olan karısına : «Sen, sünnet üzre, üç talâk boşsun.» demiş olsa; 'bu sözü söylediği anda, bir talâk vâki olur. Bu kadın, 'bir gün sonra, doğum yapsa; kocası, onu, tekrar nikahlayabilir. Zehıyre'de de böyledir.

Bir koca, karısına: «Sen, sünnet üzere, boşsun.» demiş, fa­kat «üç talâk» lafzını zikretmemiş olsa; eğer kadın, hayız erbabı olur ve tm söz, içinde cima' bulunmayan, temiz vaktine rastlarsa; talâk vâki oiur.

Kocanın sözü, böyle 'bîr vakte raslamamışsa; böyle bir vakit ge­linceye kadar, talâk vâki olmaz. Böyls bir vakit gelince, talâk geçerli olur.

Kadın, hayız görmeyen veya hâmile bir kadın olursa; koca, bu sözü söylediği anda, talâk vâki olur, Tahâvî Şerhî'nde de böyledir.

Koca, sözü İle, üç talâkı birlikte veya ayrı ayrı nîyyet etmiş­se; kadın da temiz ise, talâk sahih olur. Bu, Şemsü'l - Eimme Serah-sî'nin, Şeyhu'I- İslâm'ın ve Esrar isimli eserin Sahibinin kavlidir.

Fehru'l - İslâm, Scrfru'ş - Şehîd ve âlimlerden bir topluluk iie Hidâye Sahibi de : «Bu durumda, talâkın hepsine birden niyyet etmek, sahih olmaz.» demişlerdir. Tebyîn'de de böyledir.

Hatta, bu durumda, sadece, bir talâk vakî olur. Fetâvâyİ Kâ-dîhân'da da böyledir.

Bîr kimse, 'bâin bir talâka niyyet ederek, karısına : «Sen, sün­net üzere, boşsun.» dese; bu durumda, kadın boşanmış olmaz. 5e-rahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Bu durumda, bir kimsenin, iki talâk niyyet etmesi, fakat sözü ile bir talâk kasdetmesi ve «sünnet üzere...» demesi hâlinde; kadın, iki talâk üzere boş olmaz ve bir talâktan fazlası, vâki olmaz. Tata?hâ-niyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına:  «Sen, sünnet üzere, her ay, boşsun.»

dese; bu durumda, hayızdan kesilmiş olan kadın, her ay, üç talâk boş olur.

Kadın, hayız gören biri ise, bir talâk 'boş olur. Ancak, her ayr üç talâk boşamaya niyyet etmişse, bu durumda kadın, üç talâk boş olur.

Bir kimse, şayet, hayız görmeyen karısına : «Sen, her ay için, boşsun.» demiş olsa; bu kadın, her ayın taşında, bir talâk boş olur.

Koca, hayız gören karısına : «Sen, her hayızda boşsun.» demiş oisa; kadın, her hayız oluşunda, bir talâk boş olur.

Koca, bu sözü, hayız olmayan karısına, söylemiş olsa; bu durum­da, bir şey lâzım geimez. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Bu şahıs, bu sözüne, «sünnet üzere» lafzını da, eklese; bu durumda kadın, temiz halde ise, bir talâk vâki olur. Sonra da, hayız görmeyen kadın için her ay; hayız gören kadın İçin her hayızda, bir talâk vâki olur. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, sünn-et üzere, iki talâk boşsun." demiş olsa; bu durumda, içinde cima' edilmemiş olan, her tuhûrda (= temizlikte) birtaîâk, vâki olur. Bedâi'de de böyledir.

Muc.Üâ, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'ın şöyle buyurduğunu zikret­miştir : «Bir kimse, karısına: «Sen, sünnet üzere, iki talâk boşsun.» demiş olsa; -eğer, kadın temiz ise ve bu temizliği sırasında cima' edilmemişse; bu durumda, önce, sünnet üzere, bir talâk vâki olur. Sonra da, ikinci talâk, bu birinciye tâbi olur.

Eğer kadın, hayızlı ise; bu talâkların ikisi de, temizlenene kadar, geriye kalır. Temizlendikten sonra da, bu iki talâkdan, sünnet üzere, önce biri, müteakiben de, diğeri vâki olur.»

Bir kimse, karısına : «Birisi sünnet olmak üzere, sen, iki ta­lâk boşsun.» veya : «Sen, biri sünnet, diğeri de bid'at olmak üzere, iki talâk boşsun.» dese; bu durumda, sünnet vakti ise, bu talâklardan — önce, talâk-ı sünnî, sonra da, ta!âk-ı bld'î oimak üzere— ikisi de vâki olur.

Eğer, vakit, sünnet vakti değilse; talâk-ı bid'î vâki olur; talâk-ı sünnî ise, geriye kalır. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına: «Sen, sünnet üzere, iki talâk boşsun. Bu talâklardan birisi, talâk-ı bâindir.[7] ; dese; bu şahıs, hangisini is­terse, o talâk-i bâin olur. Şayet kadın, hayız olur ve temizlenene ka­dar, bâin olmazsa; bu talâklardan ikisi de, bâin olur. Zehîriyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, sünnet'ten sonra, boşsun.» deso; fcu kadın; hayız olup, temizlendikten sonra, talâk vâki olur.

Şayet koca, karısına : «Sen, her çocuk doğurdukça sünnet üzere boşsun.» demiş ve kadın da, bir batında, üç çocuk doğurmuş olsa; İmâm Ebû Harûfe (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, bu durum­da, talâk vâki olmaz. Çünkü, bunlara göre, kadinın nifâa hâli, İlk ço­cuktandır. Kadın, bu nifâstan temizlenince, bir talâk vâki olur. Sonra da, her tuhûr [= temizlenme) vaktinde, bir talâk vâki olur.

Koca, karısına : «Sen, her çocukla beraber, sünnet üzere, boş­sun.» demiş olsaydı; bu durumda üç talâk vâki olurdu. Itâbiyye'de de böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, yarın sünnet üzere boşsun.» de­yince; kadın, bir gün sonra, kendisinde, sünnet üzere talâk vâki ol­mayacak bir durumda ise; telâk vâki olmaz. Ancak, sünnet üzere, ta­lâk vâki olmaya müsait bir durumda ise, taiâk vâki olur. Muhıyt'te de böyledir.

Koca, karısına : «Sen, sünnet üzere, boşsun.» dese; kadın da, temiz ye bu temizlik süresi içinde, kocası i!e cima' etmemiş ol­masına rağmen, ona, başkası zina etmiş olsa; 'bu kadın, —İçinde bu­lunduğu— temizlik vaktinde 'boş olur. Kadına, şüphe ile cima yapıl­mış olsa; bu durumda, içinde bulunduğu, temizlik süresinde, boş ol­maz. Zahîrîyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına, zihârda[8]  bulunduktan sonra; bu zıhârın keffâretini yerine getirmeden; karısrnfı, sünnet üzere boşasa; talâk vakî olur. Zihar haramlığı, talâk-ı sünnîye manî olamaz.

Keza, bir kimse; karısının kız kardeşini nikahlayıp, ona cima' et­se; bu sebeple, karı - kocanın aralan tefrik edilse; bu adam, kız kar­deşinin iddett içinde, karısını boşasa; taiâk vâki olur.

Bir kimsenin, fücurdan hâmile olan karısını, sünnet üzere, boşayjp, boşayamıyacaği 'hususunda ihtilâf vardır. Şöyle ki:

Kocasının ölüm haberi gelen, bir kadın; başka bir koca Jle evlen-se; bu yeni kocası, o kadına cima' ettikten sonra, önceki kocası gel­se; bu durumda, kadının ikinci kocası ile aralan tefrik edilince, kadı­nın, ondan iddet beklemesi lâzım geı'ir. Kadını, bir jddet içinde, önceki koc3sı boşamış olsa; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, bu durumda kadın, boş olmaz. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre ise, kadın boş olur.

Önceki kocası, 'bu kadını; — ikinci kocaya varmadan önce— sün­net üzere, üç talâk boşasa; kadın, hayız görüp, temizlense: onun bo­şanması lâzım gelir.

Bu kadın, sonra; ikinci kocayla evlenip, o, kadına cima' yaptıktan sonra, aralan tefrik edilse; İmâm Ebö Yûsuf (R.A.)'a göre, ikinci ko­cadan olan iddeti devam ettiği müddetçe, talâk-ı sünnîden geride ka­lan, iki talâk vâkî olmaz. İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe [R.AJ'ye göre İse, talâk lâzım olur.

Bir kimse, karısına : «Eğer dilersen, bin dirheme sünnet üze­re, üç talâk 'boşsun.» dese; şayet bu söz, kadın hayız görmekte iken söylenmişse, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, kıyasda, meşiyyet (= kadının istemesi), hayızdan temizlenene kadar, —söz konusu — olamaz.

Bu söz, içerisinde cima' yapılmış bulunan, bir temizlik süresinde söylenmiş olursa; kadın, hayız olup, tekrar temizlenene kadar, yine meşiyyet, (= kadının dilemesi, istemesi) mu'teber değildir. Mumyî'ts de böyledir.

Bîr kimse, yaşça küçük olan karısını boşasa da, bir ay geç­meden, bu kadın, hayız görüp temizlense; bil - icmâ', bu koca, bu ka­dını, bir da'haboşar.                                                                                    :

Keza, .bir kimse, hayız gören karısını, boşadıktan sonra; 'bu kadın hayızdan kesilse, kadın hayızdan kesildiği zaman,, koca, onu tekrar boşar. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Ebû Süleyman'ın Nevâdfri'nde, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöy­le buyurduğu nakledilmiştir: Bir kimse, hayızdan kesilmiş karısına : «Sen, sünnet üzere, üç talâk boşsun.» dese; adam, bu sözü söylediği zaman talâk'm biri vuku' bulur.

Şayet, bundan sonra, kadın hayız görse ve temiziense vâki olmuş !bulunan, ilk talâk, bâtıl (= geçersiz) olur. Adam isterse, kadın, hayız­dan temizlendiği zaman, onu tekrar boşar. Bu durumda, adamın, bu sö­zü söylemeden önce, fakat, kadın hayızdan kesildikten sonra, ona cima' etmiş olması gerekir.

Kadın, —sonradan gördüğü— bu hayızdan sonra;, hayız görmek­ten kesilirse; geride kalan, iki talâk aylara göre vâki olur.

Müntekâ'da :  Bir kimse, karısına : «Sen, sünnet üzere, boş­sun.» deyince; kadın: «Ben temizim.» cevabını verse; kocası:'«Talâk sana, hayız hâlinde veya ondan sonra, vâki oldu.» dese; bu durum­da, kadının sözüne itibar edilir.

Kadın: «Ben, hamileyim»; kocası ise: «...değilsin.» dese; ksdı-nm, hamilelik iddiası kabul edilmez.

Hişâm'ın Nevâdfri'nde İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyur­duğu nakledilmiştir: Bir kimse, cima1 ettiği karısına : «Sen, sünnet üzere, bir taiâk boşsun.» deyince; kadın : «Sen, bu sözü söylemeden öncs, ben hayızli idim; temizlendim; sen de, bana yaklaşmadın.» diye mukabele etse; kocası : «Ben, bu sözü söylemeden önce, sen temiz­lendikten sonra; sana yaklaştım.» dese; bu durumda, kocanın sözüne itibar edilir.

Koca, karısına hitaben : «Ben, sana, hayızlı halinde cîmâ' ettim.» dese; kadınsa, bunu yaienlasa; bu durumda kadının sözüne itibar edi­lir. Keza, kadın : «S^en bana, asiâ yanaşmadın.» dese yine, kadının sö­züne inanılır.

 «Bir kimse, câriye olan karısına: «Sen, sünnet üzere boşsun.» dediği sırada; karısı sünnet üz-ere, talâk vâki olacak durum­da bulunmasa; koca, bundan sonra da, bu cariyeyi satın alsa ve cari­yenin sünnet üzere boşanabîlme vakti gelse; kadına talâk vâki olmaz.

Adam, bu cariyeyi azâd ettikten sonra, sünnet üzere boşayabite-ceği durum gelse, yîne îaiâk vâki olmaz.» buyurmuştur. Muhıyt'te de 'böyledir.

Karısı hür, kendisi ise köle olan bîr koca, karısına: «Sen, sünnet üzere boşsun.» dedikten sonra; kadm, kocasını, satın ,alsa; sünnet vakit gelince, kadın, boş olur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.): «Bu talâk vâki olmaz.» buyurmuştur. Fetva da, buna göredir. Tatarhânİyye'de de böy­ledir.

Bir kimse, câriye olan ve kendisinde cima' edilmiş bir temiz­lik içinde bulunan karısına : «Sen, sünnet üz-ere, üç talâk boşsun.» de­dikten sonra, onu, satın alıp, azad etse; bu durumda kadın, iki hayız sayar. Birinci tıayızdan temizlendiği zaman, talâkın, birisi vâki olur. Diğer hayız meydana çıkınca, diğer talâk vâki olmaz.

Şayet, kadın, bu söz söylendiği zaman hayızlı olmuş; sonra da ko­cası, onu satın alıp, hayızlı halinde, azâd etmiş bulunsa; bilâhare kadin, bu hayızdan temizlense; bundan önceki talâk, vâki olmaz. Nikâ­hın fesadı sebebiyle, bu kart - kocanın, arası tefrik edilir. Bu ayrılık­tan sonra da, talâk-i sünnî vâki olmaz; 'bu durumda talâk, anc3k bir ay veya bir haytz sonra vâki olabilir.

Keza, azâd olunan bu kadın, hayızlı halde iken; — azâd olunmasın­dan dolayı— nefsini muhayyer kılsa ve kocası ona : «Sen, sünnet üze­re, boşsun.» dese; bu hayızdan temizlenince, kadın için, talâk vâkî ol­maz. Muhıyt'te de böyledir.

Zîyâdâî'da zikredildiğine göre: Bir kimse, cima' etmiş bulunduğu karısını 'boşama hususunda, bir şahsı vekil tayin etse; vekil olan bu adam, müvekkilinin karısına : «Sen, sünnet üzere boşsun.» veya : «Ha­yız görüp, temizlendiğin zaman boşsun.» dediğinde; kadın da, hayız görüp temizlenmiş olsa; tekrar hayız görüp, temizlenene kadar, talâk vâki olmaz.

Vekil, kadına : «Sen, boşsun.» demiş olsa; kadın, boş olur.

Bir kimse, vekiline : «Karımı, sünnet üzere, üç talâk boşa.» dedi­ğinde, vekil, bu kadını, sünnet üzere, üç talâk boşssa; bu durumda, kadın, bir talâk boş olur. Vekilin, ikinci ve üçüncü temizlikte, birer datıa boşaması gerekir. Sershsî'nin fvluhıyt'inde de böyledir.

Gâib olan {= karısmdsn uzakta bulunan) bir koca, karısını, sünnet üzere, bir talâk boşamak isterse; karısına mektup yazıp : «Bu mektubum sana vardığında; sen, hayız görüp, temizlenince, bir talâk boşsun.» der.

Eğer, bu şahıs; kansını, sünnet üzere, üç talâk boşamak isterse; karısına mektup yazıp, şöyle der: «Bu mektubum, sana ulaşınca; hayız görüp, temizlendiğinde, bir talâk boşsun. Tekrar, hayız görüp, temiz­lendiğinde de, bir talâk boşsun. Keza, tekrar, hayız görüp, temizlendi­ğinde de, bir talâk daha boşsun.» Tdtâvî Şerhi'nde de böyledir.

Mebsût'ta : Bu koca, dilerse, yazdığı mektupta: «Bu mek­tubum, sana ulaşınca, sünnet üzere, üç talâk boşsun.» der. Bu durum­da, talâk, yukarıda anlatıldığı gibi olur.

Kadın, hayız görmüyorsa; koca, mektubunda : «Bu mektubum sana geldikten sonra; ayın başı olunca, sünnet üzere üç talâk boşsun.» der. Behru'r - Râık'ta da böyledir. [9]

 
Fetavayî Hindiyye Talâk-ı Sünnîde Kullanılan Bazı Lafızlar

 

Bişr'in, İmâm Ebü Yûsuf (R.A.)'dan rivayet ettiğine göre: «Sünnete mahsus...»; «Sünnette...»; «Sünnet üzere...»; «Sünnet talâ­kı...»; «Sünnet iddeti...»; «İddet talâkı...»; «Adi talâkı...»; «Adalet ta­lâkı yönünden...»; «Din talâkı...»; «İslâm talâkı...»; «En güzel talâk-..»; «En iyi talâk...»; «Hak olan talâk...»; Kur'an talâkı-..»; «Kitap talâkı...», gibi sözlerin tamamf, niyyet olmaksızın, talâk-ı Sünnî'nin vakitlerine hamledilir.

Bîr kimse, karısına: «Sen, Allanın kitabında olduğu gibi...» veya «Allanın kitabiyle...» yahut da «Kitapla beraber...»; «...boşsun.» ds-miş ve bunu söylerken de, talâk-ı sünnfye niyyet etmiş olursa; vakit­leri gelince, sünnî talâk vâki oîur. Böyle bir niyyeti yoksa, sözü söyle­diği anda, talâk vâki olur. Çünkü kitap;talâk-ı sünnîye de, taiâk-ı bid'iye de, delâlet eder. Bundan dolayıdır ki, niyyete ihtiyaç vardır.

Bu kimse, eğer: «Kitap üzere...»; «Kitapla..-»; «Hâkimlerin hük­mü üzere...»; «Âlimlerin kavillerine göre...», «Hakimlerin ve âlimlerin talâkıyja...», «...boşsun.» demiş ve talâk-ı sünnîye niyyet etmişse, di­nen bu geçerlidir. Hüküm bakımından ise talâk, o anda vâki olur.

Koca, eğer: «Adlî olarak...» veya «Sünnî olarak...», «boşsun.» derse; İmâm Ebü Yûsuf (R.AJ'a göre, karısını, talâk-ı sünnî ile boşa-m*ş olur.

Koca, karısına : «İyi ve gözel talâkla, 'boşsun.» derse; sözü söyle­diği anda, talâk vâki olur.

İmâm Muhammed (R.A.) Câmiu'l - Kebîr isimli eserinde: «Her ikisinde de, talâk, o anda vâki olur.» buyurmuştur.

Bir koca, karısına : «Bid'ate mahsus talâkla veya talâk-ı bid'î ile, boşsun.» dese ve o anda, üç talâka niyyet etmiş bulunsa; karısı, sözü söylediği anda boş olur.

Şayet, bu kimse, üç talâka niyyet etmemişse ve karısı da, içinde cima' etmiş bulunduğu bîr temizlik zamanında veya hayizlı yahut da nifasli ise, o andan itibaren, bir talâk vâki olır.

Şayet kadın, içinde cima1 bulunmayan temizlik günlerinde ise; bu durumda hayız gördüğü veya kadına — kocası tarafından — cima' edil­diği vakte kadar talâk vâki olmaz. Fethu'I - Kadîr'de de böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, hakîki bir talâkla boşsun.» demiş olsa; kadın, o anda boş olur.

Şayet, bu koca: «Sünnetle...», «Sünnetle beraber...», «Sünnetten sonra...» «...'boşsun.» demiş olsaydı, bu talâk, talâk-i sünnî olurdu. Serahsî'nin Muhiyt'inde de böyledir. [10]

 
Talâk-ı Bid'îde Kullanılan Bazı Lafızlar

 

Bir kimse, karısına : «Bid'ate mahsus, boşsun...», «Bid'at ola­rak boşamakla, boşsun.»; «Zulüm talâkı ile boşsun.»; «Mâsiyet [= gü­nâh) talâkı ile, boşsun.»; «Şeytan talâkı ile, boşsun.» der ve bu esna­da üç talâka niyyet ederse; bu durumda kadın, üç talâkla boş olur. Bo-dfil'de de böyledir.

Akıllı ve bulûğa ermiş, hür veya köle, her kocanın, isteyerek veya zor karşısında yaptığı talâk vâki olur. Cevheretü'n - Neyyire'de de böyledir.

Bir kimseı oyun veya şaka ile karısını boşamış olsa, yine, talâkı vâki olur.

Keza, bir kimse, başka bir şey söylemek istemesine rağmen, ağ­zından talâk lafzı çıksa; yine, talâkı vâki olur. Muhıyt'te de böyledir.

Câmiu'l - Asğâr'da zikredildiğine göre,, Râşid'den sorulmuş:

Bir kimse, «Zeynep boştur» demek istediği halde; «Umre boş­tur.» sözü çıksa, durum ne ojur?

O, şu cevabı vermiş :

Hüküm bakımından, ismini söylediği kadın boş olur.

F^kat, kocanın yanılma iddiası, gerçekse, —ki bu durum Allahu Teâlâle kendi arasındadır— bu durumda, bu iki kadından, hiç biri, boşanmış olmaz.

Karısına : «Sen, boşsun.» dediği halde, bu sözün mânasını bil­meyen "bir kocanın da, talâkı vâki olur.

Keza, karısına : «Sen, boşsun.» dediği halde, bu sözün, boşama olduğunu bilmese, bu kimsenin ele, hüküm itibariyle, karısı boş olur.

Durum gerçekten böyle ise, —ki bu, Allaht Teâlâ île kendisi arasın­dadır— diyâneten, karısı boş olmaz. Zehıyre'de de böyledir.

Aklı erse bile, çocuğun; mecmunun, uyuyan kimsenin, cin­net getirenin, 'baygının, kendinden geçmiş kimsenin, talâkı vâki ol­maz. Fethu'I - Kadîr'de de böyledir.

Keza, bunağın da, talâkı vâki olmaz. Bu hüküm, bunağın, bu­naklık hâlinin devam ettiği süre içindir. Bunak iyileşince, 'baygın ayı-lınca, karısını boşarsa; bu durumda, taiâk vâki olur. Sahih olan da bu­dur. Cevheretü'n - Neyyire'de de !böy!edir.

Uykuda karısını boşamiş olan kimse, uyanınca, karısına : «Seni, uykumda 'boşadım.» dese, talâk vâki olmaz.

Keza, 'bu kimse: «... Sana, izin verdim.» dese; yine talâk vâki olmaz.

Bu 'kimse, karısına: «Uykuda söylediğimi, sana bıraktım.» deso de, talâk vâki olmaz.

Cinnet getirmiş olan, bir kimse; sıhhate kavuşunca : «Ben, ka­rımı boşadım.» dedikten sonra: «Ben o sözü, cinnethalimde söyle­diğimi vehmederek, söyledim.» demiş olsa bile, talâk vâki olur. Ker-derî'nin Vecîzİ'nde de böyledir.

Sabî iken, karısını boşayan 'bir çocuk, bulûğa erişse ve : «O talâka, İzin verdim.» dese, yine talâk vâki olmaz.

Fakat, bulûğa erişince, karısına : «Onu, sana, îkâ eyledim.» dese; bu durumda, talâk vâki olur. Çünkü 'bu, îkânın başlangıcıdır. Bshru'r-Râık'ta da 'böyledir.

Bir kimse, sa'bînin karısını boşamış olsa; sabî buiûğa eri­şince de: «Filân adamın îkâ ettiğini (—yaptığını), ben de, îkâ et­tim. (= yaptım.)» dese, karısı boş olur.

Fakat, böyle demese de : «Adamın öyle-yapmasına izin verdim.» dese, talâk vâki olmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısını boşama hususunda, bir sabîyl [= bulûğa ermemiş erkek çocuğu) vekil tayin etse ve bu çocuk, müvekkilinin karısını boşasa, bu taîâk sahih olur. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir kimse, bir başka kimsenin yeminini anlatırken, onun, karısını boşama 'hâlini söylerken; kalbine, kendi karısı gelse ve bu talâkın hikâye olmadığına niyyet etse; bu adam da, karısını boşa­mış olur. Fakat, bu hadiseyi anlatırken, ihiç bir şeye niyyet etmezse, talâk, vâki olmaz. Çünkü, bu durumda lafız, hikâye edilen olayla il­gilidir. Fetâvâyi Kübs-â'da da böyledir. [11]

 
Sarhoş Kimsenin Talâkı

 

Mezhebimize gere, herhangi bir içki veya nebiz (*) ile safhoş olmuş bulunan kimsenin, talâkı vâki olur. [Yani, sarhoş iken, talâkta bulunan kimse, karısını boşamış olur.) Muhıyt'te de böyledir.

Zorla veya zaruretten dolayı içki içip sarhoş olan ve karısını boşamış bulunan kimsenin talâkı 'hususunda, ihtilâf edilmiştir.

Sahih olan kavle göre; bu şahsa, sarhoşluk 'haddi tatbik edilmi-yeceği gibi; talâkı da vâki olmaz. Bu durumdaki tasarrufu, geçerli de­ğildir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Ot yemekten veya sütleğen otunun sütünü içmekten veya benzeri bir şeyden dolayı sarhoş olan kimsenin, talâkının da ıtakının da (= karısını boşamasının da, kölesini azâd etmesinin de) vâki olmaya­cağı hususunda, icmâ' vardır. Tehzîb'de de böyledir.

Beng otu (**) yiyerek sarhoş olan kimsenin talâkı, vâki olur ve kendisine, hadd-i sekr tatbik edilir. Bu iş, halk arasında çok yayıl­mıştır. Zamanımızda, fetva da 'bunun üzerinedir. Cevâhiru'l - Ahlâtî'de de böyledir.

Hububat, meyveler ve baldan yapılan, içkileri içen bir kim­senin, karısını boşaması veya köle azâd etmesi hâlinde, ihtilâf edil­miştir : Fekıyh Ebû Ca'fer : «Sahih olan, bu kimseye 'had tatbik edil­memesi ve tasarruflarının geçerli olmamasıdır.» demiştir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Nebiz :   Hurma veya arpaaan yapılan bir çeşit içki.

