Yemin

e-Posta Yazdır PDF

KİTABU'L -EYMAN (YEMİNLER)

 

------------------------------  İÇİNDEKİLER --------------------------------

1- YEMİNİN MANASI, RÜKNÜ, ŞARTI VE HÜKMÜ..

Yakınlık Sebebiyle Yapılan Yemin :

Allah İle Yapılan Yeminin Rüknü :

Allah'ın Gayrisi İle Yapılan Yeminin Rüknü :

Allah Île Yemin Etmenin Şartları :

Allah'ın Gayrisi İle Yapılan Yemin.

Allah Adı İle Yapılan Yemin Üç Nevidir :

1-) Yemini Gâmus :

2-) Yemin-i Lağv :

3-) Yemini Mün'akîde:

2- YEMİN OLAN VE OLMAYAN LAFIZLAR..

1- Zaleminin Yemin Vermesi Yemin Edenin Yemine Niyyet Etmesi Müstahlifin Yemine  Niyyet Etmemesi

2- Yeminin Keffâreti

Keffâreti Oruçla Yerine Getirmek:

Nezir Hakkında Meseleler

3- GİRMEK, DURMAK VE BENZERİ FİİLLER ÜZERİNE YAPILAN YEMİN..

4- ÇIKMA, GELME VE BİNME ÜZERİNE YAPILAN YEMİN..

5- YEMEK İÇMEK VE BENZERLERİ ÜZERİNE YAPILAN YEMİN.. 21

6- SÖZ ÜZERİNE YAPILAN  YEMİN.

8- ALIM - SATIM, EVLENME VE BENZERLERİ HAKKINA YAPILAN YEMİN  

Bu Konu İle İlgili Bazı Meseleler ;

9- HAC, NAMAZ VE ORUÇ HAKKINDA YAPILAN YEMİN..

10- ELBİSE GİYME VE SÜSLENME HAKKINDA YEMİN..

11- DÖVME, ÖLDÜRME VE BENZERLERİ HAKKINDAKİ YEMİN..

12- DİRHEMLERİ BİRBİRİNE VEREREK HELÂLLEŞMEK HAKKINDA YEMİN  

Bu Konularla İlgili Çeşitli Meseleler

-------------------------------------------------------------


 

1- YEMİNİN MANASI, RÜKNÜ, ŞARTI VE HÜKMÜ
 

Yeminin serî mânâsı : Şeriatte yemin, kuvvetli bir sözleş­me yapmak ve bağlanmaktan ibarettir.

Yemin eden kimse, bu yemini sebebiyle, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya azmeder. Kifâye'de de böyledir.

Yemin, iki çeşittir :

1-) Allâhu Teâlâ ile veya O'nun sıfatı ile yapıian yemin.

2-) Bunun gayrisi ile yapılan yemin.

Allah'ın gayrisi ile yapılan yemin de, iki çeşittir :

a-) Babalarla, evlatlarla, meleklerle, oruçla, namazla ve baş­ka şer'î şeylerle, Ka'be'yle, Harem'le, Zemzem ve emsali şeylerle yapılan yemin.

Bunlardan biriyle yapılan yemini bozmak, caiz olmaz.

b-)  Şart ve ceza.

Bu da, iki çeşittir :

1-) Yakınlık sebebiyle yapılan yemin.

2-) Yakınlık üzerine olmayan yemin. [1]

 

Yakınlık Sebebiyle Yapılan Yemin :
 

Yemin eden kimsenin : «Eğer, şu işi yaparsam, oruç tutmak...» veya «...namaz kılmak...» ; «...hacca gitmek,..»; «...umre yap­mak...»; «...kurban kesmek...»; «...köle azâd etmek...»; «...sadaka vermek...» yahut benzeri şeyleri yapmak; «...üzerime vazife ol­sun.» demek gibidir.

Yakınlık Üzerine Olmayan Yemin : Talâk ve ıtak üzerine yapı­lan yemindir. Bedâi'de de böyledir. [2]

 

Allah İle Yapılan Yeminin Rüknü :
 

Allah'ın ismini veya sıfatım söylemektir. [3]

 

Allah'ın Gayrisi İle Yapılan Yeminin Rüknü :
 

tyi birşart ve iyi biı ceza söylemektir. Kâfî'de de böyledir.

İyi şart : Mevcudiyeti yok olmamak;

İyi ceza ise : Şartın bulunması yanında; varlığına inanılır ol­mak veya galip bulunmaktır. Böylece, mülke veya onun sebebine muzaf olmak; cezanın da, onunla yemin edilir şeylerden olması...

Eğer, böyle olmazsa, o zaman, yemin olmaz. Ticârette vekâlet ve izin gibi...

Bir kimse : «Ben, şu işi yaparsam; gerçekten, seni vekil yap­tım.» veya : «...ticârette sana bin verdim.» derse; bu durumdaki sözü, yemin olmaz. [4]

 

Allah Île Yemin Etmenin Şartları :
 

1-) Yemim eden kimsenin akıllı ve bulûğa ermiş olması :

Delinin ve sabinin ( = çocuğun) yemini sahih olmaz. Çocuk, akıllı olsa bile, hüküm değişmez.

2-) Müslüman olmak :

Kâfirin yemini sahih olmaz.

Hatta, kâfir iken yemin eden bir kimse, sonra müslunıan olsa; bu şahıs, o yeminini bozunca, keffâret gerekmez. Bedâi'de de böy­ledir.

Dinden dönmekle, yemin geçersiz olur :

Bir kimse, dinden döndükten sonra, tekrar müslüman olsa; ye­mininin hükmünü yerine getirmesi gerekmez. Ihtiyar'da da böyle­dir.

3-) Yönünde, hürriyet şart değildir :

Kölenin yemini de, sahihtir.

Ancak, köle, mal sahibi olmadığı için, keffâreti oruç tutarak yerine getirir. Efendisinin ise, onu, oruç tutmaktan men etme hakkı vardır. Efendi, köleyi, sebebine mübaşeret ettiği her oruçtan men edebilir. Nezir onıcu gibi...

Eğer, efendisi, köleyi, —keffâret için— oruç tutmadan önce, ıtk (= azâd) ederse; bu kölenin, keffâreti, mal ile yerine getirme­si lâzım gelir.

4-) Yemıînde, ihtiyar da şart değildir :

Zoraki yaptırılan yemin de, sahihtir.

Yeminde gayret ve kast şart değildir. Bize göre, hatâ veya lati­fe ile yapılan yemin de sahihtir.

5-) Bir sözün, kendisine yemin edilen şeye dönmesi için o şeyin, yemin zamanında, varlığının hakikaten tasavvur edilmesi ge­rekir.

Bir yeminin (= sözün), yemin olmasının şartı, buna bağlıdır.

Varlığı düşünülemeyen bir şeye yemin etmek bir mânâ ifâde etmez. Bu, îmâmEbûHamfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'in kavlidir.

Varlığı âdeten tasavvur olunan şeye gelince; üç imâmıza göre de, bu yeminde şart olmaz.

6-) Yemin istisnadan hâli olmalıdır :

Bir kimse, sözüne: «İnşallah.» veya «...illâ en yeşâallah.» yahut «...mâşâallah.» veya benzeri bir lafız ilâve eder; yahut «...Al­lah bana yardım ederse.» veya «...Allah kolaylaştınrsa.» veya «...Al-lahın yardımıyla.»; «...Allanın kolaylaştırmasıyla.» veya benzeri bir lafız ilâve ederse; yemin etmiş olmaz.

Eğer, bu lafzı, Önceki sözüne (yeminine) —hemen— ilâve et­memiş de, ikisinin arasını açmışsa; yemini, yemindir. [5]


Allah'ın Gayrisi İle Yapılan Yemin
 

7-) Yemin eden kimse, talâk'ı (= boşamayı), ıtak'ı (= köle azâd etmeyi) şart koşmuşsa; bu caizdir ;

Bullar, yeminin bağlanmasının şartıdır.

8-) Kendi üzerine yemin edilen şey, gelecekte yapılacak bir iş olmalı; daha önce olmuş bir şey olmamaîıdu.

Bir kimse, karısına : «Sen, semâ, başımızın üzerinde olduysa boşsun.» dese; talâk vâki, kadın boş olar.

9-)  Allah'ın ismi yeminin rüknünde söylenmelidir :

Şayet, bir kimse: «...Allah yardım ederse.»; «...Allah'ın yardı-mıyle.» der ve bu sözü ile istisnayı murad ederse; bu durumda müstesna Gİur ve bu sözü hüküm bakımından doğrulanmaz.

10-)  Yeminde, şart ile ceza arasına bir hâil   girmemelidir :

Eğer girerse, yemin, yemin olmaz. Bedâi'de de böyledir. [6]

 

Allah Adı İle Yapılan Yemin Üç Nevidir :
 
1-) Yemini Gâmus :
 

Bu, mâzî'de (= geçmiş zamanda) veya   halde  (= şimdiki za­manda), bilerek, yalan yere yemin etmektir.

Böyle yemin etme.., büyük günâhtır. Yapanın, tevbe ve istiğfar etmesi gerekir.

Bu yeminden dolayı, keffâret yoktur. [7]


2-) Yemin-i Lağv :
 

Bu yemin, geçmişte veya halde, «olmuş zanm ile» yapılan ye­mindir. Halbuki iş, yeminin aksine yapılmış olmuştur.

«Vallahi, şu işi yaptım.» diye yemin ettiği halde, o işi yapma-mış olan, fakat, yaptığını zanneden kimsenin yemini böyledir.

«Yaptım.» diye yemin ettiği halde, o işi yapmamış olan, fakat yaptığını zanneden kimsenin yemini de yemin-i lağv'dır.

Veya, uzaktan gördüğü bir adanı için : «Vallahi, bu gerçekten Zeyd'dir.» diyen ve onu Zeyd zanneden halbuki gördüğü Amr olan kimsenin yemini de böyledir.

Veya, gördüğü kuşu, karga zannederek yemin eden, halbuki gördüğü dülgenç kuşu olan kimsenin yemini de yemin-i lağv'dir.

Bu şekildeki yeminlerin sahiplerinin, sorumlu olmayacağını umarız.

Geçmişte yapılan yemin, eğer kasten yapılmamışsa, onun, dün­yada da, uhrâda da hükmü yoktur.[8]


3-) Yemini Mün'akîde:
 

Yemin-i Mün'akide dört nevi'dir :

a-) İyiliği tamamlamak üzere yapılan yemin :

Emredilen bir ibâdeti yapmak; veya yasaklanan bir şeyi yapma­mak üzere yapılan yemindir. Zaten, yemin etmeden önce de, kişi­nin bunu yapması farz idi.                                                                                

b-) Yapılması caiz olmayan şeyi, yapmak veya tâati terk et­mek için, yapılan yemin :

Böyle bir yemin, caiz değildir.

c-) Yeminini bozup bozmamak arasında muhayyer kalan, fakat, bozması hayırlı olan kimsenin yemini :

Bu şahsın, bu yeminini bozması mencluptıır.

d-) Mubah olan bir şey hakkında yapılan yemin :

Buyeminimuhafazaetmek daha eviâdn, Mebsût'ta da. böyle­dir.                                                                                -

Talâk, itak ve benzerleri ile yapılan yemin; gelecek zamana aitse; bu yemin, yemin-i mün'aki'de gibi olur. Bunlar, maziye aitse, lağv ve gâmus tahakkuk etmez. Lâkin, hilâlim bilme veya bilmeme haÜnde, talâk, vâki olur. Nezir de, böyledir. İzâh'ta da böyledir.

Bir kimse, eğer ; «Bu, filan adam değilse; hac yapmak üze­rinde eİEun.'j der ve o adam da, dediği şahıs oimazsa: hac yapması icabeder. Hülâsa'da da böyledir.

Yemini kasden, unutarak veya cebir karşısında yapmak müsavidir.

Baygın veya mecnun kimsenin yemini de böyledir.

Lyuyan kimsenin yemini, sahih olmaz. İhtiyar'da da böyledir.

Allah adı iie yemin etmek, mekruh değildir. Fakat, az yemin etmek, çok  yemin etmekten  daha evlâdır.

Allah'ın gayrisi ile yemin etmek, bazı âlimlere göre mekruhtur. Ekseriyete göre ise, mekruh değildir: Çünkü, bununla da, söz kuv­vetlenmiş otuvor, demektir. [9]


2- YEMİN OLAN VE OLMAYAN LAFIZLAR
 

1- Zaleminin Yemin Vermesi Yemin Edenin Yemine Niyyet Etmesi Müstahlifin Yemine  Niyyet Etmemesi
 

Allah ismiyle veya Rahman, Rahîm gibi başka bir esma ile ve bil-umum esmâ-i ilâhî ile yemin edilir.

Bu hususta, insanların; bu isimlerle yemin edilip edilemedi­ğini; bilip bilmemeleri de müsavidir. Âlimlerimizin açık yolu bu­dur.

Ailahu Teâlâ'nın sıfatı ile de yemin edilir. Bu sıhat, izzet, celâL klbriyâ gibi, Örfen kendisi ile yerain edilen bir sıfat olmalıdır. Bu, Mâverâü'n - Nehir âlimlerinin ihtiyarıdır. Kâfî'de de böyledir.

Esahh olan, sıfatın zikrinde örfe itibar edildiğidir. Bürcendî'-nin Nikâye Şerhi'nde de böyledir.

Bir kimse : «Rabbî...» veya cRabbü'l - arş...»; «Rabbü'l -âlemin...» demiş olsa; bu yemin olur.

Bir kimse : «Hak için, yapmam.» der ve «Hak» kelimesi ile A!-lahu Teâlâ'nın ismini irâde ederse;, yemin etmiş olur.

«BihakkiÜâh yapmam.» diyen kimse de, yemin etmiş olur.

«Ve hakkullah» diyen kimse, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, yemin etmiş olmaz.

«Hürmetullâh» demek de, Şemsü'l - Eimnıe'ye göre, «Hakkul-lah» menzilindedir.

«Azametullah» veya «...melekûtihî...» , «...kudretihî...» diyen kimse; yemine niyyet etsin, etmesin; yemin etmiş olur. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir

«...Ceberutillah...» , «...kuvvetillâh...» ; «...irâdetihî...» ; «...meşîttihi...)) ; «...mahabbetihî...» ve «...kelâmihî...» diyen kim­se de yemin etmiş olur;.

«...Emânetullah..-r» ; «...ahdillah...» veya «...zimmetillah...» demekle de, yemin edilmiş olur.

«Eşhedü enne, ben yapmam.» ; «...eşhedü billah...» ; «...Yemin ediyorum.» ; «Allah'a yemin ederim.» ; «Kasem olsun.» ; «Allah'a kasem olsun.» ; «azmediyorum.» ; «Allah'a azmediyorum.» ; «Onun üzerine ahdolsun.» demek de yemin olur.

«Allah'ın yemini olsun.» ve «Allah'ın nezri üzerine olsun.» diyen kimse de, yemin etmiş olur.

«Bismillâhi, yapmam.» diyen kimse; yemine niyyet etmemişse; yemin etmiş olmaz; yemine niyyet etmişse, yeminetmiş olur. Bu niyyetle «Bismillah.» diyen kimse de yemin etmiş olur.

«îmallah yapmam.» diyen kimse de, yemin etmiş olur. Keza : «eymenellah.» ve «îmellâh...» denilince de yemin olur.

—Üç îrab ile— «Mennellâh...» ; «münnellah» veya «rninnellah» diyen kimse de, yemin etmiş olur.

«Mîsakihî...» ; «Allah'ın mîsakı üzerime olsun.»; «Allah'ın yemi­ni üzerime olsun.)» diyen kimse, yemin etmiş olur.

Bağdat'lı âlimlere göre : «et-talibü ve'Kgâlibü, yapmam.» di­yen kimse, yemin etmiş olur.

«Billahi, yapmam.» diyen kimse, yemin etmiş oluz-.

«Billahi» lafzını, he'nin sükûnu ile «billah»; nasbi ile «Billahe» veya ref'i ile «billahü» şeklinde söyliyen kimse de, yemin etmiş olur.

«Ailahu, yapmam.» veya «Allah...» ; «Allahe...» diyen kimse, yemin etmiş olmaz. Çünkü, bu lafızların başında, harf-i kasem ( = yemin harfi) bulunmamaktadır.

Şayet, Allah lafzını, kesre ile îrablarsa ( — Allahi şeklinde sin lerse), bu durumda yemin olur. Çünkü, kesre    (= sonunun l-sioii okunması), harf-i cerrin  (= sonunu esre okutan harfin-ki genellik le bu harf, kasem harfidir.)  geçtiğini iküzâ eder. «Allahi" demek, bu bakımdan yemin olur. Itâbiyye'de de böyledir.

«IillâM» diyen kimse, yemin etmiş olur.

Ecnâs'ta : «Vallahi in dehaleti'd-dâre.» diyen kimse, yemin et­miş olur.

«Eğer, yaparsam; mecûsîden şerliyim.» diyen kimse, yemin etmiş olur.

Keza: «Yahûdıye ortağım...» veya «Kafirlere ortağım...»; «...eğer yaparsam.» diyen kimse de, yemin etmiş olur. Hulâsa'da da böyledir.

İmâm Muhammed (R.A.)  şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, karısına: «Eğer kalkarsan; (veya oturursan); ar­tık, sen boşsun, derse; bu yemin olur.

Bir kimse, Allah'ın gayrisi ile yemin edince, yemin etmiş ol­ma/. Peygamber tS.A.VJ  ve Ka'be gibi Hidâye'de de böyledir.

«Peygamberden uzaklık»  yemin  olur. İmâm Muhammed (R.A.), Asıl Kitabında;

«Bir kimse : «Vel'-Kur'ani» dese yemin etmiş olmaz.» demiş­tir. Çünkü böyle mutlak şekilde söylemek alışılan bir şey değildir. «Ve ilmillâh» demek gibi bir şeydir.

«Bu, onların zamanında böyle idi. Amma bizim zamanımızda, bu yemindir.» denilmiştir. Biz de, bunu alır; emreder; itikat ve iti­mat  ederiz.

Mukâtü bin Muhammed: Kur'an ile yapılan yemin, yemin olur." demiştir. Bunu bizim âlimlerimiz, ahp kabul eylemişlerdir. Muznıarât'ta da böyledir.

«Ben, Peygamber'den ve Kur'ân'dan uzağım» demek de, yemin olur. Kâfî'de de böyledir. Mulıammed bin Abduîkorîm'den soruldu: «Şayet, şu işi yaparsam; şefaatten uzak olayım», diyen kimsenin hâU  ne olur?

O, şu cevabı verdi: «Bu yemin olur.»

Başkaları ise : «Bu yemin olmaz.» dediler, Esahh plan da bu­dur. ZahMyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Şu işi yaparsam; Kur'ân'dan, namazdan, kıble­den veya ramazan orucundan uzak olayım.» demiş olsa; bunların tamamı, yemin olur.

«Dör kitaptan uzak olmak» da; böylece yemin olur.

Kendinden uzaklık küfür olanın cümlesi yemin olur.  Hulâsa­da da böyledir.

Mushaf tan, uzak  olayım.»  demeJc yemin olmaz.

«Kur'ân'da olandan, uzak olayım.» demek yemin  olur. Kâfî'de de böyledir.

İçinde besmele bulunan, bir fıkıh kitabını veya bir defteri kaldmpta, «eğer, şu işi yaparsam; bunun içinde olandan uzak ola­yım.» demek yemin olur. Şayet, o işi yaparsa; keffâret lâzım olur. Bu, «Ben bismillâhirrahmânirrahimden uzak olayım demek gibidir. Fetâvâyi Kâdîfcân'da da böyledir.

Bazı âlimlerimiz; Mü'minlerden uzak olayım.» diyen kimse yemin etmiş olur.» demişlerdir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyle­dir.

«Ben şu otuz günden uzak olayım.» deyip ramazanı kasdeden bir kimse, eğer farziyetîni niyyet eylemişse; bu yemin olur. Bu kim­se, »şu işi yaparsam; imandan uzak olayım.» diyen şahıs gibidir.

Eğur, sevabından uzak olmayı niyyet ederse; yemin olmaz. Çün­kü, o gaiptir.

