İNSAN HAKLARI - LAİKLİK

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Bütün dünyada, insan haklarına riayet meselesi gündemdedir. Fıkıh kitaplarında, Allahu Teala'nın (cc) hukuku (hukullah) ve hukuku'l-ibad (kul hukuku) kavramları mevcuttur. Ancak, müstakil olarak insan haklarına yer verilmemiştir.(...) İnsan haklarının tesbitinde ölçü nedir? İslam fıkhı ile laik hukukun, teşrii (hüküm koyma) kaynağı farklıdır. Laikliği; din ve vicdan hürriyeti ile sınırlandırdığımız zaman, bu farklılaşma ortadan kalkabilir mi?"

CEVAP: İslam fıkhına göre; insanoğlu emaneti yüklendiği için, yeryüzünde Allahu Teala (cc)'nın halifesidir. Emanet; hem hakları, hem vazifeleri beraberinde getiren bir kavramdır. İnsanın lehinde ve aleyhinde olan haklarına sahip olabilmesine de, ehliyet denilmiştir. Allahu Teala (cc)'nın teklifleri bu ehliyete dayanır.(1) İslam fıkhında, hakim-i mutlak olan Allahu Teala (cc)'dır. Teklife muhatap olan da insandır. Dolayısıyle insan haklarının tayini ve tesbiti (teşri açısından), kat'i nasslarla olur ve kimse tarafından değiştirilemez. Usul uleması: "Her bakımdan ve şüphesiz bir mahiyette mevcut olana hak denir"(2) tarifini esas almıştır. İbn-i Abidin: "Hukuk kelimesi, hak kelimesinin çoğuludur. Hak, lugatta batılın zıddıdır. Mevcut olan demektir"(3) diyerek bu inceliğe işaret etmiştir. İslam fıkhında; insanların haklarını (kat'i nasslarla) sabit olduğu için devlet adamları değiştiremezler. Ancak hukuku hafife alarak, teb'alarına zulmetmeleri mümkündür.
Aydınlanma felsefesinin (çağdaş uygarlığın) sözcüleri, "İnsanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat yoktur" ilkesini esas aldıkları için; insan haklarını, devlet adamlarının tesbit etmesini zaruri görmüşlerdir. Çağdaş uygarlığın temelinde; hem Rönesans ve Reform hareketinin, hem Hellenist kültürün önemli bir yeri vardır. C. Henry Dawson'un: "Hellenizmi bir yana bırakacak olursak; ne Batı medeniyeti, ne Avrupa insanı düşüncesinin doğması mümkün değildir."(4) şeklindeki tesbiti önemlidir. Klasik Hellenizm; M.Ö. IV ve V'nci yüzyıllarda, eski Yunan şehirlerinde gelişen kültüre verilen isimdir. Bu kültürde; nitelikleri, yetkileri ve hünerleriyle tıpa-tıp insana benzeyen, binlerce ilah mevcuttur. Bir Yunan tarihçisi: "Bu insan özellikleri taşıyan ilahları Homeros ile Heseiodos yaratmıştır"(5) diyerek, Hellenist kültürün kaynağını ortaya koymuştur. İnsanoğlunun hevasını ilah edinmesi mümkündür. Laiklik ideolojisi; kanun koyma faaliyetleri esnasında, dinden müstağni olunmasını esas almıştır. Bu ideolojiyi, din ve vicdan hürriyeti ile sınırlandırmak doğru değildir. Laikliği benimseyen devletlerde milletvekilleri bilimi, aklı, çevre şartlarını ve insanların ihtiyaçlarını dikkate alarak kanun çıkarırlar. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Serahsi- Temhidu'l Füsul fi İlmu'l Usul- Beyrut: 1393, C: 2, Sh: 332.
(2) İmam Abdülaziz El Buhari- Keşfu'l Esrar- İst: 1308 , C: 4, Sh: 134.
(3) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst: 1984, C: 11, Sh: 164.
(4) C. Henry Dawson - Batı'nın Oluşumu - İst:1976, Sh:25.
(5) Orhan Hançerlioğlu - Felsefe Ansiklopedisi - İst:1977, C: 2 Sh: 335