7. Namaz ahirete imanla gitmeye vesiledir

e-Posta Yazdır PDF

 

Namazla ilgili dinimizin emir ve yasakları, teşvik ve tehditleri tam bilinmiyor. Ayet ve hadislerde, İslâm ulemasının kitaplarında ve uygulamalarında öyle ilginç ve etkili bilgiler vardır ki, bunları bilen bir kimsenin namaza ilgisiz kalması zordur.

 

İşte birçok mü’mini sorumluluğa sevk edecek Asr-ı Saadette yaşanmış bir olay:

 

Abdullah bin Ebî Evfâ (r.a.) anlatıyor:

 

Resul-i Ekremin (a.s.m.) huzurunda bulunduğumuz bir sırada ona birisi gelerek:

 

“Yâ Resûlâllah, ölüm döşeğinde yatan bir genç var. Kendisine, ‘Lâilâheillâllah, de’ dendiği halde (bir türlü) bunu söyleyemiyor” dedi.

 

Resul-i Ekrem (a.s.m.):

 

“Namaz kılar mıydı?” diye sordu.

 

Adam:

 

“Evet, (kılardı)” dedi.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem (a.s.m.) kalktı. Biz de onunla kalktık. Resul-i Ekrem gencin yanına girdi ve ona:

 

“Lâ ilâhe illâllah, de” buyurdu.

 

“Söyleyemiyorum.”

 

Resul-i Ekrem (a.s.m.), “Niçin?” diye sorunca, gelen adam:

 

“Annesine âsi idi” dedi.

 

Resul-i Ekrem:

 

“Annesi sağ mı?” diye sordu. Oradakiler:

 

“Evet sağdır” dediler. Resul-i Ekrem:

 

“Çağırın gelsin” buyurdu. Onlar da kadını çağırdılar, kadın da geldi. Resul-i Ekrem kadına:

 

“Bu senin oğlun mudur?” diye sordu.

 

Kadın:

 

“Evet” dedi.

 

Resul-i Ekrem kadına:

 

“Bak şurada büyük bir ateş (olsa) ve ‘Oğluna şefaat edersen onu bu ateşte yakmayız; fakat şefaat etmezsen bu ateşte yakarız’ deseler ne yapardın? Şefaat eder miydin?” diye sordu.

 

Kadın:

 

“Onun şefaatçisi ben olurdum” dedi. Resul-i Ekrem:

 

“O halde ondan râzı olduğuna, Allah-u Teâlâyı ve beni şâhit göster” buyurdu. Kadın:

 

“Allah’ım! Seni ve Resul-i Ekremi şâhit tutuyorum. Oğlumdan râzı oldum (hakkımı ona helâl ettim)” dedi.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem (a.s.m.) hasta gence:

 

“Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerikeleh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resulüh, de” diye buyurdu. Hasta hemen şehâdet getirdi.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem (a.s.m.):

 

“Allah’a hamdolsun ki, benim vasıtam ile bu (genci) Cehennem ateşinden kurtardı” dedi. (Hadisi Taberânî ve özet olarak Ahmed bin Hanbel rivâyet etmiştir.)

 

Bu müthiş hadisteki ibretli noktalar sizin de dikkatinizi çekmiştir.

 

Öncelikle, karşımızda hayatının son deminde imansız giderek, sonsuz azaba müstehak olmak üzere olan bir “Müslüman genç” var. Ve bu genç, Asr-ı Saadette yaşayan, o altın çağın mutluluk ortamında yetişen, o atmosferin havasıyla büyüyüp serpilen bir genç. Hadisin başka rivayetlerinden anlıyoruz ki, bu öyle çocuk yaşlarda bir genç değildir; evlenmiş, yuva kurmuş bir gençtir.

 

İşte iman ve İslâmın zirveleştiği bir dönemde ruhunu Allah’a teslim etmek üzere olan bu genç, imansız gitmek üzere. Üstelik bu bir sahabedir. Çünkü o asırda yaşadığı ve Peygamberimizi gördüğü için başka türlü düşünemeyiz. Aynı zamanda mü’mindir, inançlıdır. Çünkü, “İnanmıyorum” veya “Söylemeyeceğim” demiyor; “Söyleyemiyorum” diyor.

 

Bu durumdaki bir gencin problemi kendisine iletildiğinde Peygamberimizin ilk sorusuna bakın: “Namaz kılar mıydı?”

 

Bu ilk soru, ahirete imanla gitmek, o ebedî davayı kazanmak isteyen bizleri beynimizden vuruyor, ruhumuzu sarsıyor, âdeta titretiyor. Demek, böyle bir problemin ilk sebebi, “namaz kılmamak” olabilir; başka bir şey olamaz ki, Peygamberimizin ilk sorusu bu oluyor.

 

Şimdi düşünün: Hangimiz bu sonsuz hayatı kaybetmek isteriz? Müslüman olduğunu söyleyen hangi insan, “Ben son nefeste imansız gitsem de olur” diyebilir? Aksine, bütün dualarımızda hüsn-ü hâtime (iyi son) için, imanla ölmek için dua etmiyor muyuz?

 

İşte o müthiş imtihanın ilk sorusu iman, ikincisi namazdır. Hadisten, ana baba hakkının, hüsn-ü hâtime üzerinde ne derece etkili olduğunu da anlıyoruz.

Hiç şüphesiz bu hadisten, namaz kılmayan veya ebeveynine isyan eden herkesin mutlaka imansız gideceği anlamını çıkaramayız. Çünkü, son nefeste kimin nasıl gideceğini ancak Allah bilir. Fakat bu hadis, önemli bir ipucu veriyor, çok ciddi bir biçimde bizi uyanık ve tetikte olmaya çağırıyor.