302) Ölüye Ağıt Yakma Yasağı

e-Posta Yazdır PDF

 

302) Ölüye Ağıt Yakma Yasağı (Ölünün Arkasından Bağıra–Çağıra Ağlamanın, Yüzünü Tırmalamanın, Yaka–Paça Yırtmanın, Saçını Yolmanın, Kazıtmanın Ve "Kahrolayım, Helâk Olayım" Diye Beddua Etmenin Haram Olduğu)

 

Bu bölümdeki onbir hadis-i şeriften, arkasından feryad edildiğinde ölüye azab edileceğini, baygınlık geçiren bir kimseye böyle bir şey yapıldığında da onun sorgulandığını, ölü arkasından ağlayanlar "Efendimiz, dayanağımız" diye övmeye başladılar mı ölünün başucuna iki melek görevlendirilip "Sen böyle biri misin" diye tartaklanacaklarını, küfür ve cahiliye dönemi adetlerinden birinin nesebe sövmek, diğerinin de ölüye yüksek sesle ağlamak olduğunu, yaka paça yırtıp çığlıklarla ölü arkasından ağlamanın cahiliye adeti olduğunu, böyle yapan kimselerin ikaz edilmesi gerektiğini, Rasulullah'ın kadınlarla bey'at yaparken ölü arkasından yüksek sesle ağlamayacaklarına dair söz aldığını, ölü için kalbin teessüründen dolayı gözyaşı dökülebileceğini, bunun da Allah tarafından bağışlanacağını, ölüler arkasından ağıtçılık yapan kimseler tevbe etmeden ölürlerse katrandan bir gömlek ve uyuzdan bir zırh olduğu halde mezarlarından kaldırılacaklarını öğreneceğiz. [1]

1661. Ömer İbni'l–Hattâb radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Arkasından koparılan feryat (ve yakılan ağıt) sebebiyle ölüye kabrinde azâb olunur."[2]

Bir rivâyette[3] "ölüye ağlandığı sürece" denilmektedir.

 

1662. İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ölenin arkasından yüzünü gözünü tırmalayan, yakasını paçasını yırtan, Câhiliye insanı gibi bağıra – çağıra ağıt yakıp kendisine beddua eden, bizden, bizim yolumuzu izleyenlerden değildir."[4]

1663. Ebû Bürde şöyle dedi:

(Babam) Ebû Mûsâ el–Eş'arî hastalandı ve başı hanımlarından birinin kucağında iken bayıldı. Bunun üzerine hanım, bir çığlık atıp yüksek sesle ağlamaya başladı. Fakat Ebû Mûsâ, kadını bundan men edecek durumda değildi. Ayılınca:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hoşlanmayıp uzak kaldığı şeyden ben de hoşlanmam ve uzak olurum. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vâveylâcı, saçını yolan, üstünü başını yırtan kadınlardan uzaktı, diye hanımını ikaz etti.[5]

1664. Mugîre İbni Şu'be radıyallahu anh, "Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem' i şöyle buyururken dinledim" dedi:

"Kimin arkasından bağıra–çağıra ağıt yakılırsa, kendisi adına yapılan bu feryattan dolayı o kişiye kıyamet günü azab olunur."[6]

1665. Ümmü Atiyye Nüseybe radıyallahu anhâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bey'at sırasında, ölüye yüksek sesle ağlamayacağımıza dair biz kadınlardan söz aldı.[7]

1666. Nu'mân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Abdullah İbni Revâha radıyallahu anh'ın baygınlık geçirmesi üzerine kız kardeşi, "Vah dağ gibi kardeşim, vah şöyle şöyle olan kardeşim" diye onu överek yüksek sesle ağlamaya başladı. Abdullah İbni Revâha ayıldığı zaman kız kardeşine; "Senin hakkımda söylediğin her övgü için ben, ‘sen gerçekten böyle biri misin?’ diye sorgulandım" dedi.[8]

1667. İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Sa'd İbni Ubâde radıyallahu anh hastalanmıştı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Abdurrahman İbni Avf, Sa'd İbni Ebû Vakkâs ve Abdullah İbni Mes'ûd ile birlikte Sa'd'ı ziyârete geldi. Yanına girdiğinde onu elem ve ıstırap içinde, ailesi tarafından etrafı kuşatılmış bir halde buldu. Bunun üzerine:

– "Öldü mü?" buyurdu.

