Problemi çözmedikçe bir adım atmam
- Ayrıntılar
- Kategori: Has kalem
- Gösterim: 1518
Problemlerinin yanında piknik yapıp ateşi söndürmeden evlerine dönenler, problemlerinin üzerinde yüzdürdükleri kâğıttan sandallara kürek takıp akşam sefasına çıkanlar, problemlerini bir biblo gibi camekânların arkasında bırakıp yılda bir kere tozunu alanlar, problemlerini canları sıkıldıkça ellerine alıp parmaklarında çevirerek dar alanlarda volta atanlar, problemlerine süslü mezarlar yapıp bayramdan bayrama sulayanlar,
problemlerini keşfettikleri bir kıta gibi seyredip, o kıtaya ayak basmadan yeni kıtalara yelken açanlar, problemleriyle aralarında sulh imzalayıp güven içinde hayatlarını yaşayanlar, problemlerini yeni kalıplara döküp renk renk boyadıktan sonra ortada çözülmeyecek bir problemin olmadığını görüp rahatlayanlar, problemleriyle aralarından su sızmadan su gibi aziz olanlar, problemlerinden aslanlar, filler, zürafalar yapıp herkesin ziyaretine açık bir “problemat bahçesi”ne yerleştirenler, problemlerine âşık olup peşine düşen, sonra nefret edip bin fersah uzağa kaçanlar onu anlayamazlardı.
O, yani Syrakusalı Arşimet, problemine eğilmiş yere çizgiler çekerken Romalı asker bu tuhaf çizgilerin ortasındaki ihtiyara bağırıyordu: “Çabuk hazırlan! General Marsellus seni istiyor!” Ses yüksek perdeden olsa da Arşimet perdenin arkasındaydı. Dalan her insan gibi suyun yüzünde değil derinliklerindeydi. Romalı asker yerinden kıpırdamayan ihtiyarın kulaklarına bir kere daha vurdu ses kırbacını. Fakat Arşimet’in beş duyusu meşguldü. Problemine bakıyor, problemine dokunuyor, problemini kokluyor, problemini tadıyor, problemini işitiyordu. Bu kez Romalı asker kolundan tutup çekti Arşimet’i. Sarstı ve emrini yineledi. Problemiyle arasına yabancı bir cismin girdiğini gören bilge, “Ne diyorsun sen! Git yanımdan! Görmüyor musun işim var!” diye gürledi askere. Arşimet, nasıl Romalı askerin sesini duymuyorsa, Romalı asker de Arşimet’in problemini görmüyordu. Orada komutanına götürülmesi gereken inatçı bir ihtiyar görüyordu yalnız. Sürükleyerek de olsa götürmeliydi onu. Sonunda Arşimet’in tokadı patladı yüzde ve kulakta. Hem vurdu hem bir cümle söyledi boyun damarlarını gemi halatlarına çeviren. Milattan 212 sene önce fırlatılan bu halat her çağın limanına bağlandı: “Þu problemi çözmedikçe bir yere gitmem!”
Arşimet bir yere gitmedi. Probleminin yanında öldürdüler onu. Halbuki General Marcellus’un kötü bir niyeti yoktu. Syrakusa’yı almalarını üç yıl geciktiren, icat ettiği makinelerle Romalıların savaş gemilerini kâğıttan kayıklara çeviren, Syrakusa Kralı II. Hieron’un gözbebeği Arşimet’i merak ediyordu yalnız. Arşimet’in merak ettiği şeylere gelince: Kürenin hacminin kendisini çevreleyen silindirin hacmiyle ilintisini merak ediyor ve üçte ikilik oranı yakalıyordu. Kürenin yüzey alanının en büyük dairesel kesitinin alanıyla ilintisini merak ediyor ve dörtle çarparak sonuca varıyordu. Dairenin ölçümünde Pi sayısının değerini merak ediyor, çemberin içine ve çevresine çizdiği düzgün çokgenler yardımıyla aradığı rakamı yakalıyordu. Merak ettiği başka şeyler de vardı Arşimet’in. Işığın kırılması, aynaların yansıtması, bir basamaklı sayı sistemi, alçak bir yerden yükseğe su çıkarma gibi…
Dünya, sıvı içine batırılan bir cismin kendi ağırlığına eşit ağırlıkta sıvı taşırdığı bilgisinden çok o bilgiye giydirdiği komik giysiyle, “Eureka! Eureka!” diye bağırarak hamamdan fırlayan çıplakla ilgilendi. Bulmanın coşkusuna biçtiği bu soytarı kıyafetini yeri geldikçe kendi üzerinde denemekten geri durmayarak, “Buldum! Buldum!” diye sıçradı basamaklardan birer ikişer. Kâh arzın merkezine indi, kâh aya bayrağını dikti. Ne gariptir ki “buldukça” azalacağı yerde çoğaldı problemleri. Gittiği her yere çiftçiler gibi saçtı soru işaretlerini. Filizlenen her soru işareti “buldukça” kaybettiğini fısıldadı kulağına. Dayanacak bir merkezi olduğu için değil, dayanacak bir merkezi olmadığı için dünyayı yerinden oynattı. Dünyanın İlâhî eğilimi bozulunca da mevsimler değişti. Yazın dolu yağmaya, kışın çiçek açmaya, sonbaharda ağaçlar yeşermeye başladı. Bırakın suyun alçak bir mekândan yüksek bir mekâna taşınmasını, yağmur daha düşmeden yere buharlaştı.
Problemlerinin yanında piknik yapıp ateşi söndürmeden evlerine dönenler yüzünden oldu bu! Söndürmedikleri ateşin dünyayı sarması yüzünden. Ateş denizlerinin üzerinde kâğıttan kayıklarla gezintiye çıkanlar yüzünden. Keşke Romalı asker Arşimet’e biraz daha zaman tanısaydı problemini çözmesi için. Keşke dünya muhtaç olduğu dayanak noktasından bu kadar uzaklaşmasaydı. Keşke Arşimet’in attığı halat tutulabilseydi kıyıda: “Þu problemi çözmedikçe bir yere gitmem!”
Ali Ural