Eğer, bir ni\'yeti yoksa; bu sözü —şek makımında olduğu için— yemin olmaz. «Eğer şu işi yaparsam; yapmış olduğum hacdan, uzak olayım.» derse; bu yemin olmaz.

Şu işi yaparsam; öğrenmiş olduğum Kur'ân'dan uzak olayım.» demek, bunun aksinedir. Ve bu söz, yemin olur. Şayet: «Hacdan (veya namazdan) uzak olayım.» derse; bu da yemin olur. Muhiyt'te de böyledir.

«Orucumdan veya namazımdan uzak olayım.» veya «Kıldığım namazdan; tuttuğum oruçtan, uzak olayım.» demiş olsa; bu yemin olmaz.Itâbiyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Şu işi yaparsa yahûdî nâsrânî mocûsî olsun.» veya «İslâm'dan uzak; kâfir, Allah'tan başkasına tapan; puta tapan, ol­sun.» der veya bunlara benzer bir söz söyler ve bu esnada ka&di, küfür olursa; istihsanen, hepsi de yemin olur. Bedâi'de de böyledir: Hatta, o işi yapana keffâret lâzım olur.

Bu şahıs, kâfir oJurmu? Bu ihtilaflıdır. Şemsû'i - Eimnıe : Ger­çekten o, onun indinde; ne zaman o şartı yerine getirirse, küfre rızâ gösterdiğinden dolayı kâfir olur.» demiştir.

Onun keff areti «lâilâhe illallah muhammedün Resulullah.» de­mektir.

Bu lafızlarla, istikbâlde yapılacak şeye yemin etmişse, böyle olur. Fakat, bu lafızlarla, geçmiş zaman hakkında söylemiş; o ya-hudidir; nâsranîdir veya mecûsîdir; eğer bu işi yapmışsa.» demek gibi... Halbuki o şahsın o işi yapmış olduğunu biliyor... Şüphe yok-ki, bize göre, bu yemin, yemin-i gamus olduğundan; keffâret lâzım olmaz. Kâfir olup olmaması da, ihtilaflıdır.

Şemsü'l - Eimme Serahsî: Eğer, ona göre bu söz yemin ise, onunla yemin ettiği vakit, kâfir olmaz. Eğer onunla yemin edince, kâfir olacağını biliyorsa; küfre rıza gösterdiğinden kâfir olur.

«Allah bilir; gerçekten, o, o işi yaptı.» der; ve, onun, o işi yap­madığını bilirse; veya «Allah bilir; yapmadı.» der; ve onun o işi yaptığını bilirse; bunda, âlimler ihtilâf ettiler. Ekserisi ise : «O kimse, kâfir olur.» dediler.

«Allah'ın sıfatı hakkı için,böyle yapmadım.» demek; yemin ol­maz.

Bize göle, «ilmillahi, ben yapmadım.» demek de yemin olmaz.

Bir kimse : «Allah'ın rahmeti hakkı için, yapmadım.» dese, bu yemin olmaz. Bu, İmâm Ebu Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'e göre böyledir.

Bîr kimse : «Ve azabillahi...» veya «ve sehatihî...» veya «ve gadabihî...» yahut «ve rıdallahi ve sevâbihî...» veya «ve îbadetilla-hi.» dese bunls** yemin olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse : «Şehidallâhu ennehû lâ ilahe illâ hû.» demiş olsa; bu yemin olmaz. Hulâsa'da da böyledir.

«Ve veehillâhi.» demek de, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, yemin olmaz.

«Eğer yaparsa, üzerine Allah'ın laneti olsun,» veya «...üzerine, Allah'ın azabı olsun.» demek de yemin olmaz.

Bir kimse, şayet: «Şu işi yaparsam; Allah'ın gazabı (veya Al­lah'ın hışmı)  üzerime olsun.» dese; yemin etmiş olmaz.

«Ve sullanülâhî lâ ef'alü» dediği zaman, eğer «sultan» ile Alla­h'ın kudretini irâ'de eylemişse; işte o yemin «ve kudretillâhi» demek gibi yemin olur. Mebsût'ta da böyledir.

Bir kimse : «Ve dînijlâhi»  demiş olsa; yemin olmaz.

Keza böyle ve târihî ve şeriatihî» dediği veya «arşına, hududu­na» yemin ettiği vakit, bu yemin olmaz.

Keza : «ve beytillâhi»; «bühaceril esvedi»; «bilmeş'ari'l-hara­mi»; «bis-safa»; veya «bi'l- merve»; veya «bi'l minber»; veya «bi'l-kabri»; «bir Ravzati» veya «bi's - saiati»; «bi's-Savmi»; «bi'l-Hae--ci diyen kimse, bunların hiç biri ile yemin etmiş olmaz. Keza : «Ve Iıamdillahi» ve «ibâdetillâhi» diyen kimse de, yemin etmiş olmaz.

Semâ vata, arza, güneşe, aya, yıldıza diye yemin etmek de, ye­min olmaz. SirâciU - Vehhâc'da da böyledir.

Bir kimse : «Resul Hakkı için...»; «İman hakkı için»; «Kur'an hakkı için»; «Mescitler hakkı için»; «Oruç, namaz hakkı için.» olsa; bu yemin olmaz.

«Muhammed Aleyhisselâm hakkı için» demiş olsa; bu da yemin olmaz, lâkin onun hakkı pek büyüktür.

«Allah, ona azab eylesin» veya «ona cennetini haram eylesin; eğer, şu işi yaparsa,» diyen kimse, yemin etmiş olmaz. Mebsût'ta da böyledir.

Bir kimse ; «Lâüâhe illallah; elbette yaparım.» demiş olsa; bu yemin olmaz.  Ancak yemine niyet eylemişse, o zaman, yemin

olur

Keza : «Sübhanallahi vallahi ekber; elbette yaparım.» demiş oJsa; bunu, yemin niyyetiyîe söylemişse; yemin olur; değilse olmaz.

Eğer: «Öyle yaptıysam; Allah'a âsi olayım.» veya «Onun, bana farz kıldıklarına âsi olayım.» demiş olsa, bu da yemin olmaz. îzâh'-da da böyledir.

Bir kimse, eğer : «Öyle yaptıysam; ben, zina ediciyim.» veya «...hırsızım." veya «...içki içerim.» veya «faiz yiyenim.» demiş olsa; yemin etmiş olmaz. Kâfî'de de böyledir.

İbn-i Selâm'dan rivayet edildiğine göre :

«Eğer öyle yaptıysam» demekle, nasarânm bağladığı gibi nefsi­ne karşı, zinayı bağlıyorsa; işte o zaman yemin etmiş olur. Zâhîriy-ye'de de böyledir.

Bir kimse; kölesi için : «Eğer, karısını boşarsa; hüdür.» der; o da; karısına : «Dilersen, boşsun.» der ve efendi kölesini azâd et­mezse; bu yemin olmaz.

Bir kimse: «Eğer, şöyle yaparsam, semâda ilâh yok.» demiş olsa; bu yemin olur. Fakat, o şahıs kâfir olmaz Itâbiyye'de de böy­ledir.

Bir kimse: «Eğer şöyle yaparsam; Allah'ın söylediği yalandır.» demiş olsa, bu yemin olur.

Bir kimse: «Eğer şöyle yaparsam; Allah yalandır.» demiş, ol­sa; bu 'da yemin olur.

Bir kimse: «Eğer öyle yaparsam; benim yahûdiliğim üzerine şehadet eyleyin.» demiş olsa, bu yemin olur.

Bir kimse: «Eğer, o işi öyle yaptıysam; tuttuğum orucun, kıldığım namazın hayrını görmeyeyim.» demiş olsa; bu şahıs ye­min etmiş olur. Fetâvâyî Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse : «Allah'ım ben senin kulunum; Seni ve meleklerini, şu işi yapmiyacağima şahit tutuyorum.» demiş olsa, sonra da, o işi yapsa; keffâret gerekmez; istiğfar 3âzım olur. Hulâsa'da da böyle­dir.

Bir adam diğerine : «Vallahi, ziyafetine gelmem.» dese; diğeri de, yemin edene : Ziyaretime gelmiyecek misin? deyince; yemin eden; : Evet.» derse; «evet» demekle, yemin etmiş olur. Eğer, bi­rinci veya ikinci ziyafetine giderse; yeminini bozmuş olur. Muhiyt'te de böyledir.

Helâli, haram kılmak yemindir. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adam, sahibi olduğu bir şeyi, kendi nefsine haram kılsa; sonra da, az veya çok olarak o işi yapsa, yeminini bozmuş olur ve keffâret gerekir. Hidâye'de de böyledir.

Bir kimse, elinde bulunan parası için : «Bu paralar, bana ha­ram olsun.» dese, bakılır. Eğer; o paralarla, bir şey satın alırsa; yemini bozulur. Eğer, hîbe veya tasadduk ederse; yemini bozulmaz.

Bir adam, yenilen bir şeyi veya benzerini nefsine harana ettik­ten sonra, onu yese; yenmesi âdet olan veya giyilmesi adet olan cisten ise; yemini bozulur; değilse bozulmaz.

Bütün eşyada, tasarruf at böyledir.

Bir kimse : «Şu işi yapmak, bana haram olsun.» der ve bu sözü ile onun nefsine haram olmasını niyyet ederse; bu yemin olur.

Bir kimse : «Şu elbiseyi giyersem; bana haram oJsun.» dedik­ten sonra, onu giyse, veya üzerinde giyili ise, onu eıkarmasa; ye minini bozmuş olur.

Bir kadm, kocasına : "Sen, bana haramsın» veya «Seni, kendi­me haram eyledim.» dese; işte, bu yemindir, kocasıyla gönüllü ci­ma yapınca, kadına keffâret gerekir :

Keza, bu kadına, zoraki cima' yapılsa bile yine keffâret ?âzım gelir.

Bir kimse : «Şu işi yaparsam; lâsc yemiş olayım» derse; bu söz, yemin olmaz. Yine böyle Jâşeyi, şarabı : Keza; İaşeyi, şarabı, domuzu helâl kılsa; yemin olmaz. Çünkü, haramı helâl kılmak küfürdür.

Hasılı, gereektun haramhğı, hürmet-i daime üe haramlığı hal­lerinden hiç bir hal ile düşmüyorsa; küfür ve benzeri gibi, bunu bir şeye bağlı, olarak helâl kılmak isterse; bu, yemin x)lur.   .

Her şey ki, haramlığı, bazı hallerde düşer; lâşe ve şarap ve ben­zeri gibi, bunları bir şarta bağlıyarak helâl kılmak, yemin olmaz. JVÎuhıyt'le de böyledir.

Bir kimse : «Her helâl, bana haram olsun.» derse; işte bu sö­zü, yemek, içmek gibilere hamloJunur. Ancak, başka şeylere de niy­yet ederse, o müstesnadır.

Kadını kasdederse; yemin, îiâ olur. Yemek ve içmek yeminin dışında kalmaz. Bunların tamamı zâhir-i rivâyetdir.

Bu sözün talâk irâdesinde kullanıldığı çok olduğundan, böyle söylemekte, fetvaca talâk vaki olur.

«Ona helâl olan haram olsun.» veya «Allah'ın helâl kıldı­ğı...»; «Müslümanların helâl kıldığı haram olsun.» demek; yemin olur. Eğer : <.Ben, talâka niyyet eylemedim. > derse; sözüne inanıl­maz.

Semerkaııt âlimlerine göre; bir kimse, talâka niyet eylemeden : «Sağ elimle tuttuğum; bana haram olsun.» dese: talâk vâki olur. Biz : «Talâka .niyyet eylemişse; talâk vâki olur.» deriz. Anıma, ihti­yat, mütekaddiminc mubletet etmemektir.

«Sol elimle, tuttuğum; bana haram olsun.» der; niyyet etme­mişse, talâk vâki olmaz.

«Elimle tuttuğumun hepsi; bana haram olsun.» dese; bazıla­rı : «Şayet niyet eylemernişse, talâk vâki olmaz.» demişler; bazıları da : «Niyyet şart değildir.» demişlerdir.

«Allah'ın helâl kıldığı, bana haram olsun.» diyen kimsenin, iki hanımı bulunsa; bunlardan birisi, boş olur. Ayırt etmek, kocaya aittir.   ( = yâni dilediğini tutar diğerini bırakır.)

«Şu şarabı içmek, bana haram olsun» dedikten sonra; onu içen kimsenin hali Ebû Bekr'e soruldu :

O, şu cevabı verdi :                   '

Bu mes'elede, İmâm Ebû Hanife (R.A.) ile   İmâm Ebû Yûsuf (R.A)’ın görüş ayrılıkları vardır. Birisi : «-Yemini bozulur.» der^ ken; diğeri «Bozulmaz.» demiştir. Muhtar olan, fetva da, eğer, onun haram olmasını irâde ederek, söylemişse; keffâret vacip olur. Haber nîyyetiyle söylemişse veya niyyetinde bir şey yoksa Keffâret gerekmez.

«Yarın olunca, vallahi şu eve girmem.» diye ta'lik yapıla­rak yemin etmek, vakta hamledilir.

«Vallahi, bir seneye kadar, şu eve girmem.» diyen kimsenin yemini sene çıkana kadar geçerlidir.

Bir adam başka birine : «Gün ve gün, seninle konuşmanı,» de­se; işte o «vallahi seninle, iki gün konuşmam.» demiş gibidir. Yemi­ni, iki gün bitene kadar geçerlidir. Felâvâyi Kâdîhân'da da böyle­dir.

Günlerin arasındaki gecede, günlere dahil olur.

«Vallahi, seninle bir gün ve iki gün konuşmam.» diyen kimse;

cüç gün konuşmam» demiş gibi olur.

«Vallahi, filân adamla, bir gün konuşmam ve yarın konuşmam ve \'anndan sonra konuşmam.» demiş clsa; bu şahıs geceleri konu­şabilir. Çünkü, onun yemini üç gündüz olmuş olur.

«Vallahi, filân adamla, bugün ve yarın ve o bir gün konuşmam.» demiş olsa; bu şahıs, geceleri de konuşamaz. Çünkü, yemini birdir. Ve bu yeminin : «Seninle, üç gün konuşmam.» demek yerindedir ki gece!er de, ona dahildir. Mdbsüt'ta da böyledir.

Bir kimse : «Vallahi, ver-Rahmani yapmam.» dediği zaman, iki-yemin yapmış olur. Şayet yapmam dediği şeyi yaparsa; zâhir-i riâveyet de, ona iki keffâret gerekir.

Böyle mes'elelerde aslolan : Gerçekten, Allah'ın adıyla    yemin eden kimse, iki ismi söylediği, ve yeminim o iki ismin üzerine bina eylediği zaman, eğer ikinci isim, birinci ismin sıfatı ise; aralarında da atıf harfi yoksa; <r*lar bir yemin olur. Bu,   bil-ittifak böyledir Muhıyt'te de böyledir

İkinci ismin birinci isme, sıfat olması elverişli olmadığı zaman, eğer aralarında atıf harfi söylenmişse; (vallahi, vallahi }'ap-mam demek gibi) böylece zâhir-i rivâyet'de, iki yemin olmuş olur Eğer aralarında atıf harfi söylenmemiş ise; o zaman bir yemin olur. Bu bütün rivayetlerde böyledir. Şeyhu'l - İslâm da da böyle söyle­miştir.

Eğer, bununla, iki yemine niyyet eylemişse; o vakit, iki yemin olur.

Kasem harfini kaldırmak suretiyle «Allâhi» demek de yemin olur. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse: «Vallahi ver-Rahmani şöyle yapmam.» dese ve onu da yapsa; üzerine iki keffâret gerekir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, bir işi ebediyyen yapmamaya yemin ettikten sonra ayni mecliste veya başka bir mecliste ayni şekilde yine yemin eyiese; sonra da, onu yapsa; iki keffâret lâzım olur. Bu hâl, ikinci ye­mine niyet eylediği    veya niyyetsiz olarak    söylediği zaman olur. ikincisi ile birinci sözüne niyyet ederse;    yemini, bir yemin olur. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) Bu, yeminin   hac, umre, sadaka veya oruç ile yapıldığı vakit olur.» delmiştir. Fakat, Allah ile, yapılırsa; niyyeti sahih olmaz; o adama, iki keffâret gerekir. İmâm Ebû Yû­suf (R.A.)  : «Bu, bizim îmâm'dan duyduklarımızın güzellerinden­dir.» demiştiı.

İki yeminden, birisi hac ile, diğeride Allah ile, yapıldığı zaman; üzerine, bir keffâret vermek; bir de, hac yapmak lâzım olur. Meb-sût'ta da böyledir.

NevâziVde şöyle'denilmiştir:

Bir kimse, diğerine: Vallahi; ben, onunla bir gün konuşmam vallahi, ben onunla, bir ay 'konuşmam; vallahi, ben onunla, bir se­ne konuşmam. Der ve bir saat sonra, o adamla konuşsa; ona üç ye­min keffareti lâzım olur.

Eğer, bir gün, sonra konuşursa, iki yemin keffareti gere­kir.

Eğer, bir ay sonra konuşursa; bir keffâret lâzım olur.

Eğer bir sene sonra konuşursa; hiç bir şey lâzım olmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Ben şu işi yaparsam Allahu Tâlâdan uzak olayım dese ve o işi de, yapsa burda âlimler ihtilaf eylediler: Muhtârü'I Fetevâ'da : gerçekten, onun zu'mu, onun küfür olduğu ise, kâfir olur. demiştir.

Eğt/, dün o işi yaptıysam; Kur'ân'dan uzak olayım, dese bunu söylerken de o şeyi yaptığını bilmekte olsa; bunun cevabı da Allah'-dan uzak olayım diyenin cevabı gibidir. Muhıyt'te de böyledir.

Eğer, şu işi yaptıysam; Allah'tan ve onun Resülün'den uzağım derse; bunlar bir yemindir. Bozduğu zaman bir keffâret gerekir.

Şayet: Şu işi yaptıysam; Allah'tan beriyim (= uzağım) ve Re­sülün'den de uzağım demiş olsa bunlar, iki yemindir. Bozulduğu zaman, iki keffâret lâzım olur.

Eğer: öyle yaptıysam; işte Allah'tan beriyim ve onun Resulün­den de beriyim ve Allah ve Resulü benden uzaktırlar, derse ve o işide yapmış olsa; dört keffâret lâzım olur.

İmanı Muhammed (R.A.:)   şöyle buyurmuştur.

Bir kimse: o şu işi yaparsa; yahudidir. (veya yine nasrânidir) dese ve o işide yapsa; iki keffâret lâzım olur.

Şayet Eğer öyle yaparsa: o yahudidir. o nasrânidir. dese, bu söz bir yemin olur.

Keza, eğer: Şu işi yaparsam; ben Kur'ân'dan ve Zebur'dan ve Tevrat'tan ve incil'den uzağım dese ve o işi de yapsa; bir keffâ­ret lâzım dur. Çünkü onlar bir yemindir.

Şayet: Ben Kur'ân'dan uzağım ve Zebur'dan uzağım ve Tev­rat'tan uzağım incil'den uzağım demiş olsa: işte bu, dört yemindir bozduğu zaman, dört keffâret lâzım olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse: Mushafta olandan uzağım demiş olsa; bu söz bil­yemin olur.

Keza: «Mushafta olan, bütün âyetlerden uzak olayım,» demiş olsa; işte, Oda bir yemin olmuş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böy­ledir.

Şemsü'l-Fimme'den: «Vallahi eğer böyle yaptıysam.» de­menin hükmü so   udu. O, şu cevabı verdi :

«Hocamın seçtiği, gerçekten, o yemin değildir.» dedi. Sonra da, sözünden dönerek/; «Yemin olur.» buyurdu. Hulâsa'da da böy-

«Yakında, Öyle yapmamaya, yemin edeceğim.» demek yemin olur. Çünkü, bu söz va'dın ötesinde, tahkik için söylenmiştir.

Bir kimse :  «Ben,  o işi yapmamaya, yemin ettim.»  dese; ye­min etmiş olur.

Bir adam : «Yakında, o işi yapmamaya, talâka yemin edece­ğim.» dese; o, yemin olmaz. Çünkü, o bir korkutmadır. «Yemin ediyorum.» demek yemin olur.

