TEBLİĞ METODLARI

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "-Ben yirmi yıldır Almanya'da, işçi olarak çalışan bir kardeşinizim. Burada siyasetle meşgul olan ve farklı mücadele usullerini benimseyen dini cemaatler vardır. Ben yıllardır (..) cemaatinin içindeyim. Almanya'da düşünce ve fikir hürriyetinin önünde hiçbir engel olmadığı için, meseleleri rahatça tartışabiliyoruz. Bilgisizliğin getirdiği musibetlerle başbaşayız. (..) Bazıları tebliğ ve mücadele usullerini, imani bir mesele gibi takdim ediyorlar. Onlara göre, sadece kendi mücadele usulleri sünnete uygundur. Bu takdim şeklini, anlayışla karşılamak mümkündür. Fakat bununla kalmıyor, kendi dışındaki cemaatleri tahkir ve tekfir edebiliyorlar. (...) Siyasi mücadelenin ve bu mücadele sırasında takip edilecek usulun, iman ile bir ilgsi var mıdır? Yoksa zamana ve şartlara göre değişebilir mi?"

CEVAP: Siyasi mücadele ve tebliğ usulüne geçmeden önce, genel bir tasnifi gündeme getirelim. İslam alimleri; hevalarına göre hüküm koyan müstekbirlerin (sultan, kral, tiran vs) politikalarını, zalim siyaset olarak vasıflandırmış ve haram olduğu belirtilmişlerdir. İbn-i Abidin: "Siyaset ağır bir şeriat olup, iki nevidir. Siyaset-i zalime: halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i Adile: Halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulum ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini men eden siyasettir ki, şeriattan sayılır"(1) diyerek, meseleyi izah etmiştir. İslama hizmet için gayret sarfeden kimselerin; velayet şuuruna ve fütüvvet ahlakına sahip olmaları zaruridir. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Müslüman; Müslümanların dilinden ve elinden selamette olduğu kimsedir" (2) buyurduğu sabittir. Bu mütevatir hadis-i şerif'te; Müslümanın hem tarifi, hem vasfı vardır. Bu tesbitten sonra, siyasi mücadele usulünün iman ile ilgisinin olup-olmadığı konusuna geçebiliriz. İslam fıkhında siyasi mücadele; kat'i nasslara, istişareye ve ictihada dayanan salih bir ameldir. Siyasi bir hareketi yöneten kimselerin; mülayemet ile hareket etmeleri, kaba ve katı yürekli olmamaları gerekir. Ayrıca insanların ufak-tefek kusurları büyütmemeleri ve faziletle muamele etmeleri şarttır.
Kur'an-ı Kerim'de, Resul-i Ekrem (sav)'e hitaben: "(O vakit) Sen Allahu Teala (cc)'dan bir esirgeme sayesindedir ki, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar etrafından herhalde dağılıp gitmişlerdi bile!.. Öyle ise onların (kusurlarını) bağışla, günahlarının afvedilmesini talep et. (Yapacağın) İşler hakkında onlarla istişare et!... Bir kere azmettin mi; artık Allah'a güvenip-dayan. Çünkü Allah kendisine güvenip dayananları sever" (Al-i İmran Suresi: 159) hükmü beyan buyurulmuştur. Ayet-i kerime'de Peygamberimize (sav); "Yapacağı işler (emr) hususunda sahabesiyle istişare etmesi," emir sigasıyla bildirilmiştir. İstişarenin sözkonusu olduğu yerde, ictihadın gündeme girmemesi mümkün değildir. Resul-i Ekrem (sav) ve Hülafa-i Râşidin döneminde, siyasi gelişmeler daima istişare konusu olmuştur. (3) Emr (iş) kavramı, siyasetle ilgilidir. Bu sebeble mü'minlerin siyasi liderine, "Ulu'l emr" denilmiştir. Mü'minlerin emirinin; istişare sonucunda ortaya çıkan hükmü uygulaması, sünnete uygundur. İbn-i Murdevehy'in, Hz. Ali (ra)'den rivayet ettiğine göre; Peygamberimize (sav) bu ayette geçen "Azm'in" manası sorulmuş ve kendisi şu şekilde izah etmiştir: "Azm'den maksad; rey sahipleriyle istişare etmek ve onların görüşlerine uymaktır." (4) Hakkı reddeden ve hukuku hafife alan bir zihniyetin; hangi usulle ortadan kaldırılacağı, istişare ile tesbit edilebilir. İştişare sırasında farklı tekliflerin ortaya çıkması tabiidir. Aksi halde istişareden söz etmek mümkün olmaz. Almanya'da yaşayan Müslümanların; içinde bulundukları hali dikkate alarak ve istişare ederek, değişik bir tebliğ usulünü benimsemeleri mümkündür. Pakistan'da, Suriye'de veya Mısır'da yaşıyan Müslümanlar; kendi şartlarını dikkate alarak, farklı bir usulü benimseyebilirler. Müslümanların içinde bulunduğu şartlardan kaynaklanan siyaset farklılaşması, her zaman olacaktır. Hatta aynı ülke içerisinde; farklı müctehid imamlara tabi olan cemaat ferdlerinin, değişik usullerle hareket etmeleri mümkündür. Bu noktada, bir hususa daha işaret edelim. Resul-i Ekrem (sav)'in vefatından sonra (vahy kesildiği için); iman edilecek hususların artırılması veya eksiltilmesi düşünülemez. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a): "-Gök ehli ile yer ehlinin imanı; iman edilecek şeyler yönünden artmaz ve eksilmez"(5) diyerek, bu inceliğe işaret etmiştir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst: 1983 C: 8 Sh: 186.
(2) İmam-ı Suyuti- Mütevatir Hadisler- Ankara: 1992 Sh: 31 Had. No: 5.
(3) Geniş bilgi için/ İmam-ı Kurtubi- El Camii Li Ahkami'l Kur'an- Kahire: 1967 C: 4 Sh: 249 vd. Ayrıca İmam Alusi- Ruhu'l Meani fi Tefsiri'l Kur'an- Kahire: 1301 C: 1 Sh: 706, İbn-i Abidi'lber- Camiu'l Beyani'l İlm- Kahire: 1346 C: 2 Sh: 59.
(4) İbn-i Kesir -Tefsirul Kuran'il Aziym - Beyrut: 1969 C: 1 Sh: 420.
(5) Ebul Münteha Ahmed b. Muhammed E.Mağnisavi- Fıkhı Ekber Şerhi- İst: 1992 Sh: 152.