100.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

100. MEKTUP

MEVZUU: Şeyh Abdülkerim Yemeni'nin:
— Sübhan Hak gaybi bilmez.
Sözüne cevab..

***

NOT : ÎMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu, Molla Hasan Keşmimi'riye yazmıştır.

***

Mektubunuz ulaşması ile bize şeref verdi.

Onun münderecatı: Parçaları, asılları, babları ve fasılları ile anlaşılmış oldu.

Onun münderecatı arasında Şeyh Abdülkerim Yemenî'nin şu cümlesi var:

— Sübhan Allah, gaybi bilmez..

***

Ey Mahdum,

Bu Fakir'in o gibi cümleleri dinlemeye asla takati yoktur. Elde olmadan, onları dinlerken Faruki damarım kabarıyor. O derecede ki: Düşünmeye bile mecal kalmıyor. Tevil ve tevcihe dahi yer yok. Ama bu söz kimden gelirse gelsin; ister Şeyh Abdülkerim Yemenî'den, isterse Şeyh-i Ekber-i Sami'den..

Ancak bize lâzım olan, Muhammed Arabi'nin S.A. kelâmına tabi olmaktır. Muhyiddin b. Arabî, Sadreddin-i Kunevî ve Abdürrezzak Kâşî'nin kelâmına değil..

Bizim füsusa değil; nüsusa tutunmamız gerekir.

Fütuhat-ı Medeniye, bizim için Fütuhat-ı Mekkiye'den daha yeterlidir.

***

Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah zatını:

— «Gaybi bilen.» (59/22)

Olarak anlattı, bunu zatı için mutlak kabul etti..

Mana üstte anlatıldığı gibi olunca; Yüce Allah'tan gaybi bilmeyi atmak, cidden kötü bir kabahattir. Hatta, böyle bir şey, hakikatta Yüce Hakkı tekzib sayılır.

Sonra, gayb lafzından bir başka mana murad etmek, onların bu kelâmını, şenaat olmaktan çıkaramaz.

Onların haline şu âyet-i kerimedeki mana uygun düşebilir:

— «Ağızlarından çıkan kelime büyük oldu.» (18, 5)

Keşke hileydim; onları böyle açıktan şeriatın hilâfına söz etmeye götüren nedir?

İbn-i Mansur (Hallaç):

— Enel-Hak..

Sözünde mazurdur. Aynı şekilde, Bayezid-i Bistamî dahi:

— Sübhanî..

Sözünde mazurdur. Zira ikisi de hallerin mağlubu olmuşlardır. Fakat, bu gibi sözler, halin galebesine mebni değildir. Gerçek o ki: Bu sözler, sahibinden bilerek çıkmıştır. Tevile dayandırılmıştır; ama özür kabiliyeti de yoktur. Halbuki, bu makam, asla tevil kabul etmez. Böyle zahirden sarf edilen sözler, ancak sarhoş sözleridir; başka değil.

Şayet bu sözü söyleyen kimsenin gayesi: Halkın kendisini levm etmesi ve kendisinden kaçması ise., bu dahi kötüdür; fenadır. Çünkü: Halkın levm etmesini sağlayacak yollar çoktur. Bu durumda, ancak hangi zarurettir ki, kendisini küfür sınırına götürecek işleri irtikâba çağırır..

Vesselam..

***

Siz o cümlenin tevili için kelâm ettiniz; onun için manalar sordunuz.. Sorulan suale cevap verilmesi hükmünce, zarurî olarak bu babda kelâm edeceğiz.. Şöyle ki:

Gayb ilmi, Sübhan Allah katındadır.

Ama gayb için söylenmiş şöyle bir cümle vardır:

— Gayb, ancak madum olan bir şeydir. Madum ise, malum olamaz. İlim dahi maduma taalluk edemez.

Bunun manası şudur:

Sübhan olan Yüce Allah'a göre gayb mutlak madum, katıksız hiç bir şey değil ise, o zaman ona ilmin taalluku bir mana ifade etmez. Çünkü, o şeyin malum olma durumu, mutlak madumiyet durumundan ve katıksız hiç bir şey olmamaktan çıkarır.

Görmez misin ki, şöyle bir şey denemez.

— Allah-ü Taâlâ, şerikini bilir.

Çünkü, Yüce Mukaddes Hakkın şeriki asla mevcud değildir ve katıksız olarak, hiç bir şey olmamak durumundadır.

Evet,gaybin ve şerikin mefhumunu tasavvur mümkün olur. Ama söz onun mefhum olmasında değil; mısdakındadır. Yani: Doğrusunu ortaya koymaktadır. Üstte anlatılan misal, bütün muhal derde geçerlidir. Onların mümkün olması tasavvur edilir. Ama doğululuklarını tasavvur etmek imkânsızdır.

Bir şeyin var olma durumu, o şeyi muhal olmaktan çıkarır; ama o seve zihnî bir varlık verümesi en azından şarttır.

***

Mevlâna Muhammed Ruhi'nin verdiği manaya itirazınız doğrudur. Çünkü, mücerred olan ehadiyet mertebesinde ilmî nisbetin nefyi, mutlak ilmin nefyini gerektirir. Gayb ilmine nefyin tahsisi için verilecek yön yoktur.

Mevlâna'nın tevcihinde bir başka şekilli mana şöyledir: Mücerred ehadiyet mertebesinde; her nekadar ilmî nisbet yok ise de, Yüce Hakkın Âlim olma sıfatı, olduğu gibi kaim durmaktadır. Çünkü, Allah-ü Teâlâ, zatı ile bilir; sıfatı ile değil.. Zira o mertebede sıfatlar nefyedilmiştir. Görmez misin ki; sıfatları baştan nefyedenler dahi şöyle derler:

— Sübhan Hak âlimdir.

Halbuki onlar, sıfatları Sübhan Hak'tan selb ederler.. Yine derler ki:

— Sıfatlara terettüb eden inkişaf, zata terettüb eder..

Bu iş böyle..

Gelelim sizin:

— Yüce Mukaddes Zat gaybinin, gaybe iradesi ve ona ilim taallukunun caiz olmadığı.. Yani: Gaybe..

Şeklinde yaptığınız tevcihi beyan etmenize..

Eğer burada ilimden murad, Yüce Mukaddes Vacib Zat'ın ilmi ise., bu: Tevcihlerin hakikata en yakm olanıdır. Ama, Vacib Taâlâ'nın, ilminin zat-ı bahte taallukuna cevaz olmayışında, Fakir'in açacağı bir bahis vardır. Şöyle ki:

Adem-i cevaz üzerine beyan ettikleri mana malumu ihata için, ilim hakikatinin iktizasıdır. Yüce Mutlak Zat ise., ihatanın olmayışını gerektirir; bu taallukta ikisi birleşemez..

Burada karışık bir durum vardır. Şöyle ki:

Anlatılan bu mana, yani: Malumu ihata için, ilmin hakikatinin iktizası, ancak husulî ilimde olur. O da kuvve-i ilmiyede malum suretinin husulü içindir.

Huzurî ilme gelince, üstteki mana, hiç geçerli değildir.

Üzerinde durduğumuz ilim ise., huzurî olup husulî değildir; mahzurlu yanı yoktur. Zira, Sübhan Hak Taâlâ'nın zatına ilim taalluku, huzurî yoldandır; husul yolu ile değil..

***

İşin hakikatini en iyi bilen Sübhan Allah'tır. Allah-ü Taâlâ efendimiz Muhammed'e, onun pâk âline bereket ve selâmet versin.

Evvel âhir selâm..