İZİN KAÇ DEFA İSTENİR?

e-Posta Yazdır PDF

1761  Ayette izin istemenin sayısı üzerinde durulmamıştır. Muhammed Ali Sabuni: Resulûllah (sav)'ın sünneti izin istemenin üç kez olduğunu beyan etmiştir. Buna delalet eden hadisler şunlardır: Ebû Hureyre (ra)'den: "İzin istemek üçtür. Birincisinde haberdar olurlar. İkincisinde kendilerine çeki düzen verirler. Üçüncüsünde giriş izni verirler veya reddederler" Ebû Musa El Eş'ari (ra) ile Hz. Ömer (ra) arasında geçen şu hadise de, iznin üç defa istenmesi gerektiğine delalet eder. Bu hadise Buhari ve Müslim'in rivayetlerine göre şöyledir: Ebû Said El Hudri (ra)'den: "Ensarilerin bir meclisinde oturuyordum. Ebû Musa El Eş'ari (ra) korkuyla içeri girdi. "Seni korkuya düşüren nedir?" diye sorunca: Ömer b. Hattab (ra) yanına gelmemi emretmişti. Gittim ve girmek için üç defa izin istedim. Bana şifahi giriş izni verilmediği için geri döndüm. Daha sonra Ömer (ra): "Bana gelmene mani nedir?" dedi. Ben de: "Ben geldim, üç defa izin istediğim halde giriş izni verilmeyince geri döndüm. Zirâ Resûlullah (sav): "Sizden biriniz, bir evden üç kere izin ister de, izin verilmezse geri dönsün" buyurmuştur. Demem üzerine, bana: Sen naklettiğin hadisi ya isbat edersin veya seni cezalandırırım" dedi. Bunun üzerine Übey b. Kaab, Ebû Musa El Eş'ari'ye: Sen içimizden en genci ile Ömer (ra)'e git ve durumu bildir" dedi. Cemaatin en genci ben olduğum için Ebû Musa (ra) ile giderek Ömer (ra)'e Resûlullah (sav)'in bu hadisini haber verdim. "Üç defa izin istemek isteyen için bir haktır. Yoksa onun için farz olan bir defa istemektir" Ebû Hayyan "Üçten fazla izin istenmez. Şayet içerdekilerin duymadıkları anlaşılırsa, üçten fazla da istenebilir" demiştir"(273) hükmünü zikretmektedir.

 1762 Sehl b. Saad (ra)'dan şu hâdise rivayet olunmuştur: "Bir adam Resûl-i Ekrem (sav)'in odalarından birisine başını uzatarak, (izinsiz) şöyle bir göz atmıştı. Bu esnada Resûlullah (sav) elinde demir bir tarakla başını tarıyordu. Adamın baktığını görünce: "Eğer senin baktığını daha önce görseydim, (demir tarağı göstererek) bununla gözünü çıkarırdım. İsti'zan; sırf göz (harama bakmasın) için meşru kılınmıştır"(274) buyurdu. Dolayısıyla herhangi bir yolunu bulup; başkasının evini gözetlemek, şen'i bir davranıştır. Esasen kapıyı çalan müslüman; sırf içeriyi izinsiz görmemek için sağa veya sola döner. Bu da İslâmî bir edebdir.(275)

 1763 Başkasının evine; ev sahiplerinin izni olmadan girmenin yasaklanması üzerine Hz. Ebû Bekir (ra) Resûl-i Ekrem (sav)'e: "Kureyş tacirleri devamlı olarak Mekke, Medine, Şam, Yemen, Kudüs gibi yerlere gidiyorlar. Buralarda ve yollarda onların belli başlı bir barınakları yoktur. Ancak umuma yapılmış ve içinde devamlı oturulmayan han, kervansaray gibi yerler vardır. Buralara girerken de izin isteyerek mi girilmelidir?" diye sordu. Bunun üzerine: "Meskûn olmayan, içerisinde sizin için bir menfaat ve alaka bulunan evlere (ve odalara) girmenizde size bir vebal yoktur. Açıklayacağınızı da, gizleyeceğinizi de Allah bilir"(276) Âyet-i Kerîmesi nazil oldu. Dolayısıyla alışveriş yerleri, han, kervansaray ve bunlar gibi umûma ait yerlere, izin almadan girmeye müsaade edilmiştir.(277)