Benk otu -. Ban otu. Bene otu. Uyku verici ve insanların göz bebeğini açan bir ot.

İmâm Ebü Hanîfa (R.A.) île İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, hububat, bal, şeker gibi şeylerden yapılan içkiyi içen kimse,   sarhoş olup, karısını boşıasa; talâk vâki olmaz.

İmâm Muhammed fR.AJ'den gelen bir rivayete göre ise; bu gibi şeyleri içip, sarhoş olan kimsenin de, talâkı vâki olur. Fetva da, bu kavle göre verilir. Fethu'l - Kadîr'de de ;böyledir.

İmâm Muhammed (R.A.)'den gelen bir rivayete göre :  Bir kimse, 'hurma hoşafı içer, bu, onda, 'baş ağrısı yapar ve bu sebeple aklı zail olursa, ıbu (aklının gitmesinin, içki sebebi ile olmaması hâlinde, ta­lâk Vâki olmaz.

Dövülmek veya başına vurulmak gibi 'bir sebeple, aklı zail olan kimse; bu durumda, karısını boşasa, talâk vâki olmaz. (= karısı boş olmaz.) Fetâvâyi Ksdîhân'da da böyledir.

«Ben, karımı boşadım.» tarzında, ikrarda bulunması için, zor­lanan bir kimsenin, bu şekildeki ikrarı, geçerli olmaz. Tahâvî Şerhi'nde de böyledir.

Bir hükümdar, bir kimseyi; karısını; —hükümdarın— kendi­sinin boşaması için, vekil yapması hususunda zorlasa; bu şahıs da, dövülme veya hapsedilme korkusundan; 'hükümdara,    —sadece — : «Sen, benim vekilimsin.» dese, başka bir şey söylemese; vekil olan hükümdar da, onun karısını boşasa, talâk vâki olur. Âlimler : «Bu şahıs, sonradan, ben onu, karımı boşaması için vekil tâyin etmedim; dese bile, sözü dinlenmez. Talâk vâkîdir.» demiştendir. Bahru'r - Râık'ta da böyledir.

Bir kimse, diğer bir kimseyi; karısını boşarfia hususunda ve­kil tayin etse; vekil de içki içip, müvekkilinin karısını boşasa; bazı âlîmler : «!Bu durumda, kadın, boş olmaz.»; ekserî âlimler ise : «... boş olur.» demişlerdir. ÎBtarhâniyye'de de böyledir.

Ahras (= dilsiz) olan kimsenin, —bu 'husgstakl — belli işa­reti İle talâkı vâki olur.

Burada, ahras {= dilsiz) den kasıt, anadan doğma dilsiz olan veya sonradan ahras olmasına rağmen, bu hâli —ölünceye kadar— devam eden kimsedir,

Ahrasın  işaretinin, anlaşılması da şarttır. Muzmarât'ta da böyle-ledir.

Yukarıdaki  hükümde, dilsizin, —mektup— yazmaya, gücü­nün yetip yetmemesi de müsâvîdir, Fethu'l - Kadîr'de de böyledir.

Bilinen bir işareti olmayan veya yaptığı işaretin manası hak­kında, şüpheye düşülen ahrasın, talâk hususundaki —bu— işareti, bâtıldır. (= geçersizdir.) Mebsût'ta da böyledir.

Ahraslığı sonradan olan ve devamlı   bulunmayan kimsenin, — talâk hususundaki— işaretine itibar edilmez,

Ahras, işaretle, üçden ıaz talâkda bulunmuşsa, bu talâk, talâk-ı ric'îdir. Muzmarat'ta da böyledir.

Nihâye'nin sonunda Timurtâşî'den naklen: «Ahrashğm devamı­nın takdiri, bîr senedir.» denilmiştir.   İmâm'dan   gelen rivayette İse : «Sonradan ahras olanın, ahraslığı ölene kadar devam ederse, işareti ile, talâkı vâki olur.» denilmiştir. Âlimlerimiz : «Fetva, bu — sön — ka­vil üzeredir.» demişlerdir. Nehru!l - Fâık'ta da böyledir.

Ahras, —boşadığma daîr, bir mektup veya yazı — yazarsa, bu yazısı ile talâkı vâki olur. Hkîâye'de de böyledir.

Sarhoş bir kimse, karısına : «Ey kırmızı dudaklı; ey yüzü aya benziyen; ey hanım efendim!'Kocan, seni boşadı.» dese, durum ne olur? diye sorulmuş.

Bu sorunun cevabı şudur: Vaziyete bakılır; şayet bu kadın, daha önce birisi ile evlenmiş ve o adam tarafından boşanmış ve sonra da, bu sarhoşla evlenmiş bir kadınsa ve bu kocasının da.'onu boşamak niyyetî yoksa; bu durumda, talâk vâki olmaz.

Fakat, bu kadın, daha önce, başkası ile evlenmemişse; adamın, boşamaya niyyeti olsun veya olmasın, talâk vâki, kadın boş olur. Ta-tarhâniyye'de de böyledir.

Irtidâd edip, dâr-ı harbe iltihâk eden bir kimsenin talâkı, ka­dına vâki olmaz. Bu kimse, tekrar dâr-ı Islama döndüğünde, karısı id-det içinde ise, bu durumda kadın boş olur.

Kadın irtidâd edip, dâr-ı harbe giderse; kocasının talâkı, ona vâki olmaz. İmâm Ebü Hanîfe (R.A.)'ye göre, bu kadın; hayız görmeden geri dönerse, boş olmaz. İmâm Ebü Yûsuf (R.A.)'a göre ise, bu kadjn boş olur. Zehıyre'de de böyledir.

Câriye olan karısını, satın alıp, boşayan kimsenin, bu karısı boş olmaz.

Köle olan kocasını, satın alıp, azâd eden bir kadının; bu kocası, azâd olunduktan sonra, karısını boşamış olsa; bu talâk vâki olur.

Koca, câriye olan karısını satın alıp, azâd ettikten sonra, karısı iddet içinde iken, onu öoşasa, bu durumda, talâk vâki olur. Çünkü, bu durumda, mâni ortadan kalkmış olmaktadır. TebyînTde de böyledir.

Bir kadını nikahlamış bulunan, -kölenin; talâkı vâki olur.

Fakat, bu kölenin efendisi, kölenin karısını, boşamış olsa; >bu du­rumda talâk vâki olmaz. Hidâye'de de böyledir.

Bize göre, talâk'ın adedi, kadınların durumuna göredir. Bu hususta, erkeğin durumu nazar-ı itibare alınmaz. Şöyle ki:

Bir cariyenin, —kocası hür olsun, köle olsun— talâkı, ikidir.

Bir'hür kadının talâkı da, —kocası hür olsun veya köle olsun — üçtür. Kâfî'de de böyledir. [12]

 
2- TALÂK'IN  ŞEKİLLERİ

 
1- Sarîh Talâk

 

Sarîh Talâk : «Sen boşsun.»; «Boşanmışsın.»; «Seni boşadım.» gibi sözlerle yapılan talâktır.

Bu sözlerle, 'bir ric'î talâk vâki olur. Birden fazla talâka veya talâk-ı bâine niyyet edilmiş yahut hiç 'bir şeye niyyet edilmemiş olsa bile, hü­küm yine aynıdır. Kenz'de de böyledir.

Bir   kimse, bir talâka niyyet ederek, karısına : «Sen boşsun.» demiş olsa; hüküm bakımından, bu niyyeti, tasdik olunmaz. Diyanet bakımından ise; gerçek durumu, kendisi ile Allahu Teâlâ arasındadır.

Kadın, kocasından, böyle toir söz işitince, orada durması helâl ol­maz. Veya, kadının yanında bulunan, âdil 'bîr şahit, şehâdet eder.

Koca, karısına : «Sen, bağından boşsun.» demiş olsa; bu, durum­da, hüküm bakımından, hiç bîr şey vâki olmaz.

Keza, koca; «sen, yaptığın işten, boşsun.» demek niyyeti ile, ka­a : «Sen, bu bağdan boşsun.» demiş olsa; 'bu niyyeti, hüküm mından da, diyanetçe de tasdik edilme

rısına  bağdan boşsun.»  demiş

bakımından da, diyanetçe de, tasdik edilmez.

Koca, karısına : «Sen, işinden boşsun." veya «Sen, bu işinden boş­sun.» demiş olsa;-'bu sözü, diyanet bakımından terk edilir; hüküm bakımından ise, terk edilmez. Tebyîn'de de (böyledir.

Bir kimsenin, karısına: «Sen, sıkıntıdan boşsun.» veya «... Bağdan boşsun.» demesi mes'elesi, Müntekâ isimli kitabın iki ye­rinde zikredilmiştir : Bir yerde,—'bu sözlerle— : «Hüküm 'bakımından, talâk vâki olmaz.»; diğerinde İse : «... talâk vâki olur.» denilmiştir.

Hasan bin Ziyâd'ın rivayet ettiğine göre, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe (R.A.): «Bir kimse, karısına : «Sen, bu 'bağdan boşsun.» veya : «Sen bu sıkıntıdan boşsun.» dese, hüküm bakımından, boş 'olmaz.» buyur­muştur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Bu İşten, üç talâk boşsun.- demiş olsa; üç talâk baş oiur. Bu, şahıs, talâka niyyet etmemişse, hüküm takı­mından sözü tasdik edilmez. Muhtar Şerhi Ihtlyar'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Ey 'boşanmış» dese, şayet 'bu kadın, daha önce, bir başkası iîe evienmemişse veya evlenmiş olduğu halde, kocası ölmüş —ondan boşanmamiş— olursa; bu talâk kadına vâkf, yani, kadın —böyle hitap eden— kocasından, boş olmuş olur.

Fakat, bu kadın, daha önce, bir başkası i!e evlenmiş ve o şahıs tarafından boşanmış olursa; yeni kocası da : «Ben, bu sözümle, önce­ki hâlini, haber vermeyi kasdettim.» derse; durum, bu şahıs ile AI-lahu Teâlâ arasındadır. Fakat, koca; bu sözü, böyle bîr haber niyyeti ile söylememişse, kadın boş olur.

Kocanın, sözünü, haber niyyetiyle söylemiş olduğunu iddia et­mesi halinde, hüküm bakımından, durum nedir?

Bu hususta, muhtelif rivayetler vardır. Sahih olan rivayet ise, bu durumda kadının, terk edilmesidir.

Adam : «Ben, bu sözümle şetmi {= sövmeyi, sövüp saymayı) kasdettim.» dese, —hüküm yönünden değiJ de— diyanet yönünden, bu, o şahısla, Aİlahu Teâlâ arasındadır.

Bir koca, karısına ; «Seni, salıverdim.» der ve bu sözün, karisini boşamak niyyeti Üe söylemiş olursa, karısı boş olur. Bu niyyetle söyle­memişse, karısı boş olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, salıverilmişsin.» veya : «Ey salı­verilmiş!» dese, bu sözleri ile, karısını boşamaya niyyet etmedikçe, o, boş olmaz. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, tâliku't - talâksın.» dese de : «Ben,

bu sözümle, bir talâk; başka bir sözümle de, bir talâk daha kasdettim.» diye iddia etse; adamın bu sözü, kabul edilir. Bu durumda, şayet kadın, cima' ettiği bir kadınsa; İki talâk-ı ric'î vakî olur. Bu kadına, cima1 et­memişse, adamın ikinci sözü .boştur. Kâfi'd e de böyledir.

Müntekâ'da şöyle zikredilmiştir:

Bir kimse, karısına : «Talâk, sana mahsustur.» dese, İmâm-ı A'zam Ebû H^nîfe (R.A.)'ye göre; şayet bu sözü, talâk niyyeti ile söylemişse, talâk olur. Böyle bir niyyeti yoksa, o sözünden dolayı, bir şey lâzım gelmez.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) göre; bu şahıs, talâka niyyet etmişse, ta­lâk vâki ölür. Talâka nîyyet etmemişse, bu durumda da, iş kadının elindedir.

Koca, karısına, —ıboşamak niyyeti ile — : «Talâk, senin elinde­dir.» derse; talâk vâki, kadın 'boş olur.

Koca, karısına : «Benim boşamam, senin üzerine vâviptir.» demiş olsa, talâk vâki olur.

Keza, koca, karısına : «Senin üzerine, talâk vaciptir.» dese, yine talâk vâki olur. Bunu, el - Bakkalı, Fetvâları'nda zikretmiştir.

Koca, karısına : «Sen, boşsun.»; «Sen, boşsun, boşsun.»: Sen, boş olmakla boşsun.» dese de veya İki talâka niyyet etmiş veya bu hususta, bir niyyette bulunmamış olsa; bu kimsenin talâkı, bir ta-!âk-ı ric'î olur.

Fakat, bu sözler! söyleyen kimse, üç talâka niyyet etmişse; üç ta­lâk vâki olur.

Koca, karısına : «Sen boşsun.» demiş olsa; her hangi bir niyyete ihtiyaç olmadan, bu sözlerle, bir talâk vâkî olur ki, bu talâk, talâk-ı ric'îdir.

Böyle diyen kimsenin, üç talâka niyyet etmesi sahih olur; iki ta­lâka niyyet etmesi iss, sahih değildir. Hsdâye'de de böyledir,

Bu hüküm, niyyet sahibinin,, karısının, hür olması halindedir. Kadın, cârriye ise, iki talâka niyyet sahih ve bu talâk, vâkî olur.

Veya, bu adam, hür olan karısına karşı, daha önce talâk ifade eden bir söz ds'ha söylemiş ve bu son sözünde de, önceki ile birlik­te iki talâka niyyet etmişse; iki talâk vâki olur. Sirâcü'l - Vehhâc'da da böyledir.

Bir koca, karısına : «Talâkın, faenim üzerimdedir.» demiş olsa; bu durumda talâk vâki olmaz.

Karısına : «Senin talâkın, benim üzerime vaciptir.» veya «...lâ­zımdır.»; «...farzdır.»;  «...sabittir.» diyen kimsenin talâkı 'hakkında, Şeyhu'l-İmâm Fakıyh Ebu'l-Leys, Fetvalarında, şöyle demiştir:   Mü-teah'hirîn arasında, bu hususta ihtilâf vardır. Bunlardan bazısı: «Niy­yet etsin veya etmesin, talâk vâkî olmaz.»; bazısı ise: (...vaciptir) sözü ile niyyet olmasa da, talâk vâki olur. (... lâzımdır.) sözü ile de, niyyet etse bile, talâk vâki olmaz.» demişlerdir. Buradaki ihtilâf, örf üzeredir.

Koca, kansmo : «Sen şu işi yaparsan; senin talâkın, benim üze­rime vaciptir.» veya «... lâzımdır.» «... sabittir.» der ve kadın da, o İşi yaparsa; Sadru'ş - Şehîd, bu durumların hepsinde de, talâkın vuku 'bu­lacağını ihtiyar etmiştir. Muhıyt'te de böyl-edir. Sahih olan da budur. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir,

Şeyhu'f - İmâm Zâhfru'd - Dîn    Hasan bin Alî ef - Mürgînânî

İse, bu durumların hiç 'birinde de, talâkın vuku 'bulmayacağı hususunda, fetva dermiştir. Muhıyt'te de böyledir,

Hâssıy'nin, Fetâvâyî Kübrâsı'nda : «Gerçekten, mu'htâr olan kavil, bu sözlerin tamamı ile de, talâkın vâki olacağıdır.» denilmiş­tir. Fethu'l - Kadîr'de de böyledir.

İbn-î SemâVnın rivayet ettiğine göre, İmâm Muhammed (R.A.), şöyle buyurmuştur;

Bir kimsenin, karısına : «Boş ol.» demesini, talâk olarak görüyo­rum.

Eğer, bu kimse, cima' etmiş bulunduğu karısına : «Sen, boşsun; boşsun.» veya : «Sen boşsun; sen boşsun.» yahut: «Gerçekten, seni boşadım. Gerçekten, seni boşadım.» veya : «Sen, boşsun. Gerçekten, seni boşadım.» dese; bu durumda iki talâk vâki olur.

Bu koca : «Ben, ikinci sözümle, birinci sözümü haber vermeyi kasdettim.» dese bile, hüküm yönünden, bu sözüne, inanılmaz. Bu niyyeti, Allahu Teâlâ ile kendisi arasındadır.

Bir kimse, karısına : «Sen, boşsun.» deyince; başka bir şahıs ona : «Ne dedin?» diye sorsa; koca ise : «Onu boşadım.» veya : «O, boştur; dedim.» dese; bu durumda, hüküm 'bakımından, bir talâk vâki olmuş olur. Bedâi'de de böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen boşsun ve boşsun ve boşsun.» dese; fakat, bunu bir şarta bağlamasa; bu kadın, cima' etmiş bulunduğu karı­sı ise, üç talâk boş olur. Fakat, bu kadir cima' etmediği karisi ise, bir talâk boş olur.

Keza, koca : «Sen boşsun; işte boşsun; iste boşsun.» veya «Sen boşsun; sonra boşsun; sonra boşsun.» yahut : «Boşsun, boşsun, boş­sun.» dediği zaman, cima1 ettiği karısı, üç talâk; cima etmediği karısı ise, bir talâk fooş olur. Sirâcü'l - Vehhâc'da da böyledir.

Bir kimse, karısına: «Sen, boşsun;'sen, boşsun; sen, boş­sun.» dedikten sonra : «Ben, birinci ile boşamayı; ikinci ve üçüncü ile de, birincinin anlaşılmasını kasdettim.» dese; bu sözü, diyanet bakımından tasdik edilir. Hüküm bakımından işe, üç talâk vâki olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Talâk lafzı, vav harfi i!e veya 'başka bir harfle ( — «ve» bağ­lacı ile veya bir başka bağlaçla) tekrar edildiği zaman; talâk, teaddüd eder. (Yani her tekrarda, talâk vâki olur.)

Böyle yapan kimse, ikinci lafızla, birinciyi kasdettiğini söylese bile, hüküm bakımından, bu sözünün doğruluğu, kabul edilmez. «Ey boşan­mış! sen, boşsun.» veya «Seni boşadım; sen, boşsun.» elemesi gibi...

Fakat, bir kimse, ikinci lafzı, tefsir (= açıklama) harfi ile —ki o harf «fe» dir.[13] — söylerse; bu durumda, —talâk niyyeti ile söyle­medikçe—  ikinci  lafızla, talâk vâki olmaz.  Bir kimsenin, karısına:

«Seni boşadım; İşte, sen boşsun.» demesi gibi... Zahîrİyye'de de de böyledir.

Bir koca .karısına: «Sen, boşsun. İddetîni hesap et.» veya: «Sen, boşsun, Artık hazırlan.» der ve bunu, 'bîr talâk nîyyeti ile söyler­se; karısı, bir talâk boş olur.

Bu sözleri, iki talâk niyyetî ile söylerse; karısı, İki talâk boş olur.

Şayet, bu şekilde bir niyyeti olmadan : «Sen, boşsun. Artık hazır­lan.» demişse bir talâk vâki olur.

Fakat: «Sen, boşsun, hazırlan.» veya «Sen, boşsun ve dahi hazır­lan.» demişse; iki talâk vâki olur. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Bir adam, karısını,'bir talâkla boşadıktan sonra, ona: «Seni, boşadım.» dese; bîr talâk daha vâki olur.

Bir koca, karısına : «Sen, bir bir boşsun.» demiş ofsa; bir talâk vâki olur.

Bir koca, karısına : «Sen boşsun; sen.» demiş olsa; iki talâk boş olur. Fetâvâ'da, bir talâk boş olur. Zahîrİyye'de de böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, boşsun.» dedikten sonra; ona; «Ey boşanmış!» dese; bu durumda, ikinci talâk vâki olmaz.

Nevadır'de, İbn-Î Semâ'a, İmâm Ebü Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyur­duğunu nakletmiştir:

Bir adamın İki karısı olsa da, bunlardan birine cima' etmemiş bu­lunsa; bu kimse : «Kanm boştur. Karım boştur.» dedikten sonra da : «Ben, onlardan birini, murad ettim.» dese; ben, bu şahsa inanmam ve karılarının ikisini de ondan ayırırım.

Keza, bu kimse : «Karım boştur. Karım boştur» dese ve iki karı­sından birine cima' eımiş olsa; mes ele hâli üzeredir. Kocanın, bu iki talâkı, karılarından birine îkâ etme, hakkı vardır. Zehıyre'de de böyle­dir.

Bir kadın, kocasına : «Beni boşa ve beni boşa ve beni boşa» dese; kocası da : «Gerçekten, seni, boşadım.» dese; bu durumda, koca, üç talâka niyyet etse de, etmese de, kadın; gerçekten öc talâk üzere boş olur

Şayet kadın, ara da «ve» bağlacı olmadan : «Beni boşa, beni boşa, beni boşa.» demiş olsaydı ve koca da, üç talâka niyyet ederek : «Ger­çekten, seni, boşadım.» demiş bulunsaydı; kadın, yine üç talâk boş olurdu.

Bu durumda, koca; bir talâka niyyet etseydi veya bu hususta bir nîyyeti bulunmasaydı, kadın, bir talâk boş olurdu. Muhıyt'te de böyle­dir.

Ebü Kasımü'l - Saffâr: Bir kimse, karısına: «Seni tekrarsiz boşadım.» dese; bu kadın, iki talâk boş oiur.» demiştir.

Vâkrâtü'n - Nâtıfî'de : Bir kimse, karısına: Sen, şunun gibi, şu­nun gibi boşsun.» dese, üç talâk boş olur. O kimse, sanki «on bir defa boşsun.» demiş gibi olur.» denilmiştir. Taîarhâniyye'de de 'böyledir.

Bir kadın, kocasına : «Beni boşa.» dese; kocası da ona : «Ba­nim karım değilsin.» demiş o!sa; âlimler: «Bu cevapla, kadın, boş olur.» demişlerdir. Bu durumda, bir niyyete, ihtiyaç yoktur.

Bir kadın, kocasına : «Beni boşa» dese; kocası da ona : «Sen, bir­sin.» demiş olsa; kadın bir talâk boş olur.

Bir kimse, karısını, bir veya iki talâk boşadığı sırada, kadının anası, içeri girse ve kocaya : «Onu boşadın; babasının hakkını koruma­dın.» diyerek, azarlasa ve terslese; bunun üzerine koca : «Bu, ikincidir.» veya «Bu, üçüncüdür.» dese; bu durumda, diğer talâk da vâkî olmuş olur.

Şayet .kadının anası; kocayı azarlamasına rağmen «Onu boşadın.» demeseydi; koca, mezkûr cevabı verse bile, fazla talâk vâki olmazdı. Ve bu fazla talâkın vâki olması, ancak, kocanın r.iyyeti ile mümkün olurdu. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Müntekâ'da zikredildiğine göre : Bir kadın, kocasına : «Beni, boşa.» dese; kocası da : «Gerçekten öyle yaptım.» cevabını verse; bu durumda, kadın, bir talâk boş olur.

«Müteakiben, kadın: «Bana, artır.» dese; kocası ise: «İşte öyle yaptım.» cevabını verse, bu durumda kadın, bir talâk daha, boş oiur.

İbrahim'in, İmâm Muhammed (R.A.) den rivayet ettiğine göre; O, şöyle buyurmuştur: «Bir adama : «Sen, karını, üç talâk, boşadın mı?"

denilse; o da : «Evet, bir» dese; 'bu durumda kıyasa göre, kadına, üç talâk vâki olur. Fakat biz, bu durumda bîr talâk vâki olmasını, güzel görürüz.»

Bir kadın, kocasına : «Beni, üç talâk'boşa.» dese; kocası İse : «Ger­çekten, seni ayırdım.» cevabını verse; bu durumda, üç talâk vâki olur. Muhıyt'te de böyledir,

Bir kadın, kocasına : «Beni üç talâk (boşa.» deyince; kocası da : «Sen, boşsun.» veya «İşte sen, boşsun.» demiş olsa ,—sadece — bîr taiâk vâki olur. Fakat koca, cevaben : «Gerçekten, seni boşadım.» derse; 'bu durumda, üç taiâk vâki olur, Sirâcu'I - Vehhâc'da da 'böy­ledir.

Bir kadın, kocasına: «Ben, boş muyum?» dese; kocası da; «Evet.» cevabını verse; kadın boş olur.

Kadın : «Beni boşadın mı?» diye sorsa, koca da : «Evet» dese; bu durumda, koca, niyyet etmiş olsa bile; kadın 'boş olmaz.

Bir kimseye : «Karını boşadın mı?» denilince, koca : «Belâ»[14] dese, kadın boş olur. Koca, «belâ» lafzı ile «evet boşadım» demiş gibi olur. Çünkü o, soruya, isbat ile cevap vermiştir.

Fakat, koca; bu soruya, «evet» cevabını vermiş    olsaydı, karısı boş olmazdı. Çünkü, bu durumda sorunun cevabı, menfî olduğundan, koca, sanki: «Boşamadım.» demiş gibi olurdu. Hulâsa'da da 'böyledir. 0    Karı - koca arasında, talâk müzâkeresi yapılırken, erkek, öf­keli bir halde;  niyyetsîz olarak, karısına :  «Sen, tâli'sin.» dese, bir taiâk vâki olur. Görüldüğü gibi, burada «talik» kelimesinin sonundaki kaf harfi, kaldırılmıştır. Adam, bu sözü; 'bu durumunun dışında söyle-mişse; neye niyyet etmişse, netice öyledir.

Bir kimse, karısına, «tâlık» kelimesinin «lâm» mı kaldırarak: «Sen, tâk'sın.» demiş olsa; —talâka niyyet etmiş olsa bile— talâk vâki olmaz.

