MÂLİ İBADETLERİN ZAMANI VE KEYFİYETİ

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Ben zekatımı ve fitremi, Ramazan ayında eda ediyorum. Bunun sebebi, mali ibadetler ile hicri yıl arasındaki münasebettir. (...) Zekat ibadeti ile ilgili bazı meseleleri sormak istiyorum. Asli ihtiyaç kavramının, zamana ve mekana göre değişmesi mümkün müdür? Eğer mümkün ise, bunu kim tesbit edebilir? (...) Fıkıh kitaplarında zenginliğin tesbiti için gerekli olan nisap miktarları birbirinden farklıdır. Kırk koyuna sahip olan bir insan ile ikiyüz dirhem gümüşü olan bir insanı ele alalım. İkiyüz dirhem gümüşle ancak iki veya üç koyun almak mümkündür. (...) Bazı eserlerde, Resul-i Ekrem (sav) döneminde, 200 dirhem gümüş ile kırk koyun satın alınabildiği belirtilmektedir. Kırk koyunu olan veya bu değeri haiz malı bulunan kimseye, zengin diyebiliriz. Günümüzde 200 dirhem gümüşü olan kimseye, zengin diyebilir miyiz? (...) Bazı eserlerde; 'Miskin olan bir kimsenin halini arz etmesi vacip ve dilenmesi caizdir' denilmektedir. Miskinliğin sınırı nedir?"

CEVAP: İnsanoğlunun hem üstün meziyetleri, hem de garip zaafları vardır. Zaaflarından birisi; hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanması ve cimrilik hastalığına tutulabilmesidir. İbn-i Abidin: "Zekat (vermek), sahibini günahlardan ve cimrilik sıfatından temizlediği gibi, malı da (bir kısmını vermek suretiyle) temiz ve pak eder. Onun için de verilen cüz'ü, kirli sayılır. Ve Resullullah (sav)'ın aline (ehy-i beytine) kirliliği sebebiyle haram olur. Cenab-ı Hak, 'Onların mallarından sadaka (zekat) alıp, kendilerini temiz ve pak eyle'(Et-Tevbe Suresi: l03) buyurmuştur. Allahu Teala (cc), verilen zekatın yerine başkasını ihsan eder."(1) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir.
Bu kısa girişten sonra, "Asli ihtiyaç kavramının, zamana göre değişmesi mümkün müdür? Eğer mümkün ise, bunu kim tesbit edebilir?"sualinize geçebiliriz. İslam alimleri; Resul-i Ekrem (sav)'in sünnetini ve Hülefa-i raşidiyn dönemindeki tatbikatı esas alarak, havaic-i asliyeyi tasnif etmişlerdir. Genel hatlarıyla; oturulacak ev, giyilecek elbise, yiyecek, ev eşyası, cihad ibadetinin edası için gerekli olan at ve silah asli ihtiyaçlara dahildir.(2) Mükellefin rızkını elde ederken kullandığı aletler veya ma'ruf hale gelmiş ihtiyaçlar, "havaic-i asliye" içerisinde mütalaa edilebilir. Fakat, asli ihtiyaçların tesbitinde son söz, mü'minlerin emirine aittir. Nisap; mükellefin mali durumunu tesbit için bir ölçüden ibarettir. Asr-ı saadette, tedavüldeki para birimleri; altın olan dinar, gümüşten basılan dirhem ve diğer sikkelerdir. O dönemde, beş dirhem gümüş ile bir koyunun bedeli, birbirine eşittir.(3) Dolayısıyle 200 dirhem gümüş ile kırk koyun satın alınabilmektedir. Yani, zenginliğin ölçüsü olan nisab miktarları arasında fark yoktur. Hülefa-i raşidiyn döneminde altın ile gümüş arasında denge bozulmaya başlamıştır. Gümüş, sürekli değer kaybetmiş ve kullanılmaz hale gelmiştir. Buna mukabil altın, değer kaybetmesine rağmen, halen tasarruf aracı olarak kullanılmaktadır. Mü'minlerin emirinin değişen şartları dikkate alarak, bazı mallar için zekat miktarını tesbit etmesi mümkündür. Mesela, Resul-i Ekrem (sav) döneminde; cihad vasıtası olarak kullanılan attan, zekat alınmamıştır. Bunun ticaretiyle meşgul olan bir zümre de mevcut değildir. Daha sonraki yıllarda durum değişmiş ve ticaret niyetiyle at besleyen insanlar ortaya çıkmıştır. Bu durumu tesbit eden Halife Hz. Ömer (ra); zekat amiline, "Kırk koyundan bir koyun zekat alıyoruz. Bu kadar değerli olan attan almıyoruz. Bundan böyle her at için bir dinar veya on dirhem zekat alınız"(4) emrini vermiştir.
Bu genel izahtan sonra, mali ibadetlerin edası ile ilgili ve mükellefin durumunu tesbit için kullanılan kavramlara geçebiliriz. Nisab miktarından fazla olan, nami (çoğalma) özelliği haiz ve temekkün eden mala sahip kimseye "zengin" denilir. Nemanın (çoğalmanın), hakiki veya takdiri olması önemli değildir. Altın, döviz ve kağıt para gibi, kendisiyle eşyaya değer biçilebilen vasıtalar (semen), takdiri olarak nami hükmündedir. Nisap miktarından daha az mala sahip olan kimse ise, şer'an fakirdir.(5) Herhangi bir malı olmadığı için dilenmek zorunda kalan ve hayatını bu sayede idame ettirebilen kimselere "miskin" denilmiştir.(6) Molla Hüsrev, "İçinde bulunduğu gün için yiyeceği olan kimsenin dilenmesi helal değildir"(7) diyerek, dilenmenin hangi halde meşru olduğunu beyan etmiştir. Fakirin, nisap miktarına ulaşmamakla birlikte, malı vardır ve dilenmesi helal değildir. Miskin durumunda olan kimsenin ise, hiç malı yoktur. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst:1983, C: 4, Sh: 7.
(2) Şeyh Nizamüddin ve Heyet-Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 17; Ayrıca İbn-i Hümam-Fethu'l Kadir-Beyrut: 1315, C: 1, Sh: 487.
(3) İmam-ı Serahsi-El Mebsut-Beyrut: ty, C: 2, Sh: 150; Ayrıca Mecmuau'l Enhur (Şerhu Damad) İst: 1316, C: 1, Sh: 197.
(4) İmam-ı Zeylai-Nasbu'r Raye-Kahire: 1938, C: 2, Sh: 359.
(5) İbn-i Hümam-a.g.e., C: 2, Sh: 15.
(6) İmam-ı Merginani-El Hidaye-Kahire: 1965, C: 1, Sh: 112.
(7) Molla Hüsrev-Dürerü'l Hükkam-İst: 1307, C: 1, Sh: 19