TİCARET, HELAL KAZANÇ, ZÜHD VE TAKVA

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Bütün fıkıh kitaplarında, Müslümanların rızıklarını hangi yollardan elde edecekleri üzerinde durulmaktadır. Ticaret de bu yollardan birisidir. Bazı tüccarlar dükkanlarına 'Rızkın onda dokuzu ticarettedir' hadisini çerçeveletmekte ve asmaktadırlar. Bu hadis sahih midir, değil midir bilmiyorum. (..) Bir eserde: 'Mal ile cihad etmek, salih bir ameldir. Allahü Teala'nın (cc) rızasını kazanmak için mali ibadetlerini zamanında eda eden ve kazancını İslam için harcayan mü'min; sürekli ibadet içerisindedir. Zira niyeti; farz olan mal ile cihad ibadetinin, ihlas ile eda edilmesidir' denilmektedir.(...) Fakat ticaret hayatı rekabete dayandığı için insanın kazanma ihtirasını artmasına vesile olmaktadır. Bunun sonucunda helal ve haram hududlarına riayeti azalmakta, hatta ibadetlerin zamanında edasına engel olmaktadır. (...) Babam ticaret hayatına atılmadan önce, İslam'a hizmet için gayret sarfeden bir insandı. Şimdi 'Hangi malları nereden alacağını, çeklerini ve senetlerini nasıl ödeyeceğini' düşünen, para piyasaları ile ilgelenen birisi haline geldi (...) Ticaret ile uğraşan kimse, nelere dikkat etmelidir? Helal kazancın sınırı nedir? Bir tarikata intisap eden Müslüman'ın kendisini emekliye ayırması ve ticaretten vazgeçmesi zaruri midir?"

CEVAP: Bilindiği gibi ticaret, rızk elde etme yollarından birisidir. Ticaret ile meşgul olan bir kimse; emanete riayet eder ve insanların haklarını korursa, muttaki mü'min vasfını elde eder. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Emin ve sadık olan tüccar, kıyamet gününde şehidlerle beraberdir"(1) buyurduğu malumdur. Hanefi fukahası: "Bir mükellefin; kendisine, ailesinin nafakasını temine ve borçlarını ödeyebilmesine yetecek kadar kazanması farzdır. Fakir olan Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak ve akrabalarına infakta bulunmak için, bundan fazlasını kazanmaya gayret etmesi mübah ve müstehaptır"(2) hükmünde ittifak etmiştir. Başkalarına karşı tekebbür etmek, dünyevi hırsa kapılarak yarışa çıkmak veya taşkınlık için kazanması caiz değildir. Zira helalin hesabı, haramın azabı vardır.
Dünya sevgisi (zenginlik veya fakirlikten ziyade) insanın kalbinde taşıdığı gayr-i meşru ihtiraslarla ilgilidir. Arzularını İslam'a tabi kılan kimse, dünya-ahiret dengesini kolaylıkla kurabilir. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Nefsin yed-i kudretinde olan Allahu Teala (cc)'ya yemin ederim ki; arzusunu İslam'a tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz"(3) buyurduğu ve insanları uyardığı malumdur. Bu tesblitten sonra; "Ticaret ile uğraşan bir kimse zahid ve muttaki olamaz mı?" şeklindeki suallerinize geçebiliriz. Mükellefin kendisini Allahu Teala (cc)'ya ibadet etmekten alıkoyan her şeyi terketmesine zühd denilir. Amellerini İslam fıkhına göre eda edemeyen bir kimse; eskilerin deyimiyle "bir lokma ve bir hırka" içerisinde yaşasa dahi zahid olamaz. Zira tarifin mahiyeti belirleyen unsur, fakirlikle veya zenginlikle sınırlı değildir. Aksine zühd ve takva için; "Allahu Teala (cc)'ya ibadetten alıkoyan her şeyin terkedilmesi" ve İslam'ın temel hedeflerinin gerçekleştirilmesi için gayret sarfedilmesi esastır. (4) İnsanı Allahu Teala (cc)'ya ibadet etmekten alıkoyan, sadece zenginlik değildir. İslami hassasiyete sahip olamayan bir mükellef; fakr-u zaruret içerisinde kıvransa dahi zahid vasfını elde edemez. Sıradan bir miskin olur.
İmtihan dünyasının keyfiyetini iyi değerlendiren, salih amelleri eda eden ve Allah (cc) yolunda Cihad eden birçok sahabe, ticaret ile meşgul olmuştur. Dünya hayatının keyfiyeti ile ilGili olan ve Hz. Abdullah b. Mes'ud (ra)'dan rivayet edilen şu hadisi birlikte düşünelim: "Peygamberimiz (sav) bir hasır üzerinde uyumuştu. (Biraz sonra) uykudan uyandı. Fakat hasırın vücudunda bıraktığı iz görülüyordu. Orada bulunanlar "Ey Allah'ın Resulü!.. Sizin için bir yatak tedarik etsek olmaz mı? dediler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (sav) "Benim dünya ile ne işim var. Ben, dünyada bir ağacın altında gölgelenip de, bırakıp giden yolcu gibiyim"(5) buyurdu. Kendilerini ağacın gölgesindeki bir yolcu gibi hisseden Müslümanların, mükellefiyetlerine riayet hususunda titizlik göstermeleri gayer kolaydır. Elbette zühd ve takva hayatı, kuru bir iddia değildir. Bir tarikata intisap eden Müslüman'ın kendisini emekliye ayırması ve dünya işlerinden vazgeçmesi değil, hevasına karşı mücadelede titizlik göstermesi önemlidir. Tarikat o insana (zikir dışında) yeni bir teklif getiremez. İbn-i Abidin "Şeriat, tarikat ve hakikat" ıstılahlarını izah ettikten sonra: "Bu üç şeyden murad; kuldan beklenen kulluk vazifesinin beklendiği şekilde yapılmasıdır"(6) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Meselinin özü budur. Bİrbirimize dua edelim.

(1) Sünen-i İbn-i Mace-İst.: 1401 C: 2 Sh: 726 Had. N0: 2146.
(2) El Mavsili-El İhtiyar fi Ta'lili'l Muhtar-İst.: 1980 C:4 Sh: 170-171,
(3) İbn-i Kesir-Tefsiru'l Kur'an'il Aziym-Beyrut: 1969 C: 3 Sh: 490.
(4) İbn-i Hümam-Fethu'l Kadir-Beyrut: 1318 C: 8 Sh: 132.
(5) Sünen-i Tirmizi-İst.: 1401 K. Zühd: 44/C.4 Sh: 588-589 Hd.No: 2377.
(6) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst.: 1982 C: 1 Sh: 71