Bîr kimse, «talâk» kelimesinin, ISm ve ksf harflerini söylemese; meselâ : Karısını boşamak niyyeti İle, ona : «Sen tâlık'sin.» diyecek

olan kimse : -Sen tâ» deyip sussa veya böyle deyince, dili tutulsa; talâk vâki olmaz. Bahru'r - Râık'ta da 'böyedir.

Bir kimse, karısına: «Sen, teiâksm.»; «... telâğsm.*; «...ta-lâsm.»; «... talâksın.» veya ... telâksin.» şeklinde, bu beş lafızdan biri ile hitap etse; (ki son iki lafzın, son harfleri kaf değil, kefdîr.) Şey-hu'l-İmim Ebû Bekir Muhammed bin Fadl: «Bu kelimelerle, talâk — bilerek ve kasden, söylenmesi halinde— vâki olur.» demiştir.

Hüküm bakımından, talâk vâki olmaz. Bu kimsenin, sözü de tas­dik edilmez.

Diyanet bakımından ise, 'bu şahsın sözü tasdik edilir.

Ancak, bu şahıs; bu hususta, önceden şahit edinmişse, talâk vâki olmaz. Meselâ: bu şahıs; hakim huzurunda: «Gerçekten karım, be­nim kendisini boşamamı istedi; Ben de, onu boşamayı uygun görme­diğim için, bu sözleri söyledim.» der ve bu sözüne şahit de getirirse, hakim, ;bu karı - kocanın ayrılmaları (= boşanmaları) için hüküm ver­mez.

Önceden, âlimler vs câhiller arasında, bu lafızlarla boşamak var­dı. Nitekim, Şemsü'l - Eîmme Halvâni de, bununla fetva vermiş fakat sonradan, oda, bizim, dediğimize dönmüştür. Fetva da, bunun üze­rinedir. Hulâsa'da da böyledir.

Şeyhu'l - İmâm Ebû Bekir: «—Ana dili arapça olmayan bir kimse— ti yerine te; ksf yerine kef ile : «Telâk sana» dese; karısı boş olur.

Böyle bir kimse, karısına: «TanaI» dese; bununla da dalak kas-detmiş olduğunu, taiâk kasdetmediğini söylese, hüküm bakımından sözü doğrulanmaz. Zehiyre'de de böyledir.

Bir kimse, başka bir kimseye : «Karını -boşadın mı?» deyin­ce, o, 'heceleyerek «ne am (—e vet) veya «be lâ (= evet)» cevabını verse ve başka bir şey söylemese; bu durumda da, bir talâk vâki olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da 'böyledir.

Bir kimse, karısına : «Entl ti elif lam kaf [yâni entl tâlık = Sen boşsun.)» dese; fakat, bu sözü, —'burada görüldüğü gibi— harf harf telaffuz etse, bir talâk vâki oiur. Huiâsa'da da böyledir.

Bir kimss : «Dünyanın bütün kadınları boşanmıştır» veya Rey Şehri'nden oian bir kimse: «Rey Şehri'nin kadınları, boşanmış­tır. » dess; karısı boş olmaz.

Ancak bunu söylerken, karısını boşamaya niyyet etmişse; karısı boş olur. Bu kavil, Hİşâm tarafından, İmâm Ebû Yûsuf £R.A.)'dan ri­vayet edilmiştir. Fetva da bunun üzerinedir.

Talâk lafzının, müfred [= tekil) veya cemi' (= çoğu!) olarak söy­lenmiş olması, bir şey değiştirmez. Bir kimse : «Sokaktaki kadınlar boşanmışlardır.» veya «Evdeki kadınlar, boşanmışlardır.» yahut da: «Şu evdeki kadınlar, boşanmışlardır.» dese ve kendi karısıda, söyle­diği grupların içinde olsa; bir talâk vâki olur. Fethu'I - Kadîr'de de böyledir.

Bir kimse : «Bu beldenin (veya bu şehrin) kadınları, boşan­mışlardır.» dese ve kendi karısı da, bahsi geçen kadınların arasında bulunsa; bir talâkla boş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, üç ilesin.» demiş olsa; eğer bu durumda, talâka niyyet etmişse; karısı, üç talâk boş olur. Bu kimse : «Talâka niyyet etmedim.» der, fakat o srrada, talâkla ilgiii müzakere yapmakta ise; bu sözüne inanılmaz. Eğer, ortada, böyle bir müza­kere yoksa, adamın sözüne İnanılır. «Sen üç ilesin.» sözünün farsca karşılığı : «Tû be se.» sözüdür. Fetva da buna göredir.

Bir kimse, karısına : «Seni, filân kadına 'bedel olarak, boşu-yorum ve o kadın boşanmıştır.» der ve bu sözü ile de, talâkı kasde-derse; talâk vâki olur.

Bir kadın, kocasına : «Filân adam, karısını boşamış.» deyince: kocası: «Sen de, öylesin.» derse; talâka niyyet etmemiş olsa bile, karısı,   bir talâk boş olmuş  olur.  Fethu'I - Ksdîr'de  de böyledir.

Bir adam, karısına : «Sen benden üçsün.» demiş olsa; bu sözü ile, boşamaya niyyet etmişse; kadın, üç talâk boş olur.

Bu şahıs : «Ben, talâka niyyet etmedim.» derse; duruma bakılır: Şayet, bu sözü ^atfettiği sırada, talâk müzakeresi yapmamakta iseler; sözü ktbul edilir; aksi takdirde, sözü kabul edilmez.

Bir kadın," kocasına : «Beni, 'boşa.» deyince; kocası, üç parmağı ile işaret etse; bu işareti ile de karısını, üç talâk boşamayı niyyet etse; talâk lafzını, dili ile zikretmedikçe. karısı boş olmaz. Zahlriyye'ds de böyledir.

Müntekâ'da, İbn-i Semâ'a, İmâm Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğunu riakletmiştir:

Bir kimse, karısı Zeynebi boşasa ve Zeynep, bu hususta hâkime baş vurup dava açsa; ıbunun üzerine adam : «Benim, başka bir yerde, Zeynep isimli, 'bir karım daha var. Ben onu kasdettim.» dese; fakat, bu sözünü Islbat edecek, bir beyyinesi olmasa; ve talâk da bâin bir talâk olsa; bu durumda, hakim; bu kadını, kocasından ayırır.

Şayet, bu şahıs; 'hakimin 'huzurunda, Zeynep isimli başka bir ka­dın daha getirir ve hâkim de, 'bu kadını, o adamın karısı olarak tanır­sa;, talâkı, -bu kadına îkâ eder. Önceki kadının talâkını da iptal ederek, onu kocasına döndürür.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'dan şöyle nakledilmiştir:

Bilinen bir karısı olan, bir kimse : «Benim, başka bir karım daha var.» deyip, kendi karısı olduğunu iddia ettiği bir kadın getirse; kadın da âdâmı tasdik etse;

Adam : «Benim tooşadığım kadın, işte budur.» diyerek, boşamayı ona îkâ eylese; şayet, boşamadan önce, o kadını nikahlamış bulundu­ğuna dair !beyyine getirirse; belli kadın değil, bu —ryeni— kadın bo­şanmış olur.

Şayet, bu durumu belgeleyemezse; hâkim, maruf {= bilinen) ka­dının, boş olduğuna, hüküm verir.

Bu hükümden, sonra; adam, o meçhul kadını, talâkdan önce, nikah­lamış bulunduğunu, deülleri ile ortaya korsa; hâkim de, ma Yuf kadının, boşanmış olduğuna dair, bir hüküm vermemişse ve koca : «Ben, ta­lâkla, Jbunu kasdetmiştim.» diye İsrar ederse; hakim, bilinen kadının boşanma hükmünü İptal eder ve kadını kocasına geri verir. Boşanma işini de, meçhul kadına îkâ eder. Bilinen kadın, başka 'bir kocaya git­miş olsa bile, hüküm aynıdır.

Bir kimse; birini sahih, diğerini de fâsid nikâhla olmak üzere; aynı İsmi taşıyan iki kadın nikahlamış olsa; bu koca : «Ben, filân kadını boşadım.» dedikten sonra; «nikâhı fâsid olan kadını, kasdettiğinî.- id­dia etse; hüküm yönünden, bu sözüne inanılmaz.

Bu kimse : «Karımın birini boşadım.» dedikten sonra : «Ben, nikâ­hı fâsid olanı kasdettim.» dese; yine, hüküm bakımından sözüne inanıl­maz. Muhiyt'te de böyledir.

Bir kimse: «Filân boştur.» deyip, karısının adını nlsbet et­mese veya babasına, anasına, bacısına, çocuğuna nisbet etse; karısı ise bu ismi ve bu nisbetî ile bilinmekte olduğu halde, koca: «Ben, — karımı değil — başka birini, bir yabancıyı kasdettim.» dese; hüküm bakımından, bu sözü doğru olarak kabul edilmez.

Bu şahts : «Ben, işte bu karımı, kasdettim.» der ve karısı da, onu tasdik ederse; talâk — o kadına — vâkî olur.

Bu kimsenin, 'bilinen karısından, bu talâkın iptali doğru olmaz. An­cak, talâktan önce, bu adamın, başka bir kadını nikahlamış olduğuna veya bu hususu kan - kocanın ikrar etmiş bulunduklarına şahitler, şa­hitlik ederlerse veya bu konuda, bilinen kadın, kocasını tasdik ederse; bu durumlar müstesnadır ve bu hallerde, bilinen kadının, talâkı iptal edilebilir. Fethu'I-Kadîr'de de böyledir.

Bir kimse : «Ben, bir karı boşadım.» veya «Bir kadın, boştur.»

dedikten sonra : «Ben kendi karımı, kasdetmedim.» demiş olsa; sözüne inanılır.

Karısının adı Umre olan ve: «Umre, boştur.» diyen bir kimse; sonra da : «Ben, onu kasdetmedim.» dese, hüküm bakımından, sözüne inanılmaz. Muhıyt'tede böyledir.

İki karısı olan ve bu durum herkesçe bilinen bir kimse : «Ka­rım, boş olsun.» dese; talâkı, hangisi isterse ,ona îkâ eder. Fetfivâyl Kâdîhân'da da böyledir.

Câmîu'I - Kebîr'de, şöyle denilmiştir :

Bir kimse : «Ben, bir kadın boşadım.» veya : «Nikahladığım kadı­nı, boşadım.» yahut: «Benim bir karım vardı; onu boşadım.» dediğin­de, bu şahsın, bilinen karısı da; «boşanan kadının, kendisi olduğunu» iddia etse; bu durumda koca : «Benim, bilinen bu karımdan başka, bîr karım daha yar. Ben, onu boşadım.» demiş olsa; kocanın sözüne ina- . nilır. Çünkü, koca, bu durumda, talâkı, bilinen karısına îkâ etmemekte­dir. Zehıyre'de de böyledir.

Bir kimse : «Benim, bir karım var. Şâhld olunuz, onu boşuyo-rum.» dese; bilinen karısı da, «'boşanan kadının, kendisi olduğunu id­dia» etse; bu kadının sözüne inanılır.

Çünkü, adam : «şahit olunuz.» sözü ile, içinde bulunduğu âna, şa­hit tutmakta ve «o, boştur.» sözü ile de. bu anda, talâk vuku bulmuş olmaktadır

Şayet, koca : «Karımı boşadım.» veya «Benim, bir karım var. Onu, boşadım.» yahut: «Karılarımdan birini boşadım.» demiş olsaydî bile; hüküm bakımından talâk, bilinen kadına İkâ olunurdu. Çünkü bu sözler, talâkın, içinde bulunulan zamanda vâki olmasıyla ilgilidir. Muhıyt'te de böyledir.

Zeynep ve Umre isimli, iki karısı bulunan bir kimse, Umre'ye ; Sen, Zeynep misin?» dese; kadın da: «Evet» cevabını verse; bunun üzerine koca : «Öyle ise, sen boşsun.» demiş olsa; kadın boş olmaz.

Asıl isimli eserde, şöyle zikredilmiştir:

Zeynep ve Umre isimli, iki karısı olan, bir şahıs: <=.Ey Zeynep.» diye hitap etse; cevaben de, Umre : «Buyur.» demiş olsa; bunun üze­rine, adam : «Sen üç talâk boşsun.» dese, cevap veren kadın, üç talâk boş olur.

Adam : «Ben Zeynebin boş olmasını, niyyet etmiştim.» derse; bu işaretinden dolayı, karılarından ikisi de boş olurlar. Hulâsa'da da böy­ledir.

Bu koca: «Ey Zeynep, sen boşsun!» dese de, kanlarından hiç biri, cevap vermese; Zeynep, boş olur.

Koca, karısına bakıp, ona işaret ederek : «Ey Zeynep! Sen boş­sun.» dese; fakat işaret ettiği kadın Umre olsa, bu durumda, Umre boş olur. İşarete itibar edilir. İsim geçersizdir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bu kimse: «Ey Zeynep, sen boşsun.» derken, Zeynep zannı İle, bir başka kimseye işaret etmiş olsa; işaret edilen Zeynep değil­se; Zeyn-ep, hüküm bakımından boş olur. Diyanet bakımından ise, boş olmaz. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Sablyh Kszı Umre'yi boşadım.* deso, karısının ismi ise, Hsfs Kızı Umre olsa; bu durumda, boşama niyyeti olmadıkça, talâk vâki olmaz.

Bu adamın, karısının annesinin — sonraki — kocasının adı Sa-biyh olsa; karısı da, bu adama nis'bet edilse ve koca; karısına, bu sözü evinde söylemiş bulunsa: nesebi bilinsin veya bilinmesin, adamın bu karısı, bir talâk, boş olur.

İsmi, doğru söylemediği hallerde, koca; kendi karısını boşamaya nîyyet etmişse, karısı boş olur. Niyyeti, Aliahu Teâlâ ile kendisi ara­sındadır. Hızânetü'I- Müftîn'de de böyledir.

Bir kimse : «Habeşli olan, karımı boşadım.» dese; fakat, ka nsı, Habeşli olmasa veya adam karısını boşamak nîyyetinde bulun­masa, bu durumda, talâk vâki olmaz.

Keza, karısını, başka bîr isimle isimlendirse ve onu boşamak niyyetinde olmasa; yine talâk vâki olmaz.

Fakat adam; bu durumlarda, karısını boşamak niyyetlnde olursa; talâk vâkf olur. Zehıyre'de de böyledir.

Karısının gözleri gördüğü halde, adam : «Şu, kör kadın, boş­tur.» dese ve bu sırada, gören karısına işaret etse; kadın boş olur. Çünkü, işaretle birlikte zikredilen, isme ve vasfa itibar edilmez. Hızâ-netü'l - Mfiftin'de de böyledir.

Bir kimse: Hernedân'h Fatma, boştur.» veya «Kör karım, boştur." dese; fakat, Fatma, Hemadân'Iı olmasa veya bu adamın, kör karısı bulunmasa; bu durumda, talâk vâki olmaz.

Ancak, koca; kârısının nesebini söylemiş olsaydı; karısı boş olur­du.

Koca, karısını; onda bulunmayan bir sıfatla, tavsif ederse, talâk vâki olmaz.

Ancak, gâib oîan, ismi ve nesebi ile tanındığından, kadın, ismi ve nesebi zikredilerek, boşanmış olursa; talâk vâki olur, Itâbiyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına işaret ederek : «Ey Hicaz'h, sen boşsun!» dese, kadın, —Hicaziı oimasa bile— boş olur. Serahsî'nin Muhıyt'-inde de böyledir.

Bir kimse, karısının ve onun babasının ismini veya anasının bir vasfını zikrederek; meselâ : «Karım, Sabîyh'ın kızı Umre...» veya : «Yüzünde ben ölen ananın kızı, barım...»; «boştur.» dese; karısı boş olur.

Bu durumda, karısının anasının yüzünde ben olup olmaması da müsavidir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse:  «Karım,   .Sabîyh'ın Kızı...» veya  «Yüzünde ben olan karım, filanın kızı...»; «boştur.» demiş olsa; —yüzünde, 'ben ol­masa bile— karısı, boş olur. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Bir kimse; karısını boşama niyyeti olmadan : «Şu, oturan; çocuğumun annesi Umre, boştur.» dediğinde; oturan kadın, kendi ka­rısı değil de bir başka kadın olursa; bu durumda, karısı boş olmaz. Bahru'r- Râık'ta da böyledir.

Bir kimse, «İsmim; filân kızı,, filandır.» diyen bfr kadını, ni­kahladıktan sonra: «Filan kızı, filan kızı, filan müstesna olmak üzere, 'benim bütün karılarım, boştur.» dese; hüküm bakımından, o kadından başkaları, boş olurlar. Diyanetçe ise, durum, kendisi ile Aliahu Teâlâ arasındadır. Zahîriyye'de û'e böyledir.

Bir kimsenin, karısına : «Talâkını borçlandım.» demesi ile, ta­lâk vâki olmaz.

Âlimler, «talâkını rehin bıraktım.» denilmiş olması hâlinde ise, ihtilâf etmişlerdir. Sahih olan kavil ise, bu durumda da, talâkın vâki olmayacağıdır.

Bir kimse, karışıma : «Talâkını al!« dese; o da; «Aldım» ceva­bını verse; talâk vâki olur.

Uyun isimli eserde : «Bu durumda, niyyet şarttır.» denilmlşse de; esahh olan, niyyetin şart olmadığıdır.

Bir kimse, karısına: «Aliahu Teâlâ, seni boşadı.» dese; niy­yeti olmasa bile, karısı, boş olur. Hulâsa'da da böyledir.

Esahh olan budur. Muhıyt'te de böyledir.

Mültekâ'da şöyle denilmiştir:

Bir kimse, karısına : «Gerçekten, Aliahu Teâlâ, senin boşanmanı diledi.» veya; «...Allah takdir eyledi.» yahut: «Boşanmayı diledim.» dese; talâk vâki olmaz.

Ancak, bunları söylerken, talâka niyyet etmişse; talâk vâki olur.

Fakat, bu şahıs : «Talâkını (= boşanmanı) diliyorum fveya ... İsti­yorum; ...seviyorum; ...arzu ediyorum.)» dese; bu durumda, niyyet etmiş olsa bile, talâk vâki olmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kocanın, karısına : «Talâkından uzağım.» demesi husu­sunda; âlimlerimiz ihtilâf etmişerdir. Sahih olan —kavi!— ise, bu durumda, talâkın vâki olmayacağıdır. Fetâvâyi Kâdîhân'ds da böyledir.

Koca, karısına : «Talâkından uzağım.» veya : «Talâkından, sana berî oldum.» dese; sahih olan kavle göre, bu durumda, niyyet etmiş olsa bile, talâk vâki olmaz. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir,

Kocanın, karısına : «Talâkından, ,beri oldum.» elemesi husu­sunda, âlimlerimiz ihtilâf etmişler ve : «Bu durumda niyyet etmemiş­se, talâk vakî olmaz. Niyyet etmişse talâk vâki olur.» demişlerdir. Esahh olan kavil ise bu sözle, talâkın vâki olacağıdır. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Talâkını, sana bağışladım.» dese; bu bir ısmarlamadır. Eğer kadın, aynı mecliste, nefsini boşarss; talâk vâki olur. Aksi takdirde, talâk vâki olmaz.

Bir kimse, karısına : -Sen, boşsun! Ben de, üç gün muhayye­rim.'» dese; talâk vâki; muhayyerlik geçersiz olur.

Bir kimse, karısını, mutallaka (= 'boşanmış) diye isimlen-dirse ve ona : «Ben, seni, mutallaka diye isimlendirdim.» dese; kadına talâk vâki olmaz. Durum, kendisi ile Allahu Teâlâ arasındadır. Bu hal­de, hüküm bakımından da, talâk vâki olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da da böyledir.

Bir kimsenin, karısına : «Talâkını, sana bağışladım.» demesi, açık bir sözdür. Bu durumda, talâka, niyyet etmemiş olsa bile hüküm bakımından, talâk vâki olur,

«Talâkın, senin elinde olmasına, niyyet ettim.» diyen kocanın, bu sözü, hem hüküm hem de diyanet bakımından tasdik edilir.

Bir şahıs, karısını boşamayı ister; kadın da : «Talâkımı trana ba­ğışla.» yani «Ondan vaz geç.» der ve bunun üzerine, koca : «Talâkını, sana bağışladım.» derse; bu sözü, hüküm bakımından kabul edilir.

Bu şıahışP talâkı niyyet ettiği haîde, karısına : «Talâkından kaçın­dım.» dese; yine kadın, boş olmaz. Muhiyt'te de böyledir.

Bir koca, boşamayı düşünerek, karısına : «Talâkını, terk ettim.» dese; karısı, boş olur.

Bu kimse: «Ben, bununla .taiâki kasdetmedim.» derse; hüküm bakımından, sözü kabul edilir. Hulâsa'da da böyledir.

Bir koca, karısını boşama niyyeti ile : «Talâkının yolunu, boş, bıraktım.» dese; talâk vâki olur. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, boşsun.» deyip, sustuktan son­ra bir de, «üç» dese; eğer, nefesinin kesilmesinden dolayı susmuşsa; öç talâk vâki olur. Şayet, susması, nefesinin kesilmesinden dolayı değilse; kadın, üç talâk boş olmaz.    .

Bir kimse, karısına : «Sen, boşsun.» deyip sustuktan sonra; ona : «Kaç?» denilince; «Üç» cevabını verse; bu durumda, üç talâk vâki olur. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimseye : «Karını, kaç talâk boşadın?» diye sorulsa da; o: «Üç» cevabını verdikten sonra: «Yalan söyledim.» dese; hüküm İtibariyle,  bu  sözü  kabul  edilmez. Tatarhâniyye'de   de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, boşsun.» demiş ve «üç» diye ilâ­ve etmeyi murat etmiş olsa; fakat «üç» demeden, birisi onun ağzını tutsa veya adam «üç» diyemeden, o anda ölse, bir taiâk vâki olur. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Bu durumda, adamın ağzını tutan el, kalkar kalkmaz, hiç bek­lemeden «üç işte üç» dese; bu sözü, önceki sözünün üzerine ham­ledilir. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir kadın, kocasına : «Beni, üç talâk boşa.» deyince; adam, boşamak istese; bir, başka şahısda onun ağzını eliyle tutsa; o elini kaldırınca da, koca : «Verdim.» dese, karısı, üç talâk boş olur. Ze~ hıyre'de de böyledir. [15]

 
Talâkın Kadına İzafesi:

 

Talâk, zevcenin zâtına, f= kendisine, bütününe, tamamına), izafe edildiği zsaman, vâkî olacağı gibi;    vücûdunun tamamı yerinde

kullanılan; ruh, cesed, rakabe, baş, yüz, fere, boyun, cesed ve beden gibi, bir cüzüne [= parçasına) izafe edildiği zaman da, vâki olur.

Meselâ: Bir koca, karışma: «Sen, boşsun.»; «Boynun, boş­tur.»; «Rakaben, boştur.»; «Ruhun, boştur.»; «Bedenin, boştur.»; «ce­sedin, boştur.»; «fercin, boştur.»; «B'aşın, boştur.» veya «Yüzün, boç-tur.» dese, talâk vâki olur. Hidâye'de de böyledir.

Keza, koca: «Nefsin, boştur.- deyince de, calâk vâki olur. «Sirâcü'l - Vehhâc'da da böyledir.

Koca, talâk lafzını; kadının bedeninin tamamı anlamında kullanılamayan,'bir cüz'üne izafe ederse; talâk vâki olmaz.

Meselâ : Koca, karısına : «Elin, boştur.»; «Ayağın, boştur.» veya «Parmağın, boştur.» derse, talâk, vâki olmuş olmaz. Serah3î'nin Mu-hıyt'İnde de böyledir.

Bir koca, karısının bütün vücudunu kasdederek; ona : «Elin, boştur.» demiş olsa; kadın boş olur. Sirâcü'l - Vehhâc'da da böyledir.

Keza, bir kimse, bu niyyetle, karışma : «Göbeğin»; «Dilin»; «Burnun»; «Kulağın»; «Bacağın» veya «Uyluğun,» «...boştur.» dese; yine karısı boş olur. Cevheretü'n - Neyyire'de de böyedir.

Esahh olan ise, sırt, karın ve fere gibi uzuvlara, talâk İzafe edildiği zaman,  kadının boş olmayacağıdır. Kâfî'de de böyledir.

Talâk, kadının vücûdunun,    bir cüz'üne f= parçasına) izafe edilince de, kadın boş olur.

Meselâ : Bir kimse, karısına : «Yarın boştur.»; «Üçte birin boş­tur.»; «Dörtte birin, boştur.» veya «Binde birin, boştur.» demiş olsa, talâk vâki olur. Fetâvayi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kocanın, karısına : «Senin kanın, boştur.» demesi hâlin­de, iki rivayet vardır. Sahih olan rivayet, bununla, talâkın vâki ola­cağıdır. Sirâcü'l Vehhâc'da da böyledir.

Bu iki rivayetten, muhtar   (= seçilip, beğenilmiş) olanı İse, bu kaville talâkın, vâki olmayacağıdır. Hulâsa'da da böyledir,

Bir kimse, karısına :  «Saçın, boştur.»; «Tırnağın, boştur.» veya «Tükrüğün, boştur.* demiş olsa; bil-iemâ'   talâk vâki olmaz, Sirâcü'l - Vehhâc'da da böyledir.

Keza: Dişin,   boştur.»  veya  »Terin, boştur.»   demekle da, talâk vâki olmaz. Fethu'l - Kadîr'de de böyledir.

Bîr koca, karısına : «Senin başın, boştur.» veya «Yüzün, boş­tur.» dese yahut elini karısının, başına veya boynuna koyarak: «Bu âz^tn, boştur.» demiş olsa; esahh olan kavle göre; bu kadın boş ol­maz. Tebyîn'de de böyledir,

Fakat, koca, karısının başını işaret ederek : «Bu baş, boş­tur.»' dese; sahih olan kavle göre; talâk vâki olur. Nitekim, «Şu ba­şın, boştur.» demek de, böyledir. Fetâvâyî Kâdîhân'da da böyledir.

