282) Gereksiz Ve Aşırı Cezalandırma Yasağı

e-Posta Yazdır PDF

 

282) Gereksiz Ve Aşırı Cezalandırma Yasağı (Bir Uşağı, Hayvanı, Kadını Ve Çocuğu Meşrû Bir Sebebe Dayanmadan Veya Terbiye Sınırını Aşacak Şekilde Cezalandırma Yasağı)

 

Bu bölümdeki bir ayet ve dokuz hadis-i şeriften; herkese karşı iyi davranmanın gerekliliğini, böbürlenenleri Allah'ın sevmediğini, bir kadının hapsederek hiçbir gıda almasına izin vermediği ve bu yüzden ölen bir kedi yüzünden cehenneme girdiğini, canlı hayvanları hedef yapıp atış yapanlara lanet edildiğini, köle ve hizmetçilerin dövülmemesi gerektiğini, dövülürse o işin keffaretinin o köleyi azad etmek olacağını, insanlara haksız yere azab ve işkence edenlere Allah'ın mutlaka azab edeceğini, hayvanların yüzlerinin dağlamak suretiyle damgalanmaması gerektiğini ve böyle yapan kimselere Allah'ın lanet edeceğini öğreneceğiz. [1]

“... Anaya, babaya, yakın akrabanıza yetimlere, muhtaçlara, kendi çevrenizden olan komşulara, uzak komşulara, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altındaki hizmetçi ve işçilere iyilik yapın, iyi davranın. Doğrusu Allah, kendini beğenen ve böbürlenenleri sevmez.” (Nisa: 4/36)

 

1604. İbni Ömer radıyallahu anhümâ' dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bir kadın ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azâb edildi ve bu sebeple cehenneme girdi. Hayvanı hapsettiğinde ona bir şey yedirmemiş, içirmemiş, yerdeki haşereleri yemesine bile izin ve imkân vermemişti."[2]

* Hiçbir hayvan gereksiz yere cezalandırılamaz. Savunması olmayan bu tür hayvanlara yapılan zulüm asla cezasız kalmaz, Allah mutlaka cezasını verir. [3]

1605. Yine İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiştir. Kendisi birgün, bir kuşu hedef olarak dikip ona ok atan Kureyşli gençlerin yanına uğramıştı. Hedefe isabet etmeyen her ok için kuş sahibine bir ödeme yapıyorlardı. Gençler, İbni Ömer'in geldiğini görünce etrafa dağıldılar. İbni Ömer arkalarından şöyle seslendi:

– Bunu yapan kim? Allah ona lânet etsin. Şu bir gerçektir ki, Resûllullah sallallahu aleyhi ve sellem canlı bir hayvanı hedef olarak dikip ona atış yapana lânet okudu.[4]

 

* Atış talimleri ve savaş oyunları canlı hedeflere değil maketlere yapılması gerekir. İyiler bu tür şeylerde ikaz etmeli ve duyurmalıdırlar. Çünkü iyilerin tembelliği kötülerin faaliyetidir denmiştir. [5]

1606. Enes radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem öldürmek maksadıyla hayvanları bir yere hedef olarak bağlamayı yasakladı.[6]

 

* Zulüm kime ve neye yapılırsa yapılsın zulümdür ve mutlaka sorumluluk gerektirir. [7]

1607. Ebû Ali Süveyd İbni Mukarrin radıyallahu anh şöyle dedi:

Ben, Mukarrinoğullarının yedinci çocuğu idim. Bizim hepimizin sadece bir kölesi vardı. (Bir gün) en küçüğümüz onu tokatladı. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize o köleyi âzâd etmemizi emretti.[8]

 

Müslim'in bir rivâyetinde[9] "yedincisi" yerine "kardeşlerimin yedincisi idim" ifadesi yer almaktadır.