Bir kimse : «Benin, talâkla yeminim vardır. Gerçekten, ben, içki içmeyeceğim.» dese fakat böyle bir yemini olmadığı halde «Taarruzdan kurtulmak için, böyle söyledim.» dese sözüne hüküm verilmez ve sözü doğru kabul edilmez. !Kâfî'de de böyledir.

«Yemin ettim.» diyen kimse eğer doğru söyîemişse bu yemin. Olur . Yalan söyjemişse, bir şey gerekmez. Muhiyt'te de böyledir. «Üzerime yemin olsun; elbette, O işi yapmam.» demek yemin olur. Bunun üzerine zîyâdeleştirerek: Talâkla, üzerime yemin ol­sun.» derse talak vâki olur. Eğer: «Ben, bunu taarruzu def etmek için söyledim.» dese; sözü doğrulanmaz, Şayet: «Billâhîl-azîm, derse:-Ki: «Allah'tan büyük hiç bir şey yoktur; elbette, ben o işi yap­mam; demek yemin-olur.

«Billâhil azîmil-   A'zam.»    derse;  bu fazlalık te'kid olur. Fe­tâvâyi Kâdîhan'da da böyledir.

Bir kimse : «Talâkla yemin ediyorum.»   demiş olsa, talâk vâki olmaz. Çünkü, insanlar talâkla yemin olduğunu bilmezler. Tecrîtl'de: «Beyt hakkı için, üzerime yemin olsun.»   diyen    kim­se, yemin etmiş olur, denilmiştir.

«Billahi yaparım, (veya yapmam)» demek, yemin olur. «Allah'ın kitabı, elinde yakılsın; eğer şu işi yaparsa.» demek yemin olmaz.

«Eğer şu işi yaparsam bütün emelimden ümitsiz olayım; Allah katında'1 demek yemin olur.

«Eğer şu, işi yaparsam; Allah için, İslâm işi yapmıyacağım.» diyen kimse, eğer bununla ibadetleri kasdediyorsa; Fakıyh Ebû'l-Leys'e göre; buna hakkı yoktur. Bu yemin olur; aksi takdirde ye­min olmaz.

Bn kimse : «Eğer şu işi yaparsam; İslâm amellerinden, her ne yaptım ise; Onu, kâfirler için verdim.» demekle, kâfirde olmaz; keffan't de lâzım gelmez.

Bir kimse : «Vallahi, filan adamın sözünü, bir gün ve iki gün söylemem.» dese, iki gün geçene kadar, bir   yemin etmiş olur.

«Seninle konuşmak, haramdır.»   demek yemin olur.

Bir kadın; kocasına : «Satranç oyununu terk eyle.» der; kocasida : «Olur.» der; kadında: «Eğer, satranç oynarsan; ben, senden boşum.» der; kocasıda ise : «Eğer, satranç oynarsam; senin dediğin olsun.» dedikten sonra satranç; oynarsa; talâk vâki olmaz; yanı, Kadın boş olmaz.

Bir kimse, diğerine; «Hurmandan kaç tane yedin?» der; oda «Beş tane yedim.» diye yemin eder; halbuki on tane yemiş olursa; ne yemini bozulmuş olur; nede yalancı olur. Eğer, bu yemin talâk    veya ıtak üzerine olursa; yine bir şey gerekmez.

Keza, bir adam, diğerine «Bu köleyi, kaça aldm?» der; oda: «Yüz dirheme,» der; halbuki, o köleyi ikiyüz dirheme almış olur­sa; yalancı olmaz.

Şayet, talâk veya ıtak üzerine, böylece yemin etmiş olsa; yine birşey gerekmez.

Bir adam, birinin evinden kaçsa; ev sahibi de nerde oldu­ğunu bilinmediğine yemin etse ve bununla hangi yerde olduğunun bilinmediğini irâde etse; yemininde, yalancı olmaz.

Bir kimse «Evinde gece çorbanın olmadığına karısının ta­lâkı  üzerine yemin etse; halbuki, evinde de Çorba olsa; âlimler :

«Eğer Çorba çok az olurda; yok mesabesinde bulunursa; yeminin­den lıanis olmaz. Eğer, çok olur, fakat bozulmuş olduğundan ye­nilmesi mümkün değilse; yinede yemini bozulmuş olmaz. Eğer, ba­zı insanlar yemese bile bazı insanlar yiyecek durumda ise, yemi­ni bozulmuş olur.» demişlerdir.

Bir kimse, karısının tarlasına pamuk ektikten sonra : «Bundan evine götürürse; helâli haram olsun.» der; sonrada karısı o tarladan, hallaca götürmek için, başının üzerine pamuk alır ve o pamuk başının üzerinde olduğu halde evine girip çıkarsa; kocasının yemini bozulmuş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir. [10]

 

2- Yeminin Keffâreti
 

Gücü yeten kimse, - keffâret-i yemini i~ yemin keffâreti-ni), şu üç şeyden biri ile yerine getirir.

1-) Köle azâd etmek :

Zıbâr keffâretince caiz olan, bunda  da caizdir.

2 -) On fakiri giydirmek:

Her fakire bir- veya daha fazla-parça giyecek gerekir.

Bunun en aşağı derecesj, fakirin, namazının caiz olcağı kadar giydirümesidir.

3-) On fakiri doyurmak:

Bu da, zıhâr keffâretinde olduğu gibidir. Hâvi'de'de böyledir.

İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Ebû Yûsuf (RA.)'a göre, fakire giydirilecek elbisenin en aşağısı bedenin tamamını ör­tecek kadar olmalıdır. Sadece, bir don kâfi gelmez. Hidâye'de de böyledir. [11]


Keffâreti Oruçla Yerine Getirmek:
 

Yukarıda saydığımız bu üç şeyden, hiç birine gücü yetmiyen kimse, arka arkaya üç gün oruç tutar.

Bu fakirin kef fare tidir. Evlâ olan, zenginin keffaretidir. Keffaretde kolaylık olan, kifayet miktarından fazla olanıdır. Bu ise, nasla sâbiıt olana sahip olmayan kimse içindir.

Bir kimse, nasla, sabit olan şeye, sahipse (ki bu, köleye veya elbiseye veya yemek yedirme gücüne sahib olmaktır.) bu durumda­ki bir kimsenin borçlu olsa bile-r oruç tutması caiz olmaz.

Fakat, bir kimse, üzerinde nas bulunana sahip olmazsa; o takdirde kolaylığa ve zorluğa,itibar olunur. Sirâcû'l - Vehhâc'da da böyledir.

Bize göre, fakirlik ve zenginlik hususunda şahsın, keffâreti öde­meyi irâde ettiği vakitteki durumuna itibar edilir.

Yeminini bozduğu zaman zengin, olduğu halde, keffâret verme zamanı fakir düşen kimsenin, bize göre oruç tutması caizdir.

Bunun aksi yânı yemini bozduğu vakit fakir idi de olduğu hal­de, keffâret zamanı zengin oldu ise oruç olan kimsenin, oruç tutma­sı caiz olmaz. Fethu'l - Kâdîr'de de böyledir.

Kifâf : Oturacak yerin, avret mahallini örtecek elbisenin ve günlük yiyeceğin bulunmasıdır. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Eğer gaybolmuş malı varsa veya insanlarda alacaklı ise, azad edecek köle giydirecek elbise, yedirecek yemek bulamıyorsa onun oruç tutması caiz olur. Bu İmâm Muhammed (R.A. )'in görüşüdür.

Bunun te'vili, eğer alacağı fakir birinde olurda, onun bor­cunu ödemeye gücü yetmez ise bu mes'ele böyledir.

Keffâvet lâzım olan kadmn malı olmazda kocasında mehil

Bir kimsenin kaybolmuş malı veya başkalatmda alacağı olduğu halde, azâd edecek köle, giydirecek elbise veya yedirecek yemek bu­lamıyorsa; bu kimsenin oruç tutması caiz olur. Bu, İmâm Muham­med (R.A.)'in kavlidir.

Bu, şu anlama gelir : Eğer, bu kimsenin alacağı, fakir bir kim­sede olur ve onun da, borcunu ödemeye gücü yetmezse; mes'ele böy­ledir.                                                                         

Kendisine keffâret lâzım gelen bir kadının malı olmaz; fakat, kocasında m enir alacağı bulunur; ve onu kocasından, almaya gücü yeterse, o kadının oruç tutması caiz olmaz. Bir kadının, malı olur; borcu da bulunursa; borcu malından fazla olunca, bu kadının oruç tutması caiz olur.

Her fukaraya yarım elbise verilse; veya bir elbise, on fu­karaya keffâret yemin olarak verilmiş olsa; elbise verilmiş sayılmaz

Bu şekilde, elbise caiz olmayınca yemek de, her —ne kadar kıymeti on fukarayı doyurma miktarı olsa bile— caiz olmaz. Zâhir-i rivâyet'de : «Eğer, yemekten bedel olarak, nıyyet ederse; caiz olur.» denilmiştir.

Baş giygisi ve mest, elbise olarak caiz olmaz. Yemek bedeli olarak, caiz olur. Elbisede itibar alıcıya göredir, eğer alıcı için işe yararsa caiz olur, değilse olmaz bazı kimseler orta halli bir adamın işine yararsa caiz olur demişlerdir.

Şayet, her fakire birer sarık verilir; bu da, gömlek veya izar olmaya müsait olursa, caiz olur, değilse; elbise olarak, caiz ol­ma/.

Fakat, kıymeti bir fitre miktarı olursa, yemeğe bedel olarak caiz olur. Mebsût'ta da böyledir.

On fukaraya, bir elbise verilse de, bunun kıymeti, her l'uka-raya verilecek bir elbise bedelinden de fazla olsa, bu elbise yarine caiz olmaz. Ancak, yemek yerine olur. Elbise üzerine nas olduğu için, onun nefsinden bedel olamaz; fakat, başkasından bedel, sa­hih olur. .

Her fakire, —buğday olarak— fitrenin dörtte biri verilse; ve onun kıymeti hurmadan, tam fitre kıymetine müsavi olsa; bu, ye­mekten bedel caiz olmaz. Eğer buğdayın kıymeti elbisenin kıymetine müsavi ise, o zaman caiz olur. Bedâi'de de böyledir.

Keffâreti yemin borcu olan, kerfaretinden bedel, eski bir elbise verse; şayet taze elbisenin dayandığı müddetin yarısından az zamanda giyilmez olursa; bu caiz olmaz; fazla dayanırsa; caiz okır. Kıymetine değer verilmez. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, bir fakire, bir defada, on elbise Verse; —yemek­te olduğu gibi— bu caiz olmaz.

Şayet, her gün bir elbise verir; ve buna' un elbise verene kadar devam ederse; o zaman caiz olur. Bu yemekte de böyledir. On fuka­raya-bir köle veya bir hayvan verse de kıymeti, on elbiseye veya on yemeğe bedel olsa, kıymeti itibariyle, elbiseden bedel, caiz olur. Verilen dirhemler de böyledir; yâni kıymeti, elbiseye değil de, ye­meğe bedel olursa; bu caiz olur.

Bir adam diğer bir adamın emriyle on fukarayı giydirse; her ne kadar bedelini, —emreden— ödememiş olsa bile, caizdir. Emirsiz ödedikten sonra, yemin eden razı olsa, o keffâret, caiz ol­maz.

Yemin keftâletlerine karşılık olmak üzere; ölüleri kefenlen-dirmek; mescid bîna eylemek veya ölünün borcunu ödemek caiz ol­maz.

Yolda kalmışa verilirse, bu caiz olur.

Üzerinde, iki yemin borcu olan kimse, her fakire iki elbise olmak üzere, on fakiri giydirse; yalnız bir yeminin keffâreti öden­miş olur. Bu, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve Ebû Yûsuf (R.A ) un kav-

lidir.

Bir kimse, keffâreti yeminine bedel,.bir fukarayı giydirse ve bu fakir, Ölse; o fakire giydirdiği elbise veraset yolu ile bu elbiseyi ve­ren şahsa düşse; veya sağlığında iken satın alsa; yahut, fakir geri hîbe etse; keffaret batıl olmaz. Mebsûlt'ta da böyledir.

Keffaret sahibi eğer yemek yedirmeyi seçerse, bu iki türlü­dür : Biri, taâm-ı temlik; diğeri ise, taâm-ı ibâhedir.                      

Taâm-ı temlik : Buğdaydan veya undan yarım sa' olmak üze­re, on fakire ayrı ayrı vermek veya, arpadan birer sa' vermektir. (Fı-tır sadakasında olduğu gibi...)

Bir adam, keffâret-i yemini için, on fakiri doyurmayı vasi­yet eylese; vasiyet olunan kimse de, on fakiri sabahleyin yedirse de; akşam yedirmeden, fakirler ölse; vasiyet edene, tazminat lâzım gel­mez. Başka fakirleri, birer vakit daha yemek yedirilir.

Bir kimse, keffâret-i yeminini, bir fakire beş sa' olarak; ver­se; bu caiz olmaz. Ancak on günde, ayrı ayrı yarımşar sa' verirse caiz olur. Günlerin adedi, fukaraların adedi yerine, kaim olur.

Bir kimse, bir fakrie buğday, diğer bir fakire de, arpa ver­se, bu caiz olur.

Bir kimse, beş fakiri doyursa; beş fakire de, elbise giydirse; eğer, yedirdiği tam bir temlik ise, caiz olur. Temlik diye, yemeğin be­delini bizzat fakire verip; fakiri o meblağa mâlik (= sahip) etme­ye denir. Eğer, taam, taam-ı jbâhe tyâni iki vakit yemek yedirmek) o da, bir fitreden ucuz ise; caiz olur. Eğer, pahalı ise caiz olmaz. Çün­kü elbisede tam sahibiyet var; yemek yedirmede-ise sahibiyet yok­tur.

Keffaret sahibi, keffâretini yemek yedirmek suretiyle ödemek isterse; caiz olur.

Taâmül-i ibâhe dediğimiz şey iki vakit, fakiri doyurmaktır., Bu, sabah ve akşam; veya iki sabah, iki akşam veya bir akşam, birde sahur yemeği yedirmek suretiyle olur. Müstehap olanı sabah ve akşam yemeğini ekmek ve katığı ile birlikte yedirmektir.

Doymakta itibar, bir fitre miktarının aşağısmadır.

Şâyct, on fukaranın önüne, üç yufka ekmek konulsa da, onlar bunu yeyinee, hepsi de, doysa, bu caiz olur. Bu rivayet, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'dendir.

Bu on fakirden birisinin karnı tak .olmuş olsa; ihtilaf vardır-Bazı Alimler : «Eğer, o da, diğerleri kadar yediyse caizdir.» dediler. Bazıları da : «Câi/. olmaz. Çünkü, vacip olan onunda aç olmasıdır.» dediler.

Sabah ve akşam yedirdiği on fakirin içinde bir sabi bulunsa; onun yerine, bir başka fakire yedirmedikçe. caiz olmaz. Fetâvâyi Kâ-dîhân'da da böyledir.

Eğer, ekmek, buğday ekmeği, ise, bunu, katıksız yedirmek caiz olur. Ekmek, başka şeyden yapılmışsa; muhakkak katık lâzımdır. Eğer, ekmek ve hurma yedirirse; veya sevik (= kavrulmuş un) ile hurma; yahut sevik ile başka bir şey yedirir, ve bunlar da kendi ehli iyalinin yediği cinsten olursa, caiz olur.

Eğer, bir fukarayı sabahlı akşamlı on gün yedirirse, bıı caiz olur. Her yemesinde, bir yufka olsa bile, duruni değişmez.

On fakiri, sabah; başka bir on fakiri de akşam doyurursa; bu caiz olmaz.

Keza, bir fakiri on sabah; diğer bir fakiri de, on akşam doyur­sa, bu da caiz olmaz.

Bir fakirin hissesini, iki fakire pay ederse; caiz olmaz. Sabah yedirse de, akşamında, bedelini verse, bu caiz olur.

On fakirin sabah karnını doyursa; akşam yemeklerinin de para­sını verse, bu caiz olur. Sabah yemeklerini yedirse de, akşam yemek­lerinin yerine birer müdd buğday verse; bu da, caiz olur.

İmâm Muhammed (R.A)'e göre, bir kimse, bir fakire rama­zanın, yirmi akşam yemeğini yedirse, bu caiz olur.

Bir kimse, keffaret-i yemini için, verecek parasının olduğunu unutarak; oruç tuttuktan sonra, parasını, hatırlasa; orucu caiz o1maz.

Bir kimse, beş fakiri doyurduktan sonra kendisi fakir düş­se; yeniden oruç tutması gerekir. Mebsût'ta da böyledir.

Keffâreti yeminini on fakire nıüd müd verip, sonra zengin olan ve tekrar fakir düşen ve yeniden birer müd daha veren kişinin ke­fareti Ebû Yûsufa göre tR.A.) caiz olmaz. (F. Kadıhan)

Bii' kimse, on fakirin her birine; buğdaydan keffâreti ye­minleri için biner batman verse; yalnız bir keffaret, vermiş olur bu görüş İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve Ebû Yûsuf (R.A.) 'un görüşleridir. Hulâsa'da da böyledir.

Üzerinde, keffâret-i yemini bulunan bir kimse, beş ölçek buğdayı, on fakirin önüne koysa ve onlardan birisi, onu kapıp alsa, yalnız bir fakire vermiş olur Zahîriyye'de de böyledir.

Zekat verilmesi sahih olmayan yerlere, keffâret-i yemin de, verilmez. Ana, baba, evlâd ve emsali gibi...

Yalnız, zekâtın hilâfına, keffâret-i yemin fakir olan zimmet eh­line verilebilir. Bu durum İmâm Ebû Hanife (R.A.) ve İmâm Mu-hammed (R.A.)'e göre, böyledir. Ehl-i harp olan, fakirlere, bU-icma verilemez. Sirâcü'I - Vehhâc'da da böyledir.'

Keffâret-i yemin için, teşrıyk günlerinde, oruç tutmak, caiz olmaz. Mebsût'ta da böyledir.

Yeminini bozan fakir, iki gün oruç tutunca, hasta olsa ve orucunu bozsa, iyileşince, bir gün daha tutar.

Hayız olan kadın da, böyledir. Yâni, keffaret-i yemin için, oruç tutan, fakir kadın, iki gün oruç tutunca, hayızh olsa; temizlenince, bir oruç daha tutar. Zahiriyye'de de böyledir.

Üzerinde, ayrı ayrı keffâreti yeminleri bulumın bir adam, keffâreti sayısında, her birine ayrı ayn niyet cylemeksizin, birer köle azâd eyîese; istihsânen caiz olur.

Keza, keffâıetinin biri için, bir köle ıtketsc; diğeri için, elbise giydirse; üçüncüsü için de, fitre verse, caiz olur. Çünkü, bunların hepsi de, edâ edilen cinstendir ve hepsinin hükmü birdir.

Kölenin keffâreti, azâd edilmediği müddetçe, oruçtur.

Keffaret İçin, oruç tutan fakir kimse iki gün oruç tutunca, yemek yedirecek veya elbise giydirecek duruma gelse; onun oruç tu I mas j, civ.y. olma i: . Ya yemek yedirir veya elbise giydirir.

Fakir olan bir kadını, kocası, oruç tutmaktan men etme hakkına sahiptir. Cevheretü'n - Neyyire'de de böyledir.

Bir köle, keffaret-i yemini için, oruç tutarken orucu bitme­den, ıtk edilse ve kendisine mal isabet eylese; orcusu, caiz olmaz.

Bir kimse, iki keffaret için, altı gün oruç tutsa her keffaret için üç gün oruç tutmaya niyet eylemiş olmasa bile, caiz olur.

İki keffâretten birisi için, yanında mâli gücü olan adam, diğer keffâreti için, oruç tuttuktan sonra, birinci için; fitre verse; bu câü olmaz. Önce fitre verir; sonra da orucunu kaza eder.

Bir kimsenin, diğer bir kimse için —sağ olsun Ölü olsun— oruç tutması caiz olmaz. Bu oruç, ister keffaret-i yemin için, ister başka bir şey için olsun fark etmez. Mebsût'ta da böyledir.