Koca, karısına : «Dübürün, boştur.» dese: talâk vâki olmaz. Fakat:    «Oturak yerin, boştur.» dese; talâk vâki oİur.

Mürğînânî: «Arkan boştur.» denilmesi hususunda, her hangi bir rivayet yoktur. Fakat, böyle denilince, talâkın vâki olacağını söy­lemek, münasiptir.» demiştir. Gâyetü's - Sürûcî'de de böyledir.

Bir kimsenin, karısına : «Yarından yukarın, bir talâk; yarın­dan aşağın da, iki talâk boştur.» demesi hususunda, mütekaddimîn'-den de, mütea'hhirîn'den de, her hangi bir rivayet yoktur.

Bu mes'ele, Buhârâ'da vâki olmuştur.

Âlimlerimizden bazıları : «Yukarı yarın, boştur; demekle, bir ta­lâk vâki olur.» diye fetva vermişlerdir. Çünkü baş, vücudun, yukarı yansındadır. Bu durumda, talâk da, ona, izafe edilmiş olur.

Bazı âlimler ise : «Bu durumda, üç talâk vâki olur.» diye fetva vermişlerdir. Çünkü, talâk, iki yarıya, izafe edilmiştir. Baş, vücudun yukarı kısmında; fere ise, aşağı kismındadır. Bu durumda, talâk, yu­karı İzafe etmekle, başa; aşağı İzafe edilmekle de, ferce izafe edil­miş olmaktadır. Muhiyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Yarım talâk, boş ol.» demiş olsa; ka­dın, tam bir talâk boş olur.

Koca, karısına : «Talâkımın yarısı ile, boş ol.» dese; bu da, tam bir talâk, boşamak gibidir. Serahsî'nin Muhıyt'inde de  böyledir.

Bir kimse, karısına : «Üç — defa — yarım talâk, boş ol.» dese, iki talâk vâki olur. Sahih olan budur.

Keza, koca : «Dört —defa— yarım talâk boş ol.» dese; bu du­rumda da, iki talâk vâki olur. Itâbiyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «İki talâkın yansı —kadar— boşsun.* dese; 'bir talâk vâki olur.

Koca, karısına : «İki talâkın, üç nısfı boşsun.» derse; üç talâk vâki olur.

Koca, karısına: «Bir talâkın yarısı ve bir talâkın da öçte biri ve bir talâkın da, altıda biri boşsun.» dese; bu durumda da, üç talâk vâki olur.

Çünkü, her cüz'ü, talâka izafe etmek nekredir. Talâk, kâbil-i te­cezzi, değildir. (= Talâk, bir bütündür; parçalara bölünemez.) Do layisıyle, talâkın, üçte birini, beşte birini... zikrethmek, tamamını zik­retmek gibidir.

Şayet, bu koca, karısına : «Bir talâkın, yansı boşsun ve onun üçte biri, 'boşsun ve onun altıda biri, 'boşsun.» demiş olsaydı; bu durumda bir talâk vâki olurdu.

Bu durumda da, bu cüzlerin (= parçaların) tamamı, (= toplamı) bir talâkı tecâvüz etseydi; [= parçaların toplamı, bir 'bütünü geçmiş olsaydı.) «Yine, bîr talâk vâki olurdu.» diyenler olduğu gibi; «İki talâk, vâki olurdu.» diyenler âe, vardır. Muhtar olan da budur. Se-rahsî'nin Muhiyt'inde  de : «Sahih olan, budur.» denilmiştir.

Meselâ : Bir adamın, karışıma : «Sen, bîr talâkın yarısı ve onun üçte biri ve onun dörtte biri boşsun.» demesi gibi. Zâhîriyye'de de böyledir.

Bîr kimse, karısına : «Üç talâkın, yarısı —kadar— boşsun.» dese; kadın, iki talâk, boş olur.

Koca, karısına : «Her üç talakın, üçte birleri —kadar— boşsun.» dese; kadın, üç talâk, boş olur. Zehıyre'de de böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, bir talâk ve yarım talâk, boşsun» veya «Sen, bir talâk ve dörtte bir talâk, boşsun.» dese veya bunlara benzer bir şey söylese; kadın iki talâk, boş olur.

Şayet koca : «Sen, bir talâk ve onun yarısı...» veya : «Sen, bir talâk ve onun dörtte biri, boşsun.» demiş olsaydı; kadın, bir talâk boş olurdu. Muhıyt'te de böyledir.

Bu, bazı âlimlerin kavlidir. Muhtar olan ise, bu durumda, iki talâkın vâki olacağıdır. Cevheretü'n - Neyyire'de de böyledir.

Bir kimse, karısını, bir talâkın dörtte üçü veya dörtte dör­dü, boşamış olsa; maruf olan görüşe göre, bir talâk vâki olur.

Diğer bîr görüşe-göre de, bu durumda, üç talâk vâki olur.

Bu kimse, karısını; dörtte beş talâk boşamış olsa; maruf olan görüşe göre, bu durumda, iki talâk; kabul edilmeyen görüşe göre de, üç talâk vâki olur. Tebyîn'de de böyledir.

Bir kimse, karısının birini bir talâk boşadıktan sonra, diğor karısına : «Seni de, onun talâkına, ortak ettim,» dese; ikinci kadını da, bir talâk, boşamış olur.

Bu adam, üçüncü karısına: «Seni de, onların talâkına, ortak ettim.» dese; bu kadın, iki talâk boş olur.

Bu şahıs, dördüncü karısına : «Seni de, onların talâkına, ortak ettim.» dese; bu.kadın, üç talâk boş olur.

Bu adam, birinci karısını, belli bir mal karşılığında boşamış ve sonra da, ikinci karışma : «Gerçekten seni, onun talâkına, ortak et­tim.» demiş olsa; İkinci kadın da boş olur. Fakat, ona mal verilmesi, lâzım gelmez.

Fakat koca, ikinci karısına : «Mal bakımından da, onun gibi olmak şartıyle; seni, onun talâkına ortak ettim.» âer; kadın da, bunu kabul ederse; bu durumda, hem kadın, boş olur; hem de, ona mal verilmesi gerekir. Kadın kabul etmezse; boş olmaz. Zâhîriyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Filan kadın, üç talâk boştur. Filân kadın da, onunla beraberdir.» veya ikinci karısına : «Seni talâkta, onunla or­tak ettim.» dese; bu karılarından, her biri, üçer talâk boş olur. Se-rahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Üç karısı olan bir kimse, onlara : «Siz, üç talâk, boşsunuz." veya «Sizi, üç talâk  boşadım.»  dese;   bu  kadınlardan  her biri, üçer talâk, boş olur. Bu durumda, üç talâk, bu üç kadına taksim edilmez.

Fakat, koca, kadınlara: «Üç talâkı, aranızda îkâ eyledim.- derse; bu üç talâk, kadınlar arasında taksim edilir. Bu durumda, fıer biri, bi­rer talâkla boş olmuş olur. Bu durum, yukarıdakine benzememekte­dir. Gâyetii's - Sürûcî'de de böyledir.

Üç karısı olan ve bîrini, bir talâkla boşamiş bulunan koca, diğer karılarına : «Sizi, onun, bu tatlîkinde, ortak ettim.» dese; kadın­lar, birer talâk, boş olurlar. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Dört karısı olan bir şahıs, onlara : «Sizi, üç talâk, boşadım.» dese; herbirine üç talâk vâki oJur.

Bu adam, karılarından birine : Sen, beş talâk boşsun.» deyince, o kadın: «Bana, üç talâk kâfi gelir.» cevabını verse; Koca da: «Üç talâk, senin. Kalanı da, arkadaşlarının.» demiş olsa; bu durumda, ön­ceki karısı üç talâk boş olur. Diğerlerine ise, bir şey vâki olmaz. Çünkü, üçten fazla zikredilen talâk geçersiz olur. Kalan İki talâk, ar­kadaşlarına vâki olmakla, bir şey olmaz. Serahsi'nln Muhıyt'inde de böyledir.

iki karısı olan, bir kimse, onlara: «İki talâk, aranızdadır.» dese; bu kadınlar, birer talâk boş olurlar.

Keza, bu koca : «Sizi, bu iki talâka, ortak eyledim.» dese; yine, bu kadınlar, birer talâk boş olurlar.

Fakat, 'bu adamın; 'bir karısını, iki talâk boşadıktan sonra : «Onun talâkına, ikinizi, ortak ettim.» demesi hâli, böyle değildir. Bu durum­da, o iki talâk, önceki kadına ,vâki olmuştur. Sirâcü'l - Vehhâc'da da böyledir.

Bir  kimse, kanlarından birini, bir talâk; diğerini, iki talâk boşadıktan sonra; üçüncü karısına : «Seni, onlara, ortak ettim.» dese; cimâ' yapmış olsun, olmasın; bu kadın, üç talâk boş olur. Itâblyye'de de böyledir.

Bakkalı'd e zikredildiğine göre :

Bir kimse, karısını, üç talâk lboşıadığı zaman, diğer karısına: «O talâktan, sana da nasip ayırdım.» dediğinde, bir talâka, nlyyet etmiş­se; İkinci karısı, bir talâk boş olur .Şayet, bu sözü söylerken, —bu üç talâkın her birinden— nasip (= pay, hisse) almasına niyyet et­mişse; bu durumda, bu kadınların her biri, tlç talâk, boş olur.

Müntekâ'da şöyle zikredilmiştir:

Bir karısını boşadıktan sonra, onu geri almış bulunan şahıs, di­ğer bir karısına : «Gerçekten seni, filân kadının talâkına, ortak et­tim.» dese; o kadın da boşanmış olur.

Koca, karısına : «Filân kadının talâkına, seni de, ortak ettim.» dese; fakat, o kadın, tatlîk edilmiş olmasa veya, bu kadın, bir baş­kasının nikâhı altında buiunmasa, bu adamın karısına, talâk lâzım gelmez. Bu hükümde, başkasının nakâhı altında bulunan kadının, ko­cası tarafından, boşanıp, boşenmamasi da müsavidir.

Bu şahıs, işaret ettiği karısını —sonradan— boşasa veya buna niyyet etse bile, ikinci karısı boşanmış oimaz. Önceden, böyle söy­lemiş olması, talâk sayılmaz.

Birş, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.Vun, şöyle buyurduğunu, rivayet et­miştir.

Şayet, bu adam : «Seni, boşadığım kadının talâkına ortak ettim.» derse; bu kadın boş olur.

Bakkâlî'de zikredildiğine göre :

Bir kocanın, karısını; başkasının karısının talâkına ortak etmesi, sahih olmaz. Ancak, bu şahıs : «Onun karısına, , îkâ eylediği talâkı, bende, karıma karşı îkâ eyledim.» derse; bu durumcja, karısı boş olur.

Bişr, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un, şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Azâd edilmiş ve nefsini ihtiyar etmiş bulunan, bir cariyenin ko­cası; diğer karısına : «Gerçekten, onun talâkına, seni de, ortak et­tim.» dese; ikinci kadın için, talâk vâki olmaz.

Keza, taiâksiz ayrılan, her fırka böyledir.

Bir kimse, karısına : «Seni, şu fırkaya, ortak ettim.» veya «Seni, benimle o kadın arasındaki ayrılığa, ortak ettim.» dese; talâk-ı bâin, vâki olur. Koca, üç talâka jıiyyet ederse, kadın, üç talâk boş olur.

Bu kimse : «Ben, talâka, niyyet etmedim.» dese; hüküm bakı­mından, sözü geçersiz olur. Diyanet yönündense, onunla, Allahu Teâ-lâ arasındadır. Muhiyt'te de böyledir.

Dört karısı olan, bir şahıs; oniara : «Bir talâk, aranızdadır.-» demiş olsa; bu kadınlardan her biri, birer talâk boş olur.

Keza, bu adam, karılarına : «İki talâk aranırdadır.» veya «üç ta­lâk»...»; «Dört talâk, aranızdadır.» demiş olsa; yine, bu kadınlara, 'birer talâk vâki olur.

Fakat, bu adam, kanlarının her biri için, ikişer veya üçer taiâk'a niyyet edere; bu kadınlar, ikişer veya üçer talâk 'boş olurlar.

Bu kimse, niyyetsiz olarak : «Beş talâk, dördünüzün arasında­dır.» demiş olsa; her biri, ikişer talâk boş olur. Bu hüküm, sekiz ta­lâka kadar böyledir.

Bu kimse, —sekizden fazla— meselâ: «Dokuz talâk, aranızda­dır.» derse, bu durumda, kadınlardan her biri, üçer talâk boş olur. Fethu'! - Kadîr'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, boşsun ve sen.» dese; kadın iki

talâk boş olur. Fetvada: «Bu durumda, kadın, bir talâk, boş olur.» de­nilmiştir.

Bir kimse, iki karısından birine hitap ederek : «Seri boşsun.» de­dikten hemen sonra; ikisine birden : «İkinizde.» dese; önceki kadın, iki talâk; sonraki kadın ise, bir talâk boş olur.

Adam, iki karısından birine : «Sen boşsun, 'hayır, belkide sen.» demiş olsa, bir talâk vâki olur. İkinci, karısına da, talâk niyyeti ol­madan : «Sen.» demiş olsa; onun için, talâk vâki olmaz. Fakat, bi­rinciye hitap ederken : «Sen boşsun ve sen.» demiş olsa, ikinci ka­dın da boş olur. Nitekim : «Şu boş ve şu da...» denildiği zaman, du­rum yine böyledir.

Fakat, niyyetsiz olarak: «Şu boştur: şu da...» dese; ikinci kadın, boş olmaz.

Ancak, koca : «Şu ve bu boştur.» demiş olsa; bu kadınlara, birer talâk vâki olur.

Koca :    «Şu, şu boştur.» dese; ilk kadın boş olmaz.

Ancak: «Şu, şu tâlikânl (= ikisi boştur.)» derse; iki kadın da, birer talâk boş olurlar.

Eğer koca : «Ssn, sonra sen, sonra sen boşsun.» derse; son ka­dın boş olur. Ba cümleyi *ve» bağlacı ile : «Sen ve sonra sen ve sonra sen.-." şeklinde söylemiş olsa; hüküm yine aynıdır.

Bu durumlarda, talâk-lafzını, cemi sıygası Ile( boşsunuz şeklinde) kullanırsa veya 'bu lafzı önce söylerse; ,kadin]-ann hepsi de, birer ta­lâk boş olurlar. Zahîriyye'de ve Uâbiyye'de de böyledir.

Keza, dört karısı olan, bir kimse, kanlarından birine : «Sen.-» sonra diğerine : «Sen.» sonra da diğer birine : «Sen.« ve sonra da sonuncusuna : ^Sen, boşsun.» dese; bu son kadın, boş olur. Fetâvâyl Kâdthân'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Öç talâk, boşsun.» dedikten sonra; di­ğer karısını kasdederek : «Bu da, senin gibidir.» veya «Bu da, senin­le beraberdir.» dese;, müteakiben de : «Ben onun oturmasını, kas-detmiştim.» iddiasında bulunsa; onun, bu sözüne inanılmaz. Bu, İkin­ci kadın da, üç talâk, boş olur.

Fakat, bu şahıs, üç talâkla boşadtğı karısına : «Gerçekten, seni boşadım. İşte, bu da, senin gibidir.» veya ... seninle beraberdir.» de­se; sonraki karısı, bir talâk, boş o!ur. Çünkü, burada, kocanın : «Sepi boşadım.* demesi, bir talâk manası İfade etmektedir.

Bu kimse, konuştuğu kadına; önce : «Bu da, seninle beraber, boş­tur.» demiş olsaydı; nîyyet etmemesi hâlinde, muhatabı olan, bu ka­dın,'boş olmazdı. Itâbiyye'de de böyledir.

Asıl'da zikredüdiğine göre :

Bir kimsenin, üç karısı olsa da, bu şahıs : «Şu, boştur.» veya "Şu ve şu boştur.» dese; bu durumda, adamın üçüncü karısı, boş olur. Birinci Me ikinci'karısından, hangisinin boş olacağı hususunda ise, koca muhayyerdir. Muhıyt'te de böyledir.

Dört karısı olan, bir şahıs : «Sen boşsun.» veya «Şu ve şu Ve şu —boştur.—» demiş olsa; bu koca da, önceki, iki karısı arasın­da, muhayyerdir. Serohsî'nin Muhiyt'inde de böyledir.

Bu kimse, şayet: «Şu boştur.» veya «Şu ve şu ve şu boştur.^ derse; dördüncü ve üçüncü kadın, boş olur. Koca, önceki iki kadın hususunda ise, muhayyerdir. Yani, birinci ve ikinci kadınlardan, hangisini dilerse, onu boşar.

Şayet bu kimse : «Şu boştur ve şu da...» veya «Şu ve şu boş­tur.» dese; bu durumda; birinci kadın ile dördüncü kadın boş olur. Koca, ikinci ile üçüncü arasında, muhayyerdir. Hangisini dilerse, o boş olur. Muhıyt'te de böyledir.

Koca : «Sen boşsun; hayır, belki de şu.» veya «Şu veya şu; hayır, belkide şu —boştur—.» dese; birinci ve dördüncü kadın boş olur. İkinci ve üçüncü kadınlar arasında, koca, muhayyerdir.

Bir koca : «Umre boştur veya eve girerse Zeynep...» dese ve Zeynep eve girerse; bu durumda, koca muhayyerdir: Hangisini di­lerse, onu boşar.

Bir kimse, karısına : «Sen,, üç talâk boşsun.» veya : «Filâne bana, haramdır.» dedikten sonra; «Ben, bu sözümle, yemin kasdettim.» diye iddia etse; aradan, dört ay, geçinceye kadar, durumu açıklaması için zorlanmaz. Dört ay geçtikten sonra, durumunu ikrar etmezse; ya, ta­lâkı açıklaması veya ilâda bulunması hususunda zorlanır.

Bir kimse, karısı için: «Boştur.»; kölesi için de: «Hürdür.» dedikten sonra, durumu açıklamadan ölse; İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre; köle, azâd edilmiş; talâk da, bâtıl olmuş olur. Kadına, mîras hakkının yansı; metırinin de dörtte üçü verilir. Kocası, bu karı­sına cima' etmemişse; kadına mîras verilmez. Ses-ahsî'nin Muhıyt'-inde de böyledir.

Müntekâ'da zikredildiğine göre:

Bir kimse, karısına : «Sen, boşsun;, hayır, belki de sen boşsun.* dediği zaman, bu kadın; iki talâk üzere boş olur.

Bu koca, karısına : «Sen, bir talâk boşsun; hayır, belki de, bir ta­lâk...» dese; yine kadın, iki talâk boş olur.

Keza, bu şahıs, karısına : «Sen, bir talâk boşsun; hayır, belki de sen, bir talâk, boşsun.» demiş olsa; kadın, yine iki talâk, boş olur.

İmâm pbû Yûsuf (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, karısına : «Sen, boşsun; hayır, belki de, sen...» dedi­ği zaman; bu kadın, önceki sözle, bir talâk, boş olur. İkinci sözden dolayı, bir şey lâzım gelmez. Ancak, bu durumda, koca, ikinci talâka da niyyet etmiş olursa; bu da, vâki olur.

Şayet, bu koca, iki karısına hitap ederek : «Sen, boşsun; hayır, belki de İkiniz.* demiş olsa; önceki kadın, iki talâk; sonraki de, bir talâk; boş olur.

Asıl'da zikredildiğine göre :

Bir kimse, karısına : «Seni, dün bir talâk, boşadım; hayır, belki de İki talâk boşadım.» demiş olsa; kadın iki talâk boş olur. Muhıyt'­te de böyledir.

Bîr kîmse, cima" etmiş olduğu karısına : «Sen bîr talâk boş­sun; 'hayır, belki de, iki talâk boşsun.» demiş olsa; 'bu kadın, üç talâk boş olur.

Koca, bu sözü, cîmâ' etmemiş bulunduğu, karısına söylerse; bu kadın, bir talâk boş oiur.

Bir koca, karılarından birine : «Sen boşsun ve boşsun ve boş­sun; hayır, belki de şu...* demiş olsa; son kadın, bir; önceki ise, üç talâk boş olur.

Üç karisi olan, bir kîrnae : «Sen boşsun ve sen; hayır, belki de, hepiniz boşsunuz.» dese; kadınların hepsi de, birer talâk boş olur­lar. Serahsî'nin Muhıyt'ind© de böyledir .

Bir şahıs, cima' etmediği  karışma : «Bu, bir talâk, boştur; bir, bir; hayır, belki de, şu   başkası; işte   başkası...»   demiş olsa; cima' etmediği karısı, bir; diğeri ise, »üç talâk boş olur. Eğer, Önceki kadına da, cima' etmiş olsaydı; o da, üç talâk, boş olurdu. Itâbiyye'-de de'böyledir.

Bir kimse, karışma : «Sen, bir taiâk boşsun; hayır, belkî de ya­rın...» dese; bu durumda kadın, bk talâk :boş olur. Bir gün sonranın, fecrinin tulu' ettiği zaman da, diğer talâk vâki olur. Fetâvâyi Kâdîhân'-da da böyledir.

Bir kimse, kanlarından birine : «Sen, taiâk-ı ric'î ile boşsun; diğeri de, talâk-ı bâin iie boştur; hayır belki de bu...» dese; önceki kadın, İki; sonraki ise, bir talâk boş oiur.

Şayet, koca : «Sen, üç talâk, boşsun; hayır belki de, bu... dese; hu iki kadın da, üçer talâk boş olurlar,

Eğer: «... hayır, belki de, bu boştur.» demiş olsaydı; İkinci ka­dın, bir talâk boş olurdu. Itâbiyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, bir talâk, boşsun; Hayır...» veya «... bir şey değil.» demiş olsa; talâk vâki olmaz.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, bu durumda, bir talâk-ı ric'î vâki olur.

Koca, karısına : «Sen, fcir talâk, boşâun. Hayır, veya «... bir şey değil.- veya «...boş değil.» demiş olsa; bu durumda,'bil - ittifak, bir şey vâki olmaz. Kâfî'de de böyledir.

Bir kimsenin, karısına: «... üç talâk veya hayır.» demesi mes'elesi, ihtilaflıdır. Esahh ol<an kavil ise, bu durumda, talâk'ın vâki olmayacağıdır. Itâbiyye'de de böyledir.

İbn-i Semâ'a, Nevâdir'de, İmâm Muhammed (R-A.)'in, şöyte buyurduğunu, rivayet etmiştir:

Bir talâk mı, üç talâk mı boşadığı hususunda şüpheye düşen kim­se, karısını, bir talâk boşanuş sayılır.

Ancak, bu kimse; üç talâk hususunda, kalbî yakîn veya zann-ı galip hasıl ederse; bu durumda, üç talâk boşamış olur.

Bu durumda, koca : «Ben, o talâkın, üç olmasına azmediyorum.» veya «Bence, o, üç talâktır.» derse; yine üç talâk olmuş olur.

Bu, talâk konusunun geçtiği mecliste hazır bulunan, âdil kimse­ler : «O, bir talâk idi.» derlerse; bunların sözleri doğrulanır ve ,ka-bûi edilir. Zehıyre'de de böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, bir talâk veya iki talâk boşsun.» derse; durumu, kendisinin açıklaması gerekir.

Koca, bu sözü, cima' ettiği karısına söylemişse; bir.talâk vâki olur. Bu durumda, koca İçin, bir muhayyerlik yoktur. Zahîriyye'de de böyledir.

Kudûi'i şöyie demiştir:

Bir kimse, kendisi İle talâk arasında hiç bir alâka bulunma­yan V3 üzerine talâk vâki olması söz konusu olmayan taş ve hayvan gibi bir.şeyi, karısının yanında tutarak : «Bir.» veya «Boşadım.» yahut «Bu veya bu boştur.» dese; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Ebû Yûsuf (R-A.)'a göre, karısı boş olur.

Fakat, bu kimse; nikâhlısı ile başka bir kadını, bir taraya getirip: «Onun boş olduğu gibi...» veya «Bu veya bu boştur.» dese; karısını boşama niyyetinde olmadığı müddetçe; karısı boş olmaz.

Keza, bir kimse; karısının nikâhı İle bir başka kadının nikâhım, birlikte söz konusu ederek : «Bu veya bu boştur.» veya «Onun, boş olduğu gibi...» demiş olsa; Imâm-ı A'zam Ebû 'Hanîfe (R.A.)'ye göre; karısını boşamaya niyyet etmediği müddetçe, bu şahsın karısı boş olmaz. .

Çünkü, buradaki yabancı kadın da, İnşâ bakımından mahal de­ğilse de haber yönünden, nikâha nrahaldir. Aslında, bu sîga, haber sîgasıdır.

Bu durumda koca : «O kadını, kocasının boşamış olduğu gibi; be;i de, bir talâk boşadım.» dese; fakat, karısını boşamaya niyyet etmiş olmasa; karısı boş olmaz.

Hişâm'ın  Nevâdir'de zikrettiğine göre,     İmâm Muhammed (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, karısı ile bir yabancı kadını söz konusu ederek : «Bîri, bir talâk; diğeri, üç talâk boştur-» dese; bu durumda, karısı bir talâk boş olur.

İmâm MufiDmmed (R.A.), Ziyâdât'ta şöyle buyurmuştur:

Süt emmekte olan, iki küçük nikâhlısı bulunan bir kimse : «Bun­lardan birisi, üç talâk boş olsun.» dese, bunlardan biri üç talâk boş olur. Bunun, hangisi olduğunu, kocanın açıklaması gerekir.