– Hayır, ey Allah'ın Resûlü (ölmedi), dediler.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (Sa'd'ın bu ağır durumuna üzülerek) ağladı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem 'in ağladığını görünce oradakiler de ağladılar. Bunun üzerine Resûl–i Ekrem:

"Bilmez misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin hüznü sebebiyle insana azâb etmez. Fakat –eliyle diline işâret ederek– işte bunun yüzünden azâb eder veya bağışlar" buyurdu.[9]

 

* Yukarıdaki 7 hadisi şeriften üzülme sonucu sessiz gözyaşı dökmenin azaba vesile olmadığı ve normal karşılandığını öğreniyoruz, yaka paça yırtarak ağlamanın zarar verdiği ve yasaklandığı da ortaya çıkmıştır. Bu yasaklama En’am: 6/164, İsra: 17/15, Furkan: 25/18, Zümer: 39/7 ve Necm: 53/38. ayetlerine ters düşmez. Müslümanlar bu hadislerdeki yasaklığı bilip vasiyet etmeli ve ölümünden sonra böyle şeyler yapılmamasını tenbih etmeliler, arkaya kalanlar da hem bu hadisleri bilmeli, hem de ölünün bu vasiyetine uymalıdırlar. (Bkz.Tecrid Terc. IV, 387-420) [10]

1668. Ebû Mâlik el–Eş‘arî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ağıtçı, ölmeden önce tövbe etmezse, kıyamet günü üzerinde katrandan bir elbise ve uyuzlu bir gömlek olduğu halde mezarından kaldırılır."[11]

* Yani değişik bir azap modeliyle azaplandırılacaklar. [12]

1669. Üseyd İbni Ebû Üseyd et–Tâbiî'nin, Hz. Peygamberimiz'e biat etmiş kadınlardan birinden naklettiğine göre o hanım sahâbî şöyle demiştir:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ma‘rufta itaat konusunda bizden aldığı biat içinde, iyilikte kendisine isyan etmeyeceğimiz, felâket anında yüz tırmalamayacağımız, ah–vah diye vâveyla koparmayacağımız, yaka–paça yırtmayacağımız ve saç–baş yolmayacağımız sözü de vardı.[13]

 

* Rasûlullah'ın siyasi otoritesini kabul eden kişilerden değişik zamanlarda değişik şeyler üzerine biat aldığını biliyoruz, burada da bu hususlar üzerine biat alınıyor ve bunların hiç yapılmaması isteniyor. [14]

1670. Ebû Mûsa radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ölen herhangi bir kişinin arkasından ağlayıcılar, ey kendisine dayandığımız, ey efendimiz vs. diye onu övmeye başladılar mı, adamın başına iki melek görevlendirilip dikilir ve onu tartaklayarak "Sen böyle biri miydin?" derler."[15]

* Yani eğlenceye alırcasına melekler hakaret etmiş olurlar. [16]

1671. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"İnsanlar arasında iki âdet vardır ki bunlar küfür dönemi âdetidir: Nesebe sövmek, ölüye yüksek sesle ağlamak."[17]


 

[1] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 488.

[2] Buhârî, Cenâiz 34; Müslim, Cenâiz 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz 23.

[3] Tirmizî, Cenâiz 23.

[4] Buhârî, Cenâiz 36, 38, 39, Menâkıb 8; Müslim, İmân 165. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz 22, 25; Nesâî, Cenâiz 17; İbni Mâce, Cenâiz 52.

[5] Buhârî, Cenâiz 37, 38; Müslim, İmân 167. Ayrıca bk. Nesâî, Cenâiz 17.

[6] Buhârî, Cenâiz 34; Müslim, Cenâiz 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz 23.

[7] Buhârî, Cenâiz 46; Müslim, Cenâiz 31–32. Ayrıca bk. Nesâî, Cenâiz 15, Bey'at 18.

[8] Buhârî, Meğâzî 44.

[9] Buhârî, Cenâiz 45, Talâk 24; Müslim, Cenâiz 12.

925'de geçmişti.

[10] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 489.

[11] Müslim, Cenâiz 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 51.

[12] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 489.

[13] Ebû Dâvûd, Cenâiz 25.

[14] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 489.

[15] Tirmizî, Cenâiz 24.

[16] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 490.

[17] Müslim, İmân 121; Cenâiz 29. Ayrıca bk. Buhârî, Menâkıbü'l–ensâr 27; Tirmizî, Cenâiz 33.

1580'de geçmişti, gerekli açıklama orada verilmişti.