Üzerinde, keffâret-i yemini olan bir kimsenin, azâd edecek kölesi, giydirecek elbisesi, yedirecek yemeği olmasa; ihtiyar olduğu için oruçta tutamasa, onun her günlük orucu için, birer fukara do­yurulmak istenilse veya bu şahıs Ölsede, keffaretin kazasını vasi­yet eylese; üç fakire değil de, on fakire, yemek yedirmek gerekir.

Eğer, vasiyyet etmezse; onun namına, keffaret caiz olmaz. An­cak, on fakire yedirmek veya giydirmek caiz olur. onun adına, köle azadı, caiz olmaz.

Bir kimse yemin keffâreti için bir köle azâd etse; buna kalbiyle niyet ettiği halde, dili ile söylemese; azâd ettiğini söyleyin­ce, caiz olur. Mebsût'te da böyledir.

«Bir adam, bir şeyi yapmıyacağma yemin ettikten sonra unutarak, Allah'ın adıyla mı, talâk ile mi; yoksa oruç Üernİ, yemin ettiğini hatırlamasa; hatırlamadıkça bir şey lâzım gelmez.» denilmiş­tir Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, başka bir adamın karısına İftira eylese; kocası da : «Bu gün, zinası açıklanmazsa; üç talâk, benden, boşdur.» der; o gün geçer ve kadının zinası açığa çıkmazsa; talâk vâki olmaz. Tebey-yün, ancak dört şahidin ikrarı ile olur.

Bir adam, karısının elbisesini alarak, boyatmak için, boya­cıya götürse; karısı da, ona : «Sen, benim elbisemi, satmaya gotür-dün» dese; koca da öfkelenerek : Eğer,   boyatırsam; sen, benden boşsun.» dedikten sonra boyacı, o elbiseyi boyasa;   adamın yemini bozulmaz. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir adam, ölse veya Öldürülse; üzerinde olan keffâret düş­mem.

Ebû'I-Lsys : Keffâret-i yeminin hilâfına, keflarct-i zihar dü­şer.» demiştir. Muhıyt'te de böyledir.

Keffâreti, yemini bozmadan önce, vermek caiz olmaz. Bu sada­ka clduğu için, verdiği fakirden geri alması da caiz olmaz. Hidâye -de de böyledir. [12]

 

Nezir Hakkında Meseleler
 

Mutlak şekilde nezı-eyleyen kimsenin nezrini yerine getir­mesi gerekir. Hidâye'de de böyledir.

Hac, umre, oruç, namaz sadaka veya bunlara, benzer şeyle­ri nczrtdcn kimse, bunları yaptığı zaman, nefsine, yemin keffâreti gerekmez.

İmam Muhanmred (R.A.)'e göre, bir kimse nezrini bir .şe­vin oianısına bağlar ve meselâ : «Allah hastama şifa verirse.» veya "yitiğim bulunursa» derse; nezrini yerine getirmeden, keffaretle kurtulamaz. Mebsût'ta da böyledir

Bu kimsenin, dediğinin aynım, yapması lâzımdır.

Nezrini, almasını murad cylemediği bir şeye bağlarsa (eve girmemek, çıkmamak ve benzeri gibi,) nezrini aynen yapmakla, kef-faretîpi vermek arasında muhayyerdir.

«Allah için namaz kılmak nezrini olsun.» diyen kimsenin iki rek'at namaz kılması gerekir. Yarım rekat nezreden, İki rek'at; üç rek'at nezreden ise, dört rekat namaz kılar. Hâvî'de de böyledir.

Abdestsiz namaz klimayı nezreyleyen kimseye bir şey ge­Okumaksızın veya çıplak namaz kılmayı nezreden kimsenin tam namaz kılması gerekir. Öğle namazını, sekiz rek'at kılmayı nez-reder ve «eğer, Ailah bana ikiyüz dirhem verirse, on dirhemini ze­kât olarak veririm» derse yalnız öğleyi dört rekat kılar; zekâtı da, beş dirhem olarak verir. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Alimlerimiz, muayyen bir yerde oruç tutmayı veya namaz kılmayı nezredenler hakkında göıüş ayrılığına düşmüşlerdir : Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.) : Her nerede dilerse; orada orcunu tutar, namazını kılar demiştir. Sirâcü'l - Vehlıâc'da da böyledir.

Yarın, namaz kılmayı nezreden kimse; o namazı, bu gün kılabilir.

Yarın, sadaka vermeyi üzerine vacip kılan da, bugün verebilir. Hâvî'de de böyledir.

Sahip olduğu maldan fazlasını, nezreden kimse, ancak, sa­hip olduğunu verir.

«Şu işi yaparsam bin dirhem nezrim olsun.» diyen kimsenin, yüz dirhemi olsa; onu verir. Kerderî'riün Vecîzî'nde de böyledir.

Eğer arazisi veya hizmetçisi bulunur, bunlar ise yüz dirhem ederse; onları satar ve yüz dirhemi sadaka olarak verir. Eğer, on dirhem edenlerse; bu on dirhemi tasadduk eder. Eğer, bir şeyi yok­sa; ena, bir şey gerekmez. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse : «Allah için, şu dişi koyunu hediye edeceğim.» der; o koyun da bir başkasının malı olursa; nezri sahih olmaz. Ve, bir şey de gerekmez.

Eğer, onunla yemin kas deyi emiş se, yeminini yerine getirir. Bo­zarsa, keffâret gerekir. Bir kimse : «Vallahi, elbette şu koyuna he­diye vereceğim» der; koyun da, başkasının olursa; nezri sahih ol­maz. Yemin kasdeylemişse; bozunca, keffâret lâzım olur.

«Vallahi, elbette şu koyunu hediye ederim.» diyen kimse, bu yeminini yerine getirir. Muhıyt'te de böyledir.

Günah olan bir şeyi, yapmamayı nezreden bir kimse; .şayet ya­parsa; keffâret lâzım olur.

Oğlunu kesmeyi nezreden kimsenin; istihsanen bir koyun kes­mesi lâzım gelir. Öldürmeyi nezretmek sahih olmaz.

Kölesini, boğazlamayı nezreden kimsenin nezri de sahih olmaz.

Nezrini yerine getirmeyen kimse, eğor, hac ve umre gibi bir şeyi niyyel eylemişse; niyyetîni yerine getirecektir.

Eğer bir niyeti yok idiyse; keffâret verecektir.

Günah üzerine yeminle nezretmişse, onu yapınca yemin keffâreti gerekir.

Oruç tutmak üzre, yeminle nezretmiş, ancak kaç gün olduğuna niyyet ey'emenıişse; üç gün oruç îutar; yemini bozulmaz.

Sadakaya niyyet etmiş de miktarına niyyet eylememişse; buğ­daydan on fakire yarımşar sa' vermesi gerekir. Mebsût'ta da böyle­dir.

Bir kimse : «Eğer, malımla veya canımla kefil olursam. Al­lah için, fukaraya tasadduk eyliveceğim.») dedikten sonra, malıyla veya cr-nıyla vekil olsa, tasadduk evlenmesi gerekir.

Bir kimse : «Eğer, şu işi yaparsam malı Mekke fakirlerine sadaka olsun.» dedikten sonra; o işi yapsa; ve malım başka bir ye­rin fakirlerine sadaka verse; bu caiz olur ve nezri yerine gelir.

Bir kimse : «Eğer, şu içinde bulunduğum sıkıntıdan kurtu-lursam, on dirhem ekmek tasadduk eylemek nezrim ölsün.» deyin­ce; bizzat on dirhem ekmeği veya kıymetini dağıtması caiz olur.

Bir kimse : «Eğer, kızımı kocaya verir, evi endi rirsem; ma­lımdan bin dirhemi; birer dirhem —halinde— fakirlere, dağıtmak, nezrim olsun.» dediği halde, kızım evlendirse ve bin dirhemin ta­mamım, bir fakire verse, bu caiz olur.

Bir kimse : «Eğer, şu hastalığımdan iyileşirsem; koyun kesf'm.» der ve hastalığından iyileşirse; bir şey gerekmez.» Ancak : «Eğer iyileşirsem; Allah için, koyun keserim.» derse; o zaman, ko­yun keser.

Bir kimse : «Eğer, bin dirhem ticâret eyîersem; Allah için, hac yaparım.» der ve Allahu Teâlâ da, onu rıziklandınp ticâret eyler ve hac yapmazsa; bir şey gerekmez.

Bir kimse : «Eğer, şu işi yaparsam; Allah için, akrabalarım­dan bir topluluğa, ziyafet vereceğim.» dese de sözünü yerine getir­mese, bir şey yerekmez. Eğer: «Şöyle, şöyle yemek yedireceğim.» demiş olsaydı; dediğini yapması gerekirdi.

Bir kimsenin,: «Malım, fakir'ere bağıştır.» demesi, doğru olmaz. Ancak sadakaya niyyet ederse; bu doğru o'ur. Fetâvâyı Kâ-dîhân'da da böyledir.

Bir kimse : «Eğer, Allahu Teâ!â beni muvafık bir kadınla rızık-landırirsa; Allah için, her perşembe gününü oruç tutarım.» dese; muvafık kadın : Kocasının verdiğine razı ve kanaatkar olur; Koca­sının isteğini yerine getiren kadındır. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Bir kimse, zengin bir kimseye, bir dinar sadaka vermeyi nczreylese; uygun olan bunun sahih olmamasıdır, «Şayet, yolda kal­mış bir zengine niyyet eylemişse, bu sahih olur.» denilmiştir.

Bir kimse : «Allah için fakir doyurmak nezrim olsun» dese, istihsanda buğdaydan yarım, arpa ve hurmadan bir sa' vermesi ge­rekir. Mebsût'ta da böyledir.

«Allah için, on fakiri doyurmak, nezrim olsun.» dediği halde, yemeğin miktarını söylemeyen kimse, beş fakiri doyur-sa; bu caiz olmaz.

Şu fakire şu yemeği yedireceğim.» der ve o yemeği başka bir fakire yedirirse, bu caiz olur.

«Allah için, şu fakire bir şey yedireceğim.» dediği halde, ne ol­duğunu belirtmeyen kimse; o fakire, bir şey yedirir.

Bir kimse : «Allah için on fakiri doyurmak, nezrim olsun.» dese de, en kişi niyyet eylemeyip, on kişiye yetecek kadarı, bir fa­kire verse, caiz olur.

Eir kimse, bin kişiye lasadduk etmeyi nezreylese de, lüzu­mu kadarım, bir fakire sadaka olarak verse; nezrinden kurtulmuş clur. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir kimse, nezretmiş olduğu dirhemi, nezretmiş olduğu adam­dan başkasına verse, bu caiz olur. Fethırl - Kadîr'de de böyledir.

Bir kimse : «Şu köleyi azâd etmek, Allah için nezrim ol­sun der; köle de, kendine âit olursa» sözünü îfâ etmesi gerekir. Şa­yet sözünü yerine getirmese^ günahkâr olur. Fakat, hâkim icbar ey­leyemez. Hulâsa'da da böyledir.

Müntekâ'da denilmiştir ki :

Bir kimse : «Allah rızası için, sağlam bir köle azad eyleyece­ğim.» dediği halde, kör bir köleyi, azad eylese; bu caiz olmaz. Şâyet : «Vallahi, sağlara bir köle azâd edeceğim.» dediği halde, kör bir köle azâd etse yemini yerine gelmiş olur. Muhiyt'te de böyledir.

Bir kimse, başka bir kimseye : «Eğer, bir rek'at namaz kı­larsan; Allah için bir dirhem sadaka vermem, üzerime nezrolsun, iki rek'at kılarsan iki dirhem, üç rek'at kılarsan üç dirhem dört rek'at kılarsan; dört dirhem, tasadduk eylemek, nezrime olsun.» der. o adam da, dört rek'at namaz kılarsa; on dirhem tasadduk et­mesi gerekir. Yetîm'de de böyledir.

Bir kimse, malum bir kölesini, azâd etmeyi nezrettikten sonra; o köleyi satsa; eğer geri almaya gücü yeterse, satın alır ve azat eder.

Eğer köle ölür ve satın almaya gücü yetmezse; yapacağı bir şey olmaz. Allah'tan af diler. Onun kıymetini veya parasını tasadduk etmek caiz olmaz.

Câmî Kitabı'nda denilmiştir ki :

Bir kimse : «Eğer elimde üç dirhemden başka varsa; elimde olanın tamamı fakirlere sadaka olsun.» dediği zaman, elinde beş veya dört dirhem olsa; bir şey, sadaka ermesi gerekmez.

Eğer : «Elimde üç dirhemden fazla; işte, o fakirlerindir.» der ve elinde de dört veya beş dirhem olursa; elinde olanın tamamını tasadduk eder. [13]


3- GİRMEK, DURMAK VE BENZERİ FİİLLER ÜZERİNE YAPILAN YEMİN
 

A;; I olan : Yeminlerde kullanılan lafızlar, bize göre, örf üze­re bina kılınmıştır. Kâfi'de de böyledir.

Eve girmemeye yemin eden bir kimse; mescide veya hav­raya yahut kiliseye; ateş naneye; veya kâbe'ye hamama veya evin kapusunun gölgeliğine girse yemini bozulmaz. Bedâî'de de. böyledir.

Eğer safaya girerse yemini bozulur. Hidâye'de de böy­ledir.

Bir kimse : «Şu mescide girmem.» diye yemin eder ve o mescit yıkılıp; yerine ev yapılır sonra o ev de, yıkılıp yerine tekrar mescit yapılır ve o mescide girmiş olursa; yemini bozulmaz.

Şayet : «Şu mescide girmem.» diye yemin etmiş olsaydı da, o mescid yıkıldıktan veya yerine başka bir mescid yapıldıktan sonra girseydi; yemini bozulmuş olurdu, Câmîu'l - Kebir Şerhin'nde de böyledir.                                         Bir kimse : «Şu komşunun evine girmem.» diye yemin eder; komşu da evine ilâve yaparak, onu genişletir ve artırırca; bu şahıs o yapılan ilâve eve girmiş olsa, yemini bozulur.

Bir kimse, işaret eyliyerek : «Şu mescide girmem.» diye ye­min eder; yeminden sonra da, mescide ilâve yapılırsa; o ilâve yapı­lan yere, girmekle, yemini bozulmaz.

Bir kimse : «Şu mescide, girmem.» diye yemin eder; bir cemâat de o mescidin yanına bir ev ilâve ederler; bu şahıs da, o eve girerse; yemini bozulmaz.

 «Filanın yaptığı mescide girmem.» diye yemin eden kimse, o adamın ilâve ettiği yere girse; yemini bozulur. Keza : «Şu eve gir­mem.» diye yemin eden kimse; o eve yapılan ilâve yere girse; yemi-bozulmaz.

Bir kimse : «Filân adamın evine girmem.» diye yemin eder; o adam da, evine ilâve yapar ve bu şahıs o ilâveye girerse; yemini bozulmuş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Mescide girmem.» diye yemin eden kimse, o mescidin üze­rine çıksa; üzerinde durmakla, muhtar olan kavle göre, yemini bo­zulmaz. Cevâhiru'l - Ahlâtî'de de böyledir.

»Şu eve girmem.» diye yemin eden bir şahıs, o ev yıkılıp,

veri boş sahra olunca; oraya girse bile yemini bozulur.

«Şu eve girmem.» diye yemin eden kimse, o ev yıkılıp, ye­rine yenisi yapılınca; j'eni yapılan bu eve girerse; yine yemini bo­zulur.

Eğer, oraya meseid veya hamam yapıldıktan veya bostan edil­dikten sonra oraya girerse; yemini bozulmaz.

Keza yapılan hamam yıkıldıktan sonra, girse, yine yemini bo­zulmaz. Hidâye'de de böyledir.

«Eve girmem.» diyen kimse o ev, yıkıldıktan sonra girse; yemini bozulmaz.

Keza, yıkılan evin yerine meseid, hammam, bostan yapılsa; ora­ya girmekle de yemini bozulmaz.

«Şu eve girmem (veya eve girmem)» diye yemin eden kim­senin girdiği yerde, bina yoksa yemini bozulmaz.

Bir adam : «Şu eve girmem.» diye yemin etse de, o eve bi-nekli veya yaya olarak veya başka birisi taşıyarak girse, yemini bo­zulur. Zahîr'İyye'de de böyledir.

Eğer, üzerine bindiği havvan kaçar ve onu durdurmaya gücü yetmiyerek, o eve girerse; işte o zaman, yemini bozulmaz. Muhıyl'ie de böyledir.

Eğer, kendisinin emri olmadan, başka birisi yüklenir de o eve girdirirse; yemini bozulmaz. Kalbinden, ister razı olsun; ister, olma­sın müsavidir.

İmtina etmeye gücü yetsin, yetmesin; bütün âlimlere göre, bu da müsavidir.

İster, evin kapusundan girsin; ister, başka bir yerinden, girsin; 'yine müsavidir. Bedâi'de de böyledir.

«Şu eve girmem.» diye yemin eden şahıs, o evin duvarının üzerine çıkıp dursa; yemini bozulur. Damına çıksa, yine yemini bo­zulur.

«Bu onların örfüdür.» Bizim Örfümüzde, duvara ve dama çık­mak eve girme anlamına gelmez. Onun için de yemini bozulmaz.» denilmiştir. Câmiu's - Sağîr Şerhl'ııde de böyledir.

Bir adam : «Şu eve girmem.» diye. yemin etse de, o evin tava­nından inse veya bir ağacın üzerine çıkarak dalından o eve inse; yemini bozulur.

Eğer, o evin duvarı, komşsusu ile müşterekse, o duvarın üzeri­ne çıkınca yemini bozulmaz.

Bu hal, yemin lafzı arabca olduğuna göredir. Eğer lafız, farsça olursa evin duvarına çıkmakla veya damına çıkmakla yemini bo­zulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse «gimem.» diye yemin eylediği evin, kitH olan kapısı­nın dış tarafında dursa; yemini bozulmaz. Kâfi'de de böyledir.

Evin içinde olan tuvalete girse; yemini bozulur. Eğer, ye­min eylediği evin eşiğinden, sadece, ayağının birisini içeri atsa, ye­mini bozulmaz. Fdtâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bu hal ayakta ikendir. Fakat, sırtının, karınınm veya yanı­nın üzerine yatarak, bedeninin ekserisi içeri girse bacakları dışarda olsa bile, yemini bozulur.

Şayet başını eve sokarda, ayaklarını girdirmezse yemini bozulmaz. .

Keza eliyle evden bir şey alsa; yine, yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Başı ile birlikte ayağının birisini de girdirirse yemini bozu­lur. Hızlı yürüyerek kapıya kadar gelir; kendini alamadığından ve­ya ayağı kayarak kapıdan içeri girerse; yemini bozulmaz.

Rüzgarın kuvvetiyle girerse, yine bozulmaz. Yani, haricî tesirle-,   rin men'ine gücü yetmezse yemini bozulmaz.

Bir başkası, zoraki eve girdirir; bu şahıs da, o adamda hemen geri çıkar; sonra kendi isteğiyle tekrar girerse; yemini bozulmuş olur. Zahîriyye'de de böyledir.

«Evin şu kapısından girmem.» diye yemin eden kimse baş­ka bir kapısından, girerse; yemini bozulmaz. Eğer, yeni bir kapı açar ve eve oradan girerse, yemini bozulur.

Kapıya tâyin eylemişse; başkasından girmekle, yemini bo­zulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

«Şu eve, (veya filanın evine) girmem.» diye yemin eden kimse; o evin altına oturacak bir yer sçsada, oraya girse; yemini bozulmaz.

İçinde bulunduğu eve girmemeye yemin eden adam, o ev­de bir gün dursa, yemini bozulmaz. Çıkıpta, geri girerse; o zaman bozulur. Kâfî'de de böyledir.

Bir adam, diğerine : «Vallahi, bu gün senin şu evine, kimse girmez.» dese de, o gün, o eve, ev sahibi girse; adamın yemini bozul­maz.

Şayet bir başkası veya kendisi... girerse; yemini bozulur.

«Şu eve, ayağımı basmam.» diye yemin eden kimse; o eve, binekli olarak girse, yemini bozulur. Eğer, niyyeti, yaya olarak aya­ğını basmamak ise, bu durumda, niyyeti gibi olur. Bedâi'de de böy­ledir.