Koca, bu durumu açıklamadan, bir kadın gelip, bunların ikîsînf birlikte veya ayrı ayrı emzirirse, bu nikâhlılardan, her ikisi de boş olur. Muhıyt'te de böyledir,

Bir kimse, hayattaki bir karısı ile ölü bir karısından bahse­derek : »Bunlardan biri, boşanan kadın gibidir.» dese; sağ kadın, boş olmaz. Fetâvâyî Kâdîhân'cte da böyledir.

Ziyâdât'da şöyle denilmiştir :

Bir hür ve bir de câriye karısı olan ve bunların her ikisine de cima' etmiş bulunan bir kimse : «Bunlardan birisi, iki talâk boş olan gibidir.» demiş ve cariyeyi azâd etmiş olsa; bilâhare de iki talâkla boşadığmın, câriye olduğunu açıklasa; bu câriye o şatfısa, hürmet-İ galîza ile haram olur.

Şayet, bu kimsenin kanlarından iter ikisi de, câriye ofsaydı ve koca : «Bunlardan biri, iki taiâk boş olan gibidir.» dedikten sonra; her ikisini de lazâd etse ve bilâhare de 'hastalanıp, bu hâlinde; hangi karısını boşamış olduğunu açıklamış bulunsaydı; bu kadın, kendisine, hürmet-i galîza ile 'haram olurdu.

Bu durumda, adam ölse; miras, bu kadınlar arasında, yan yarı­ya olurdu. Çünkü mîras hakkmda, bir açıklama yok gibidir. Muhiyt'te de böyledir.

Bir şahsın nikâhı altında bulunan, iki cariyenin sahibi, bu cariyelerden bahisle : «Onlardan biri, hür gibidir.» dedikten sonra: koca, efendinin azâd ettiğini, iki talâk boşamış olsa; bilâhare, —ko­ca, bir şey açıklamadan — efendiden, hangi cariyeyi azâd etmiş ol­duğu sorulduğunda, o da, durumu açıklasa; azâd edildiği belli olan kadm, iki talâk boş olmuş olur.

Bu kadın, hürmet-İ gaiîza ile haram olmaz; Öç Irayız, iddet bek­ler.

Şayet, efendi; hangi cariyeyi azâd ettiğini 'belirtmeden ölmüş olsaydı; kocadan, hangisini boşamış olduğunu, açıklaması istenirdi. Koca, hantjisini boşamış olduğunu açıklayınca da; İmâm Efaû Hanîfe (R.A.)'ye 'göre, o câriye, kocasına, 'hürmet-î galîza ile, 'haram olurdu.

Çünkü, bu durumda, o kadının talâkı ikidir, İddeti de, iki hayız müddetidir.

Şayet, bu cariyelerin efendisi, ölmemiş fakat gaip olmuş olsay: di; bu durumda, kocanın, hangisini boşamış bulunduğunu, açıklaması istenmezdi.

Fakat, önce, koca, bu iki karısından 'bahisle : «Bunlardan biri, iki talâk boş gibidir.» dedikten sonra; cariyelerin efendisi:    «Kocanın boşadfğı,  hürdür.» demiş olsaydı; bu durumda,    kocadan, hangisin! boşadığını, açıklaması istenirdi.

Kocanın, boşadiğıni açıkladığı câriye, önce boşanmış ve bilâhare. hürriyetine kavuşmuş olurdu.

Bu durumda, kadın; kocasına, hürmet-i galîza ile haram olur. Id-deti ise, üç hayız müddeti olur. Bazı nüshalarda da «iki hayız olur.* şeklinde yazılıdır. Kâfî'de de böyledir.

İmâm Muhammed  (R;A.), Câmi'de şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, cima' etmiş bulunduğu iki karısına : «İkiniz, iki talâk boşsunuz.» demiş olsa, kadınlardan her biri, birer ta!âk-ı ric'î île, boş olur.

Bu şahıs, karılarından her hangi birine rücu etmeden,[16] onlara : üç talâk, boş gibisiniz.» dese; kimi kasdettiğini, açıklaması gerekir.

Bu koca, kimi kasdettiğini, kanlarından birinin iddeti, tamamla-na kadar açıklamazsa; geride kalan kadın, üç talâk boş olur.

Şayet, bu iki kadının İddeti, birlikte tamamlanırsa; üç talâk, hiç birine vâki olmaz.

Âlimler: «Burada kasıt, bu üç talâkın, bu kadınların birine tayin edilmemesi halidir. Bu durumda bile, bu üç talâk, bu iki kadından, belli olmayan birine vâkidir.

Kocanın da, bu durumda, talâkı, bu kadınlardan birine, îkâ hakkı yoktur. Fakat, bu koca, iddeti bittikten sonra, bu kadınlardan biri ile, evlenme hakkına, sahiptir.

Bu kadınların, iddeti birlikte biter ve koca, bunları —yine—bir­likte nikahlamak isterse; bu, caiz olmaz. Birini nikahlaması, caizdir. Geride kalan İse, üç talâk boş olmuş olur.

Kocanın da, bu durumda, talâkı, bu kadınlardan birine, îkâ hakkı risi, bir başka şahısla evlenir ve o şahıs, cima' ettikten sonra ölür

veya bu kadını bossrsa; ilk koca, Eddetinl tamamladıktan sonra, bu kadını nikahlayabilir. Koca, diğer karısını daha önce, nikahlamış bu­lunsa bile, yine, bu sonraki kadını nikâhlıyabilir.

Keza, bu İki kadın, îddetlcrini tamamladıktan sonra; birisi ölmüş olsa; kocanın, kalan kadını, nikahlaması caiz olur. Çünkü, hu durum­da, ölen kadında, bir şey ta'yin etmek mümkün değildir ki, kalan İca­dın, !üç talâk, boş olsun.

Fakat, kadınlardan, ikisi de, sağ olduğu ha'de, koca, bunlardan birini nikahlarsa; bu caiz olmaz. Ancak, :bu durumda da, üç talâkın, birine vâki olduğu açıklık kazanırsa; ciğerinin nikâhlanması caiz olur.

İmâm Muhammed (R.A), 2iyâdât'da şöyle  buyurmuştur:

Bir kimse, nikâhı altında bulunan fakat cirnâ' etmemiş olduğu, ı_aşka bir şahsa alt iki cariyeden bahisle : «Bunlardan birisi, İki taiâk, boş olmuş gibidir.» dedikten sonra; bunlardan birini satın almış"ol­sa; bu talâkın, satın almadığı kaçışma ait olduğu, açıklık kazanmış olur.

Bu (cadılardan, birinin ölmesi hâlinde de, hüküm aynıdır.

Şayet, bu koca, bu kadınların ikisini de satın almış olsa: talâk, mücmel olarak, bu İki kadsn arasında olur. Böyle olunca da, kocanın, talâk konusunda, bir açıkloma yapma hakki da  olmaz,

Koca, bu kanlarından birine cima' ederse; talâkın, diğerine vâki Olduğu açığa çıkar. Çünkü, kocanın, işini salah üzere yapması gere­kir.

Kocanın, bu kadınlardan birine, cima' etmesi helâldir. Koca, ci­ma' yaptığı kadından, talâkı bertaraf etmiş olur. Çünkü, iki talâkla, boşanmış olan câriye, nikâh mülkiyeti sebebi ile, helâl olmaz.

Bir koca, cima' etmiş bulunduğu iki karısından bahisle: «Biri, bir; diğeri, üç talâk boştur.» dedikten sonra, hangisinin bir, hangisinin üç talâk boş olduğunu bsîirtmese ve ayrıca, bu hususta, bir niyyeti de bulunmasa; bu koca, îddetleri içinde olmak şartı ile, üç talâkı, dilediği karışma, îkâ edebilir. Ancak, iddetleri tamam olduktan sonra, üç talâkı, karılarından birine îkâ etme hakkına, sahip değildir.

Bu kadınlardan, iddeti önce tamamlanan bâino, diğeri ise, üç ta­lâk boş olur.

Şayet, koca; karılarından, İkisine de cima' etmemişse; mes'eie, hâli üzere kalır. Ve kocsmn, üç talâk:, karılarından birine, îkâ etme hakkı olmaz.

Bu durumda, kocanın, bu karılarından biri ile evlenmesi câîz olur. Diğeri il-e evlenemes. Muhıyt'te ds böyledir.

Dört karısı olan bir şahıs, bunlardan birini, üç talâk boşasa; kadınlar ds, boşamanın, kime ait olduğu hakkında şüpheye düşüp, her biri, talâkın kendisine -ait olduğunu inkâr etss; bu durumda ko­ça, onlardan hiç birine yaklaşsrrraz. Çünkü, koca; bu kadınlardan bi­rini, kendisine hsram kılmıştır. Ve haram olanın, bu dört kadından her birinin olması, mümkündür.

Âlimlerimiz: -Hor mal, zaruret indinde mubahtır, Bunda, taharri de, caiz olmaz. Ferçler de, bu babdandır».demişlerdir.

Âlimlerimiz: - «Kesilmiş hayvanlarla, İaşeler, birbirine karışmış olsalar;   araştırılır. Çünkü, iaşe, zaruret hâlinde mübâh olur.

Bu kadınlar, isterlerse; nafaka hususunda hâkime müracaat edip, kocaları aleyhine, dava açabilirler.

Bu durumda, hakim; karılarından hangisini boşadığını açıklayana kadar; kocayı, cezalandırır. Bu kadınların nafakaları da, koca tarafın­dan karşılanır

Bu duruinda, münasip olan, her kadının, bir talâk, boş olmasıdır

Bu koca, karılarından üçü ile, tezevvüc etse; nikâhları sahih olur. Böylece de, dördüncü kadının boşanmış olduğu ortaya çıkar.

Cima' hususunda ise; âlimlerimiz: «İhtiyata uygun olan, bu ko­canın, karılarına yakın olmamasıdır Şayet, üçüne yakın olup, cima' ederse; dördüncünün talâkı açıklık kazanmış olur» demişlerdir

Bu kimse, karılarından biri kocaya gitmeden, dördünü bir nikâh edemez : Bu kadınlardan biri, bir başka kocaya varır; yeni kocası ona clmâ' ettikten sonra ölür veya onu boşarsa; iddet bekledikten sonra, bu kadın da, eski kocası ile evlenebilir

Cami isîmü eserde, şöyle zikredilmiştir:

Bu kadınlardan her bîri, kendilerinin üç talâk üzere boşanmış bulunduğunu iddia eder; bu hususta, kocaya yemin^ teklif edildiği halde; b, yemin etmekten kaçınırsa: kadınlardan her biri üçer talâk boş olmuş olurlar.

Şayet, koca; her biri için yemin ederse; hüküm, yemin hususun­dan önce, —yukarıda— söylemiş olduğumuz gibidir. El-İhtihyâr, Şerhu'l  Muhtâr'da da böyledir.

Bu durumda, iki karısı olan kimsenin, karılarından birini, ni­kahlarsa; diğerini boşadığı meydana çıkar. Bu hüküm, üç talâk olduğu zaman geçerlidir.

Şayet, talâk; talâk-i bâin ise; bu şahıs, karılarını yeniden nikâh-Iiyabilir. Talâk, talâk-ı ric'î ise, bu durumda da, bu şahıs, karılarına, ric'at edebilir.

Talâk, üç talâk olduğu zaman, kadınlardan birisi, açıklama ya­pılmadan ölürse; erkek için, en güzel olan davranış; boşanan kadın açıklanmadan, diğer kadınlara cima' yapmamasıdır. Erkeğin, boşanan kadını açıklamadan, cima1 yapması da caizdir. Bedâi'de de böyledir.

İki karısı olan bir kimse : «Bunlardan biri, boşanmış gibidir.» demiş ve hangisini boşadığıni açıklamadan, kadınlardan birisi ölmüş olsa; geride kalan kadrn da, boş olur.

Bu kadın, ölmemiş olsa da koca, bu karılarından birine cima' et­se veya öpse; yahut birinin talâkına yemin etse veya müzâharede bulunsa veyahut boşasa; bu durumda, diğerinin boşanmış olduğu açı­ğa çıkar.

Bu adam, kanlarından bîri, öldükten sonra : «Ben, onu kasdet-mlştim.» dese; bu kadın, vâris olamaz. Kalan kadın da, boş olur. Hu-lâsa'da da böyledir.

Bu koca, karılarından birini, bizzat, belirterek boşadıktan sonra: «Ben, bu talâkla, ikisini de irâde eyledim.» dese; bu kocanın sözü, mu.teber ve geçerli olur. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, birden, ikiye kadar, boşsun.» ve­ya «Birin yansından ikiye kadar, boşsun.» dese; bu durumda kadın, bir talâk boş olur,

lmârn~i A'zam Ebü Hanîfe (R.A.)'ye göre, bir kimse, karısına : «Birden, üçe kadar, boşsun.» veya «Birin yarısından, üçe kadar boş­sun.» dese; bu durumda, karısı, iki talâk boş olur. Hidâye'de de böy­ledir.

Bu şahıs, «Birden, üçe kadar, boş ol.» veya «Birin yarısın­dan, üçe kadar boş ol.» demekle, bir talâka niyyet etmiş olsa; bu niy-yeti, hüküm bakımından tasdik edilmez. Gâyetü's - Sürûcî'de de böy­ledir.

Bir kimse : «Birden, ona kadar, boş ol.» demiş olsa; İmâm Ebû Hanıfe (R.A.)'ye göre, kadın, iki talâk, boş olur. TebyîiTde de böyledir.

Bir kimse, karısına: «Birin yarısından, diğerine kadar boş­sun.» veya «Birden, bire kadar boşsun.» demiş olsa; bu da, bir talâk olur. Sirâeül - Vehhâc'da da böyledir.

Hİşâm, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un, şöyle buyurduğunu riva­yet etmiştir:

Bir kimse, karışma: «Gerçekten, birle, üçün arası, boşsun.» de­miş olsa; bu durumda, bir talâk vâki olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına : «İkiden, ikiye kadar, boşsun.» demiş olsa; İmâm Ebû Hanîfe (R-A.)'ye göre, bu kadın, iki talâk boş olur. Itâbiyye'de de böyledir.

Karısına:  «Geceye kadar, boşsun.» veya «Aya kadar, boş­sun.» yahut «Seneye kadar, boşsun.» diyen kimsenin durumu hak­kında, şu üç şekil, söz konusu olabilir:

1- Bu sözü söyleyen kimse, —o anda— talâkın vukuuna niy­yet etmiş olabilir. Bu niyyetle olunca da, taİâk, o anda vâki olur.

2- Bu kimse, talâkın; talâkı izafe ettiği zamandan sonra, vâki olmasına niyyet ederse; talâk, izafe edildiği vakitten sonra vâki olur,

3- Bu kimse, bu sözü söylediği zaman, hiç bir şeye niyyet et­miş olmazsa; bu durumda, bize göre. talâkın izafe edildiği zaman gel­meden, talâk vâki olmaz.

'Karısına: «Yaza kadar, boşsun.» veya «Kışa kadar, boşsun.» di­yen kimsenin durumu da, yukarıdaki kimsenin durumu gibidir.

Keza, «Bahara kadar...«; «Güze kadar...» diyen kimse hakkında­ki, hüküm de böyledir. Muhıyt'te de böyledir,

Bir kimse, karısına : «Sen bir müddete (veya bir zamana) kadar, boşsun.» dediğinde, belli bir zamana niyyet etmişse; bu za­man gelince talâk vâki olur.

Bu sözü söylediği sırada, hiç bir şeye niyyet etmemişse, bu du­rumda, aiti ay sonra, talâk vâki olur.

Bu kimse, karışma : «Yakın bir zamana kadar, boşsun.» demiş ve bu sözü söylediğinde, hiç bir şeye niyyet etmemişse; bir ay son­ra, talâk vâki olur. Aksi takdirde, bir gün sonra, talâk vâki olur. Fetâ-v:yî Kâdîhân'da da böyledir

Bir kimse, karışma : «Buradan, Şam'a fcsdar boşsun.» de­miş olsa; bu kadın, bir ta!âk-ı ric'î boş olur. Hidâye'de de böyledir.

Bir koca, karısına ; «Sen, ikide bir taiâk boşsun.» demiş ve bu sözü ile : «Sen, iki ve bir talâk boşsun.» demeye niyyet etmişse; bu durumda, cîmâ' etmiş bulunduğu karısı üç taiâk boş olur.

Bu sözün muhatabı olan kedin, cima' etmemişse; o, birtalâk.boş olur.

Fakat, adam, bu sözü : «Sen, iki ile beraber bir talâk, boşsun.» manâsına gelmesi niyyeti ile söylemlşse; bu durumda, kadın; cima' ettiği kadın da olsa; cima' etmediği kadın da olsa; üç taiâk boş olur. Fethu'l - Kadîr'de de böyledir.

Ancak, bu kimse, «iki» kelimesini zarf niyyeti ile zikretmişse; bir taiâk vaki olur. Çünkü, talâk'ın zarf ofması doğru değildir. Bu se­beple, zikrettiği bu «iki» kelimesini, boş yere söylemiş olur. Sirâcü'l -Vehhâc'da da böyledir.

Keza, bir kimse, karısına: «Üç içinde, bir talâk, boşsun.» dediğinde; «Üç ve bir...» veya «üçle beraber bir^-.» talâka, niyyet etmiş olsa: kadın, etmiş olsa: kadın, üç talâk, boş olur.

Keza: «İki'de (= iki içinde) iki talâk boşsun.» diyen kimse, bu sözü, «iki ve iki» veya «iki ile beraber iki» talâk niyyeti ile söyle-mişse; yine üç talâk vâki olur.

Koca, «iki'de bir» sözünü, bir niyyeti olmadan söylemlşse; bir talâk; kezâ,.«üç'de bir» sözünü de, aynı şekilde söylemişse; yine, bir talâk vâki olur.

«İki de iki» sözü de, niyyetslz söylenirse; iki talâk vâki olur. Mu­hıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, Mekke ile 'boşsun.» veya «Mek­ke'de boşsun.» demiş olsa; kadın, o, anda, nerede bulunursa bulunsun, boş olur.

Bu kimse, karısına: «Sen, evds boşsun.» der ve bu sözü île de, onun Mekke'ye gelmesini kasdettiğini iddia ederse; diyanet itibarı İle, bu kimsenin, sözünün doğruluğuma inanılır; hüküm bakımından ise, inanılmaz.

Bu koca, karısına: «Eğer Mekke'ye girersen o zaman, boşsun.» derse; bu kadın, Mekke'ye girmedikçe, boş olmaz.

Adam : «Eve girdiğin zaman, boşsun.» derse; durum, yine yuka­rıdaki gibi, fiile bağlıdır. (Yani, kadın, eve girmedikçe, boş olmaz.) Hidâye'de de böyledir.

Bir adam, gölgede bulunan karısına :    «Güneşte,    boşsun.» dese, kadm-, bulunduğu yerde boş olur.

Koca, karısına : «Namazında, boşsun.» dese; kadm, rükû ve sec­de edene kadar, boş olmaz.

Koca : «Orucunda, boşsun.» dese; fecir, doğar doğmaz, kadın boş olur. Sirâcü'l - Vehhâc'da da böyledir.

Bir koca. kakışına :  «Hastalığında (veya derdinde) boşsun.-demiş olsa;  kadın,  hasta olana  kadar, boş olmaz. Fethu'l - Kadîr'de de böyledir.

Bir koca, karısına : «Eve girdiğin zaman, bir talâk, boşsun.» dese; bir talâk, sözün söyîendiçji anda vâki olur. Gâyetü's-Sürûcî'dö de böyledir.

Bir koca,  karısına :  «Hfayjz olduğun  anda, boşsun.- veya «Hayzınla beraber, boşsun.» dediği halde;    kadın hiç hayız olmasa, boş olmaz. Ancak, hayız olup kan gördüğü sırada, boş olur.

Bu kadın, sürekli hayız oluyorsa; temizlenmediği müddetçe, boş olmaz. Ancak, içinde bulunduğu hayız halinden temizlenir ve bir da­ha hayız olursa; bu durumda beş olur. Tehâvî Şerhi'nde de böyledir.

Bir koca, karısına : «Eve girmen (veya hayız olman) sebebi ile boşsun.» demiş olsa; kadın eve girmedikçe (veya hayız olmadık-çaj boş olmaz. Bdırü'r - Râcfcta'd'a böyledir.

Bir koca, karısına : «Elbisenin içinde, 'boşsun.» demiş olsa; Kadın, o anda boş olur.

Keza, bir koca, karısına : «Sen, boşsun ve sen, bastasın.» dedik­ten sonra «Ben, hasta olduğun zamanı kıasdettim.» dese; bu sözüne, hüküm bakımından inanılmaz. (Yani, karısı, boş olur.) Diyanet bakı­mından ise, bu sözü, kendisi ile Aliahu Teâlâ arasındadır. Fathu*!-Kodîr'de de böyledir.

Bir kimse,  karısına:  «Mekke'ye gittiğinde, boşsun.»    veya «Şu elbiseni giydiğinde, boşsun.» dese, kadın, bu İşleri yapmadıkça boş olmaz. Muhiyt'te de böyledir

Bir koca, karısına:    «Benim bilgimde...» veya «benîm he­sabımda...»  yahut «Benim  reyimde...» «boşsun.» demiş olsa; talâk vâki olur. Zâhiriyye'de de böyledir. [17]

 
2- Talâkı, Zamana İzafe Etmek

 

Bir   kimse,   karısına:,     «Sen,  yarında...»  veya     «Yarın...» «...boşsun.» dese; şayet, bir niyyeti yoksa; kadın, ikinci günün fec­ri doğarken, boş olur.

Koca : «Ben, yarınki günün sonunda, boş olmasına nîyyet etmiş­tim.» derse; bu sözüne, diyanet yönünden inanılır. Gerçek, kendisi ile Aliahu Teâlâ arasındadır.

Bu kimsenin sözüne, hüküm bakımından inanılır mı?

Bir kimse : «Yarın boşsun.» demişse, bil - Icmâ' sonraki sözüne inanılmaz.

«Yarında boşsnn.» demesi halinde ise, sonraki sözüne inanılıp inanılmaması hususunda ihtilâf edilmiştir: İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ye göre, bu sözüne inanılır. İmâireyn'e göre ise, İnanılmaz.

Keza, bir kimsenin «ramazan ayı...» veya «ramazan ayında, boş­sun.» veya «filan ay» yahut «... ayında boşsun...» demesi halinde de, yukarıdaki ihtilâf vardır.

Bîr kimse .karısına : «Sen, ramazanda boşsun.» dese; kadın, ra-mazıan ayının başında boş olur.

Koca, karışma : «Perşembe gününde, boşsun.» dese; karısı, ge­lecek perşembe günü girdiği tzaman, boş olur.

Bu şalısın : «Ben, gelecek ramazanı kasdetmıştim.» demesine, hüküm bakımından inanılmaz. Diyanet bakımından inanılır. Gerçek, kendisi ile Aliahu Teâlâ arasındadır. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına, perşembe günü : «Sen, perşembe günü (veya perşembe gününde) boşsun.» demiş olsa; içinde bulunduğu per­şembe günü talâk vâki olur. Zehıyre'de de böyledir.

Mecmö'u'n - Nevâzil'de şöyle denilmiştir:

Bir kimse, cum'a günü, karısına : «Sen, cum'a günü (veya cum'a gününde) boşsun.» demiş olsa; karısı, — içinde bulundukları — cum'a günü boş olur. Bu şekilde, bir niyyeti yoksa; talâk, gelecek cum'aya kalmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, şaban ayının içinde, karısına :  «Sen, ramazanda boşsun.» demiş olsa; şaban ayının son gününde, güneş batınca, ka­rısı boş olur.

Koca, karısına : «Sen, yazda (veya kışta, babarda yahut sonba­harda) boşsun.» dese; söylenilen vakit gelmeden, kadın, boş olmaz. Ancak, o vakit gelince, kadm, boş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böy­ledir.

Bir kimse, ramazan ayının yarısında, karısına, yemin ede­rek:  «Sen, kadir gecesi boşsun.» dese;  İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe

(R-A.)'ye göre, bir sonraki ramazan çıkmedan talâk vâki olmaz.

İmâmeyn'e göre ise, müteakip ramazanın yansı geçince, bu ada­mın karısı 'boş olur. Fetâvâyi Kârfîhân'da da böyledir.

Yemin eden kimse, eğer câhil tabakadan ise, içinde yemin ettiği ramazanın, yirmi yedinci gecesi, yemini bozulmuş olur. Çünkü, onların ekserisinin örfünde, kadir gecesi, o gecedir. Hâvî'de de böy­ledir.

Bir kimse, karısına : «Altı gün sonra, boşsun.» dese; yedin­ci gün, güneş batmca —talâk— vâki olur. Tatarhâniyye'de de böy­ledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, bu gün yarın, boşsun.» veya -Sen, yarın bu gün, boşsun." dediği zaman; bu iki vakitten, önce zik­redilen, geçerli olur. Yani, ilk cümleye göre, kadın, «bu gün»; ikinci cümleye göre ise, «yarın» boş olur. Hidâye'de de böyledir.

Bir adam, karısına : «Sen, bugün ve yarın, boşsun.» derse; o anda, bir talâk vâki olur. Bundan ;başka, talâk vâki olmaz.

Fakat, koca : «Sen, yarın ve bugün, 'boşsun.» derse; karısı, bir talâk, içinde bulunul-an gün, bir talâk da, müteakip gün boş olur. Sîrâcü'l - Vehhâc'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, bugün, boşsun.» dese ve hemen ilâve ederek : «Veya, yarın geldiği zaman, boşsun.» demiş olsa; bu sözü söylediği sırada, bir talâk vâki olur. Bir gün sonra gelince, kadın İddet içindedir ve ikinci talâk da vâki olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, karısına: «Sen, —yarın geldiği zaman— bugün, 'boşsun.» demiş olsa; bu kadın, bir sonraki günün fecri doğduğu za­man, boş oli"-. Zehıyre'de de böyledir.

