TİCARİ İHTİLAF VE SULHÜN ŞARTLARI

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Ticaret ile meşgul olan Müslümanların birbirlerine ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaç, zaruri münasebetleri ve ihtilafları beraberinde getirmektedir. (...) Tanıdığım iki Müslüman; zamanında ödenmeyen bir çek yüzünden ihtilafa düştüler. Meşreb taassubunun getirdiği gayr-i meşru zanlarla ve vehimlerle, ağızlarına geldiği gibi konuştular. Birbirleri hakkında galiz sözler sarfettiler. İhtilaf o hale geldi ki; alacaklı olan Müslüman, diğerini mahkemeye verdi. (...) Mahkeme devam ederken, bazı Müslümanlar araya girdiler. İhtilaf ahlakına sahip olmayan ve birbiri hakkında galiz iddialarda bulunan bu iki Müslümanı barıştırdılar. (...) Alacaklı olan kimse, 'Senden yüzelli milyon lira alacağım vardı. Fakat sen bana yüz milyon ver, sulh olalım' teklifinde bulundu. Borçlu da bu teklifi kabul etti. Bir hafta içerisinde; araya giren Müslümanların yardımı ile parayı bulup, alacaklıya verdi. (...) Yüzelli milyonluk bir alacağın yüz milyona indirilmesi doğru mudur? Bu mahiyetteki bir sulh caiz midir, değil midir?"

CEVAP: Önce bir hususa işaret edelim. Allahu Teala (cc)'nın teklif ettiği emaneti yüklenenen her Müslüman; meşrebi ne olursa-olsun, ma'rufun (iyiliğin) yayılmasını, münkerin (kötülüğün) önlenmesini arzu eder. Bu kalbi arzusundan dolayı, her Müslüman iyi insandır. Şüphe halinde dahi, Müslümanın lehinde şehadette bulunmak vaciptir. Meşreb asabiyetinin getirdiği gayr-i meşru zanlarla ve vehimlerle amel etmek caiz değildir Mecelle'de yer alan "Beraat-ı zimmet asıldır.Tevehhüme itibar yoktur" şeklinde ifade edilen külli kaideye riayet etmek zaruridir. Bilindiği gibi şüphe; sabit olmadığı halde, sabite çok benzeyen bir haldir.(1) İslam fıkhında şüphe, daima sanığın lehinde kullanılır, Her mü'min kendi nefsinin savcısı, diğer kardeşlerinin avukatı olmaya gayret etmelidir. Bu gayret, fütüvvet ahlakının tabii bir sonucudur. Resul-i Ekrem (sav)'in, "Sizden hiçbiriniz, kendi nefsi için istediğini, din kardeşi için de istemediği müddetçe (kamil manada) iman etmiş olmaz"(2) buyurduğu malumdur. İman ile fütüvvet arasında, manevi bir ilgi vardır. Allame Seyyid Şerif Cürcani, "Ehli hakikate göre fütüvvet; kardeşini, dünya ve ahirette kendi nefsine tercih etmektir"(3) diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmiştir. Değişik hizmet cemaatlerine mensup olan Müslümanlar; birbirlerinin hukukuna riayet etmedikleri müddetçe, imtihanı kazanamazlar. Ticeret ile meşgul olan insanların, birbirleri ile olan münasebetleri süreklidir. Bu münasebet esnasında, ihtilafların ortaya çıkmaması mümkündür. İhtlaflarını İslam fıkhına göre çezmeleri farzdır. Birbirlerine haraket ederek mahkeme yolunu tutan Müslümanlar haram işlemişlerdir. Her ikisinin de tevbe etmesi zaruridir. Ayrıca birbirlerine haklarını helal etmeleri gerekir. Bu girişten sonra, kısaca sulh üzerinde duralım. Kur'an-ı Kerim'de, "Kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülüktür (bir misillemedir). Fakat kim affeder ve sulhü gerçekleştirirse, mükafatı Allahu Teala (cc)'ya aittir. Şüphe yok ki Allah zalimleri a(s.a.v.)evmez" (Eş Şura Suresi, 40) hükmü beyan buyurulmuştur. Dolayısıyla İslami esaslara riayet ederek, sulhü sağlamak müstehaptır. Resul-i Ekrem (sav)'in, "Müslümanlar arasında helali haram, haramı helal etmemek şartıyla, her türlü sulh caizdir"(4) buyurduğu ve sulhün ölçüsü ortaya koyduğu sabittir. Hanefi fukahası, "Tarafların karşılıklı rızalarıyla, ihtilafı ortadan kaldırmak için yapmış oldukları anlaşmaya (Akde) sulh denilir"(5) tarifi esas almıştır. Sulhün rüknü; şartlarına uygun şekilde icap ve kabüldür. (6) Feteva-ı Hindiyye'de, "Bir kimsenin başkasına bin dirhem borcu olsa, kendi aralarında beşyüz dirheme sulh olsalar, bu caiz olur. Feteva-ı Suğra'da da böyledir. Ancak vadeli olan bin dirhem borcun, derhal beşyüz dirhem olarak ödenmesi hususunda anlaşma yapsalar, bu sulh caiz olmaz"(7) hükmü kayıtlıdır. Vadesi gelmiş yüzelli milyonluk alacağı olan Müslüman; yüz milyona razı olduğuna ve borçlu da bunu ödediğine göre, yapılan sulh sahihtir. Bahsettiğiniz şüpheli hal, vadeli alacak ile ilgilidir. Meselenin özü budur. Allahu Teala (cc) cümlemizi; şer'i şerifin hudutlarına ihlas ile riayet eden muttaki kullarından eylesin. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Kasani- El Bedaiu's Senai- Beyrut: 1974 C: 7, Sh: 36. Ayrıca Molla Hüsrev- Düreru'l Hükkam fi Şerhi'l Gureri'l Ahkam- İst.: 1407 C: 2, Sh: 64.
(2) Sahih-i Müslim- İst.: 1401 C: 1, Sh: 66 Had. No: 71.
(3) Seyyid Şerif Cürcani- Ta'rifat- İst.: ty. Kaynak Yay. Sh: 165.
(4) Sünen-i Tirmizi- İst.: 1401 C: 3 Sh: 634 K. Ahkam: 17. Ayrıca El Mavsili- El İhtiyar fi Ta'lili'l Muhtar- İst.: 1980 C: 3, Sh: 5.
(5) İmam-ı Kasani- a.g.e.: C: 6, Sh: 40.
(6) Molla Hüsrev- a.g.e.: C: 2, Sh: 395.
(7) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- Feteva-ı Hindiyye- Beyrut: 1400 C: 4, Sh: 229