«Ayaklarımı, filan adamın evine goymam.» diyen kimse, ayağının birisini, eve koysa; yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir

«Şu mahalleye, girmem." diye yemin eden kimse, bir eve girse de, o evin iki kapısından birisi o mahalleye; diğeri de, başka bir mahalleye açılsa; yemini bozulur.

Bir kimse : «Belhe girmem.» diye yemin etse; o şehre gir­memeye yemin etmiş olur. Köy için yemin etmiş olmaz.

«Belh'in. şehrine, girmem.» diye yemin eden kimsenin yemini, şehrin ve şehrin etrafının üzerinedir. Eğer, yemin edenin niyyeti, yalnız şehire ise; o öyledir.

«Köye girmem.» diye yemin eden kimsenin yemini, o köyün arazisine girmekle, bozulmaz.

«Bağdad'a girmem.» diye yemin eden kimse, Bağdad'm hangi cihetinden girerse girsin, yemini bozulur.

«Selâm şehrine girmem.» diye yemin eden kimse, Küfe na­hiyelerine girmedikç, yemini   bozulmaz.

Bir kimse : «Fırat Nehrine girmem.» diye yemin ettiği hal­de, Fıratta bir gemiye binse veya fıratm üzerinde olan köprüden geçse, yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Basra'ya girmem.» diye yemin eden kimse, Basra'nın köy­lerinden birine girse; yemini bozulmaz. Eğer, «Bağdad'a girmem.» diye yemin eder ve gemi ile araya uğrarsa; yemini bozulmuş olur. Bu İmâm Muhammed (R.A.)'e göredir. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre; yemini bozulmaz. Fetvada buna göredir. Serahsî'nin Muhıy-tı'nde de böyledir.

«Nahiyeye (veya büyük bir köye) girmem.» diye yemin eden kimse, o nahiyenin arazisine girince, yemini bozulur.

«Şu sokağa girmem.» diye yemin eden kimse, o sokakta olan bir eve girse; o sokağa çıkmadıkça, yemini bozulmaz. «Filânın sokağına girmem.» diye yemin eden kimse, o sokağın mescidine giıre; sokağa girmese; yemini bozulmaz. Hulâsada da böyledir.

«Filan adamın evine girmem.» diye yemin eden kimse, bir şeye niyyet eylemese de, o eve İcârcı olarak veya emaneten otursa; yemini bozulur.

Keza : («Filanın evine girmem.» diye yemin eden kimse, o ada­mın, kira ile oturduğu eve girse; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdî­hân'da da böyledir.

Bir kadın/kocasının, kendi evine girmemesine yemin et­se; sonra da evini satsa; kocası da o satılan eve girse; eğer kadının niyyeti, içinde kadın var iken idiyse, satması sebebiyle yemini bo­zulmaz. Eğer, böyle bir niyyeti yok idiyse, evi satınca, yemini kal­maz.

«Filânın evine girmem.» diye yemin eden kimse, o adam evinin yansım sattıktan sonra, girerse; yemini bozulur. '

Keza, kadının evine, girmemeye yemin eden kimse, kadın, evini birine sattıktan sonra; yemin eden adam, evi satın alandan, icarlar-sa; eğer yeminden kasat, kadın ise, yemini bozulmaz. Eğer, hoşnut­suzluğu ev yüzünden ise, yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Filân adamın evine girmem.» diye yemin eden kimsenin yemini, o adam velime yemeği yedirmek için bir ev tanzim eylese, yemin edende, o eve girse bozulmaz.» Ancak, evin asıl sahibi evden nakleder ve evi velime sahibine bırakır, o da eşyalarını o eve taşır­sa; bu durumda, yemin eden, o eve girince, yemini bozulur. Muhıyt'-te de böyledir.

Bir kimse : «Filan adamın evine girmem.» diye yemin eylese; c adam da, babasıyla birlikte oturmakta ve baba da, o evi icarla-itîiş olsa, o eve girince yemini bozulur.

«Filan adamın evine girmem.» diye yemin eyliyen kimse; o ada-' m in karısının evine girse; o adam da o evde oturuyor oisa, eğer o adamın başka bir evi yoksa yemini bozulur. Eğer, o adama nisbet olunan, başka bir evi varsa; yemin bozulmaz.

Keza ; «Filanca kadının evine girmem.» diye yemin eden k'nıst, o kadının içinde oturduğu kocasının evine girerse; eğer ka­dının başka bir evi yoksa; yemini bozulur; vaısa   bozulmaz. liulâsa'da da böyledir.

Bir adam, hamama girmemeye yemin ettiksen sonra; ha­mama, hamam yapmak için değil de, hammamcıya selâm vermek .cm girse; sonrada hammamda başını yıkasa, yemini bozulmaz. Fe-tâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

tçinde bostan olan bir evi, bulunan bir şahıs, 'o eve girme-, in ey e yemin eder ve evin bostanına girer; bostanın kapısı da eve açı­lır; bostanın başka yolu bulunmaz; evi ve bostanı, tek bir duvar ku­şatmış olursa; İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, o bostana girmekle yemini bozulmuş olmaz. İster bostan küçük, ev büyük olsun; ister ev.küçük, bostan büyük olsun. Eğer, evin ortasında, bostanın etra­fında odaiar varsa; bostana girmekle yemini bozulur. Zahîrîyye'de de böyledir.

Bir adam : «Şu eve girmem.» diye yemin eder; evin sahibi de evinin yanındaki bir evi satın alıp, o evden eski evine bir kapı açar ve yolu oradan yaparak, evin önceki kapısını kapatır; ye­min eden adam, o yeni acılan kapıdan girerse; İmâm Muhammed (R.A.) 'e göre, yemini bozulur. Çünkü, o ev de, öncekine dahil olmuş­tu.1.

«Bir adam, başka birisine: «Abdullah'ın oğlu Muhammed, eğer şu eve girerse; bu eve giren, Abdullah'ın oğlu Muhammed'in karısı boş oisun.» der ve Abdullah'ın oğlu Muhammed de :  «Böylece, şahit olunuz.» dedikten sonra; «o eve girse; talâk lâzım olur.» denilmiştir.

Bir kimse: Vallahi, şu eve şu odaya girmem dese, sonra o evden çıkıp geri girse; fakat o odaya, girmese; yemini bozulmaz. Çünkü, yemin, her ikisine karşı yapılmıştır. Fdtâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

İkisi de seferde olan adamlardan birisi Filanın evine gir­mem diye yemin etse; kıldan yapılmış çadır, Haynıe, Kubbe ve her eğlenilecek yer ev mefhumuna dahildir.. Serahsi'nîn Muhiytı'nde de böyledir.                                                                                       

Bir yerde kurulmuş olan, «Şu çadıra girmem.» diye yemin eden kimse, o çadır ordan sokülse de, başka bir yere kurulsa; ona girdiği zaman yemini bozulmuş olur. Kubbe de böyledir. Minber de, böy­ledir. Yer değiştirmekle hüküm değişmez. Bedâi'de de böyledir.

«Şu hibaya girmem.» diye yemin eden kimse için, Keçesi ne itibar edilir, denilmiştir. «Direğine...» ete denildi. İşte, ona girdi­ği vakit, yemini bozulur.

Hiba diye, iki veya üc direk üzerine konulan keçeden veya aba­dan yapılan gölgelik eve derler. Muhıyt'te de böyledir.

İki adamdan her biri , «arkadaşının yanma girmeyeceğine» yemin eder ve birlikte, bir yere girerlerse, yeminleri bozulmaz. Fe-tâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse : «Filan adamın yanına girmem, diye yemin et­tiği zaman, mescidde, gölgelikte veya çadırda ve haymada yanına girse; eğer badiye ehli, değilse; yemini bozulmaz. Bizim örfümüze göre mescidde yanına girse, yemini bozulur. Yemin ettiği adamın Grda olduğunu bilmeden girse; yemini bozulmaz. Kudûrî'ye göre: Bir toplumun yanına girse, o adamda arada bulunsa; Onu kasdet-n"iediyse yemini bozulmaz.

«Şu evde, filan adamın yanına, girmem.» diye yemin eden bir kimse, O eve girse ve O filanda evin bir odasında olsa; yemini bozulmaz. Eğer evin salonunda olursa yemini bozulur. Çünkü, gör-irmeyince, yanma girmiş olmaz.

Keza -. «Şu Köyde, filan adamın yanma girmem.» diye yemin et se; onun evine varmadıkça yemini, bozulmaz.

Bir kimse; «filancanın yanına girmemeye» yemin etsede, öldükten, sonra; yanına varsa; yemini bozulmaz. Sirâciyye'de de beyledir.

Bir kimse, diğerine : «Şu iki evden birisine, her girişinde, vallahi, seni dövmem.» der; o adamda, o iki eve girer; yemin eden­de onu döverse; yeminini, bir defa, bozmuş olur. Eğer; «Döversem, üzerime yemin olsun.» dese ve o adam da, evlerin ikisine veya biri sine girse; sonrada o adamı dövse; her girdiği için, ayrı bir keffâret gerekir.

İkinci giriş arasından dört ay geşmiş 'olsa; ikinci girişe kadar karısıyla mürcamaatta bulunmadıysa; işte o yemin olur.

Eğer, birinci girişten itibaren dört ay geçtiyse; bâin olur. Eğer, ikinci girişten itibaren, dört ay geçtiyse; kadın, o iddet içinde, bir defa daha bâin olur. Şayet: «Yemin olsun üzerime; sana yaklaşır­sam.» demiş; iki defada dâhil olmuşsa; işte o, iki îlâ (=yemin) oimuş olur. Eğer, her yaklaşmada, cima yapmışsa; iki keffâret lâ­zım gelir. Birinci girişten dörtay geçene kadar, cimayı terk eylediy-se; bâin olur. îkinci girişten itibaren dört ay geçerse; bu iddet için de, bir bâin daha olmuş olur. .

Bir kimse, karısına: «Bu eve, her girişimde, eğer, sana yak­laşırsam, üç talâk boşsun.» der; iki defa da girse; her girişi bir yemin olur. Eğer, kadına iddeti içinde, yaklaşırsa, kadın üç talâk boş olur. Dört ay geçene kadar yaklaşmaz; bir talâk bain olur. îkinci girişten dört ay geçerse; bir bâin daha olur. Üçten fazla zaten lâzım değildir.

Keza,  bir kimse, karsına : «Sana, yaklaşırsam;  üç talak boş­sun.» der; bir gün geçtikten sonra da «Sana yaklaşırsam; üç talâk boşsun.» derse; bunlar iki yemin olur. Eğer kadına yaklaşırsa yemini bozulur ve Üç  talâk vâki oiur.

Bir kimse : «Sen şu eve, her girdikçe; eğer, sana yakın olursam, Hac yapmak üzerime lâzım olsun; (veya yenlin olsun üze rime; veya üzerime nezrolsun)» dedikten sonra, kadın o eve iki defa girse; adamda, her girişinde, kadına yakın olsa; üzerine ya iki hac, veya iki yemin keffareti lâzım olur.

Keza: «Şu eve her girişinde; sana, yaklaşırsam, Haç üze­rime olsun.» dedikten sonra, eve girse ve Kadına yaklaşsa; sonra, yine girse ve yine yaklaşsa, iki hac lâzım olur. Eğer, eve mütead­dit defa girerde; Kadına bir .defa yaklaşırsa; bir yemin Keffâre-tinden başka, bir şey gerekmez.

«Her ne zaman, şu eve girersem; vallahi sana yaklaşmam.» diyen kimse, Kadına yaklaşınca; yemini bozulmuş olur.

Eğer iki nefi arasına, bir kelime kor ve meselâ: «Vallahi, şu eve girmem veya şu ikinci eve girmem.» der ve o iki evden biri­sine girerse; yemini bozulur. Eğer ölene kadar, her ikisinede gir^ mezse yemini bozulmaz.

«Vallahi, elbette, şu eve girerim; veya şu başka eve gire­rim.» diye iki müsbet arasında bir kelime koyan kimse; o iki ev den birisine girse; yemini yerine getirmiş olur. Eğer ölene kadar o evlere, girmezse yemini bozulmuş olur. Müsbetle menfî arasına bir kelime sokarak :» Vallahi, şu eve ebediyyen girmem, veya şu eve elbette bu gün girerim.» dese ve ikinci eve girse; isbatta yemini ye­rine gelmiş; Nefi olan yemini ise düşmüş olur. Her iki evede gir­mezse; müsbetie yemini bozulmuş; ne'fi yemini düşmüş olur.

Eğer birinci eve girerse nefi yemininde bozulma olur; müsbet yemini düşer Telhıys Şerhi'nde de böyledir.

Bir kimse: «Vallahi şu eve girmem veya şu başka eve gi­rerim.» der ve ikinci eve girmeden birinciye girerse yemini bozu lur. Eğer ikinciye Önce girerse; yine yemini bozulur. Eğer, diğer eve önce girerse; yemini düşer.

Bir kimse : «Vallahi, elbette, şu eve girmem veya şu iki evden birine girerim.» der ve niyetinde bir şey   olmaz ve sonraki, iki eve önce girerse yemine gelmiş olur ve yemini düşer. Eğer o iki eve girmeden önce birinci eve girerse, yemini bozulmuş olur.

Bir kimse: «Elbette bu gün şu eve girmeyi terk ederim ve­ya yarın girerim.» der ve o gün eve girmeyi terk ederse; yemini ye­rine gelmiş oulr; ikincisi İse, geçersiz kalır.

«Filan adam, içinde bulunduğu müddetçe, şu eve girmem.» diye yemin eden kimse; o adam evden çıkıp gittikten sonra, tekrar gelse; yemin eden adamda, o zaman eve girse; yemini bozulmaz. Keza : «Şu elbise üzerimde oldukça veya sen evde durdukça, eve girmem.» diye yemin eden kimse, o adanı çıkıp tekrar girince veya elbisesini çıkarıp tekrar giyince, girse; yemini bozulur. Serahsî'nin Muhıyti'ndc de böyledir.

Bir kini.se, su evde durmamaya, yemin etse ve kendisi, ev­den çıkıp, ehlini ve eşyalarım bıraksa; eğer yemin eden kimse o evin ehil ıyâli değilse, (babasının evinde duran büyük oğul veya kocası um yanında duran kadın ve bunlara benzer biri ise...) yemininde hânis olmaz. (= yâni, yemini bozulmazJ  Eğer, yemin eden kimse o evin ehlinin haricinden değilse; yemini bozulur. Ancak, çok az bir zaman kalması müstesna. Çünkü, durulacak yerde durmak ( = süknaJ   sayılır.   İmâm Ebû Hanîfe   (R.AJ'ye göre, ehlini ve eşya-, lannin tamamım naklederse, yemini'yerine gelir, Hatta, o evde bir çivisi veya bir süvürgesi kalmış    olsa bile yemini bozulur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, ailesini ve eşyalarının çoğunu nakledince; yemini yerine gelir. Fetvada bunun üzerinden. İmam Muhammed (R.A.) göre, ehli lyâlini ve kethüdasını   nakledince, yemini yerine gedmiş olur. Fetâvâyi Kâdihan'da da böyledir.

Eşyasını ve ailesini sokağa veya mescide nakledip, evi kimseye teslim evlemese; bu meselede ihtilâf olundu: Sahih olan, kendisi ikinci bir mesken edinene kadar, şayet, o eve girerse; yemini bo­zulur. Eğer başka birine icara verir veya kendi başka bir evde icar la oturursa; o zaman yemini bozulmaz.

Bir kimse : «Şu evde oturmam (= durmam.) diye yemin eylesede, ailesini nakletmek isteyince karısı razı olmasa. O şahsın, karısını çıkarmaya çatışması gerekir. Eğer, Kadın galip gelirde, adam onu çıkarmaktan âciz kalırsa; adam, kendisi çıkıp, başka bir

evde durarsa; yemini  bozulmaz. Fetâvâyi Kadîhan'da da böyle­dir.

«Bu evde, durmam.» diye yemin eden kimse; çıkmak isteyince, Kapıyı açılması mümkün olmayacak şekilde, Idtli bulsa veya bağ­layarak, çikmakdan men etseler; her iki haldede yemini bozulmaz. Gîvâsiyyc'de   böyledir.

Duvardan atlayarak çıkma imkânı olursa, yinede, yemini bozulmaz. Öyle yapması gerekmez. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyle­dir.                                                .                                     

«Yemin olsun üzerime; eğer, bu gece burada gecelersem.»• diyen kimse, o gece, hummaya yakalansa ve iyileşene kadar, çıkması mümkün olmasa; yemini bozulmuş olur. Çünkü, kirasını ve­rerek naklolunması mümkün idi. Bağlanan gibi değildi... Bağlanan, kimse, men edilmiş olmasaydı oda hasta hükmünde olurdu. Mu-hıyt'te de böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre : Bir kimse karısına: Sen bu evde durursan; sen söylesin.» der; evinde, kapısı kitli olur; fakat duvarandan atlamak mümkün olduğu halde, kadın özürlü bulunur ve evin kapısı açılana kadar, çikamazsa; bir şey gerekmez.

Evden çıkmaya yemin eden kimse, ikinci bir ev aramaya çıkmış ve eşyaları evde kalmışsa; sahih olan, yeminin bozulmama-sıdır. Çünkü ev aramak, nakletmekle ilgili bir işdir. Örfe göre, ta lep müddeti müstesnadır. Taİepde, ifrade gitmemekde şarttır. Mec-mâu'l - Bahr'de de böyledir.

Bir kimse : «Bu evde oturmam.» diye yemin etse ve hemen ken­disi çıkarak ailesini ve eşyalarını nakletmek üzere, başka bir ev aramaya başlasa, fakat o gün, bir ev bulamasa; eşyalarını dışarı koymak mümkün olsa bile yemini bozulmaz.

Keza, esylarmi taşıyacak hayvan arasada, bulamasa; veya yemi ni gece yansı yaptığı halde, sabaha kadar, dışarı çıkma yasağı ol­sa; veya eşyası çok olsa fakat eşyalarını hayvan kiralayarak taşı­ma imkânı varken bizzat kendisi taşısa; bu hallerin hiç birinde ye­mini bozulmaz: «Bu, yemin arapca olduğu zaman böyledir.» de itilmiştir. Eğer, farsea yemin etmiş ve geri dönmeyi kast etmemişse, yemini bozulmaz. Eğer, geri dönmek kasdiyle yemin etmişse; yemi­ni bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bîr kimse karısına : «Eğer, bu evde durursan; sen boşsun.» der bu yeminde, gece yapılmış olursa; kadın mazurdur. Şayet kendi nefsi hakkında yemin etmişse (Ben durursam gibi...) o, mazur de­ğildir. Çünkü, erkektir. Gece çıkmaktan korkmaz. Şayet kendisi de hırsîzj/eya benzeri bir şeyden korkuyorsa; oda, mazur sayılır. Ze-hıyre'de de böyledir.

Bir kimse; içinde durduğu evde: «Bu evde durmam.» di ye yemin etse; fakat eşyayı taşımak güç gelse; işte, bu adam, eşya­larını satar. Kendisi ve ailesi çıkarlar. Sonrada, taşıması kolaylaş­tığı vakit geri satın, alırlar. Sirâciyye'de de böyledir.

Bir kimse, başka birisiyle beraber oturduğu evde, bu arkadaşı ile beraber oturmamaya yemin eylese; kendisinin çıkma imkânı ol­duğu halde, çıkmazsa; yemini bozulur.

Şâyct yemin eden kimse yemin olunan adama, eşyalarını hibe veya emanet eder veya ödünç verir; sonrada çıkıp ev arar ve bu lamaz; ayni evede geri gelmezse; İmâm-ı Muhammed'e (R.A.) gö­re eğer eşyalarını hibe eylemiş veya Ödünç vermiş veya emânet bı-rakmışsa; evdendegeri dönmemek niyeti de çıkmışsa; ona geri dön mek yoktur Sirâcü'l - Vehâc'da da böyledir.

«Bu şehirde durmam.» diye yemin eden kimse, bizzat ken­disi çıkar, aile ve eşyalarım orda bırakırsa; yemini bozulmaz.

Eğer, oturduğu yer köyse; oda şehir gibidir.