Bir kimse, geceleyin, karısına : «Sen, gecende ve gündüzün-de, boşsun.» dediğinde, bu sözü söylediği sırada, bir talâk vâki olur. Şayet, niyyeti yoksa, gündüz, bir şey vâki olmaz.

Fakat, her vakit için bir talâka niyyet etmişse; gündüz de, bîr talâk vâki oiur.

Bu şahıs, geceleyin, karısına : «Sen, gûndüzünHo ve gecende boşsun.» dediğinde; bir talâk, bu sözü, söylediği sırada; bir talâk da, fecrin doğuşu esnasında vâki olur.

Keza, bu şahıs, karısına, geceleyin.: «Sen, gecende ve gündüzün­de, boşsun.» veya gündüz vaktinde : «Sen, gündüzünde ve gecende, boşsun.» dese; her vakitte, bir talâk vâki olur.

Keza, koca, karısına : «Sen, yemende ve içmende, boşsun.» veya «Sen, oturmanda ve kalkmanda boşsun.» dese; «kadın, kocasının de­diği, bu şeyleri yapmadıkça, talâk vâki olmaz.

Kadın, kocasının dediği, bu fiillerden, birisini yapınca, talâk vâki olur.

Bu durumda, koca, bir talâka niyyet etmişse, bir talâk vâki olur.

İbn-İ Semâ'a, Nevâdir'de, İmâm Muhammed (RA)'In, şöyle bu­yurduğunu nakletmiştir:

Bir kimse, karısına : «Sen, gündüzde ve gecede boşsun.» dese; eğer bu sözü, gündüz söylemişse, kadın, bir talâk; gece söylemlşse, iki talâk boş olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına, günün ortasında : «Sen 'bu günün evve-llnde (—başında) boşsun.» dese; bu durumda, kadın, iki talâk boş olur.

Ancak ,koca : «Sen, bu günün, âhirinde (— sonunda) ve evvelin­de l~ başında) boşsun» derse; bu durum da, kadın, iki talâk boş olur.

Çünkü, günün evvelinde denilen talâk, günün âhirinde, vfiki olur. Bu durumda, bir talâk vâki olmuş olur. Fakat günün sonunda başla­nana gelince; günün evvelinde vaki olmaz. Anoak bu, iki talâk ola­rak vâki olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, bu saat, yarın boşsun.» dese, ka­dın, bu söz söylenince, 'boş olur.

Koca : «Ben, bu saat ifâdesi ile, yarının, bu saatini kasdettim.» dese bile, bu sözü, hüküm bakımlından, doğru kabul edilmez. Gerçeği ise kendisi ile, AH ahu Teâlâ arasındadır. Muhıyt'te de böyledir.

Müntekâ'da zikredildiğine göre :

Bir kimse^ karısına : «Sen, yarın ve yarından sonraki gön, boş­sun.» dese; saaece, bir gün sonraki talâk vâki olur.

Kocanın, («arısına : «Dün ve bugün boşsun.» demesi hâlinde de, bir talâk vâki olur.

Fakat, koca : «Bu gün ve dün, boşsun.» derse; kadın, iki talâk boş olur.

Şayet bu koca, karısına : «Sen, bugün, dün ve evvelki gün, boş­sun.»   derse;  karısı, üç talâk boş  olur. Itâbiyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, bu gün ve yarından sonra, boş­sun.» dese; İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe fR.A.) ile İmâm Ebû Yûsuf (R.AJ'a göre, bu kadın, iki talâk boş olur. Fetâvâyİ Kâdîhân'da da böy-'böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, yarın veya yarından sonra, boş-1 sun.» dese; bu kadın, yarından sonraki gün, boş olur. Çünkü, bu iki vakitten birisi, zarf kılınmış olmaktadır.

Aslolan : Bir kimse, talâkı; iki vakitten birine îzâfe edince; bun­lardan, sonuncusunda talâk vâki olur. Kâfî'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «S-en, bugün ve yarın veya yarından sonra boşsun.» der ve bir niyyeti bulunmazsa; bir talâk vâki olur. Serahsî'nîn Muhiyt'inde de böyledir.

Fakat, bu kimse; bu üç günün, her biri için, birer talâk niy-

yet ederse; bu durumda, üç talâk vâki olur: Fethu'l - Kadîr'de de böy­ledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, bir talâk boşsun; bu sana, yarın vâki olsun.» dese; bir gün sonranın, fecri doğarken ka.dın, boş olur.

Ancak, bu şahıs, karısına : «Sen, boşsun; talâk vâki olmaz; an­cak yarın —vâki olur.» derse; !bu durumda, kadın, bu sözün söylendi­ği anda boş olur. Serahsfnin Muhıyt'inde de böyledir.

Bir kimse, karışırca : «Her ayın başında, boşsun.» deyince; kadın, her ayın başında, üç talâk boş olur.

Adam : «Her ay, boşsun.» derse; kadın, bir talâk boş olur. Zehıy-re'de de böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, her cum'a,    boşsun.» dediğinde; eğer karısını her cüm'a günü,    boşama niyyetinde ise; karısı, her cum'a günü, bir talâk boş olur.

Kocanın, böyle bir niyyeti yoksa; icadın, —sadece— bir talâk, boş olur. Bchru'r - Râık'ta da böyledir.

Bir kimse, karısına:    «Her gün...»    veya    «Ebediyyen...»; «Günlerce...» yahut «Bugün ve yarın veya yarından sonra...», «... boş­sun.» demiş olsa; kadın, bir talâk boş olur.

Keza, koca, karısına: «Sen, bugün ve ay başı boşsun.» dese ve her gön boşadığma niyyet etse; kadın, her. gün, bir talâk boş olur.

Koca,' karısına: «Sen, her günde, bir talâk boşsun.» demiş olsa; her gün, bir talâk vâki o|ur.

Keza, koca, karışıma : «Her günde...» veya »Her günün yanında...» yahut «Her gün geçtikçe...», «... başsun.» demiş olsa; her yeni gün­de, bir talâk vâki olur. Böylece, üç günde, üç talâk tamamlanır. Se-rahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Bişr, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un, şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Bîr kimse, karısına : «Günler sonra, boşsun.» dese; bu kadın, yedi gün sonra, boş olur.

Muafla, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un, şöyle buyurduğunu riva­yet etmiştir:

Bir kimse, zil - kâde ayının, bir foaç günü geçtiği sırada, karısı­na : «Sen, zil - kâde ayında boşsun.» dese; kadın, bu sözün söylendi­ği sırada boş olur.

Koca, karısına : «Günün, geldiğinde, boşsun.» demiş ve bu­nu gece söylemişse; gelmekte olan günün, fecri tulü' ettiği zaman, kadın boş olur.

Koca, bu sözü, gündüz, kuşluk vaktinde söylemişse, bir sonraki günün, aynı saati gelince, karısı boş olur.

Koça:    «Gün geçince, boşsun.» der ve bunu geceleyin söyler­se; müteakip günün, güneşi batınca, karısı boş olur.

Bu sözü, kuşîuk vektinde söylemişse; müteakip günün, aynı vak­ti gelince, karısı boş olur.

Koca, karısına :  «Üç  gün  gelince boşsun.» der ve  bunu, gece söylerse; üçüncü gün, fecir doğarken, kadın boş olur.

Bu sözü, kuşluk vaktinde söylemişse;  kadın, dördüncü gün, fe­cir doğarken, boş olur.

Koca:    «Üç gün geçince, boşsun» demiş ve bu sözü geceleyin

söylsmiş olursa; üçüncü gün güneş batarken, kadın boş olmuş olur, Câmi'ın bazı nüshalarında: «Dördüncü gün, aynı vakit gelmedikçe, kadın boş olmaz.» denilmiştir. Ivluhıyî'te de böyledir.

Bir şahıs,- evlendiği gün, karısına : «Sen, dün boşsun.» de­miş olsa; bu sözünden dolayı, bir şey vâki olmaz.

Ancak, bu kimse, dünden önce, evlenmiş olursa; bu sözü söyle­diği zaman, bir talâk vâki olur

Bir koca, karısına : «Ben seninle evlenmeden önce, sen boşsun.» dese, bir şey vâki olmaz. Hidâye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Seninle evlendiğim zaman, seninle ni­kahlanmadan önce, sen boşsun.» veya «Seninle evlenmeden önce, seninle nikâhlandığım zaman, sen boşsun.» yahut «Seninle evlendi- ■ ğim zamsn, ssn boşsun." yahut «Seninle evlendiğim zaman, işte sen, evlenmeden önce, boşsun," demiş olsa; önceki iki şekilde, bil - itti­fak, nikâh akdedildiği zaman, kadın, boş olur.

Üçüncü şekilde ise, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muham­met! (R.A.)'e göre, talâk vâki olmaz. Fethu'I - Ksdîr'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Bir aydan önce, eve girersen...» veya «Filân adam, bir aydan önce, gelirse..-», «... sen boşsun.» der ve ka­dın, bir ay'sonra eve girer veya adam, bir ay sonra, gelirse, talâk vâki olmaz.

Ancak, kadın; bir ay tamamlanmadan eve girer veya adam, bir sy tamûmlanmacten gelirse; talâk vâki olur,

Bir kimse, karısına: «Bu aydan önce, sen boşsun.» dese; karısı, o anda, boş olur.

İmamlarımızın üçüne göre de, koca; karısını, ayın ortasında ayır­dığı halde; kadın, eve girse veya filan adam, ayın tamamında gelse; kadın iddetli olduğu için, ayrılığın geçersizliği ortaya çıkmaz. Muhıyt'-te'de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Filân adam, ölmeden, bir ay önce, boş­sun.» demiş ve o adam da, bu sözün söylenişinden, bir ay geçtikten sonra ölmüş olsa; bu kadın, —adamın ölümünden— bir ay önce, boş olmuş olur. Bu, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe (R.A.)'nin kavlidir.

İmâmeyn'e göre, bu kadın; o adamın, ölümünden sonra, boş olur Bu adam, bir ay geçmeden ölürse, bil - icmâ kadın boş olmaz.

Bir kimse, karısına : «Ramazandan 'bîr ay önce, boşsun.» dese; bil - ittifak, şaban ayının başında, boş olur.

Bîr kimse, karısına : «Filân adamın ölümünden, bir ay önce, üç talâk veya bâin olarak boşsun,» dedikten sonra; karısı İle, bir bedel karşılığında anlaşarak, ayrılmış olsıa; bir ay tamamlanınca da o adam ölse; kadın, iddet içinde ise; ya, üç talâk vâki veya ayrılığı geçersiz olur. Koca, ayrılık bedelini, karısına geri verir. Bu da, İmâm-ı A'zam (R.AO'ın kavlidir.

İmâmeyn'e göre ise, bu durumda, üç talâk vâki olur. Hol (= ay­rılık) de, geçersiz olmaz. Hal ile birlikte, üç talâk vâki olur.

Şayet, bu adam, kadının iddetînden sonra, ölürse ve kadın da, cîmâ' yapılmış bir kadın değilse, onun iddet beklemesi gerekmez. Bu durumda, üç talâk vakî olmadığı gibi, bil - icmâ' hal de bâtıl olmaz. Sî-râcü'I - Vehhâc'da da böyledir.

Bir kimse, karısına :  «Benim ölümümden...»    veya «Senin. Ölümünden-..», «bir ay önce, boşsun.» dedikten sonra; kendisi veya karısı ölse; kadın, hayatının son cüz'ünden, bir ay önce, boş olur. İmâ­meyn'e göre ise, bu durumda, kadın, boş olmaz. Serahsî'nin' Muhıyt'-inde de böyledir.

Bir kimse, karısına:  «Filân, filân adamların ölümünden, bir ay önce, boşsun.» der ve 'bu şahıslardan birisi, bir ay tamamlanmadan örrce, ölürse;  bu adamın karısı, bu sözünden dolayı ebedlyyen boş olmaz.

Bu yeminden itibaren, bir ıay geçtikten sonra; bu şahıslardan biri ölürse, diğer şahsın ölümüne bakılmaksızın, kadın, boş olur.

Şayet koca, karısına ; «Filân, filân şahısların gelmesinden, bir ay önce boşsun.» demiş ve bu şahıslardan bîri yeminden İtibaren bir ay geçtikten sonrar diğeri de daha sonra gelmiş olsa; kadın, boş olur. Çünkp, ikisinin birden gelmesi, âdetten, mümkün değildir. Bundan do­layıdır ki, bu şekle itibar edilmez.

Koca, karısına : »Kurban ve ramazan bayramları, gelmeden bir ay önce, boşsun.» dese; ramazan hilâli görününce, kadın, boş olur. Çünkü, ramazan bayramı, kurban bayramı ile bir arada bulunamaz. Talâkın vu­kuu ise, öncekine teaiiuk eder. Muhıyt'te de'böyledir.

Bir kimse, karısına : «Kurban bayramından, bir gün önce, boş­sun.» dese; kadın, o anda boş olur.

Keza, koca : «Kurban bayramından, bir gün önce, boş olmakla, boşsun.» demiş olsa; karısı, o anda boş olur, Zehıyre'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, bir def'a fosyız görmenden, bir ay önce, boşsun.» demiş ve kadın da, bir ay geçtikten sonra, bir veya iki gün kan görmüş olsa; İmâm Ebü Hanîfo (R.A.)'ye göre, üç gün kan görmedikçe, bu kadın, boş olmaz.

Sahih olan ise, bu kadının, o anda, boş olacağıdır. Serahsî'nfn Mu-htyt'inde de böyledir.

Müntokâ'da, İmâm Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğu nak­ledilmiştir :

Bir kimse, karısına : «Yarından, hemen önce...» veya «Filân adam gelmeden, hemen önce...», «...iboşsun.» demiş olsa; buradaki «hemen önce» sözü, «göz yumup, açacak kadar zaman» manasına gelir.

Hâkim Ebû'l - FazI: «Filân adamın, gelmesinden hemen önce...» sözü, doğru değildir. Sshih o!an. filân adam gelince, talâkın vâki ola­cağıdır.» demiştir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Kurban bayramından sonra, btoşsun.» dese; kadın, bîr gece sonra boş.olur.

Koca, barışma : «Kurban bayramı günü İle birlikte, boş ol» demiş olsa; bayram gününün şafağı sökünce, kadın, boş olur. Serahsî'nin Mu-hiyt'İnde de böyledir.

Bir kimse, karışma : «Sen, benim ölümümle...» veya «Senin ölümünle...», «...boşsun.» demiş olsa; hiç bir şey vâki olmaz. Kâfi'd e de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, cum'adan önceki günden önce, boş­sun.» veya «Cum'adan sonraki günden sonrta, boşsun.» dese; bu iki mes'elede de, kadın, cum'a günü, boş olur.

Bu hususta, asıl kaide :

Koca, karısına : «Bu günden başka bir ayda boşsun.» veya «Bu­günden gayri bir ayda, boşsun.» dese; kadın, o gün geçince, boş olur.

Buna benzer, bir söz söylediğinde, «İlla (= ancak] bu günde...» dese; kadın, sözün söylendiği zaman boş olur. Muhıtyt'te de böyledir.

Talâk, iki fiile ta'iık edilirse (= bağlanırsa); bu fiillerden, sonra­kinin meydana geldiği zaman, talâk vâki olur. Çünkü, birinci fiil mey­dana geldiği zaman, talâk muallaktadır.

Şayet talâk, iki fiilden birine, ta'lık edilirse; bu durumda, Önceki fiil meydana geldiği zaman, talâk vâki olur. Her fiil meydana geldiği zaman, talâkın, vâki olacağı vakit, gelmiş olmaktadır. Çünkü, burada, fiiller birbirinden ayrıdır.

Eğer talâk; vakte veya fiile ta'iık edilir ve bu durumda, fiil önce meydana gelirse; talâk, vâki olur; vaktin gelip gelmediğin-a ba­kılmaz.

Falcat, bu durumda, vakit önce girerse; fiil meydana gelmedikçe, talâk vâki olmaz. Sanki, bunlardan ikisi de, zamanmış gibi telâkki edi­lir. Ve talâk, birine izafe edilir.

Bir kimse, karısına : «Filân şahıs geldiği zaman ve filân şahıs da geldiği zaman, sen boşsun.» dese; bu şahıslardan her ikisi de gelme­den, kadın, boş olmaz.

Fakat, bu şahıs; cezayı öne alır ve : «Sen, boşsun; filân ve filân şahıs gelince.» derse; bu durumda, bu şahıslardan biri —önce— ge­lince; kadın boş lur.

Bu şahıs, cezayı ortaya alıp : «Filân gelince, sen boşsun ve filân gelince.» dese; durum yine aynıdır. Yanı, bunlardan birinin —önce — gelmesi ile, kadın, boş ohır, Serahsı'nın Muhiyt'inde de böyledir.

İkinci şahsın gelmesi İle, hiç bir talâk vâki olmaz. Ancak, onun gelmesi ile de, talâka niyyet ederse; bu durumda da, talâk vâki olur. Muhıyt'îe de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Varın 'gelince ve yarından sonra gelin­ce; sen boşsun.» dese; bir sonraki günün (= yarının) sonunda, talâk vâkî olur.

Bir kimse, yatan karısına : «Kalktığında ve oturduğunda, sen boş­sun.» dese; kadın, bu fiillerin ikisini de yapmadıkça boş olmaz.

Şayet kadın, kalkar ve bir müddet bu durumda kaldıktan sonra oturur ve 'bir müddet böyİe durursa veya bunun aksini yaparsa, yine boş olur.

Koca, karısına: «Kıyamında ve kuudunda (= Ayakta durduğunda ve oturduğunda) boşsun.» dese; bu fiillerden biri meydana geldiği za­man, kadın boş olur. Kadın, bu fiillerden ikisini de aynı zamanda yap- . sa; birinden dolayı talâk vâki olur; iki talâk vâki olmaz.

Bir koca, karısına : «Filân adam, g-eldiğj zaman veya filân adam geldiği zaman, sen boşsun.» dese; bu şahıslardan biri gelince, bir ta­lâk vâki olur.

Keza, bir koca, karısına : «Ay başı, geldiği zaman veya filân şa­hıs geldiği zaman, sen boşsun,» dese; bunlardan 'hangisi önce gelir­se; o zaman kadın boş olur.

Fakat, bu şahıs : "Ay başı veya filân şahıs geldiği zaman, sen boşsun.» dediğinde; adam önce gelirse, —yine —talâk vâki olur. Ancak, önce ay başı gelirse; adam gelene kadar, talâk vâki olmaz. Serâhsî'nin Muhsyt'inde de böyledir.

Bir kimse, karısına : <ıAy başı ve filan geldiği zanran, sen boşsun.» derse; talâk bu iki şarta ta'lik edilmiş olur. Bahsedilen zaman geldiğinde bir talâk; diğer şart tahakkuk ettiğinde de bir talâk vâki olur. Kâfî'de de böyledir,

Bir kimse, câriye oian karısına: «Yarın geldiği zaman, sen iki talâk, boşsun.»; bu cariyenin efendisi de, ona : «Yarın geiince, sen hürsün.» dese; bu durumda, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.j i!e İmâm Ebö Yû­suf îR,A,)'a göre; bu kadın, zevc-i aharla tezevvüe etmeden, bu koca­sına helâl olmaz. Bu kadının iddeti de, üç hayizdir. Hidâye'de de böy­ledir.

Bir kimse, karısına r «Seni boşadiğim zurnan, sen boşsun ve seni boşamadiğım zaman, sen boşsun.» dediği halde; ölene kadar, ka-nsını 'boşamasa;'koca öiünce, iki talâk vâki olur.

Eğer, koca : «Seni boşamadığım zaman, sen boşsun ve seni boşa-dığım zaman, sen boşsun.» dese ve karısını boşamadan önce ölse; bir bir talâk vâki olur. Tebyîn'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Seni boşamadığırn da (veya seni ne zaman koşam az İsem) sen boşsun.» deyip sussa; âlimlerimizin İttifakı ile, bu durumda, bir talâk vâki olur.

Kocs, karısına : -Seni boşamad'ğım zaman, sen boşsun.» dediği halde bir niyyeti bulunmasa; bu durumda, kadın, susunca; bir talâk boş olur.

Keza, koca, karısına : «Boşamadığım vakit seni boşamadığınr ci­hetle, seni boşamadığım gün; sen boşsun.» dese; kadın bir. talâk, boş olur.

Koca, karısına : «Bir zaman, seni boşamiyoruın.» veya <=Bir müd­det, seni boşamıyorum.» dediği halde bir niyyeti yoksa; aîti ay geçme­den, bu kadın boş plmaz. Fethu'I - Ksdîr'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Seni boşamadığım gün, sen boşsun.» dese; o gün g>#ana kadar, talâk vâki olmaz. Itabiyye'de do böyledir

Bir**kimse, karısına : «Seni nikahladığım gün, seni boşadım.» demiş ve kadını da geceleyin nikahlamış olsa; bu kadın, bir talâk boş olur. Fakat, koca : «Ben, günün beyazlığını kasdettim.» derse; hüküm bakımından, sözü doğru kabul edilir. Hidâye'de de-böyledir.

Bir koca, karısına : «Geceleyin nikahlarsam, sen boşsun» der ve gece olunca da nikahlarsa; kadın bir talâk boş olur. Sirâcü'î -Vehhâc'da da böyledir

Bir koca, karısına : «Seni nikahladığım gün, boşsun.» der ve ;bu sözü, üç defa tekrarlarsa; nikahladığı zaman, kadın, üç talâk boş olur. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Seni her boşamadıkça, işte, sen boş­sun.» der ve susarsa; bu durumda kadın, arka arkaya üç talâk boş olur. Bu durumda, talâkların, hepsi birden vâki olmaz.

Bu kimsenin karısı, cima' etmediği 'bir kadınsa, ona, bir talâk vâki olur. Diğerleri vâki olmaz. Tebyîn'de de böyledir.

Bir kimse, karışma : «Seni boşamadığım gün, (veya, o gün ki, seni boşamadım) işte, sen boşsun.» derse, niyyetine 'bakılır: Eğer, koca : «Ben bu sözümle, karımı, bu anda boşamayı kasdettim.» derse, kadın, o anda boş olur.

Fakat, koca : «Ömrümün son 'gününe, niyyet eyledim.» derse; bu bu sözüne de inanılır.

Adamın, bu hususta, bir niyyeti yoksa; İmâm €bû Hanîfe (R.A.)'ye

göre, bu durumda, karı - kocadan biri ölene kadar, talâk vâki olmaz.

Imâmeyn'e göre, bu şahıs, susar susmaz talâk vâki olur. Muzma-rât'ta da böyledir.

Bir koca, karısına: «Ben, seni boşamadığım zaman, (veya, o zaman ki, ben seni boşamadimsa) sen boşsun.» dese; kan - kocadan biri ölmedikçe, talâk vâkf olmaz.

Ancak, bu ifâdesi Ue, şart kasdetmiş olursa, hüküm böyledir. Fa­kat, bu ifadesi ile zaman kasdetmişse; bu durumda, sükût edince ta­lâk vâki olur.

Bir niyyeti yoksa; İmâm Ebû Hanîfe (R.AJ'ye göre, karı - kocadan biri ölene kadar, talâk vâki olmaz.

Imâmeyn'e göre, adam, susar susmaz, talâk vâki olur. Kâfî'de de böyledir.

Bir kimse, karışırca : «Ne zaman yanına oturursam, sen boş­sun.» dese; yanına oturunca, kadın, üç talâk boş olur.

Koca, karısına : «Ne zaman, sana vurursam, sen, boşsun.» dese ve karısına iki eliyle vursa; kadın, iki talâk boş olur.

Bir eli ile vurduğu zaman, parmaklan bir birinden ayrı olsa ve böyle değse bile, bir talâk vâki olur.

Bir kimse, karışma : «Seni, her boşadıkça, sen boşsun.» der ve onu bîr talâk boşarse; bu durumda, İki talâk vâki olur. Biri, bu boşa­ması, biri de, önceki söylemesi sebebi ile, vâki olur.

Şayet, koca : «Ne zaman, benim talâkım sana vâki olursa, sen boşsun.» demiş olsa; bu adam, karısını boşadığt zaman, üç talâk vâki olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da dıa böyledir. [18]

 
3- Talâk'ın Teşbihi Ve Sıfatı

 

Bir kimse; güneş ve ay gibi adetle ilgisi olmayan şeylere veya benzerlerine işaret ederek; karısına : «Bunun adedi kadar, boş­sun.» dese; İmâm Ebû Hanîfe (R-A.)'ye göre, kadın, bir talâk-ı bâin Üe baş olur.

Elinde dirhem bulunmayan, bir koca, karışıma : «Elimde olan, dir­hemler adedince, boş ol. dese, yine kadın, bir talâk boş olur.

Keza, fcoca, karısına : «Havuzdaki balıkların adedi kadar, boş ol.* dediği halde, havuzda hiç balık bulunmasa; yine kadın, bir talâk boş olur. Muhiyt'te de böyledir.

Bir koca, yokluğu bilinen, karnın İçindeki kıl gibi, bir şeye, talâkı izafe etse;

Veya, talâkı, varlığı —yokluğu, meçhul olan, iblisin kılı gibi bir şeye izafe etse; bu gibi durumlarda da, bir talâk vâki olur.

Bir koca, talâkı; var olduğu 'halde, yeminden önce yok olmuş bu­lunan bir şeyin (adedine izafe etse; bu durumda, şart bulunmadığı için, talâk vâki olmaz.

Bir koca, karısına : «Fercinde olan kılların adedi kadar, boş ol.» der de; kadın, temizlik yapmış olduğundan, fercinin üzerinde kıl bulunmazsa; İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, talâk vâki olmaz.

