243.Mektup

e-Posta Yazdır PDF

243. Mektup

MEVZUU : Tarikat-î Nakşibendiye'ye rağbeti artırmak..

***

NOT : İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Molla Eyyub Muhtesib'e yazmıştır..

***

Allah'a hamd olsun. Onun Resulüne salât ve selâm olsun.. Sizler için dualarımı ciahi bildiririm.

***

Pek Aziz Kardeşimin malumu olsun ki,

Müteaddid mektuplarda sen nasihat taleb etmiştin. Ancak bu Fakir o isteklere cevap veremedi.. Sebebi dahi: Nefsinin kabih (çirkin) hallerine nazar etmesidir.

Artık talepler tekrar edilince, zaruri olarak, birbiri ile bağlantılı olmayan bazı fıkralar yazmaya başladım..

***

Dinle ve bil ki.

İnsana mutlaka lâzım olan ve yapmakla mükellef olduğu şey şudur: Emirleri tutmak ve yasaklardan kaçmak..

� «Resul sîze ne verdiyse., onu alın: size neyi yasak ettiyse, ondan da sakının..» (59/7)

Mealine gelen âyet-i kerime, anlattığımız manaya bir şahiddir.

Bundan başka insan, ihlâsla da memurdur. Bu da şu âyet-i kerimede anlatıldı:

� «Dikkat ediniz, halis din Allah'ındır.» (39/3)

Böyle bir ihlâs, fena olmadan ve zati mahabbete geçmeden tasavvur edilemez..

Hiç şüphe yok ki: Fenayı hâsıl eden sofiye tarikatına sülûk dahi, ihlâsın hakikati ile taHakkuk etmek için zaruridir.

Sofiye yolları, kemal ve tekemmül mertebelerinde değişik durumda olduklarından, en uygunu ve en münasibi: Sünnet-i seniyeye iltizam eden ve şeriat hükümlerini yerine getirmekte en başarılı olan bir tarikatı tercih etmektir. Bu dahi, Nakşibendiye büyüklerinin tarikatıdır. Allah onların sırlarının kudsiyetini artırsın.. Çünkü bu büyükler, bu tarikatta, sünnet-i seniyyeye tutunup bid'attan içtinap etmişlerdir. O kadar ki: Ruhsatla amele dahi cevaz vermezler; isterse bu zahire ve batına faydalı olsun.. Azimetle ameli hiç bırakmazlar isterse bunun surette ve sirette zararlı olduğunu bilsinler.. Bu zatlar, halleri ve vecidleri, şeriat hükümlerine tabi kılarlar. Zevkleri ve marifetleri, dini esaslara ve onun teferruatına hadim sayarlar.. Nefis cevherleri, çocuklar gibi vecdin cevizine va halin muzuna tebdil etmezler. Sofiyenin tatlı sözlerine kanmazlar. Nususla fususu bir görmezler. Fütuhat-ı Medeniyeyi terk ederek, Fütuhat-ı Mekkiye'ye iltifat etmezler..

Anlatılan mana icabı olarak, onların halleri daimidir. Vakitleri hep aynı hal içinde geçer..

Yabancı nakısları, onların batini dalgalarından silinmiştir. O kadar ki: Bin sene, yabancı bir şeyi hatıra getirmeye çalışsalar yapamazlar.

Tecelli-i zâti bu zatlara daimi olup bunların gayrına şimşek gibi çakıp geçer.. Gaybet ve gaflet ensesinde hâsıl olan huzur, bunlara göre itibardan düşmüştür. Bunların durumu şu âyet-i kerimede anlatıldı:

� «Öyle kimselerdir ki onları ne ticaret, ne de alış veriş Allah'ın zikrinden alıkoyar..» (24/37)

Bu mana onların hallerini beyan etmektedir.

Bütün bu anlatılanlara göre; onların yolları, yolların en yakınıdır: mutlaka vuslata erdirir. Başkalarının nihayeti, bunların bidayetine derc edilmiştir.

Bunların intisapları, doğrudan doğruya Hazret-i Sıddık'a ulaşmakta olduğundan, bütün meşayih intisaplarının üstündedir. Ne var ki bu büyüklerin zevkine herkesin idrâki yetişemez.. Hatta bazı kusurlular, bu Tarikat-ı Aliyye'nin bazı kemalâtını inkâra kalkarlar..

Bir şiir:

Ayıplarsa kusurlu biri bilmeden onları;
Kem sözlerden hep beridir onların sahaları..

Arap Şairi Firezdak ise şöyle dedi:

Onlar babam çıkarın benzerlerini ortaya:
Ya Cerir'el-meeami, toplayın bizi şuraya.

***

Hace Ahrar bu manada şöyle dedi:

� Bu Silsile-i Aliyye'nin büyükleri, her hilekâr ve rakkas ile kıyas edilemez.. Bunların muamelesi cidden üstündür. Allah sırlarının kudsiyetini artırsın..

Bir şiir:

Boşa gider onun şerhi cahillere;
Aşk gizlilik ister, düşmesin dillere..
Onları anlattım ki, rağbet edile;
Yitirilip, dalmmaya hüzünlere..

***

Bu büyük zatların hususiyetleri üzerine ciltler dolusu yazsam da, onların kemalâtını anlatsam, sonsuz denize göre bir katre hükmünde olur.

Bir mısra:

Gösterdim sana, işte gaye hazinesi..

Selâm hidayete tabi olanlara.. Mütabaat-ı Mustafa'yı bırakmayanlara..
Ona ve âline salâtlann en faziletlisi..
Selâmların dahi ekmeli..