Sokak ve mahalle ise ev gibidir. Eğer: «Bu köyde oturmam.» dij'e yemin eylemiş; aile ve eşyalarını çjkarmış sonrada aynı köye geri gelmişse- yemini bozulur. Bu, o şahsın, o köyde, eylenecekse, amma ziyaret için ve eşyaları ikâmet edecek olması halindedir. Fa­kat ziyaret maksadı ile veya eşyalarım taşımak için gelmişse, yemini bozulmaz.

Eğer, orda kalmak için gelmişse; bir saat bile kalsa; yemini bozulur. Devamı şart değildir. Muhıyt'te de böyledir.

Eğer : «Bu köyde bir sene kalırsam.» diye yemin ederse, karısı ile senenin bir tek günü hariç tamamını orda kalsalar; veya «Bu evde, bir ay kalmam.» diye yemin etse de; bu ayın bir saati hariç orda kalsa; seneyi ve tamamlamadıkça, yemini bozulmaz.

Bir kinişe : «Filancayla durmam.» diye yemin ettikten sonra; bu şahıs misafir olarak bir gün veya iki gün, o adamla beraber kal sa; yemini bozulmaz. Onbeş gün kalmadıkça beraber kalmış sayıl­maz. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

«Küfe'de durmam.» diye yemin eden bir kimse, Küfeye mi­safir olarak uğrasa ve orada ondorl gün kalmaya niyyet eylese; ye­mini bozu maz. Şayet onbeş gün kalmaya niyet eylerse; yemini bo-zu:ur. «Filan adamla, beraber durmam.*' diye yemin eden kimsenin yanına, o adam zoraki girse;- yemin edende, birlikte dursa yemin eden bibin veya bilmesin, yemini bozulur.

Eğer yemin eden âiîesinide ahp, o evden çıkarsa yemini bozul-/naz. Hızânetül   Müffün'de de böyledir.

Şayet yemin eden kimse sefere çıkar; o filanca da, yemin eden adamın ailesi ile birlikte oturursa; İmâm Ebû Hanîfe (R.A)'ye göre, yemini bozulur. İmâm Ebü Yûsuf (R.A.) 'a göre bozulmaz. Fetva da, buna göredir.

«Kûfe'de, filan adamla, oturmam.» diye yemin eden kimse; yemin eylediği adamın Kûfe'de olan evlerinden birisinde oturur­sa; yemini bozulmaz. Ancak, yemin ettiği adam, «Kûfe'de oldukça oturmam.» diye niyet eylemişse; o zaman, yemini bozulmuş olur.

Keza: «Filân adam, bu köyde oturdukça, oturmam.» diye ye­min eden kimsenin durumu da böyledir.

Keza: «Horasan'da oldukça oturmam; dünyada oldukça, otur­mam.» diyen kimse, oturduğu zaman, yemini bozulur.

 «Filân adamla, oturmam.» diye yemin eden kimse ile diğeri, aileleri ile birlikte, bir gemide bulunsalar ve   her ikisinide, yerleri olsa; yemini bozulmaz. Bu, gemiciler hakkında böyledir.

Keza, bâdiye ehli, bir çadır altında toplamalar; yemini bozu­lur. Çadırları ayrı ayrı olursa her ne kadar çadırlar birbirine ya­kın olsalar bile, bozulmaz Zehıyre'de de böyledir.

«Filan adamla, durmam.» diye yemin eden bir kimse, o ada mın, evinin arsasında veya evinde veya bir odasında dursa; yemini bozulur. Bedâi'de de böyledir.

Filan adamla, durmam.» diye yemin eden kimse, bir şeye niyet eylemese, ve bir aprtmanın ayrı ayrı dâirelerinde otursalar; yemini bozulmaz. Yalnız başlarına ikisi bir evde, otururlarsa; be­raber oturmak tahakkuk eder. Veya bir evin odalarında olurlarsa aile ve eşyalarıda orada bulunursa; o zaman, beraber oturmuş olurlar.

Fakat evin teşkilâtı, ayrı ayrı oturmaya elverişli ise, yemini bo­zulmaz. Böyle bir yerde de, oturmama niyet eylemişse, o zaman ye­mini bozulur. İmâm Efoû Yûsuf (R.A.)'a göre, bu ev büyük olursa; (Kûfe'deki Velid'in evi gibi, çünkü bu ev bir mahalle mertzilindedir.) yemini bozulmaz. Eğer, böyle olmazsa; yemini bozulur. îster, evler bitişik olsun; ister, üst üste bulunsun.

Filan adamla bir arada oturmamaya yemin eden, bir apart­manda veya ehli ve eşyası olmadığı halde, bir evde otursa bize göre, yemini bozulmaz. Filan adamla oturmayacağı evi bizzat belirtir ve o ev ikiye ıtaksim edilip aralannada bir duvar çekilir; her biri-sinede ayn ayrı birer kapı açıldıktan sonra; yemin eden adam, o evin bir tarafında otursa yemini bozulur. Filan adamla bir evde oturmayacağına yemin etse; fakat, bu evi belirtmese; ve bir niy-. yette de bulunmasa; evi ikiye taksim olunur; aralannada bir duvar çekilirse; o zaman yemini bozulmuş olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir. .

Bir evde, beraber oturmayacğma yemin eylesede, evi belirt-mese İmâm Ebû Yûsuf (R.A.1) göre, sokakta, bir dükkanda beraber çalışırlar veya beraber alış veriş yapsalar; yemini bozulmaz. Yemin menzil üzerine yapılmıştır. îçinde aile olmayan yer, menzil sayılmaz. Ancak niyeti bu durumuda içine alıyorsa; o müstesnadır. Bedâîe'de de böyledir.

Bir kimse, Bizzat, bir evde oturnıamaya yemin etmiş olsa; o bina yıkılıp, yerine yenisi yapılsa; o yeni yapılan binada, oturunca, yemini bozulur, oturmamaya yemin ettiği ev, yıkılıp yerine bostan yapılsa, o bostanda oturunca, yemini bozulmaz.

«Filan adamın, evinde oturmam.» diye yemin etse; ancak evi bizzat belirlemese ve niyet de eylemese; yemin etiktn sonra o ada­mın sattığı evde otursa; yemini bozulmaz.

Fakat, yemin ettiği adamın, kölesinin evinde oturursa; bilittifak yemini bozulur. Yemin ettikten sonra, o adamın satın aldığı ev­de, otursa; yine yemini bozulur.

Bir kimse : «Filan adamın, evinde oturmam.» diye yemin eyle­miş olsada; o adamla, başka birisinin ortak olduğu bir evde otursa; yemin bozulmaz, ikinci adamın, evde, payı az veya çok'olsun; de ğişmez. Mebsût'ta  da böyledir.

«Filan adamın, şu evine oturmam.» diye yemin eden kimse; o adamın sattığı eve otursa; eğer bizzat o eve oturmamaya niyet ey-lemişse; yemini bozulur. Eğer yemine izafetle yapmışsa; yâni, evi adama mal ederek yapmışsa; yemini bozulmaz. Eğer böyle bir niyeti yoksa; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.AJ'a gö­re, yine, yemini bozulma. Zehıyre'de de böyledir.

'«Filan adamın, satın aldığı eve oturmam.» diye yemin eden kim se; o adamın başka birisinin için aldığı eve, oturursa: Eğer yemini, yemini billâh ise bozulur.

Eğer yemini .talak ve itak üzerine ise, ve bu şahıs: «Ben, ken­di nefsi için aldığım kasdettim.» dese; bu sözü, hükümde, tasdik olunmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Niyet eylemeksizin, «Evde oturmam.» diye yemin eden kim­se kıldan vapılmış çadırda veya baymada oturursa eğer şehirli ise, yemini bozulmaz. Bedevi ise bozuiur. Mebsût'ta da böyledir.

Bir kimse, filan adamla gecelememeye veya filan yerde gecelememeye yemin ettiği halde, gecenin yandan fazlası geçe­ne kadar gecelerse; yemini bozulur. Eğer, yarıdan azmda geceler­se; (o yerde uyusun veya uyumasın müsavidir.) yemini bozul­maz. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse : «Bu yerde gecelemem.» diye yemin eder; bizzaî o yerden, çıkar ve o yerin haricînde gecelerse, ailesi ve eşyası orda kalsa bile, yemini bozulmaz. Bu yemin, nefsine karşıdır; eşyasına karşı değildir.

Bir kimse, geceyi, evin üzerinde geçirmemeye yemin eyle­miş olsa; evin üzerinde de bir oda bulunsa ve bu odanın tabanı, evin üstü (tavanı) olsa ve bu şahıs, o odada gecelese; yemini bozulur.

Bir kimse: «Vallahi, yarın filancanın evinde yatmıyacağım.» dese; işte bu batıldır. Ancak gelecek geceyi niyet eylerse; bu müs­tesnadır. «Yarın, filan adamın evinde olmayacağım.» diye yemin ey lemis olsa; yarın, bir saat o evde bulunsa yemini bozulmuş olur. Zahiriyye'de de böyledir.

Bir kimse, filan adamla çıkmamaya veya filan yere yahut, eve çıkmamaya yemin eylesc; İmâm Ebû Yıisu? (R.A.Va göre, ister, az; ister çok olsun; ister gece; isterse, gündüz olsun; birazcık o yer­de durursa; yemini bozulur. İmâm Muhammede (R.A.) göre, ekseri zamanım durmaz ise; 3'emini bozulmaz.

Bir kimse, yanında bir başkasıyla, yola çıksa ve bir yer ismi söylese, diğeride o yere arkadaşlık yapmamaya, yemin eylese; bir­likte yolun bir kısmını gitseler ve başka bir yere dönseler İmânı Ebû Yûsuf'e (R.A.)'e göre, yemini bozulmaz.

Bir kimse : Bu gün, bir milden fazla yürümemeye.» yemin eylesc ve evinden çıkıp bir mil yürüse;    sonra geri dönse;   İmâm Muhammed o (R.A.) göre, yemini bozulur. Çünkü, iki mil yürümüş olur.

Bir kimse : «Vallahi, filan adamla arkadaşlık yapmam.» dese; yemin eden adam katarla yolculuk yapsa; yemin olunan adam da başka katarda bulunsa; İmâm Muhammed (R.A.Ve göre; arkadaş­lık yapmış olmazlar. Eğer, ayni katarda olurlarsa arkadaşlık yap­mış sayılırlar. Eğer birisi evvelki katarda, diğeri sonda, bulunursa yine arkadaşlık yaruiış olurlar. Sefine ( — gemi) de olsalar da böy­le olur. Çünkü girmeleri çıkmaları birdir.

«Vallahi, filanla arkdaşlık yapmanı.» diyen kimse, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, yemekleri bir ve aynı cemaat içinde gidi-yorlarsa arkadaş sayılırlar. Eğer gemide bulunurlar ve yemekleri bir olmaz; bir masada beraber yemek yemezlerse arkadaş sayıl­mazlar. İmâm Muhammed (R.AJ 'e göre, arkadaşlık yapmamaya, ye­min ettiği zaman; beraber yolculuğa çıksalar; bir mahmelde olur­lar veya katarları bir olursa; işte onlar, arkdaştırlar. Eğer kiraladıkları vasıta ayrı ise; her ne kadar, yolculukları beraber olsa bile, arkadaş sayılmazlar. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir. [14]


4- ÇIKMA, GELME VE BİNME ÜZERİNE YAPILAN YEMİN
 

Bir kimse, mescitten veya evden veya odadan çıkmamaya yemin eylese; bir başkasına da, emredip kendisini alıp, sırtlanıp çtkarttırsa; yemini bozulmuş olur. Hayvanına binipte çıktığı za­man da böyledir. Fethu'l  Kadir'de de böyledir.

Çıkmamaya yemin eden bir şahsı zoraki yüklenip çıkar-salar; yemini bozulmaz. Girmek de böyledir. Timurtâşî'de de böy­ledir.

Zoraki çıkarıldıktan sonra, kendiside çıksa; yemini bozul­maz. Bu mesele, ihtilaflıdır: Sahih olan, kendi çıkmasiyle yemininin bozulmasıdır. Eğer, kendi emri olmaksızın, taşıyarak çıkarırlar ve men etmeye' gücü yettiği halde men eylemez kalbîylede razı olursa; buda ihtilaflıdır: Sahih olanı yemininin bozulmamasıdır. Câmiu's-Sagîr ŞerKî'nde de böyledir.

Yürüyerek çıkmasında veya girmesinde zor kullansaîarda, yürüyerek çıksa veya girse yemini bozulur. Timurtâşî'de de böyle­dir.

Çıkmamaya yemin eden kimse, mahalleye çıkınca, yemini bozulur. Huîâsa'da da böyledir.

Evinden çıkmamaya yemin eden bir kimse; evinin kapısın­dan çıkıp, sonra geri dönse; yemini bozulur. Eğer durduğu yer evin içinde olur; dışarıya çıkmadan olduğu yerden evin diğer odalarına veya salonuna çıkarsa; yemini bozulmaz, Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Evinden, cenaze hariç çıkmamaya yemin eden kimse; ce nâze için çıksada, başka iş de yapsa; yemini bozulmaz. KâfîMe de böyledir.

Rey şehrinden, Kûfe'ye çıkmamaya yemin eden kimse; Mekke'­yi arzu eyiiyerek Rey'den çıksa yolu Kııfe'den geçse İmâm Muhamıned (R.A.)'e göre; eğer "Rey'den çıkarken, Kûfe'ye uğramaya niyet eylediyse; yemini bozulur. Bunu Niyet cylemediyse, yemini bozul­maz. Yemin ederken niyeti hasseten, Kûfe'ye çıkmamak olduğu hal de, sonra, hac için niyet eyleyince Rey'den çıktı ve Kûfe'ye uğrama­ya niyet eylediyse; yemini bozulmaz. Bu husus, Allah ile kendi ara­sındadır.

Evinden, mescit hariç çıkmamaj'a yemin eden bir kimse; bir mescide niyyet eder. Sonrada başka bir mescide giderse; yemini bozulmaz. Muhıyt'tc de böyledir.

Kudûri'ye göre, iskân ettiği evden çıkmak; kendisinin, ai­lesinin ve eşyasının çıkmasıdır,

Şehirden ve köyden çıkmak, ise; hasseten kendi şahsın çıkması­dır.

Müntekâ'daki fazlalığa görede, bedenen çıktığı zaman, seferi irade etsin veya etmesin yemini yerine  gelmiş olur. Zehıyre'de de böyledir.

Evin bir odasında olan adam : «Vallahi, ben çıkmam.» dediği halde evin salonuna çıksa; yemini bozulmaz. Ancak, yalnız odadan çıkmamaya niyet eylemişse, o müstesnadır.   Bahru'rRâık'-

ta da büyiediş.

Bir kimse, içinde bulunduğu evden çıkmamaya yemin eyle­miş oîsada; evin salonuna çıksa; yemini bozulur. Müteahhirûn : Bu cevap örfe göredir. Bizim örfümüzde salon eve dahildir. Bu du­rumda sokağa çıkmadıkça, yemini bozulmuş olmaz. Fetvada, buna göredir.

«Bu evden, dışarı çıkmam.» diye yemin eden kimse; evden aya­ğının birisini dışarı çıkarsa; yemini bozulmaz. Bazı âlimler: «Eğer evin dışarısı evden aşağı ise, yemini bozulur.» dernişlersede; her halde, zahiri rivayete göre, yemini    bozulmaz. Bu, ayakta olduğu

durumdadır.

Fakat, oturduğu halde; bedeninin haricinde, iki ayağını dışarı çıkarırsa; yemini bozulmaz.

Ancak, ayakları çıkınca ayaklarının üzerine dikilirse; yemini bo­zulur. Yatarken Csırt üstü, yüzü kuyu veya yanı üzerine olsun) ayaklan ile beraber; bedeninmde çoğu çıkmışsa; yemini bozulur.

Bir kimse : «Bu evden çıkmam.» diye yemin eylediği zaman, evde bir ağaç olsada, dallan evin dışına çıkmış bulunsa; bu ağaca çıkıp yolun ortasına gelip ve düşecek olması hâlinde, yolun orta­sına düşeceği bir durum olursa; yemini bozulmaz. îsterse yemin eden, arabistanlı olsun; ister acem olsun beraberdir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse karışım, evden çıkarmamaya yemin eiLiği zaman, kadın, evin neresinden olursa olsun, ister kapısından ister dıvann dan isler, bir delik delip orda'n çıksın; yemini bozulur. Evin kapı­sından çıkarmamaya, yemin etmiş olursa; hangi kapısından çıkarsa çıksın, çıkınca yemini bozulur. İster, eski kapu, ister yeni kapu ol­sun fark etmez.

Duvarın üzerinden veya her hangi bir delikten çıkarsa; yemin bozulmaz.

«Bu evin kapısından çıkmam.» diye yemin eden kimse; evin üzerinden, komşusunun evine geçer veya o eve başka bir kapı açıp orada çıkarsa yemini bozulmaz.

Ebû'n - Nasr Debbûsî: "Sahih olan yeminin bozulmasıdır. Çünkü, kapıların hepside o eve aiu.ir.» demiştir.

«Bu evin şu kapısından, çıkmam.» diye yemin eden kimse; o knpıdun başka bîr kapıdan, dışarı çıkarsa, yenVini bozulmaz.

Karısının evinden çıkmaması ancak bir defa çıkması üze­rine, yemin eden kimsenin karısı birden fazla çıkarsa, yemin bozul­muş olur.

Karısının, evinden filan adamla çıkmaması üzerine yemin eden bir kimsenin karısı, bir başkasıyla veya yalnız basma çıkarsa; sonra da; o adama kavuşursa; yemin bozulmaz.

Mekke'ye gitmemeye yemin eden kimse; Mekke'yi arzu edip çıksa; sonra geri dönse, yemini bozulur. Bu yeminin bozulmasının şartı, yemin eden kimsenin, bulunduğu şehrin mamur yerlerini ile­ri geçmesidir. Halta, o yerleri geçmeden geri dönse yemini bozul­muş olmaz. Kâfî'de de böyledir.

Bir kimse. Mekke'ye yaya olarak gitmemeye yemin eylemiş clsada şehrin ma'ımır yellerini yaya olarak çıkdıktan sonra, bineğe binse; yemini bozulur. Binekti olarak çıkdiktan, sonra inse ve yü-rüse, yemini bozulmaz. Hülâsada da. böyledir.

Bir kimse, Mekke'ye, gitmeye yemin eylemiş olsada, haya tının son dakikalarına kadar gitmese; yemini bozulmuş olur.

Yarın gelmeye, yemin eyliyen kimse,,hastalıktan, hükümet­ten veya başka bir yönden men edici olmadığı halde, gelmese; ye­mini bozulur. Kâfî'de de böyledir.

Bir kimse, Bağdad'a yaya olarak gelmeye yemin etmiş oldu­ğu halde, bir bineğe binip, Bağdad'a yaklaşınca inse ve yaya olarak . girse; yemini bozulmuş olur. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimse karısının filan adamın düğününe gitmemesi üze­re yemin eylese; kadın da düğünden önce gitse, düğün geçene kadar, orada kalsa; yemin bozulmuş olmaz :

Filan adama gitmemeye, yemin eden kimse, şayet o adamın evine veya dükkanına giderse; adamı bulsun veya bulmasın- yemini bozulur. Eğer, mescidine giderse; yemini bozulmaz.

Bir kimse başka birine uğrayıp yarın ona gelmesi için, ye m in eylese; ayni uğradığı yerde gelmedikçe, yemini yerine gelmez. Yarın gelmeye yemin eden kimse, geisede diğerini yerini değiştir­miş bulsa ve yemin eden istediği adamın değiştirdiği yere gelme­dikçe yemini yerini bulmaz.

«Yarın, filan yere gclmezsem kölem hür olsun." diyen kim­se; geJsede, o adamı orada bulamasa; yemini yerine gelmiş olur.

Filan hastayı ziyaret etmek veya hatırını sormak üzere ye­min eden kimse; o adamın kapısına kadar geisede, ziyaret için ken­disine izin verilmese; geri dönsede görüşmese yemini bozulmaz. Şa­yet, kapıya gelir; izin istemezse yapacağını yapmadığı için, yemini bozulur. Muhiyt'te de böyledir.

Bir kimse; sağlığında da, öldükten sonra da, ziyaret etme­meye yemin ettiği bir kimsenin, cenazesinde hazır bulunsa; yemini bozulur.

