186.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

186. MEKTUP

MEVZUU : Sünnete tabi olmaya ve bid'attan kaçınmaya teşvik.. Zira, her bid'at dalâlettir.

***

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu, Hace Abdül rahman Müfti-i Kâbilî'ye yazmıştır..

***

Noksan sıfatlardan münezzeh Allah'a tazarru, itizar, iltica, iftihar ve inkisarla gizli aşikâre duâ edip isterim ki: Kendisi üe toplanan veya kendisine istinad eden kimselerle beraber icad çıkardan bir amel, bid'at olarak dine giren bir işle müptelâ eylemesin. Bilhassa Hayr'ül-beşer Resulûllah S.A. efendimizin ve Hulefa-i Raşidin Hazretlerinin r.a. zamanında olmayan işlerle.. İsterse böyle bir amel vuzuhta sabah aydınlığı kadar açık olsun..

Allah-ü Taâlâ, anlatılan manada bir bid'atın hoş görünmesi ile bizi fitneye düşürmesin..

Seyyid'ül-muhtar ve onun ebrar âli hürmetine.. Ona ve âline salât ve selâm..

***

Bazı kimseler şöyle dedi:

— Bid'at iki çeşittir:

a) Bid'at-ı hasene..

b) Bid'at-ı Seyyie..

Hasene şudur: Resulûllah S.A. efendimizin zamanında ve hulefa-i raşidin'in zamanında olmayan her amel olup fakat sünneti kaldırmaz..

Seyyie ise şudur: Sünneti kaldırır..

Ancak bu Fakir'in fikrine gelince.. Bid'at nev'inden olan hiç bir şeye şahid olmadı ki: Onda güzellikten (haseneden) ve nuraniyetten bir şey buluna.. Onda zulmetten ve küduretten gayrı bir şey hissede..

Faraza, bir kimse bid'at işlerinden birinde bugün bir taravet ve sadaret (hoşluk tatlılık, tazelik) görecek olsa, ama basiretin zafiyeti sebebi ile; yarın keskin nazara sahib olunca bilecektir ki: O bid'at şey için nedamet ve hüsrandan başka bir şey yoktur.

Bir şiir:

Belirir gün gibi aşikâr sabah oldukta;
Hakikî hüviyeti, her kimse karanlıkta..

***

Seyyid'ül-beşer Resulûllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

—«Her kim, işimizde olmayan bir şeyi ihdas ederse., o merdudur.»

Bir şey ki, bu mana gereğince, merdud olur; ona iyilik nereden gelir?.

Resulûllah S.A. efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:

— «Sözün hayırlısı, Allah'ın kitabıdır; hidayetin hayırlısı Muhammed'in hidayetidir. İşlerin şerlisi, yeni icadladır; her ihdas edilen şey bidattir; her bid'at dahi dalâlettir.»

Resulûllah S.A. efendimiz bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyurdu:

— «Sizin için, Allah'a karşı takva sahibi olmanızı tavsiye ederim.

Dinleyiniz ve itaat ediniz; isterse bir habeşî köle olsun..

Aranızda benden sonra yaşayan, çokça ihtilaflar görecektir. Sünnetime ve hidayeti bulan Hulefa-i Raşidin'in sünnetine tabi olunuz. Onları tutunuz ve azı dişleri ile yapışınız. Bilhassa yeni icad edilen işlerden sakınınız; zira her yeni icad bid'at tır; her bid'at dahi dalâlettir.»

Bu hadis-i şeriflerde de belirtildiği gibi, her yeni yersiz icad bid'at olduğuna göre, bu bid'at dahi dalâlet olduğuna göre, bu bid'at işine:

— Hasen (iyi)..

Demenin manası nereden gelir?.

Ayrıca, hadis-i şerifin manasından da anlaşılacağı gibi, her bid'at sünneti kaldıracağına, bu sünneti kaldırma durumu ise., bazısına mahsus olmamasına göre, her bid'at kötü damgasını alır.. Bunun için de, Resulûllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

— «Bir kavim, yeni bir icad çıkardığı zaman, ancak ona benzer bir sünneti kaldırmış sayılır; halbuki sünnete tutunmak, bid'at ihdasından hayırlıdır.»

