GÜNAHLARIN TASNİFİ VE TEKFİR MESELESİ

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Fıkıh köşesini takip ediyorum. Kafama takılan bir hususu sormak için bu satırları kaleme alıyorum. (...) isimli eserde, 'İman; kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve mucibince ameldir' şeklinde tarif edilmektedir. (...) isimli eserde ise, 'Resul-i Ekrem (sav) döneminde, sahabe-i kiramın her çeşit günahı aynı telakki ettiği' değişik kaynaklar gösterilerek belirtildikten sonra; 'günahların büyük ve küçük şeklindeki tasnifinin, Hz. Osman (ra)'nın şehadetinden sonra ortaya çıktığı' belirtilmektedir. Kafir, zalim ve fasık kavramları arasında bazı farkların olduğu izah edilmesine rağmen, tamamının 'Allahu Teala (cc) tarafından sevilmediği ayetler getirilerek ispat ediliyor. Bir yerinde de, kafir ile eşanlamlı olduğu üzerinde duruluyor. (...) Zihnimin karıştığını ve etkilendiğimi söyleyebilirim. Bu hususta bilgi verir misiniz?"

CEVAP: Allahu Teala (cc)'nın kitabında bulunan her hüküm, bizim için rahmet ve hüccettir. Zira Kur'an-ı Kerim'de, Resul-i Ekrem (sav)'e hitaben, "Sana (bu) kitabı, her şeyin açık bir beyanı, bir hidayet, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olmak üzere indirdik" (En Nahl Suresi: 89) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu kitapta, muhkem ve müteşabih ayetler vardır. Kalblerinde hastalık bulunanlar, müteşabih ve mücmel ayetleri keyiflerine göre yorumlayarak, insanları dalalete çağırabilirler. Bu sebeble Resul-i Ekrem (sav), "Her kim Kur'an-ı Kerim'i, (hiçbir ilmi olmadan) şahsi reyi ile tefsir ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın"(1) diyerek, insanları ikaz etmiştir. Bu tesbitten sonra, suallerinize geçebiliriz.
Bütün akaid kitaplarında, "İman; kalb ile tasdik ve dil ile ikrardır" hükmü mevcuttur. Doğrusu da budur. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a)'ye göre; imanın asli rüknü, kalben tasdiktir.(2) Zira dil ile ikrar ettikleri halde, kalben tasdik etmeyen münafıklar, kafir hükmündedirler. Kur'an-ı Kerim'de, "İnsanlardan öyle kimseler vardır ki; kendileri iman etmiş olmadıkları halde 'Allah'a ve ahiret gününe inandık' derler. Halbuki onlar inanıcı (insan)lar değildirler (El Bakara Suresi: 8) hükmü beyan buyurulmuştur. İmanı sadece "dil ile ikrar" kabul edenler, münafıkların durumunu dikkate almamışlardır. Kalben tasdik eden bir kimsenin, bunu dil ile ikrar etmesi, dünya ahkamı açısından zaruridir. Amel ise, imanın bir cüzü değildir. Bahsettiğiniz (...) isimli eserde, Harici itikadına mensup kimselerin eserlerinden alıntılar yapılmıştır. Bilindiği gibi Hariciler; ameli imanın bir cüzü kabul ederek, Emirü'l Mü'minin Hz. Ali (ra)'yi (hakemin hükmüne razı olduğu için) kafir olmakla suçlamışlardır.(3) Bu iddialarına da Kur'an-ı Kerim'den bir ayet-i kerimeyi delil olarak getirmişlerdir. Mektubunuzda belirttiğiniz, "günahların büyük ve küçük şeklindeki tasnifinin, Hz. Osman (ra)'nın şehadetinden sonra ortaya çıktığı" iddiası da tamamen batıldır. Kur'an-ı Kerim'de, "ism, lemen, seyyie, zenb ve kebire" kelimeleri, günah manasına kullanılmıştır. Nitekim bir ayet-i kerime'de, "Eğer yasak edildiğiniz büyük (günah)lardan kaçınırsanız, sizin (diğer) kabahatlerinizi örteriz" (En Nisa Suresi: 31) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i kerimede büyük günah "kebair", diğerleri ise "seyyie" olarak anılmıştır. Hz. Osman (ra)'ın şehadetinden sonra ortaya çıkan ihtilafın mahiyeti şu sualle sınırlıdır: "Büyük günah işleyen kimse Müslüman mıdır, yoksa kafir midir?" Hz. Ali (ra)'nin ve Hz. Hüseyin (ra)'in şehadetlerinden sonra, bu suale verilen cevaplar itikadi mesele haline getirilmiştir. Bid'at ehli fırkaların çoğalması, tartışmanın günümüze kadar gelmesine vesile olmuştur.
İmam-ı Maturidi (rh.a), "Günah işleyenler, günahları sebebiyle imandan çıkmazlar. Çünkü haber-i mütevatirle sabit olan husus, büyük günahların tevbe ile bağışlanma ihtimalinin bulunduğudur. Büyüğü bağışlanınca, küçüğünün bağışlanma ihtimalı daha evladır"(4) derken, Aliyyü'l Kari, "Fıkh-ı Ekber" şerhinde, "Ne kadar büyük olursa olsun, helal olduğuna inanmadıkça, hiçbir Müslümanı işlediği herhangi bir günah sebebiyle tekfir etmeyiz"(5) diyerek, konuya açıklık getirmiştir. Muhkem ayet-i kerimelerle ve mütevatir sünnetle sabit olan husus, tevbenin emredilmiş olduğudur. Eğer günah işleyenler imandan çıkmış olsalardı, onlara "tevbe etmeleri" değil, "tecdid-i iman etmeleri" emrolunurdu. Bilindiği gibi hadd cezaları, büyük günah işleyen Müslümanlara tatbik edilir. Resul-i Ekrem (sav), evli olduğu halde zina eden Hz. Maiz (ra)'e recm cezasını tatbik etmiş ve aleyhinde konuşanları ikaz buyurduktan sonra; "Yemin ederim ki; cezasını çeken o suçlu kişi, şimdi cennetin nehirlerinde yüzmektedir"(6) diyerek, amelin imandan bir cüz olmadığına işaret buyurmuştur. Allahu Teala (cc) cümlemizi muhlis ve muhsin kullarından eylesin.

(1) Sünen-i Tirmizi- İst: 1401, C: 5, Sh: 199, Had. No: 2951.
(2) İmam-ı Azam Ebu Hanife-El Alim ve'l Müteallim-Kahire: 1368, Sh: 57.
(3) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar-İst: 1983, C: 9, Sh: 95-96.
(4) İmam-ı Maturidi-Kitabu't Tevhid-Beyrut: 1970, Sh: 329.
(5) Aliyyü'l Kari-Fıkh-ı Ekber Şerhi-İst: 1979, Sh: 176.
(6) Sünen-i Ebu Davud-İst: 1401, C: 4, Sh: 580-58, Had. No: 4428