Vâkiât-ı Husâmiye'de : «Cenazede hazır bulunsa ve onu teçhiz

tekfin eylese yemini bozulmaz.    Ancak    kabrine giderse, bozulur. Çünkü örfle kab^e gitmek ziyaret sayılır.» denilmiştir.

«Buradan geceye kadar gitmemeye yemin eden kimse giz-iensede geceyi kapısında geçirse; yemini bozulmaz. Keza «Bunu götürmem.» dediği şeyi gölürsede, adamı bulamasa; yemini bozulmaz. Itâbiyye'de de böyledir

Bir kimse, Bu Hayvana binmemeğe yemin ettiği halde, ata, merkebe veya katıra binse; yemini bozulur. Deveye binerse, .yemi­ni bozulmaz. Eğer, buna da binmemeye niyet etmişse o zaman bo /.ulur.

«Binmem.') diye yemin eden bir kimsenin yemini; at veya katır gibi; insanların bindiklerine binince; bozulur. Eğer, yeminin­den sonra bir isnanm sırtına binerse; yemini bozulmaz.

Bir kimse : «Kurağa binmem diye yemin etmiş olur ve üze­rine semer konulan ata binerse; yemini bozulmaz.

Keza : «Birzevne'ye binmem.» diye yemin eylesede kısrağa bin-rv; yemini bozulmaz. Çünkü fcıes araben birzevne ise, farscadır Bu, yemin arabca olduğuna göredir. Eğer, yemin farsca olursa, o za­man, bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse : «Ata binmem.» diye yemin etse de, semer hay­vanına veya kısrağa binse; yemini bozulur. BedâS'de de böyledir.

Bir kimse : «Hayvana binmem.» diye vemin ettiği halde, onu zoraki bir havvana bindirseler, yemini bozulmaz. GâyeüTI-Be-yan'da da böyledir.

Bir kimse : «Hayvana binmeni.» diye yemin etmiş olduğu halde; eğerli, p.aîânh veya çıplak bir hayvana binse; yemini bozu­lur.

Bir kimse : «Bineğe binmem.» diye yemin ettiği halde, ge­miye binse; yemini bozulur. Mücerred isimli kitapta Hasan : «Bozul­maz.» demiştir. Fetvada buna göredir Gıyâsiyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Şu eğere binmem diye yemin etmiş oîsada o eğerin üzerine başka şey konduktan veya alındıktan aonra binse yemini bozulur. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimse : Elbette şu hayvana, bu gün binerim,» diye ye­min eylediği halde onu, bağlayıp habsetselerde binmeye gücü yet mese; yemini bozulmuş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Üzerine binmiş olduğu hayvana binmemeye vemin eden kimse, hayvandan inmezse yemini bozulmuş olur.

«Filân adamın, şu hayvanına binmem.» diye yemin eden kimse; o adamdan, o hayvanı satın alıp binse yemini bozulmaz.

«Filân adamın hayvanına, binmem.» diye yemin eden kim­se; o adamla başka birisinin müştereken ortak olduğu hayvana, bin­se yemini bozulmaz.

«Filan adamın hayvanına, binmem.» diye yemin eden kim­se, bahsettiği adamın hayvanının üçte ikisine sahipse; o hayvana binince yemini bozulur.

«Filan adamın hayvanına, binmem.» diye yemin eden kim­se; o adama borçlu veya borçsuz olan izinli kölesinin hayvanına binerse; yemini bozulmaz. Hidâye'de de   böyledir.

«Bağdad'a kadar gemiye binmem.» diyen kimse; gemİ3'e binse de, fersahlarea yol aldıktan sonra; gemiden çıksa; yemini bozulmaz. Hâvi'de de böyledir.

«Her hayvana binişimde; vallahi, onu sadaka vereceğim.» diyen kimse; hayvana binip onu tasadduk ettikten sonra; o hayvanı sa­tın ahp yine binse; yine tasadduk etmesi gerekir. Sonra, yine böy­le; sonra, yine böyle olur. Hulâsâ'da.da böyledir.

«Filân köye gitmem.» diye yemin eden kimse; o köyün ara­zisine gitse; yemini bozulmaz.

Bir kimse, diğerine : «Otur, yanımda yemek ye.» der; diğeri de: «Eğer, yemek yersem; kölem hür olsun.» diğeri de ordan çıkıp evine gider ve orada yemek yerse; yemini bozulmaz. «Eğer: Bugün yer­sem...» demiş olsa; bunun hi^fma olur; yani yemek yiyince, yemi­ni bozulur. Hidâye'de de böyledir.

A Yer yüzünde, yürümem.» diye yemin eden kimse; ayakkabı ile veya mestlerle yürürse; yemini bozulur.

Eğer, yaygı üzerinde yürürse yemini bozulmaz. Damın üzerinde yalın, ayak veya akkabı ile yürürse; yemini yine bozulur. Hulâsa'da da böyledir. [15]


5- YEMEK İÇMEK VE BENZERLERİ ÜZERİNE YAPILAN YEMİN
 

Yemek: (Ekmek et meyve ve benzerleri şeyleri) ağız­da çiğneyerek veya çiğnemeden bölünsün veya bölünmesin mi­deye göndermeye elverişli  hâle getirmektir.

İçmek : (Su, şerbeti ve süt gibi akıcı olan şeyleri) çiğne-meksizin, yutmaya derler.

Örfte ve âdette yemek ve içmek diye isimlsnenler de yenilir içilirse yemin bozulur. Bedâi'de de böyledir.

Tatmak: Bir şeyi, yutmadan ağızda tanımak demektir. Kâfî'de de böyledir.

«Şu cevizi veya şu yumurtayı yemem» diye yemin et­miş olan kimse onu yalasa, yemini bozulur. (Sirâcü'l- Vehhac-da da böyledir.

Bir kimse, bir şeyi yemek üzere, yemin eylese de, biz­zat, onu çiğneyemese, onunla beraber başka bir şeyde yese-,, eğer o yenilir cinsten ise yemini bozulur.

Yoğurt yememeye yemin eyliyen onu ekmekle veya hurma ile yese; veya «Şu balı yemem» diye yemin eden kimse onu ye­se; yemini bozulmuş olur. Ancak, üzerine su dökülse de içse ye­mini bozulmaz. Muhiyt'te de böyledir.

Bir kimse : «Şu yoğurdu, yemem» diye yemin ettik hal de onu içse yemini bozulmaz.

İçmemeye yemin ettiği halde, onu ağzına alıp yese yemini bozulmaz. Yenilen içilenler hep böyledir. «Yemin arapca olursa; böyle olur.» denilmiştir. Eğer farsca olur ve yer içerse; yemi­ni bozulur. Fetva buna göredir. Fetyâvâyi Kâdîhân'dâ da böyle­dir..

«Şu ekm.eği yemem.» diye yemin eden kimse; onu, gevre­tir; iyice ufalar; üzerine su döker; sonra onu içerse, yemini bozul­maz.Islanmış olarak yerse yemini bozulur.'Hulâsa'da da böyîe-dir.'

«Süt yemem," diye yemin eden kimse, onunla pirinç pi­şirir de yerse; içine su koymasa ve süi aynen görünüyor olsa bile   yemini bozulmaz. Hâvî'de de böyledir.

«Yag yemem» diye yemin etmiş olan kimse, yağla kav­rulmuş unu yese; yağın tadı belli oluyorsa yemini bozulur; tadı belli olmuyorsa ve yeri de görünmüyorsa yemini bozulmaz. Bedâî'de de böyledir.

«Pekmez yemem» diye yemin   eden kimse, aside yemiş olsa,   yemini   bozulmaz;   denilmiştir.    Ancak,   pekmez   aside-ain üzerinde bizzat durursa; o zaman, yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

«Zaferan yemem» diye yemin eden kimse, üzerinde za feran bulunan, kek'i yese; yemini bozulur. FethıTI-Kadîr'de de böyledir.

Şeker yememeye yemin eden şahıs, onu ağzına alıp, eri­yene kadar emse; sonrada yutsa; yemini bozulmaz. Hulâsa1-da da böyledir.

«Şirke yemem.- diye yemin eden kimse; ekşi aş yese; yemini bozulmaz. Çünkü, eski aşa sirke denilmez. (Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

A Bir kimse, bi-aynihi yenen bir şeye, yemini bagiasa ve om; biî-vasıta yese; yemini bozulur.

fi 5u hurma ağacından ve şu üzüm bağından yemem,» di-y< yKirdi. en kimse, o hurma ağacının yaşından, kurusundan, haa.mdan, yetişmişinden veya hurmasından çıkan pekmezden yese; veya üzümün yaşını, yese veya sıkılmış suyunu içse; yemi­ni bozulur. Şar!, san'a Linin değişmemiş olmasıdır. Hatta, kay­natılarak çıkarılan şerbetini veya pekmezini yese yemini bo: zulmaz- Kâbî'do de böyledir.

Hurma ağacının, bizzat kendisini yese; yemini bozul­maz. Nehru'î-Fâik'ta da böyledir.

«Şu kazandan, bir şey yemeyeceğim,» diye yemin eden kimse; o kazandan pişen şeyi yiyemez; yerse, yemini bova>im\ Serahsi'nin Muhıytı'nde de böyledir.

«Şu kazandan, bir şey yemeyeceğim,» diye ygmm ecion kimse yemininden önce, o kazandan bir çömlek almış olsada, onu yese, yemini bozulmaz. Hulâsâ'da da böyledir.

Bir adam, karpuz yememeye yemin else de, onun kele­ğini (= olgunlaşmamışını) yese;   yemini bozulmaz.

«Şu keleği yemem,» diye yemin eden kimse onu, olgun­laşıp, karpuz olduktan sonra yese, sahih olan, yemini bozulmaz.

«Şu karpuz tarlasından, yemem.» diye yemin eden kim­se, o tarladan, ham veya olgun olarak yese yemini bozulur.

»Şu ağaçtan, yemem« diye yemin ettikten sonra, meyvesin­den yiyen kimse de böyledir. Fetâvâyi KâdHıân'da da böyledir.

Ağaçta meyve yoksa; meyve olana ve onu alıp yiyene kadar, yemin bozulmaz.Tebyîn'de de böyledir.

Bir kimse : «Şu ağaçtan, yemem,» diye yemin etmiş ol­sa ve o ağacın dallarından bir dal alarak, başka bir ağaca açı-lasa; o aşı meyve verdikten sonra da, o meyveden yese-, yemini­nin bozulup bozulmayacağı ihtilaflıdır. Bu mesele Siyer-i Kebîr'-dedir.

«Şu ağaçtan yemem, diye yemin eden kimse, ona başka bir ağaçtan, bir dal aşılasa; meselâ : «Elma ağacından, yemem,» diye yemin eden kimse, o ağaca, armut aşılasa; bakılır : O ağa­ca, meyvesinin ismiyle «Şu ağacın elmasını yemem, diye söyle­miş ve şayet armudundan yemişse; yemini bozulmaz. Meyve adı söylememişse; hangisini yerse yesin, yemini bozulur. Zahîriyye'" de de böyledir.

«Şu, çiçek burnu hurmayı yemem,» diye yemin eden kimse; o koruk olunca, yese; veya «Koruğu yemem,» diye yemin eden kimse o koruk, yaş hurma olunca, yese; veya «Yaş hurma iken, yemem,» diye yemin eden kimse, o, kuru hurma olunca yese; veya «Yaş üzüm iken, yemem,» diyen kimse o, kuru üzüm olunca, veya sıkılıp suyu çıkınca yese; veya «Yoğurt iken, ye­mem,» diye yemin eden kimse; o yoğurt, süzme veya kaymak ve­ya yağ veya keş olunca yese, yemini bozulmaz. Timurtâşî'de de böyledir.

«Şu kuzunun etini, yemem,» diye yemin eden kimse; o kuzu, koç olunca, etini yese; yemini bozulur. Cevheretü'n - Ney-yire'de de böyledir.

Bir kimse «şu sütü, yemem,» diye yemin etse, ve onu peynir yapınca yese; yemini bozulmaz. Ancak : «Bundan yapı-lamda yemem,» diye niyet eylediyse o zaman, yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bu cins mes'elelerde aslolan : Yemini, mavsufun sıfatı-mtı aynına bağladığı zaman, sıfat baki kalırsa yemin bozulur. Sıiat değişirse; yemin bozulmaz. Kâdîhân'm Câmiu's-Sağır Şer-hi'nde de böyledir.

«Şu ağacın, çiçeğinden yemem,» diye yemin eden kim­se o çiçek, badem olduktan sonra; veya mışmış olduktan sonra yese; yemini bozulmaz. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

«Ceviz, yemem,» diye yemin eden kimse, onun yaşını ve­ya kurusunu yese;  yemini bozulur. Bademde fıstık da, incir   ve benzerleri de böyledir. Mebsut'ta da böyledir.

«Koruk ve yaş hurmayı yemem veya yaş hurmayı ye­mem veya koruk hurmayı yemem,» diye yemin eden kimse, kurumaya  başlamış hurmayı yerse; yemini bozulur.

Bu mes'ele dört vecih üzeredir :

«Koruk hurma^yemiyeceğim,» diye yemin eden kimse, ko­rukla kurumaya başlamış hurmayı yerse; yemini bozulur. Ke­za : «Yaş hurmayı yemiyeceğim.» diye yemin eden kimse, yaş hurma ile kurumaya başlamış hurmayı yerse; yemini bozulun «Koruk hurmayı yemiyeceğim,» diye yemin eden kimse; yaş hurmayı yese de; onun içinde koruk bulunsa, yemini bozulur.»

«Yaş hurmayı yemiyeceğim,» diye yemin eden kimse, için­de yaş hurma olan koruk hurmayı yese; yemini bozulur.

Ve netice : Yenilmemeye yemin edilen şey, yenilenin içinde fazla ise; bütün âlimlere göre, yemini bozulur.

Eğer, yenilmesine, yemin edilmeyen,     çok ise,  İmâm Ebü (Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A)'e göre, yemini bozu lur. Kâdîhân'm Cami'u's- Sağır Şerhinde de böyledir.

Koruk hurmayı ayrı bir parça, yaş hurmayı da, ayn bir parça yapsa; her iki parça olanı teker teker yese; herhangi birisi­ni yemem diye yemin edenin yemini bil - ittifak bozulur.Tatarhâ-niyye'de de böyledir.

«Bal, yemem,» diye yemin eden kimse, petekli balı yer­se; yemini bozulur. Şayet : «Petekli bal yemem,» diye yemin ey­ler de bal yerse;   yemini bozulmaz Muhiyt'te de böyledir.

«Sebze yemem,» diye yemin eden kimse, yeşilliğin ta­mamına yemin etmiş demektir. Ancak, bunların kurusunu yer­se; yemini bozulmaz. Soğan yeyince de - buna niyet etmemişse-yemini bozulmaz. Tat arhâniy ye 'de de böyledir.

Şeyhu'l - İslâm Ebû Bekir Muhammed bin Fald'dan «Yaş üzüm yemem,» diye yemin eden kimse, koruk yerse, yemi­ni bozulur mu? «bozulmaz mı?» diye sorulunca; O : «Bozulur;., fa­kat, koruk yemem diye yemin eden kimse yaş üzüm yerse, ye­mini bozulmaz.» demiştir.

«Şu koyundan, yemem», diye yemin eden kimse, o koyunun etinden yerse; yemini bozulur.

Süt ve kuzu gibi ondan elde edilen başka şeyleri yerse ye­mini bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Şu koyundan çıkanı yemem diye yemin eyiiyen sütü­nü veya kaymağını yerse yemini bozulur. Yağını ve yoğurtunu yerse bozulmaz. «

Yine böyle, şu inekten ineni yemem (itabiyye) diye ye­min eyiiyen o ineğin sütünü yese yemini bozulur-, o sütle bişirilen Çorbayı yese yemini bozulmaz. Çünkü o başka şey olmuş­tur. (Hulâsa1)

Şu bağın tatlısını ve ekşisini yemem diye yemin eyii­yen o bağın koruğunu ve yaş   üzümünü yese yemini bozulur.

«Susam yemem,» diye yemin eden bir kimse, susam ya­ğı yese; yemini bozulmaz.

Yine böyle: «Şu tavuktan yemem,» diye yemin eden kimse, o tavuğun yumurtasını ve pilicini yese; yemini bozulmaz.

Keza : «Şu yumurtadanğ yemem,» diye yemin eden kimse o yumurtadan çıkan civcivi yese; yemini bozulmaz, Fetâ-' vayi Kâdihân'da   a böyledir.

«Et yemem,» diye yemin eden kimse balık hariç, her­hangi bir hayvanın etini yerse yemini bozulur.

Pişmiş haşlanmış, kızartılmış veya kıyma edilmiş olması ile; helâl veya (lâşe, besmelesiz" kesilen, mecûsimin kestiği veya ihramlının avı gibi...) haram olması da müsavidir.

Fakat, suda yaşiyan balık ve emsalini yerse; yemini bozul­maz. Eğer, balığada niyet eylemişse. O zaman yemini bozulur ; îhtiyâr'da da böyledir.

Yemin eden kimse; Eğer Havarzem'li ise yemini bozu­lur. Çünkü, onlar balığada et derler.   Serahsî'nin Muhıyti'nde de böyledir.

Bu kimse, domuz eti veya insan eti yese; yine yemini bozulur. Sahih olan ise, bunları yemek örf olmadığından yemi­ni bozulmaz. Örfe göredir. Fetva da, buna göredir. «Kifâye'de de böyledir.

Karın, ciğer veya böbrek yese; yine yemini bozulur, Bu Küfe ehlinin örfüdür. Bizim örfümüzde, yemini bozulmaz. Fet­va da buna göredir. Cevâhiru'l-Ahlâtî'de de böyledir.

Eğer baş yerse; yemini bozulur. İç yağı yerse yemini bozulmaz.

Kuyruk yerse de bozulmaz. Yalnız onu da et diye niyet e-derse; o -.aman bozulur. Sırt yağı bunun aksisinedir. Bunda ni­yet eylemese yemini bozulur. Fethü'l-Kadîr'de de böyledir,

Kuyruğun içinde olan, kırmızı eti yeyince de yemini bo-zuîur. Hulâsa'da da böyledir.

Koyun eti yememeye, yemin eden bir kimse, keçi    eti yerse; yemini bozulur. Fakıyh Ebü'1-Leys : «Bu şahıs, şehirli o-lursa; yemini bozulmaz,» demiştir. Fetva da buna göredir.

«Tavuk eti yemem,» diye yemin eden kimse, horz eti yese; yemini bozulur.

Bu cins mes'elelerde aslolan : Gerçekten, yemin, ismi cinse izafe edilirse; o yeminin altında erkeği de, dişisi de girer.

Hassaten, erkek ismine izafe edildiği zaman, yeminin altı­na, dişi girmez. Dişi ismine izafe edilince de, erkek girmez. Dişi tavuk anlamına gelen ( = decâçeh) eti yemem diye yemin eyli-yen kimse, horoz eti yerse; yemini bozulmaz.

Keza : «Horoz eti yemem,» diyen kimse, tavuk eti yerse; ye­mini bozulmaz.

«Cemel (veya baîr veya ibil veya cezûr) eti yemem,» diye yemin eden kimsenin yeminine, bunların erkeği de, dişiside dahil olur. Buhtisi de arabâsi de dahildir. Şayet (buhti =) arabî olmayan devenin etini yememeye yemin eder de; arabi olan devenin etini yerse; veya arabî olan devenin etini yememe­ye yemin eder de, arabî olmayan devenin etini yerse; yemini bozulmaz.

«Sığır eti, yemem,» diye yemin eden kimse, onun   dişi veya erkeğinin etini yese; yemini bozulur.

Keza, bakara etini yememeye yemin eden kimse; sevr ( öküz) etini yese; yemini bozulur. Çünkü «bakara» cins ismidir. Ondaki, te harfi ifrad içindir.

«Öküz eti yemem,» diye yemin eden kimse; inek eti yese; yemini bozulmaz.

«Sığır eti yemem,» diye yemin eden kimse, Camus eti yerse; yemini bozulmaz. Bu İmâm Muhammed (R.A)'e göredir.