Koca, karısına: «Sırtındaki kılların sayısınca, boş ol.» derde; kadının sırtında kıl bulunmazsa; yine hüküm yukarıdaki gibidir. Fetâ­vâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, karısına: «Başımın kılının adedi kadar, boş, ol.» der de, başında kıl olmazsa; yine taiâk vâki olrrraz.

Koca, karısına : «Şu çanağın içindeki, yağh ekmek adedince, boş ol.» der ve bunu, ekmeğin üzerine, çorba dökmeden söylemiş olursa; bu durumda, kadın, üç talâk boş olur.

Koca, bu sözü, ekmeğin üzerine çorba döküldükten sonra, söy­lemiş olursa; kadın, bir taiâk boş olur. Muhtâru'l - Fetâvâ'da da böy­ledir.

Bir koca, üç talâğa niyyet ettiği halde, karısına : «Sen, bin gibi veya bin misli, boş ol.» derse; bil - ittifak, kadın üç talâk, boş olur.

Şayet, bir talâk'a niyyet etmiş veya hiç bir şeye niyyet etmemiş­se, İmâm Ebû Harcîfe [R.AJ'ye göre, bu durumda kadın, bir talâk boş olur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre de, böyledir.

Koca, karısına : «Sen, bin gibi bir talâkla boşsun.» demiş olsa; bu durumda, bil - ittifak bîr taiâk-ı'bâin vâki olur.

Fakat, koca : «Bin adedi gibi (veya üç adedi gibi yahut üç adedinin misli gibi boşsun.» derse; bu durumda, hüküm bakımından, kadın üç talâk, boş olur. Diyanet bakımından ise, kendisi ile Allahu Teâiâ ara­sındadır. Bundan başkasına niyyet etmiş oisa bile, niyyeti bâtıl olur. Bedâi'de de böyledir.

Koca, üç talâka niyyet ederek, karısına: «Üç gibi, boşsun.» derse; kadın, üç talâk boş olur.

Şayet koca; bir talâka, niyyet etmişse veya hiç bir şeye niyyet et­memişse; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Ebû Yûsuf [R.A.) göre; bu durumda, bir talâk-ı bâin vâki Olur. Serâhsî'nin Muhıyt'inde de böy­ledir.

Bir kimse, karısına :  «Yıldızlar gibi boşsun.» derse; İmâm Muhsmmed (R.A.)'e göre, kadın bir talâk boş olur. Ancak, koca; bu sözü ile, yıldızların sayısına niyyet etmişse; bu durumda kadın, üç talâk boş olur. Tebyîn'de de böyledir.

Bir kimse, karısına :  «Yıldızların sayısınca veya toprakların adedince yahut denizlerin sayısınca, boşsun.» dese; kadın, üç talâk boş olur,

Koca, karısına : «Üç gibi, bir talâk, boş ol.» dese; kedin, bir ta-lâk-ı bâin ile boş olur.

Koca, karısına : «Sütunlar gibi veya denizler gibi yahut dağlar gibi, boş, ol.» dese; İmâm-ı A'zam Ebû Hfırıîfe [R.A.) ve İmâm Züfer (R.A.)*e göre, bu durumda kadın, bir talâk-i bâin İle boş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, karısına: «Dağın büyüklüğü gibi boş ol.» dese; kadın, bir talâk-ı bâin ile boş olur. Fakat, bu durumda koca, üç talâka niyyet etmişse; kadın, üç talâk boş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böy­ledir.

Bir koca, karısına : «Kumların sayısınca boş ol.» dese; bu du­rumda kadın, bil - icmâ, üç talâk, boş olur. Sirâcü'I - Vehhâc'da da böyledir.

Koca, karısına : «Ev dolusu, boşsun.» demiş olsa; bu durum­da, o kadın, bir talâk-i bâin ile boş olur. Ancak, kocanın, üç talâka niyyet etmesi müstesnadır. Hidâye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Daire dolusu, boşsun.» veya «Kuyu do­lusu, boşsun.» demiş ve bu esnada, üç talâka niyyet etmiş oisa; bu durumda kadın, üç taiâk boş olur.

Şayet koca, bir veya iki talâka niyyet etmiş veya hiç bir şeye niyyet etmemişse; bu durumda kadın, bâin talâkla boş olur.

Şayet koca, bir veya İki talâka niyyet etmiş veya hiç bir şeye niy­yet etmemişse; bu durumda kadın, bâin talâkla boş olur.

Eğer koca : «Ev gibi...» veya «Ev dolusu gibi...» «... bir talâk, boş bi.» demişse; bu durumda 'da kadın, bir talâk-ı bâin ile 'boş olur. Mu-hıyt'te de böyledir.

Bir koca, karısına: «Susam büyüklüğünde...» veya «dâne bü­yüklüğünde...» yahut «hardal tanesi büyüklüğünde...»,   «...sen boş­sun.» dese; İmâm Ebû Hanîfe (R-A.)'ye göre, kadın, bir talâk-ı bâin ile boş olur. İmâ mey n'e göre de, böyledir.    Serâhsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe [R.A.)'a göre, asıl kaide şudur:

Talâk, bir şeye teşbih edildiği (= benzetildiği) zaman; benzetilen şey, 'büyük olsun, küçük olsun; büyüklüğü zikredilsin ve zikredilmesin, bir talâk-ı bâin vâki olur.

İmâm Ebû Yûsuf (RA)'a göre ise :

Talâkın benzetildiği şeyin, büyüklüğü söylenirse, talâk-ı bâine; söy­lenmezse, talâk-ı ric'î olur.

Benzetilen şeyin, büyük veya küçük olması da müsavidir.

İmâm Muhammet! [R.AO'e göre, ise; bazı âlimler: «İmâm-i A'zam gibidir.»; bazı âlimler de: «İmâm Ebû Yûsuf gibidir.» demişlerdir. Yani:

Bir koca, karısına: «Sen, ineğin başı büyüklüğünde boşsun.» de­diği zaman; kadın, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, talâk-ı bâine ile boş olur.

Şayet, koca: «İneğin başı gibi...» veya «Hardal tanesi gibi...», «...boşsun.» demiş olsa; bu durumda, imâm Ebû Hanîfe (R-A.)'ye gö­re talâk-ı mâin; İmâm Ebû Yûsuf CR.AJ'a göre ise, talâk-ı ric'î, vâki oıur.

Eğer, koca, karısına: «Dağ gibi, boşsun.» derse; bu durumda, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, talâk-ı bâin; İmâm Ebü Yûsuf (RA)'a göre İse, talâk-ı ric'î, vâkkolur.

Koca, karısına: «Dağ büyüklüğünde, boşsun.» demiş olsa; bil-icmâ\ talâk-ı bâin vâki olur.

Koca, yukarıda geçen sözlerin hepsinde, üç talâk'a nîyyet ederse; öç talâk vâki olur. Sirâcü'I - Vehhâc'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Kar gibi, boşsun.» dese; îmâm Ebü Ha­nîfe (R.A.)'ye göre, talâk-ı bâin vâki olur. İmâmeyn'e göre ise; o şa­hıs; bu sözü ile, karın beyazlığını kasdetmişse, talâk-ı ric'î; soşuk-iuğunu kasdetmişse, talâk-ı bâin, vâki olur,

Koca, karısına: «Dânik[19]  ağırlığı gibi, boşsun.» inerse; bu du­rumda, bir talâk vâki olur. Zahîrlyyö'de de böyledir.

Bir kimsa, karısına: «Yarım dirhem, boş ol.» veya «Yarım dirhem ağırlığında, boş ol.» yahut «Dirhem ağırlığında...»; «Beş dir.

Bir koca, üç talâka niyyet etmeden, karısına : «San, bâin ola­rak, boşsun.»; «Elbette boşsun.»; «Fahiş talâkla, boşsun.»; «Talâk-ı bid-î İle boşsun.»; «Şiddetli talâk ile boşsun.»; «Dağ gibi talâk ile boş­sun.» «Geniş talâk ile boşsun.» veya «Uzun talâk ile boşsun.» dese; bîr talâk-ı bâin olur.

Koca, karısına : «Sen bir talâk boşsun ve bâinsin.» demiş ve bu sözü ile de, ayrı ayrı iki talâka niyyet, etmiş olursa; bu durumda, iki talâk-ı bâin vâki olur.

Bir kimse, talâkı; bir sıfatla vasıflandırdığı zaman, eğer ta­lâk, bu sıfatla vasıflanmıyorsa; bu durumda, vasfetmek geçersizdir ve talâk-ı ric'î vâki olur.

Meselâ : Bîr kimsenin, karısına : «Sana vâki olmayan talâkla, -sen boşsun.» veya «Nasıl istersen, muhayyersin.» demesi gibi.

Talâk, bir sıfatla vasıflanır ve bu, faziaiıktan hâli olmazsa, yine, talâk-ı ric'î vaki olur.

Meselâ : Bir kimsenin, karısına : «En güzel talâkla...»; «En üs­tün talâkla...»; «En sünnet talâkla...»; «En iyi talâkla...», «En âdil ta­lâkla...» veya «En hayırlı talâkla...», «...boşsun.» demesi gibi...

Fakat koca : «En şiddetli talâkla boşsun.» derse; talâk-ı bâin vâki olur. Bu âlimlerin usûllerine göre böyedir.

Bir kimse, karısına : «Sen, en çirkin...»; «En fâhîş...»; «En kö­tü...»! «En pis.-.»; «En kaba---»; «En şerli...»; «En uzun...»; «En bü­yük...»; «En geniş...» veya «En ulu, talâkla boşsun.» dese de; hiç bir niyyet etmemiş yahut bir veya —câriye hâriç— iki talâka niyyet etmiş olsa; bir talâk-ı bâin vâki olur.

Ancak, bu durumda koca, üç talâka niyyet etmişse; üç talâk vâki olur. TebyînTde de böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, uzunluğu ve genişliği 'şunun gibi boşsun:» dese; bu durumda kadın, bir talâk-ı bâin ile boş olur. Bu du­rumda koca, üç talâka, niyyet etse bile; üç talâk vâki olmaz. Serahsî-nin Muhıyt'inde de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Talâkların tamamı ile boşsun.» veya «Talâk­ların en büyüğü ile boşsun.» dese; kadın iki talâk boş olur.

hem ağırlığında...»; «Beş dânik gibi...»; «... 'boş ol.» demiş olsa; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Muhammed (R.A.)'e göre; kadın, talâk-ı kâin ile boş olur.

Bîr kooa, karısına : «Dânik ağırlığı gibi ve yarısı boş ol.» veya «İki dânik gibi, boş ol.» derse; iki talâk vâki olur.

Koca : «Üç dirhem gibi, boşsun.» dese; yine, iki talâk vâki olur.

Koca : «İki dânik ağırlığı ve yarım, boş ol.» veya «Dörtte üç dirhem ağırlığı, boş ol.» dese; üç talâk vâki olur. Itâbiyye'de de böy­ledir.

Bir koca, karısına : «Dirhemin üçte ikisi ağırlığı, boş ol.» dese: iki talâk vâki olur. Çünkü, burada, iki ağırlık vardır.

Koca, karısına : «Bin dirhem sağırlığı, boş ol.» dese; bir talâk -vâki olur. Serahsî'nin Muhiyt'inde de böyledir.

Hulâsa: Bu hususlarda, halk arasında bilinen ağırlık adedine itibar ve itımad edilir. Muhiyt'te de böyledir.

Bir kimse, parmakları ile işaret ederek, karısına : «Şunun gibi, boşsun.» dediğinde; bir parmağı, ile işaret ediyorsa, bir; İki par­mağı ile işaret ediyorsa, iki; üç parmağı ile işaret ediyorsa, üç talâk vâki olur.

Bu durumda, kapalr parmaklara değil, açık parmaklara İtibar edi­lir. Bahru'r - Râik'ta da böyledir.

Bu şekilde işaret edilen bir kimse:   «Ben, —parmaklarımı değil— avucumu kasdettim.» dese; bu sözü, hüküm yönünden doğru sayılmaz.

Bir kimse, üç parmağına işaret ederek : «Şunun gibi, boşsun.» dediğinde, üç talâka niyyet ederse; üç; bir taiâk'a niyyet ederse, bir talâk vâki oiur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, üç parmağına işaret ederek : «Şu, şu, şu gibi, boş­sun.» der ve üç talâk'a niyyet etmiş olursa; karısı, üç talâk baş olur.

Bu kimse, bir talâk'a niyyet etmiş veya hiç bir niyyette bulun-mamış&a; bir talâk-ı bâin vâki olur. Bedâi'de de böyledir.

Koca : «Talâkın, en çoğu İle boşsun.» dese; Asi isimli kitapta : «Bu durumde, üç talâk vâki olur.» denilmiştir.

Koca : "Talâkın en azı ile boşsun,» demiş olsa; kadın, bir talâk, boş olur.

Koca : «Talâkların hepsi ile boşsun.» demiş olsa; kadın, bir ta­lâk, boş olur.

Bir koca, dâhil olduğu veya olmadığı (= cima' -ettiği veya etme­diği) karısına : «Bütün talâklarla, boşsun.» dese; kadın, üç talâk, boş olur.

Bir koca, karısına: «Heroir talâktan sonra, boşsun.» veya «Her-bir talâkla beraber boşsun.» dese; kadın, üç talâk boş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Ne az, ne çok, boşsun.» demiş olsa; kadın, üç talâk boş olur. Muhtar olan budur.

Fakıyh Ebü Ca'fer: «Bu durumda, iki talâk vâki olur.» demiştir. Eşb&h olan budur.

Bir koca, karısına : «Çok değil, boş ol.» dese; bir talâk vâki olur. Hulâsada da böyledir,

Bir koca, karısına : «Bütün talâkla, boşsun.» dese; bir talak; «Talâkın çoğu ile boşsun,» dese; iki talâk; «Talâkın tamamı ile boş­sun.» dese; üç talâk vâki olur.

Koca, karısına : «Talâktan aded olarak, boşsun.» dese; kadın, iki talâk boş olur.

Koca, karısına : «Son boşsun ve diğeri.» dese; kadın, bir talâk boş olur.

Koca, karısına : «Sen boşsun ve gideri.» dese; kadın, bir talâk boş olur.

Koca. karısına : «Sen, bir talâk boşsun ve bir de diğeri...» dese; kadın, iki talâk boş olur.

Koca, karısına : «Sen, iki talâktan başka, boşsun.» dese; kadın, üç talâk boş olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen, bir-talfik boşsun; o, üç olur, (veya «üçe avdet eder»;  «üçe tamamlanır.» yahut «üçe tekmil olur.») de­se; bu durumda, üç talâk vâki olur. Timurtâşî'de de böyledir.

Koca : «Sen, üçün sonu, boşsun.» dese; bu durumda karısı, bir talâk boş olur.

Faloat koca, karısına: «Üçün sonuna kadar, boşsun.» derse; ka­dın, üç talâk boş olur. Muhiyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına :  «Sen, birden çok, ikiden az, boşsun,»

dese; Şeyhu'l - İmâm Ebû Bekir Muhammed bin FadI, bu hususta, şöyle söylemiştir: «Kıyâs, bu şahsın karısının, iki talâk, boş olması­dır.»

Ancak, böyle söyiîyen kimsenin karısının, üç talâk boş olacağını söyliyen, âlimler de vardır. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Birkîmse, karışma : «Sen güzel talâkla (veya iyi talâkla), boş-sun.» dese; kadın, bir ric'î talâk 'boş olur. Kadın hayızlt olsun veya ol­masın, bu boşama, talâk-ı sünnî olmaz. Fethu'l - Kadîr'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Talâktan, sana karşı caiz olmayan ta­lâkla boşsun.» veya «Sana vaki olmayan talâkla boşsun.» yahut «Üç gün muhayyer olman şartiyie boşsun.» demiş olsa;    bu durumlarda, bir talâk vâki olur.  Muhayyerlik ise bâtıldır. (= geçersizdir.)

Koca, karısına : «Havada uçan talâkla boşsun.» dese; kadın, bir talâk boş olur. Zahîriyye'de de böyledir.

Koca, karısına : «Sana ric'at etmemem üzere, boşsun.» dese; bu sözü, boş ve hükümsüz bîr söz olur ve böyle diyen koca da, karı­sına rie'at edebilir. Sirâcü'l Vehhâc'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Talâktan, iki renk, boşsun.» dese; bu durumda karısı, iki talâk boş olur.

Koca, karısına : «Talâktan, renkler kadar boşsun.» dese; kadın, üç talâk, boş olur. Bu şahıs : (meselâ): «Ben, sarı ve kırmızı rengi kas-dettim.» dese; —bu sözüne İtibar edilmez.— Gerçek, kendisi ile AİIahu Teâlâ arasındadır.

Keza, koca, karısına : «Neviler fveya darbler yahut yönler) ka­dar, boşsun.» dese; bu durumlarda da, kadın üç talâk baş olur. Mu-hıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Sen etiâku't-talâk boşsun.» der fakat bir niyyeti bulunmazsa; talâk vâki olmaz. Itâbiyye'nin Kinayeler Fas-Iı'nda da böyledir.

Cima' ettikten sonra, karısını bir talâk boşayan ve bilâhare de: «Ben bu talâkı, bâina kıldım veya üçe çıkardım.» diyen kimsenin durumu hakkında, çeşitli rivayetler vardır ;

Bu hususta, sahih olan kavil, İmânı ı A'zam Ebü Hanîfe (R.A.)'nin kavlidir. O: -Bu kimsenin talâkı, bâin veya üç talâk olur.» buyurmuş­tur.

İmâm Muhammed (R.A.) İse : «Bâin de olmaz; üç talâk da ol­maz.» demiştir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) da, bâin olmasını sahih görmüş; üç talâk olmasını ise, sahih görmemiştir.

Bir kimse, karısını, cimâ'dan sonra, bir talâk boşasa; müteakiben de, Iddeti içinde : «Bu talâkı, üçe çıkardım.» veya «ikiye çıkardım.» des*e; bu durumda, dediği gibi olur.

Koca, karısını; bir tafâk-ı ric'î ile boşadıktan sonra : «Bu talâkı, bâin kıldım.» derse; bu durumda, bu talâk, talâk'ı bâin olmaz.

Fakat koca, karısına : «Duhûlden sonra, seni boşarsam, işte o talâk, taiâk-ı bâindir.» dese ve boşasa, bu talâk, talâk-ı bâin olur.

Fakat koca, bir talâk 'boşarsa; ric'at hakkına sahip olur ve bu talâk, talâk-ı bâin de olmaz; üç talâk da olmaz. Çünkü, sözü, talâktan önce, söylemiştir.

Koca, karısına : «Eve girdiğin zaman, sen boşsun.» dedikten sonra : «Ben, bu talâkı, bâin kıldım.» veya «Üç talâk eyledim.» derse; bu sö­zü, kadın eve girmeden önce söylemişse; aslında böyle bir şey söy­lemesine lüzum yoktur. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir. [20]

 
4- Dühûlden Önceki Talâk

 

Bir kims-e, dâhil'olmadığı  f= cima' etmediği) karısını, öç talâk boşadiğı zaman; kadın, ûç talâk boş oiur.

Koca, talâkları birbirinden ayırırsa; birinci talâk, bâin olur, ikinci ve üçüncü talâklar ise, vâki olmaz.

Kocanın, talâkları, birbirinden ayırması; karısına: «Sen boşsun; boşsun; boşsun.» demesîdir.

Keza, kocanın, karısına : «Sen bir talâk boşsun ve bir talâk boş­sun ve bir talâk boşsun.» demesi hâli de, böyledir. Yani, bu durum­larda bir talâk vâki olur. Hidâye'de de böyledir.

Bu mes'elelerde asıl kaide şudur: Gerçekten, önce söyle­nen Lafız, evvelâ vâki olursa; bu durumda, 'bir talâk vâki olur.

Önce söylenen lafız, sonradan vâki olursa; bu durumda, iki talâk vâki olur.

Koca : «Birden önce, bir talâk boşsun.» derse; bir talâk vâki olur.

Keza, koca : «Bir talâktan sonra, bir talâk -boş ol.» derse; yine bir talâk vâki olur.

Fakat, koca, karısına: «Bir talâk, boşsun; ondan önce de, bir talâk boşsun.» derse; iki talâk vâki olur.

Keza, koca : «Bir talâktan sonra, bir talâk boşsun.» derse; iki ta­lâk vâki oiur.

Keza, koca karısına : «Bir talâkla beraber, 'bir talâk boş.ol.» veya «Onunla beraber, bir talâk boş ol.» derse; yine, iki talâk vaki olur. — Görüldüğü gibi— bu şekillerin tamamında,    kocanın cima1 etmiş

bulunduğu karışla, iki talâk vâki olur. Sirâcü'l - Vehhâc'da da böyle­dir.

Bir koca, karısına : «Bir talâk, onun önünde de İki talâk, boş­sun.» derse; bu durumda kadın ,üç talâk boş olur.

Kocanın : «İki talâkla birlikte, bir talâk boş ol.» veya «Bir talâk­la bera'ber, iki talâk, boş ol.» demesi halleri de böyledir.

Keza, koca : «Bir talâk, ondan önce de, iki talâk boş ol.» veya «İki talâktan sonra, bir talâk, boş ol.» demesi halterinde de, karısı, üç talâk, boş olur. Itâbiyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısını, bir taiâk boşasa da : «Seni boşamamla birlikte, iki talâk boşsun.» dese; bu durumda, bir taiâk vâki olur.

Koca, karısına : «Sen boşsun ve sonra eve girersen, sen boşsun.» dese; kadının eve girmesi sebebi ile, iki talâk vâki olur. ZEhîrüyye'de de böyledir.

Bir koca, dahil olduğu karısına : «Sen, yirmi bir talâk, boş­sun.» dese; üç talâk vâki olur. Üç İmamımızın kavli de böyledir.

Koca :  «On bir talâk, boşsun.» derse; karısı, üç talâk boş olur.

Fakat, koca : «Bir ve on talâk, boşsun.» derse; karısı, bir talâk, boş olur.

Kooa : «Bir ve yüz talâk, boşsun.» veya «Bir vs bin talâk, boş­sun.» derse; kadın, İmâm Ebû Hsnîfe (R.A.)'ye göre, yine, bir talâk; İmâm Ebû Yûsuf (RA.)'a göre ise, üç talâk, boş o!ur. Muhiyî'te de böyledir.

Müntefcâ'da zikredildiğine göre :

Bir kimse, dâhil olmadığı karısını, iki talâk boşadiktan sonra : «İki talâktan önce, bir talâk daha boşadım.» âer ve «Ben ondan, iki tolâk-ı iptal etmiyorum.» diye İsrar edip; ikrar ettiği durumu, ona il­zam ederse; bu şahıs, o kadını, kadın başka kocaya gitmeden nikâh-layamaz. Zehıyre'de de böyledir.

Koca, karısına :    «Seni, bir talâk ve onun yansı boşadım.1» dese; bil - icmâ' iki talâk vâki olur.

Fakst, koca : «Onun yarısı ve bir taiâk boşadım.» darse; bu du­rumda, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, yine iki talâk; İmâm Muhammed (R.A.)'e göre jse, bir taiâk vâki olur. Sahih olan da budur. Cevhere-tü'n - Neyyfre'de de böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, bir talâk boşsun ve bir taiâk daha boşsun.» dese;  iki talâk vâki olur. Bsbru'r-Râık'ta da böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen, üç talâk boşsun.» diyeceği veya bu­na benzer ;bir şey söyliyeceği sırada; «Sen 'boşsun.» dese fakat, «üç talâk» ve benzeri sözleri söylemeden kadın ölse; bu durumda, hiç bir şey vâki olmaz. Tebyîn'de de'böyledir.

Bir koca, karısına : «Sen boşsun, ei'bette.» veya «Sen boşsun, talâk-ı bâîn ile.» diyeceği srada, «Sen boşsun.» dese de, «elbette» veya «talâk-ı bâin ile» demeden, kadın ölse; bu durumda de, hiç bir şey vâki olmaz. Bahru'r- Râık'ta da böyledir.

Bu koca : «Sen boşsun; şahit olunuz; üç talâk.» dese; karı­sı, üç talâk, boş olur. Itâbiyye'de de böyledir.

Bir kimse, karısına: «Eğer eve girersen, sen bir talâk boş­sun ve 'bir talâk boşsun.» der ve kadın eve girerse; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, bir talâk; İmâmeyn'e göre ise, iki talâk, vâki olur.

Ancak, bu durumda; kadın evden çıkınca, bil - İcmâ', iki talâk vâki olur. Cevheretü'n - Neyyire'de de böyledir.

Bir kimse, talâkı şarta bağlar ve şartı da önce zikrederse; kadının, dâhil olduğu 'bir kadın olmaması halinde şart yerine gelince; karısı, bir talâk-ı bâin İle boş olur.

Meselâ: Koca, 'bu durumdaki karısına: Eğor, eve girersen, sen boşsun.» der ve: «Sen, boşsun. Sen, boşsun.» diye tekrarlarsa; kadın, eve girince, bîr talâk-ı bâin ile boş olur. Diğer talâklar ise, ge­çersiz olur. Bu kavil, Imâm-ı A'zam EbD Hanîfe (R.A.)'nin kavlidir.

İmâmeyn'e göre ise, bu durumda, üç talâk, vâki olur.

Fakat, kadın; kocasının cima' ettiği bir kadınsa; bu durumda', bil -İcmâ, üç talâk vâki olur.

Ancak, İmâm-ı A'zam (R.A.)'in kavline göre, bu durumda, talâklar, birbirlerini takip ederek, vuku' bulur. İmâmeyn'e göre ise; bu üç talâk birlikte vâki olur.

Eğer koca, şartı sonradan veya «fe» harfi ile (talâkı açıklamak maksadı ile) söylerse; bu durumda kadın, ister dâhil olduğu, ister dahil olmadığı bir kadın olsun, bil - icmâ' üç talâk, hâine olur.