 1764 Müslümanları ziyaret hususunda dikkat edilecek önemli meselelerden birisi de; "Ziyaret Vakti'nin" iyi tesbit edilmesidir. Cahiliye döneminde araplar; birbirlerinin evlerine izinsiz girdiği gibi, o evden yemek yemeden de çıkmazdı. İslâm dini; sarih bir da'vet olmadığı süre içerisinde başkasının evinde yemeğin (pişirilmesinin) beklenmesini yasaklamıştır.(278) Dolayısıyla normal ziyaretlerde; "Yemek Vakti'nin" dışında bir zaman dikkate alınmalıdır.

 1765 Kur'ân-ı Kerîm'de: "Ey iman edenler!.. (Bundan sonra) Peygamberin evlerine; yemeğe dâvet olunmaksızın ve vaktine de bakmaksızın girmeyin. Fakat daâvet olunduğunuz zaman girin. Yemeği yediğiniz zaman dağılın. Söz dinlemek veya sohbet etmek için de (izinsiz) girmeyin. Çünkü bu peygambere ezâ vermekte, o sizden utanmaktadır. Allah ise; hakkı açıklamaktan çekinmez"(279) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet; Resûl-i Ekrem (sav)'in evine, vakitli vakitsiz giren ve yemek yemeden ayrılmayanlar hakkında nazil olmuştur. Ancak ûlema; hükmün İslâmî edeb noktasından bütün mü'minlerin evlerine teşmil edilebileceği kanaatindedir. Dâvet edilmeden; herhangi bir ziyafete iştirak edilmemesi gerektiğine işaret edilmiştir. Hz. Ebû Şuayb (ra) ashab arasında Resûl-i Ekrem (sav)'i görünce, yüzünden karnının aç olduğunu anlamıştır. Hemen kasap olan hizmetçisine: "Bize beş kişilik bir yemek hazırla!.. Beşinci kişi ben olmak üzere Resûlullah (sav)'ı dâvet etmek istiyorum" dedi. Sonra Resûl-i Ekrem (sav)'in yanına yaklaşarak, dâvet teklifini izhar etti. Birlikte eve giderken, arkalarından bir adam takip ederek geldi. Evin kapısı önüne varınca Resûl-i Ekrem (sav): "Bu zat, bizim arkamıza takılıp geldi. İstersen kabul et, istersen geri gönder" buyurdu. Ebû Şuayb (ra): "Hayır yâ Resûlullah, ona da izin veriyorum" dedi.(280) Dikkat edilirse; Resûl-i Ekrem (sav) bu hâdisede, İslâmi bir edebi ta'lim ettirmiştir. İmam-ı Gazali: "Yemek vaktine denk getirecek şekilde ziyarete gitmek doğru değildir. Bu şekilde ziyaret men edilmiştir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: "Ey iman edenler!.. (Bundan sonra) Peygamberin evlerine yemeğe çağrılmaksızın ve vaktine de bakmaksızın girmeyin" denilmiştir. Yani tam yemeğe hazırlandıkları sırada evlerine girmeyin buyurulmuştur. Haberde (Hz. Aişe'den) şöyle vârid olmuştur: "Dâvet olunmadığı sofraya giden kimse; gitmekle faasık olduğu gibi, yediği de haramdır" Fakat yemek vaktini gözetmediği halde, gittiği yerde sofraya tesadüf eden kimse, buyur edilmedikçe sofraya oturmamalıdır"(281) hükmünü zikreder. Şurası muhakkaktır ki; mü'minler birbirlerine ikram etmekten zevk duyarlar. Ancak dâvet ve izin; kat'i nasslarla beyan buyurulmuştur. Habersiz gelen misafir; ev sahibini Acaba ne ikram etsem?" endişesine sevkeder. Bunun mânevî bir eziyet haline gelmesi de mümkündür.