 

* Köle, uşak, hizmetçi gibi insanlara hiçbir hakkın tanınmadığı bir ortamda insanların sebepsiz yere dövülmelerinin keffareti olarak hürriyetlerine kavuşturma tavsiyesi çok ciddi bir dini tedbirdir. [10]

1608. Ebû Mes'ûd el–Bedrî radıyallahu anh şöyle dedi:

Kölemi kamçı ile döverken arkamdan "Ey Ebû Mes'ûd, bilesin ki…" diye bir ses duydum. Ancak kızgınlığımdan sesin sahibini çıkaramadım, sözün gerisini de anlamadım. Yaklaşınca bir de ne göreyim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem değil mi! Ve bana, "Ey Ebû Mes'ûd! Bilesin ki Allah'ın gücü sana, senin bu köleye gücünün yettiğinden çok daha fazla yeter!" diyordu.

Bunun üzerine ben, "Bundan böyle bir daha asla köle dövmeyeceğim" dedim.

 

Müslim'deki bir rivayette, "Onun heybetinden elimdeki kırbaç yere düşüverdi" ifadesi bulunmaktadır.

 

Başka bir rivayette[11]: Bunun üzerine ben, " Ey Allahın Resûlü! Allah rızâsı için bu köleyi kölelikten âzat ettim" dedim. Resûl–i Ekrem de:

– "Beri bak! Eğer böyle yapmasaydın seni mutlaka ateş yakardı (ya da cehennem ateşi seni sarardı)" buyurdu.[12]

1609. İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim, işlemediği bir suçtan ötürü cezalandırmak maksadıyla kölesini döver veya sebepsiz yere tokatlarsa, bunun kefâreti o köleyi âzat etmesidir."[13]

1610. Hişâm İbni Hakîm İbni Hizâm radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre kendisi, Şam'da, başlarına zeytinyağı döküldükten sonra güneş altında beklemeye mahkum edilmiş çiftçilere rastladı.

– Bu ne haldir? diye sordu.

– Arazi vergisi (haraç) yüzünden bir rivâyette ise baş vergisi (cizye) yüzünden cezalandırılıyorlar, denildi.

Bunun üzerine Hişâm:

– Andolsun ki ben, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in:

"İnsanlara haksız yere dünyada azâb edenlere Allah, mutlaka azâb eder" buyurduğunu işittim dedi ve Emîr'in huzuruna çıkıp durumu ona arzetti. Emîr de çiftçilerin serbest bırakılmalarını emretti.[14]

 

* Gereksiz ve haksız cezalar sona erdirilmelidir. Buna son verilmesine vasıta olmak gerekir. [15]

1611. İbni Abbâs radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yüzü ateşle dağlanarak damgalanmış bir merkep gördü ve durumu çirkin buldu, onaylamadı.

Bunun üzerine İbni Abbas (kendi kendine), Allah'a yemin ederim ki ben bundan böyle hayvanın yüzünden uzak bir yerine damga vuracağım, dedi. Merkebinin uyluklarına damga vurduttu. İbni Abbâs böylece uyluklara damga vurduran ilk kişi oldu.[16]

 

1612. Yine İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Bunun üzerine;

"Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lânet etsin!" buyurdu.[17]

Müslim'in bir başka rivayetinde de[18]; "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yüze vurmayı ve yüzü damgalamayı yasakladı" denilmektedir.

 

* Hayvancılıkla uğraşan yörelerimizde adet olan bu gelenek yüze olmamak şartı ile ve büyük ve derin olmamak şartıyla onaylanmıştır. İnsan vücuduna dövme yaptırmak ise haram kılınmıştır ve lanetlenmiştir. [19]


 

[1] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 469.

[2] Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Selâm 151, 152, Birr 133, 134.

[3] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 469.

[4] Buhârî, Zebâih 25; Müslim, Sayd 58, 60. Ayrıca bk. Tirmizî, Sayd 9; Nesâî, Dahâyâ 41; İbni Mâce, Zebâih 10.

[5] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 469.

[6] Buhârî, Zebâih 25; Müslim, Sayd 58; Ebû Dâvûd, Edâhî 11; Nesâî, Dahâyâ 79.

[7] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 470.

[8] Müslim, Eymân 32–33.

[9] Eymân 33.

[10] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 470.

[11] Müslim, Eymân 35.

[12] Müslim, Eymân 34.

[13] Müslim, Eymân 30.

[14] Müslim, Birr 117– 119. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 32.

[15] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 470.

[16] Müslim, Libâs 108. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 52.

[17] Müslim, Libâs 107. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 52.

[18] Libas 106.

[19] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 471.