Hassan b. Sabit'in rivayetine göre, Resulûllah S.A. efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:

— «Bir kavim, dinlerinde bir bid'at icadı yaptıkları zaman; Allah-ü Taâlâ, onun benzeri olan sünnetlerinden birini alır; kıyamete kadar da yerine göndermez..»

***

Aşağıdaki hususların bilinmesinde fayda vardır..

Ulemadan bazılarının, meşayihten bir kısmının:

- Bid'at-ı hasene..

Olarak anlattıkları şeyler üzerinde tam manası ile mülâhaza edilecek olursa, bilinecektir ki o: Sünneti kaldırıyor.. Şöyle ki:

Ölünün başına sarık sarmayı:

- Bid'at-ı hasene..

Diye anlattılar.. Halbuki o, sünneti kaldırmaktadır. Zira, o âdet sünnet olan kefene bir ziyadelik getirmektedir. Meselâ, kefenin sünnet olanı üç kattır. Ziyadesi neshedilmiştir. Neshedilen bir şeyi yapmak ise., sünneti kaldırmanın aynıdır.

Meşayihten bazıları sarığın bir ucunu sol taraftan sarkıtmayı:

— Bid'at-ı hasene..

Diye anlattılar.. Halbuki sünnet olan, iki omuz arasından sarkmasıdır. Böyle bir şey dahi sünneti açıktan kaldırır, kapalı yanı yoktur.

Aynı şekilde ulemadan bazıları; namazda niyet için, kalbden dileyerek, dille söylemeyi:

— Bid'at-ı hasene..

Diye anlatmışlardır. Halbuki, Resulûllah S.A. efendimizden, ashab-ı kiramdan, tabiin-i izamdan niyyetin dille yapıldığına dair hiç anlatılmadığı gibi, bu manada sahih veya zaif bir rivayet dahi yoktur. O kadar ki, onlar, ayağa kalkar kalkmaz, (Yani: Kametten sonra) ük tekbiri almışlardır. Bu durumda, dille niyyeti söylemek bid'at olur. Bunun içinde:

— Bid'at-ı hasene..

Demişlerdir. Ama bu manada bu Fakir der ki:

— Bu bid'at, sünnet bir yana; farzı dahi kaldırmaktadır. Şundan ki, insanların pek çoğu, bu durumda, niyyet işinde yalnız dille olanı ile yetinecekler ve kalblerini hazır edemeyeceklerdir. Dolayısı ile, kalbdeki gaflete hiç aldırış etmeyeceklerdir. İşte o zaman dahi, namazın farzlarından biri olan kalble niyyet, tamamen bırakılacak; namaz dahi fesada girecektir.

Kalan bid'atlar ve icadlar dahi, anlatılan manaya göre kıyas edilebilir.. Şekillerden bir şekil ile olsa dahi, onlar sünnet üzerine bir h&ska yabancıdır. Her yabancı şey ise., değişiklik yapmaktır. Bir değişiklik ise., benzerini kaldırmaktır.. (Yani: Sünneti)

***

Resulûllah S.A. efendimizin sünnetine tabi olmakla kalmalısınız-ashab-ı kirama iktida ile yetinmelisiniz. Zira ashab-ı kiram, Resulûllah S.A. efendimizin şu hadis-i şerifi ile bize anlatıldı:

— «Onlar, yıldızlar gibidirler; hangisine iktida etseniz hidayeti bulursunuz..»

***

Burada şunu belirtmek yerinde olur ki: îçtihad yollu kıyas bid'at sayılmaz. Çünkü o: Kat'î manaların açığa çıktığı makamdır. Fazladan lüzumsuz bir şeyin isbatı değildir.

— «Ey basiret sahipleri ibret alınız.» (59/2)

Selâm hidayete tabi olup Mütabaat-ı Mustafayı bırakmayanlara. Ona ve âline salâtların en faziletlisi, selâmların ekmeli..