Ebediyet Va'deden Soluklar
- Ayrıntılar
- Kategori: Has kalem
- Gösterim: 1402
Kâinat sana hasret, insanlık sana susamıştı. İstikbâl karanlık, gönüller kapkaraydı. Karanlıkda sarhoşlar nâra savuruyor, zâlimlerin hayhuyu, mazlumların da âhu-vâhı duyuluyordu. İste sen böyle bir gecenin sabahında, karanlıkların içinden bir ışık tufanı, nur gibi doğdun. Ve "En Doğru Sözlü"nün sinesinde uğranılan bir kaynak olup gittin.
Artık ışık ve karanlığın boğuşmasıyla beraber bir çile devri de başlamıştı; bir tarafta gönülleri "ahad-ahad!" diye çarpan, ruhları mâ'nâ ufuklarının ötesinde, ötelerin de ötesinde inim inim garipler ordusu, beri tarafta inatçı, mağrur ve süfli emellerinin esiri ham ruhlar..
Bu çile devrinde sen; kızgın çöllerde, kayaların altında Bilâllerin dilinde bir nağme; Yasirlerin dilinde bir inilti ve şükran; Bedirlerde, Uhudlarda, bir bayrak ve cihanın dörtbir bucağında gökkuşağı gibi taklar olup yürüdün... Artık önün alınamazdı sen bir kere eroğlu erlerin, sıddıkların sinesinde makes bulmuş ve bu emin ellerde ve heyecanlı gönüllerde buğu buğu etrafa yayılıyordun. Zaten bu seni gönderen Hak'kın vaadi idi.
Sen neydin, niçin gelmiştin? Bir tomurcuk gibi iç dışa aksetmeye baslamısdı.
Kâinat bir sır, hilkat bir muamma ve insan paha biçilmez bir tablo ise, sen, o sırrı ve o muammayı keşfeden. "Yapan bilir, yapan konuşur" kaide-since harf harf kâinatı okuyandın. Ve girdiğin her beldede ruhlar "ilim ve hikmet” le şahlanıyor, kâinat gerçek mânâsına bürünüyordu.
Kısacası sen her derde deva bir ilaç, her kapıyı açan sırlı bir anahtarsın.
Sen her zamana hükmedegeldin. Sana hürmet gösterip bulunduğun odada uyumayı edepsizlik sayanlar aziz; kadrini bilmeyen nadanlar da zelil olup gittiler...
Derken zaman bir daire misâli, başladığı yere dayandı. Bir yanda henüz ilmin elif-besinde ve onu herşey sayan, maddeye takılıp kalan, bakışları bulanmış ham ruhlar; diğer kutupta da kursundan yükü omuzlamaya azimli, hayat verici solukları, ümit verici bakışları, her hâl ve tavrıyla tıpkı ilkleri hatırlatan bir avuç garip..
Ey simdi rafa kaldırılan ve tozlanan, tozlarına yüzümüzü sürdüğümüz kitabi. Bilebilseydik bütün sancılarımızın kaynağının sensizlik olduğunu..! Bilebilselerdi, muâllâkta sallanan gönüllerimizin ancak seninle tatmin olacağını; bilebilseydik ve sana dönebilseydik...
Ömer Faruk ÖZBEY