Meselâ : Koca, karısına : «Sen, boşsun ve sen, boşsun ve sen, boşsun;  eğer eve girersen.» derse; kadın üç talâk, bâin oiur.

Bu hüküm, talâk lafızları, atıf harfi [— «ve» bağlacı) l!e söylen­diği zaman geçerirdir.

Koca, bu lafızları, atıf harfi (= aralarında «ve» bağlacı) olmadan ve şartı öne alarak : «Eğer eve girersen, işte sen, boşsun; boşsun, boşsun.» şeklinde söyler ve kadın da, dâhil olmadığı bir kadın olur­sa; birinci talâk şarta bağlıdır. İkinci talâk ise, o anda vâki olur. Üçün­cü talâk, geçersizdir.

Bundan sonra; koca, bu kadını nikâhlar ve o da, eve girerse kadın boş olur.

Ancak, kadın; ayrıldıktan sonra fakat nikahlamadan önce eve gi­rerse; kocanın yemini bozulur ve hiç bir şey vâki olmaz.

Şayet, bu kadın, kocasının clmâ' ettiği bir kadınsa; talâk lafız­larından birincisi, şarta taalluk eder. İkinci ve üçüncü lafızlar İse, söylendiği anda, vâki olur.

Koca, şayet: «Sen, boşsun; boşsun, boşsun; eğer eve girersen.» diyerek; şartı sonraya bırakır; karısına da cima' etmemiş olursa; bu lâfızları söylediği sırada, birinci talâk vâki olur. Diğerleri İse, lağv (= geçersiz, boş söz) olur.

Şayet, kadın, cima1 etmiş bulunduğu bir. kadınsa; birinci ve ikin­ci talâk, söylendiği anda vâki olur. Üçüncü talâk'ise, şarta bağlıdır. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.

 «Fe» harfinin ifade ettiği manâyı bilen feir kimse, cima' et­miş bulunduğu karısına : «Eğer, eve girersen, sen, boşsun; fe.tâhkun, fe tâlıkun (= işte boşsun, işte boşsun.) der ve kadın eve girmiş bu­lunursa; durumun ne olacağı hususunda, ihtilâf edilmiştir:

Kerhî: «Imâm-ı A'zam (RA)'a göre, bu durumda, talâklardan bîri tebeyyün eder. £= açığa çıkar; vâki olur.) Diğerleri ise, sakıt oiur. (= düşer.) İmâmeyn'e göre İse, bu talâklardan üçü de vâki olur.» de­miştir.

Fakıyh Ebû'l Uys de : «Bu sözle, brl - ittifak, bir talâk vâki olur.» demiştir. Esahh olan da budur.

Talâk lafızları, sümme (= «sonra» manasına gelen bir adet) ile atfedilir £= birbirine bağlanır) ve şart tehir edilerek (= sonraya bıra­kılarak) «Sen boşsun; sonra boşsun, sonra boşsun: eğer eve girersen.» derse; ve kadın da, kocanın cima' ettiği bir kadın olursa; İmâm Efeû Hanîfe (R.AJ'ye göre, o anda iki talâk, vâki olur. Üçüncü talâk ise, şarta bağlı olur.

Eğer kadın, kocanın cima' etmediği bir kadınsa; birinci talâk, o anda vâki olur. Diğer talâklar ise, geçersizdir.

Şayet koca, şartı öne alıp: «Eğer, eve girersen, işte sen boş­sun; sonra boşsun; sonra boşsun.» der ve kadın da, dâhil olduğu bir kadın olursa; birinci talâk, şarta tealluk eder. (= bağlı olur.) İkin­ci ve üçüncü talâklar ise, vâki olurlar.

Eğer kadın, kocanın dâhil olmadığı bir kadınsa; birinci talâk şarta taalluk eder. İkinci talâk, o anda vâki olur. Üçüncü talâk ise, lağv (—beş ve geçersiz) olur.

İmâmeyn'e göre ise; talâkların önce olanı da, spnna olanı da, hepsi, şarta taalluk eder. Fethu'l - Kedîr'âe de böyledir.

Karısına : «Sen boşsun; eğer, eve girersen.» demek isteyen bir şahıs : «Sen boşsun.» der ve «eğer, eve girersen.» demeden, ka-nsi ölürse; bu kadın, boş olmaz.

Karısına : «S-en, boşsun ve sen, boşsun; eğer, eve girersen.» di­yecek olan şahsın karısı; kocası, birinci veya ikinci cümleyi söyleyin­ce, ölse; yine talâk vâki olmaz. Bdıru'r - Râjk'ta da böyledir.

Bir kimse, dâhil olmadığı karısına : «Sen, boşsun ve sen, boşsun; eğer, eve girersen.» derse; kadın, birinci lafızla, bâin-s olur. İkinci lafız, kadının eve girme şartına, bağh olmaz.

Şayet kadın, kocasının dmâ' ettiği kadınsa; birinci lafızda, talâk vâki olur. Diğer talâk ise, eve girme şartına bağlıdır.

Bu durumda, kadın, iddeti içinde, eve girerse; o talâklar da vâki olur. Zahîriyye'de de böyledir.

Müntekâ'da zikredildiğine göre : İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, dâhM olmamış bulunduğu kansıÜa : «Sen, bir talâk boş­sun; bir talâktan sonra. Eğer eve girersen.» demiş olsa; birinci sözü ile, kadın bâine olur. Yemin gerekmez. Çünkü, bu ayrılıktır.

Şayet koca, bu karısına: «Sen, bir talâktan önce, bir talâk boş­sun; eğer eve girersen.» derse; kedin, eve girmedikçe boş olmaz.

Bu durumda, kadın, eve girerse; bir talâk boş olur.

Eğer, koca, karısına : «Sen, bir talâk, boşsun; ondan önce de, bir talâk boşsun; eğer eve girersen.» veya «Bir talâkla beraber, boşsun; eğer eve girersen.» yahut: «Onunla beraber, bir talâk boşsun; eğer eve girersen.» derse; kadın, eve girmedikçe boş olmaz.

Kadın, eve girerse, iki talâk, boş olur.

Koca, karısına : «Eğer, eve girersen, sen bir talâk boşsun; ondan sonrada bir diğeri.» derse; kadın, eve -girmeyince, talâk vâki olmaz.

Kadın, eve girerse, yine, iki talâk vâki olur. Muhıyt'te de böyledir. [21]

 
5- Talâkta İkullanilan Kinaye [22]  Lafızlar

 

Aslında, kinaye İle talâk vâki olmaz. Ancak, kişinin, 'bu söz­deki niyyeti veya bu sözün, o andaki duruma delâlet etmesi sebebiy­le talâk vâki olur. Cevheretü'n - Neyyire'de de böyledir.

Talâkda kullanılan, kinaye lafızlar, üç kısımdır :

1- Sadece, talâka sâli'h olup, redde ve şetme ihtimâli bulun­mayan lafızlar.

«Emrin elindedir», «Nefsini ihtiyar et.», «İddetini say.» gibi la­fızlar...

2- Talâka ihtimâli olduğu gibi; kadının, talâkı talep etmesi kar­sısında, bu talebi reddetmek ihtimali de bulunan lafızlar.

«Çık, git.», «Kavmine kavuş.», «Başını ört.», «Örtün.», «Baş ör­tünü, üstüne al.» gibi lafızlar...

3- Hem talâka, hem de şetm £= sövüp, sayma) ve tekdire (= azarlamaya] ihtim-ali bulunan, lafızlar.

«Hâlisin.», «Bensin.», -Ayrılmışsın.», «Kopmuşsun.» «Bâinsin.» ve «Haramsın.» gibi lafızlar...

Kinaye lafızları, şu üç durumda kullanılabilir:

1- Rıza hâlinde,

2- Gazap hâlinde ve

3- Talâk müzâkeresi yapıldığı sırada.

Bir kimse; karısının veya —onun adına— başkasının, talâk ta­lep etmesi hâlinde : «Bu, onun talâkıdır.» demesi, rızâ halinde söylen­miş olan, bir kinaye lafızdır.

Rızıa hâlinde, niyyetsiz olarak söylenen, bu gibi sözlerle, talâk vâki olmaz.

Niyyet hususunda, kocanın sözüne inanılır. Gerekirse, bu husus­ta, kocaya yemin ettirilir.

Gazap (=öfke) hâlinde ise, ikinci ve üçüncü kısımda bildir­diğimiz kinaye lafızları ile talâk; ancak, niyyetie vâki olur. Bu sebep­le, ;bu lafızları, hangi niyyetie söylediğini beyan eden kocanın, bu be­yanı doğru kabul edilir.

Ancak, talâk; talâka salih olan, başka bir manâya gelme ihtimâli olmalcla beraber, talâkı red manâsı taşımayan, birinci kısımdaki kina­ye lafızları ite, niyyete muhtaç değildir. Bu sebeple, bu lafızları kulla­nan koca : «Nlyyetim, başka İdi.» dese bile; bu sözü doğru olarak, ka­bul edilmez.

Meselâ : Kocanın- karısına : «İddetini say.», «Nefsini ihtiyar ey­le.» veya «Emrin elinde.» demesi gibi... Kâfî'de de böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.), şu lafızları da, bu kelimelerle birlik­te mütâlâa etmiştir: «Hâilsin.», «Berisin.», «Ayrılmışsın.», «Bâinsin.» ve «Haramsın.»

Şu dört lafzı ise, imâm Serahsı, Mebsût'ta; Kâdîhân, Câmlü's Sağîr'de ve diğer bazı âlimler de, eserlerinde zikretmişlerdir: «Senin üzerine, benim için bir yoi yoktur.», «Ben, sana mâlik değilim.», «Yo­lunu, açık bıraktım.» ve «Seni ayırdım.»

«Seni, mülkümden çıkardım.» lafzı hakkında, bir rivayet yoktur. Âlimler: «Bu lafız da, «Yolunu, açık bıraktım.» demek menziîin.dedir.» dsmişlerdir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.), bu beş lafza, altı lafız daha ilâve etmiş­tir. Bunlardan dördü, önceki- lafızlardır. Diğer ikisi ise : «Seni, boş bı­raktım.» ve "Ehline karış.» lâfızlarıdır. Gâyetü's - Sürûcî'de de böyle­dir.

Talâk müzâkeresi yapıldığı esnada, birinci ve üçüncü kısım­da zikrettiğimiz, kinaye lafızlarla, talâkın vuku bulması, niyyete muh­taç değildir.

Ancak, ikinci kısımda zikrettiğimiz, kinaye lafızları ile, talâkın vuku bulması niyyete muhtaçtır.

Bir kocanın, karısına : «İpin omuzundadır. [= istediğin yere git.)» demesi; niyyet olmaksızın, talâk olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da' böyledir.

Bezzâziye'de zikredildiğine göre : «Ayrıl, git.» ve «Yer de­ğiş.» lafızları, «Ehline katı!,» sözü gibidir.

Bir koca, karısına : »Arkadaşına katıl.» der ve talâka niyyet eder­se; talâk vâki olur. Behru'r - Râ:k'ta da böyledir.

«İddeîini say.», «Rahmini temizle.», «Sen, birsin.», denildiği zaman; bir, talâk-i ric'î vâki olur. Bu sözleri söyleyen kimse, iki veya üç talâka niyyet etmiş olsa bile, yine, bir ric'î talâk vâki olur.

Bu lafızların dışındaki talâk, iki talâka niyyet edilmiş olsa bile,1 talâk-ı ;bâin olur. Ancak, üç talâka niyyet edilirse; bu niyyet sahih olur.

«Nefsini ihtiyar et.» derken, üç talâka niyyet etmek, sahih olmaz. Tebyîn'de de böyledir.

Bir koca, karısına, «Kocalar işte.» dese, bir talâk-ı bâin vâki olur. Fakat, bunun için, talâka niyyet etmiş olmak gerekir. Bu kimse, iki veya üç talâka niyyet etmişse; İki veya üç, bâin talâk vâki olur. Vikaye Şerhi'nde de böyledir.

Bu durumda, câriye hakkında, iki talâka niyyet etmek de, sahihtir. Nehru'l - Fâık'ta da böyledir.

Bir kimse, hür elan nikâhlısını, bir talâk boşadıktan sonra; iki talâk'a niyyeî ederek, ona : «Sen, bâinsin.» derse; bu durumda, bir 1 talâk vâki olur. Üç ta lâk s niyyet ederse; üç talâk vâki olur. Serahsî'-nın Muhsyt'inde de böyledir.

Taiâk'a niyyet eden bir kimse : «Nikâhı feshettim.» dese; talâk vâki olur.

İmâm-ı A'zii-tî Efcû Hanîfe (R.A.)'ye göre, bu durumdaki bir kim­se, üç talâk'c niyyet ederse; üç talâk vâki olur. Mirâcü'd - Dirâye'de de böyledir.

Bir kirr;se; karısına : «Benim karım değilsin.» veya «Ben, senin kocan değilim.» dese yahut, kendisine : «Senin, İcarın var mı?» diye sorulduğunda, koca : «Yoktur.» cevabını verdikten sonra : «Ben, bunları yaian söyledim.» derse; bu şahsın, bu sözü, rıza hâlinde de, öfke halinde de, kabul ve tasdik edilir. Yani, talâk vâki olmaz.

Fakat, bu kimse : «Talâka niyyet ettim.» derse, talâk vâki olur. Bu, İmâm Ebû Hanîfe (R-A.)'nin kavlidir.

Bir kimse, karısına : «Seni nikahlamadım.» der ve bunu talâk niy-yeli ile söylerse; bil -İcmâ1, talâk vâkj olmaz. Bedâi'de de böyledir.

Taiâk'a niyyet etmiş olsa bile, bir kimsenin : «Benim, karım yoktur.» demesi ile, talâk vâki olmaz.

«Benim karım olsaydı; hüccetim olurdu.» demekle de, bil - icmâ', talâk vâki olmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Bütün âlimlerin ittifakı ile, bir kimse, karısına : «Vallahi, sen, benim karım olmadın.» veya «Vallahi, b-enim karım yoktur.» dese, — talâka niyyet etmiş olsa bile — talâk vaki olmaz.

Keza, bir koca, talâka niyyet ederek, karısın-a : «Benim, sana, hiç bir İhtiyacım yoktur.» dese; yine talâk vâki olmaz.

Bir kimse, talâka niyyet ederek, karısına : «Kurtul.» derse; bu durumda, talâk vâki olur. Sirâcü'l - Vohhâc'da da böyledir.

Bir kimse, talâka niyyet ederek, karısına : «Seni, istemiyo­rum.»; «Seni, sevmiyorum.»; «Seni, fştöhim çekmiyor.» veya «Sana, rağbetim yoktur.» dese; talâk vâki olmaz. Bu, İıraâm Ebû Hanîfe (R.A.)' nin kavlidir. Bahru'r - Râık'ta da böyledir.

Bir kimse, talâka niyyet ederek, karısına : «Sen, benim ka­rım değilsin.» veya «Ben, senin kocan değilim.» dese; İmâm-i A'zam Ebû Hanîfc (R.A.)'ye göre, bu durumda, talâk vâki olur. İmâmeyn'e göre ise, talâk vâki olmaz.

Bir koca, karısına: «Ben, senden bâlnim.» veya «Ben, sana ha­ramım.» der ve 'bunları, talâk niyyeti ile söylemiş olursa, talâk vâki olur.

Ancak, bu koca : «Ben, hâinim.» veya «Ben haramım.» der; fa­kat «senden.» kelimesini söylemezse; taiâk'a niyyet etmiş olsa bile, bu durumda, talâk vâki olmaz. Serahsî'nin Muhıyt'İnde de böyledir.

Karı - koca arasında, talâk müzâkeresi yapılırken, koca, karı­sına: «Seni bâine kildim.»; «Seni, bâine kılıyorum.»; «Senden uzak oldum.»; «Sana, benim kuvvetim yoktur.»; «Nefsini, sana bağışladım.» «Yolunu açtım."; «Sen, şaibesin.»; «Sen, hürsün.» veya «İşini, sen daha iyi bilirsin.» der; karısı ise, cevaben: «Nefsimi seçtim.» derse; talâk vâki olur.

Bu durumda, koca: «Ben, talâka niyyet etmedim.» dese bile; bu sözü, hüküm bakımından, kabul ve tasdik ediimez.

Koca, karısına : «Seninle, benim aramda, nikâh yoktur.» veya «Seninle, benim aramda, nikâh kalmadı.» der ve bunu, talâk niyyeti ile söylerse; talâk vâki olur.

Bir kadın, kocasına: «Benim, kocam değilsin.» der; koca da, ta-lâk'a niyyet ederek: «Doğru söyledin.» cevabını verirse; İmâm-i A'zam Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, talâk vâki olur. Fetâvâyi Kâdîhan'da da böyledir.

Hasan'ın rivayetine göre; İmâm-ı A'zanı Ebû Hanîfe (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Bîr koca, karısına : «Seni, ehline (veya babana, annene veya ko­calara), bağışladım.» der ve bunu, talâk niyyeti ile söylemiş olursa; talâk vâki olur.

Fakat, koca, karısına: «Seni, kardeşine (veya dayına, amcana veya filân yabancıya) bağışladım.» derse; talâk vâki olmaz. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.

Kocanın, karısına ; «Seni, nefsine bağışladım.» demesi; ki­nayeler cümiesindendir. Bu durumda, koca, talâka niyyet etmişse; talâk vâki olur; böyie bir niyyeti yoksa; talâk vâki olmaz.

Bir kimse, karısına : «Seni, mübâh kıldım.» dese; bu durumda, talâka niyyet etmiş olsa biie; talâk vâki olmaz. Muhiyjt'te de böyle­dir.

Bîr kimse, karısına; rıza hâiinde veya öfke halinde; talâk niyyeti ile: «Karımdan başkası, oldun.» derse; talâk vâki olur. Hulâ-sa'da da böyledir.

Bir kimse, talâk niyyeti ile, karısına : «Seninle benim aram­da, bir şey kalmadı.» dese de, talâk vâki olmaz.

Fetvalarda : «Bir koca, talâk niyyeti ile, karısına : «Seninle be­nim aramda, bir amel kalmadı.» derse; talâk vâki olur.» denilmiştir. Itâbiyye'de de böyledir.

Kona, karısına, talâka niyyet ederek: «Ben, senin nikâhın­dan uzağım.» derse; talâk vâki olur.

Koca, talâka niyyet ederek, karısına: «Benden, uzak ol.» derse; talâk vâki olur. Feîâvâyİ Kâdîhan'da da böyledir.

«Benden, kurtuldun; halâs oldun.» sözleri de, kinaye lafizla-rındandir. Fethû'l - Kadîr'de de böyledir.

Bir kimse, talâka niyyet ederek, karısına: «Sana karşı, dört yol açılmıştır.» dese; talâk vâki olmaz.

Ancak koca : «İstediğin yolu tut.» diye ilâve eder ve «Ben, bu­nunla, talâka niyyet ettim.» derse; talâk vâki olur. «Buna, niyyet et­medim.» derse; bu sözü de, kabul ve tasdik edilir.

Koca : «... istediğin yola git.» dediğinde de, niyyetsiz taiâk vâki oîmaz. Bu söz, talâk müzâkeresi esnasında söylenmiş olsa bile, hü­küm aynıdır.

Müntekâ'da, şöyle zikredilmiştir:

Bir koca, talâka niyyet ederek, karısına : «Bin kerre git.» dese; üç talâk vâki olur.

Mecnûu'n Nevâzil'de şöyle zikredilmiştir: .

«Bir koca, talâk niyyeti ile karısına : «Cehenneme git.» dese; ta­lâk vâki olur.» Hulâsa'da da böyledir.

Bir koca, talâka niyyet ederek, karısına : «Seni, azâd ettim.» ds-se; talâk vâki olur. Mi'râcü'd - Dirâye'de de böyledir.

Koca, talâka niyyet ederek, karısına: «Hür ol.» veya «Sen, ıtk (= azâd) edildin.» derse; taiâk vâki olur. Bahru'r- Râik'ta da böyledir.

Bir koca, karısına : «Talâkını sattım.» der; karısı ise : «Sa­tın aldım.» diye mukabelece bulunursa; bu durumda, bir talâk-ı ric'î vâki olur.

Koca : «Mehrini sattım.»; karısı ise : «Satın aldım.» derse; bu, 'bâin bir talâk olur. Kocanın : «Nefsini sattım.» demesi hâlinde de, hüküm böyledir.

Bir koca, karısına : «Senden istinkâf.ettim. (= yüz çevirdim; red­dettim; vazgetim.)» der; karısı da : «Ağzındaki tükrük gibi... Eğer ondan istinkâf ettiysen, onu at.» deyince; koca : «Tüü, tüü.» diyerek tükrüğünü atar ve : «İşte attım.» derse; bu durumda, talâka niyyet etmiş olsa bile; kadın boş olmaz. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir koca, karısının nikâhının fâsid - olduğunu zannederek: «Benimle senin aranda olan, bu nikâhı terk ettim.» dedikten sonra; nikâhlarının sahih olduğu meydan çıksa; bu adamın karısı, boş ci-maz.

Bir kimse, karısına: «Ben, üçten uzağım... Senin talâkların­dan...» dese; bazı âlimler: «Bu adam, taiâka niyyet etmişse; karısı boş olur.»; bazıları ise: «Niyyet etmiş olsa bile, talâk vâki olmaz.» demişlerdir. Zahir olan da, budur.

Bir kimsenin, karısına : «Sen. siracsın.» demesi; «Sen, ba­ğından  boşsun.»  demesi  gibidir-  FetâvâyI Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, karısına : «Kanlıktan, seni uzaklaştırdı m.» derse; 'bu sözü, talâka niyyeti olmadan, öfkeli veya öf kes İz hâlinde söylemiş olsa bile; talâk vâki olur.Zehıyre'de de böyledir.

Mecmûu'n - Nevâzil'de şöyle zikredilmiştir.

Bir kadın, kocasına: «Senden, uzağım.»; kocası da: «Ben de, senden uzağım.» dedikten sonra; kadın : «Söylediğine bak.» deyin­ce; kocası: «Ben, talâka niyyet etmedim.» derse; bu durumda, nly-yet bulunmadığından, talâk vâki olmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir koca, karısına : «Talâkından kaçındım.» der ve talâka nîy-yet ederse; talâk vâki olmaz.

Taİâk'a ihtimâli olmayan, her lafızda, durum böyledir. Yani, sade­ce nîyyet olmayınca değil; niyyet olsa bile; talâk vâki olmaz.

Meselâ: «Allah, seni mübarek eylesin.»; «Beni,- yedir.» «Beni, İçir.» ve benzeri lafızlar gibi...

Fakat, koca; talâka elverişli olan ve elverişli olmayan lafızları birlikte söyler ve bununla da, talâka niyyet ederse; meselâ: «Git ve ye.» veya : «Git ve elbise satın al.» derse; bu durumda, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un kavline göre, talâk vâkj olmaz. İmâm Züfer Üe Ya'kup 'buna muhalefet etmişlerdir. İmâm Züfer (R-A.)'in kavline göre, bu du­rumda talâk vâki olur. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse, talâka niyyet ederek, karısına: «Git, kocaya var.»

dese; bir talâk vâki olur. Bu durumda, üç talâk'a niyyet ederse; üç talâk vâki olur.

Karısına: «Kocaya git.» diyen kimse; bu sözü ile, bir talâka niy­yet etse de, üç talâka niyyet etse de, bu niyyeti sahih olur.

Böyle diyen koca, hiç bir şeye niyyet etmezse, talâk vaki olmaz. Itâbîyye'de de böyledir.

Bir adam, kendisini döven bir şahsa: «Eğer, sen benî, nikâhl-a-dığım filan kadın için dövüyorsan; İşte, ben ,onu, bıraktım; sen al.» dediğinde, talâka niyyet etmişse; bir, bâin talâk vâki olur. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kocanın, karısına: «Iddetini say; Iddetinl say; Iddetinl s-ay.» demesi halinde; bu mes'elede, birkaç ihtimâl vardır :

1- Bu koca, bu sözlerin lıer bîri ile, birer talâka niyyet ede­bilir.

2- Bu sözlerden, ilkinde, talâka niyyet edip, diğerlerinde niy­yet «etmiyebilir.

3- Birinci sö2ü ile,, kadının hayzına niyyet eder; diğerlerinde ise, bir niyyette bulunmaz.

4- Bu sözlerden, ilk İkisinde talâka niyyet eder; üçüncüde niy­yet etmez.

5- Bu sözlerden, birinci ve üçüncüde talâka niyyet eder.

6- Bu sözlerden, ikinci ve üçüncüde talâka; birinci de ise, hay-za niyyet eder.

Bu, altı şeklin, hepsinde de, üç talâk vâki olur. Aşağıdaki şekillerde de, kadın, iki talâk boş olur.

1- İkinci lâfızda, sadece talâka niyyet eder.

2- Birinci, lâfız da talâka, ikinci de ise, hayza niyyet eder ve başka bir niyyette bulunmaz.

3- Birinci sözü ile taİâka, üçüncü    sözü ile de, h-ayza niyvet eder.

4- İkinci ve üçüncü sözleri ile talâka niyyet eder.

5- Birinci ve ikinci sözleri ile hayza niyyet eder.

6- Birinci ve üçüncü sözieri ile hayza niyyet eder.

7- Birinci ve ikinci sözleri ile taiâka, üçüncü ile de, hayza niy­yet eder.

8- Birinci ve üçüncü sözieri ile talâka, ikinci sözü ile hayza niyyet eder.

9- Birinci ve ikinci sözü ile hayza, üçüncü sözü ile talâka niy­yet eder.

10- Birinci ve üçüncü gözü Üe hayza, ikinci sözü ile talâka niy­yet eder.

11- Birinci sözle hayza niyyet eder.