Hâvi isimli kitapta : «Bozulur.» denilmiştir. «Camus eti ye­mem,» diye yemin eden kimse, sığır eti yerse; bunun hilafına-dır; yemini bozulmaz. Zira camus ayrı bir, nevidir. Muhıyt'te rie böyledir.

İmâm Muhammed (R. A.) «lâyık olan, her iki halde de, yeminin bozulmamasıdır. Çünkü, insanlar bunların arasını a-yınrlar.» buyurmuştur. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

«Şu etten, hiç bir şey yemem,» diye yemin eden kimse; o etin çorbasını yerse; — niyyetinde çorba yoksa yemini bo­zulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Filan adamın, getireceği etten yememeye, yemin eden kimse; o adam eti getirip ve kızartınca onun altına ekmek koy­sa; etin yağı ekmeğe isabefc eylese; yemin sahibi, o ekmeği yer­se; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Bir kimse : «Her et yedikçe, kölelerimden birisi hürdür.» dese; yediği etin, her lokması için, bir köle, hür olur.Zahîriyye'-de de böyledir.

Bir kimse : «İç yağı, yemem,» diye yemin eylemiş olsa; karın yağı, yeyince, yemini bozulur.

Eğer, ete yapışmış olan sırt yağını yerse; İmâm Ebû Hani-fe (R.A.) ye göre yemini bozulmaz. Sahih olan da, budur. Kâi'ı-de de böyledir.

Sırt yağını, ayırıp, onu yese; yemini bozulmaz. Bu, ye­min arapca olduğuna göredir. Farsça olursa, yemin yine bozul­maz Tatarhâniyye'de de böyledir.

İÇ yağı yememeye yemin eden kimse, kuyruk yağı yese yemini bozulmaz. Çünkü   kuyruk et değildir. İç yağı ise, isim­dir, manadır ve örftür. Kâfi'de de böyledir.

«Yemek yemem,» diye yemin eden kimse, ekmeğe, katık olan her şeyi yememeye yemin etmiş olur.

«Bu yemeği, elbette yiyeceğim,» diye yemin eden kim­se, bunu eğer, bir vakitle kayıtlamamış; yemek de helak olmuş veya başka birisi yemiş veya. yemin eden adam ölmüşse; yemini bozulmuş olur. Ve eğer, bir vakitle kayıtlandıysa, («Bu yeme­ği, bugün yiyeyeceğim,» gibi) o gün geçmeden de yemin eden ölmüşse, bil-icma' yemini bozulmaz. O yemek, o gün geçmeden helak olmuşsa; yine yemini bozulmaz ve keffâret lâzım olmaz. Eğer. acele edip keffâret verirse. Caiz olmaz.

O gün, geçerse, ihtilaf vardır İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'e göre keffâret gerekmez. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir

Bir kimse, bir ete veya bir yemeğe niyyet eyliyerek, onu yememeye yemin eylese; onlardan başka eti ve yemeği yemekle yemini bozulmaz. Mebsût'ta da böyledir.

İmâm Ebû Yusuf (R.A.)'a göre, Bir kimse, yemek yememe­ye, yemin eylesede; nıuztar kaldığından lâşe yese, yemini bo­zulmaz.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre ise bozulur. Bedâi'de de böyledir.

«Yemek yememeye» yemin eden kimse,  az birşey yese, yemini bozulur. Yine böyle su içme.

Keza, su içmemeye yemin ecen kimse, eğer, doyana kadar içmemeyi kasdeyledıyse; az su içmekle yemini bozulmaz.Meb-sût'ta da böyledir.

Aslolan : Bir adamın, bir mecliste yediği ve içtiğinin hepsidir. Yemin ise, onun hepsine   aittir. Yoksa birazcığım ye­mekle içmekle yemin bozulmaz. Eğer maksud tamamından imtina ise; bir kısmını yemek ve içmekle, yemin bozulur. Çün­kü, yeminle murad, aslından imtinadır; tamamından imtina de­ğildir. Zira, yeminle kasdolunan, ekseriya onun fiilidir. Yâni, yapılmasıdır; az olsun çok olsun fark etmez.

«Şu bostanın meyvesinden yemem,» «Şu iki hurmalı­ğın meyvesinden yemem,»; «Şu iki yufka ekmekten,   yemem,»; «Şu iki koyunun sütünden yemem,» veya; «Şu koyunun sütün­den yemem,» diye yemin eden kimse, onlardan az da olsun yer­se; yemini bozulur.

«Şu küpün, yağından yemem» diye yemin eden kimse de, ondan birazcık yerse! yemini bozulur.

«Şu yumurtayı yemem,» diyen kimse onun tamamını yeme­dikçe  yemini bozulmaz.

Keza : «Şu yemeği yemem,» diye yemin eden kimse, eğer, bir oturmada onun tamamını yemeye gücü yeterse; onu  tamamen yemeden yemini bozulmaz. Eğer bir oturmada, tamamını yeme­ye gücü yetmiyecek kadar, çok ise; birazım da yese; yemini bo­zulur.

«Şu boğazlanacak devenin, etini yemem,» diye yemin eden kimse, onun etinin bir kısmını yememeye yemin etmiş demek­tir. Çünkü onu, bir oturmada bir defada yemek mümkün de­ğildir. Serahsî'min Muhıytı'n de de böyledir.

«Şu narı yemem,»  diye yemin eden kimse, o nardan, bir veya iki dâne yese; yemini istihsânen bozulur. Her ne kadar çoğunu yememiş terk etmiş olsa bile, hüküm böyledir.

Keza : «Şu arpayı yemem,» diye yemin eden kimse, ondan bir iki dâne yese; yemini bozulur, Muhıyt'te de böyledir.

«Şu yufkayı yemem,» diye yemin eden kimse; ondan az az bir şey kalana kadar, yese; yemini bozulur, Yalnız, tamamını niyyet eylemişse; o müstesnadır. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böy­ledir.

Bir kimse : «Şu ekmeği yersem; karım boş olsun,» der; sonra da : «Eğer yemezsem; kölem hür olsun,» derse; ne yapma­lıdır ki, hem karısı boş olmasın; hem de kalesi hür   olmasın?

Çâre : yarısını yiyip yarısını yememektir. Muhıyt'te de böy­ledir.

«Şu yufkayı, elbette yiyeceğim,» diye yemin eden kim­se, onun  ekserisini yerse; yemini yerine gelir. Ancak, niyyeti ta-mammı yemekse yemini yerine gelmez. Fetâvayi Kâdihân'da da böyledir.

Bir kimse, diğerine : «Vallahi, yemeğinden yemem, E-ger yersem; bana, haram olsun,» dese; bir tek lokma da,   yese; yemini bozulur. İkinci lokmayı da yese; ikinci yemini bozulur ve iki keffâret lâzım gelir. Kerderî'mm   Vecîzi'nde de böyledir.

Bir kimse, iki kölesine hitaben : «Şu ekmeği hanginiz, bu gün yerse; hürdür.» der; o ekmeği ise, ikisi birlikte yerlerse; ikisi de hür olmazlar.

Bir kimse, karısına : «Şu iki ekmeği yersen; kölem hür olsun.» der ve karısı da, o iki ekmekten, bir ekmek kadarını yer­se; köle hür olur.Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir kimse, karılarına : «Hanginiz şu yemekten yerse niz, boşsunuz,» dese de, kadınların hepside o yemekten yeselor; hepsi boş olurlar. Şayet : «Hanginiz bu yemeği yerse» dese de, «bu yemekten...» demeseydi; onlar da o yemekten yeselerdi, o zaman bakılırdı: Eğer o yemek bir kişinin yiyemeyeceği kadar çok ise hepsi boş olurdu. Eğer, bir kişi hepsini yiyecek kadar az idiyse; hiç birisi boş olmaz. Muhıyt'te de böyledir.

İsteyerek veya zoraki bir şey yememeye yemin olan kimse, Onu beliıiemişse zoraki de olsa, onu yiyince; yemini bo­zulur.

Keza; baygın olarak, tecennün halinde yese veya boğazına dökseler zoraki de olsa, yemini bozulur. «İçmem,» diye yemin eden kimsenin, boğazından suyu, zoraki dökseler; yemini bo­zulmaz. Fakat, bundan sonra, kendisi içerse; o zaman yemini bozulur. Mebsût'te de böyledir.

Tuz yememeye yemin eden kimse, yemek yor ve o yemekte tuz bulunmazsa; yemini bozulmaz; tuz varsa,    yemini bozulur.

Biber de böyledir.

Fakıyh Ebû'l - Leys'e : «Bizzat Lu/.u ekmekle veya başka bir/ şeyle yemeyince, yemini bozulmaz.» Demiştir. Fetvada, buna göredir.

Eğer yemininde tuzlu yemek de niyyet edilmişse, o zaman bozulur

Şeyhu'l - İslâm Zâhid'e (R.A.)  «Et yemem,»; «Soğan ye mem.»; «Biber yemem,» diye yemin eden kimsenin durumu so­ruldu. Ve «Bunlar, yememeye yemin ettikleri şeyi dolma yaptı­lar ve beraberce yediler; durumları ne olur?» denildi.

O, cevaben dediki :

Biber yememeye yemin eden hariç, diğerlerinin yemini bo­zulmaz .Çünkü, biber başka türlü yenmez.

Karısının yemeğinden, yememeye yemin eyliyen uc!a-raa; karısı yemek getirse de; «Bu yemek senindir,» dese; o da, onu yese; yemini bozulmaz. Çünkü, yemeğin mülkü kendisinin olmuş olur. Kadın, öyle söylemeseydi yemin bozulurdu.

Bir adamın,   fâliz diye, bir tür yemeği olsa;   başka bir adama onu koruması için emreylese; istediği kadar da, yemesi­ne izin verse; onü koruyacak olan adamda fâliz yememeye, ta­lâk üzere yemin etse;  kendi şahsının da fâlizi .olmasa korumak­la görevlendiği fâlizdeh; yese karısı   boş olmaz. Ancak, o fâlizi nefsine izafe eylemişse; o müstesnadır. Bunun haricinde yemini bozulmaz Zahiriyye'de de böyledir.

Hurma yememeye yemin eden kimse, hangi çeşidini yerse yesin, yemini bozulur. Yağda pişmişini yese, yine bozu­lur. Hurmadan yapılmış   asideyi yese,   yemini    yine    bozulur. Zehiyre'de de böyledir.

«Şu hurmayı, yemem,» diye yemin eden kimse; o hurma başkalarına karışınca o karışılan    hurmaların tamamını yese; yemini bozulur. Mebsût'ta da böyledir.

Niyet etmeksizin hurma yememeye   yemin eden kimse kurumuş hurmayı yese; yemini bozulmaz. Keza, bu kimse piş­miş koruk hurmayı veya pişmiş yaş hurmayı yese; yemini bo­zulmaz. Çünkü, bunlara örfen hurma denilmez. Ancak,   niyyet eylerse; o zaman, yemini bozulur. Bedâî'de de böyledir.

«Şu undan yemiyeceğim,» diye yemin eden kimse; o-nun ekmeğini veya o undan yapılan kadayifi yese: yemini bo­zulur. Cevâhiru'l-Ahlâtî'de de böyledir.

Eğer, aynı unu veya hamurunu yerse; bu hal, kitapta

«Şu andan, yemiyeceğim,» diye yemin eden kimse; o-yazılmadı. Sahih olan, yemini bozulmaz. Cami' Şerhi'nde    de böyledir.

Eğer, bizzat o unu yememeyi kasdettiyse; ekmeğini ye­mekle yemini bozulmaz Kâfî'de de böyledir.

«Şu buğdaydan yemiyeceğim.» diye yemin eden 'dmse; eğer onun dânesini iyememeyi kasdederse; niyyeti sahih olur. Hatta onun ekmeğini yese İmâm Ebû  Hanîfe (R.A.)'ye göre, ye­mini bozulmaz. îmâmeyn'e göre, bozulur. Zehıyre'de de böyle­dir.

Eğer, o buğdayın kavutundan yerse; yemini bozulmaz. Her üç imâma göre de böyledir. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyle­dir.

Bir   kimse, «Şu  buğdaydan yemem» diye yemin elıniş  olsa  da;  o buğdayı eklikten sonra yeniden çıkaa buğdaydan yese; yemini bozulmaz Cevheretü'n - Neyyire'de de böyledir.

Bir kimse : "Ekmek yemem,» diye yemin ettiği hakle, her hangi bir ekmeğe niyyet eylemese o zaman, insanlar ara­sında örf böyle olursa- buğday ve arpa ekmeği yemine dahil olur. Hatta, öyle bir yer tasavvur etki, orada arpa ekmeğin] bil­mezler; öyle bir yerde, arpa ekmeği yese yemini bozulmaz. Mısır ekmeğine ekmek denilen yerde de o ekmektun yerse: yemini bozulur. Muhıyt'te de böyledir.

«Ekmek yemem,» diye yemin eden kimse yufka, ekmek, yese; yemini bozulur. Fetâvâyi Kübrâda da   böyledir.

Eğer kadayyif ekmeği yese yemini bozulmaz. On-x niy­yet etmiş olması, müstesnadır. Hirlâye'de de böyledir.

«Filan adamın ekmsğini yemem.,» diye yemin eden kim­se, o ekmeğin hamurunu, fırına vuranın ekmeğini yerss; yemini bozulur. Yoksa hamurunu yuğuranın değil. Zahîriyye'de de böy­ledir.

«Ekmek yemem,» diye yemin eden kimse yagada ova­lanmışım yese; yemini bozulmaz.

«Çorba yemem,» diye yemin eden kimse; başka şey ye­se; yemini bozulmaz. «Şu ekmeği    yemem,.,  diye yemin    eden kimse, o ekmek, iyice ovalandıktan sonra, yese; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

«Ekmek yemem,» diye $remin eden kimse; börek yerse; minâsip olan İmâm Muhammed (R.A)'e göre yemininin bozulmamasıdır.

Hucondfden soruldu :

«Ekmek ve hurma yemem, diye yemin eden. kimsenin du­rumu nedir?»

O, şu cevabı verdi :

«Bunlardan birisini yerse; ikisini birden yemedikçe yemini bozulmaz.» Yetîme'de de böyledir.

Kızartma yememeye yemin eden kimse; -başka bir niyyeti yoksa etin haricinde, batlıcan ve emsalinin kızartmasını yemekle, yemini bozulmaz.Kâfî'de de böyledir.

Baş yememeye niyyet eden şahıs, her türlü başı yeme­meye, yemin eylemişse; balık başı olsun koyun başı olsun bun­lardan başkası olsun, hangisini yerse yesin, yemini bozulur.

Eğer niyyeti yoksa; hasseten koyun ve sığır başına hamle­dilir. Bu İmâm Ebû Hanife (R.A.)'ye göredir. İmâmeyn'e göre, bugün yalnız koyun başına hamledir Bedâi'de de böyledir.

Bu, asrm ve zamanın ihtilafıdır. Bizim zamanımız da ise, örf ve adete göre fetva verilir. Hidâye'de de böyledir.

Bu şekildeki yemine, çekirge, balık, serçe deve balları dahil olmaz. Bil - ittifak böyledir.

Niyet etmeksizin yumurta yememeye yemin eden kimsenin yemini bütün kuşların yumurtasına Şâmildir. Buna kaz, jrdek, tavuk dahildir. Balık yumurtası yese, yemini bozulmaz. Niyet etmiş olması müstesna. Sirâcû'l - Vehhâc'da da böyledir.

«Pişmiş şeyi, yememeye yemin eden kimse, eğer, bun­ların tamamına niyyet eylemişse işte o niyetine göredir. Eğer, niyyet eylememişse; işte o yalnız et üzerine hamlolıuıur. İstihsanen böyledir.

Âlimler : «Eğer, et su ile pişerse,» demişlerdir.

Kuru et, bişmiş sayılmaz. Eğer, et suda pişerde, eti değil-de ekmekle o etin suyunu yerse, yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Pişmişten yememeye, yemin etmiş olan kimse, ısınmışı yese; yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, tatlı yememeye yemin ederse; âlimlerimize fföre, bu yemine tatlı olan her şey   dahildir. Eski olan dahil de­ğildir. Bu durumda örfe müracaat edilir.

Helva, bal, şeker, ağda, az pişmiş üzüm suyu hurma ve ben­zerlerini yemekle yemini bozulur. İmâm Muhammed (R.A.)'den rivayet edildiğine göre; incir yerse de orucu bozulur; -yaş olsun kuru olsun-. Çünkü, eski cinsten değildir. Tatlı üzüm, karpuz kavun, tatlı nar, tatlı erik yerse; yemini bozulmaz. Zira, bunların cinsinde eski olanı da vardır. Kuru üzümde böyledir. Onun da, ekşi olanı vardır. Keza, dâne yememeye yemin eden kimse, her hangi bir dâneyi yese;, (susam dânesi veya insanların yediği başka dâneler gibi...) yemini bozulur. Şayet, bizzat niyyet eyle­di veya adım söylediyise; onun dışmdakini, yemekle yemini bo­zulmaz. Bedâî'de de böyledir.

Bir adam Haram yememeye yemin ettiği halde, gasbet-, tiği para ile satın aldığı şeyi yese yemini bozulmaz; fakat günah­kâr olur. Eğer gasbeylediği ekmeği veya eti yerse; yemini bozu­lur.

Ekmeği veya o eti zeytin yağı mukabili satıp, o    yağı yerse; yemini bozulmaz.

Köpek eti, maymun eti veya dülgenç dedikleri kuşun etini yese; yemini bozulmaz.

Fakıyh Ebû'l - Leys'i «Âlimlerin ihtilâf ettikleri şeyler, ha­ram olmaz» demiştir.

Yine, Ebû'l - Leys : «Bir kimse, muztar kaldığı zaman, İaşeyi ve haramı yerse; âlimler, bu şahsın durumu hakkında ihtilâf eylediler : Seçilen görüş yeminin, bozulmasıdır. Çünkü, haram-lık bakîdir. Ancak, günâh kaldırılmıştır.» demiştir. Hulâsa'da da böyledir.

Bu kimse buğday gasbeyleyip pişirse;  eğer, onu yeme­den, mislini sahibine vermişse yemini bozulmaz.

Şayet, bedelini vermeden ve hâkim hükmetmeden yemiş­te; yemini bozulmuştur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, şu üzümü veya narı yemem diye yemin   etse ve onu ağzında çiğneyip, tortusunu  atarak suyunu yutsa; ye­mini bozulmaz .Çünkü,   buna yemek denilmez; emmek denilir. Şayet, üzümün veya narın suyunu sıkar da; suyunu içmez; üzü­mün kabuğunu; narın kapçığını yerse; yemini bozulur. Onu çiğ­ner veya yalarsa yemiş gibi olur.

Uyun isimli kitapta : «Şu üzümü yemem,» diye yemin eden kimse; onu çiğneyip, kabuğunu ve kapçığım atsa ve suyunu yutsa; yemini bozulmaz.

Şayet, kabuğunu atar; suyunu ve çekirdeğini yutarsa ye­mini bozulur» denilmiştir.

Sadru'ş Şehîd, Vâkiât'ta, bunu talil ederek dedi ki: «Zira üzüm, kabuk su ve çekirdeğin birleşiminin ismidir. Birinci şe­kilde, yalnız suyunu yutmakla; azını yemiş olduğundan, yemini bozulmadı. İkinci halde, çoğunu yedi; Çok ise tamamı hükmün­dedir. Onun için, yemini bozulur» demiştir. Muhıyt'te de böy­ledir.

Bir kimse : «Meyve yemem,» diye yemin ettiği halde, yaş üzüm, nar ve yaş hurma yerse; İmâm Ebû Hanife (R.A.)'ye göre bozulmaz. İmâmeyn'e göre bozulur.

Fakiyh Ebü'l - Leys : Biz fetva için İmâmeyn'in kavlim alırız. Çünkü, o açıktır» demiştir. İhtilâf bir şeye niyyet eyleme-diği zamandır. Fakat, niyyefc eylemişse; biî - ittifak yemini bo­zulur Nikâye Şerhi'ııde de böyledir,

İncir, muşmula, elma, şeftali, fıstık, erik, yaş üzüm, ar­mut, ayva, yaşı da, kurusu da ittifaken, meyvedir. Bunların ha­mı da, yetmişi de, meyvedir.

Acur, hıyar, havuç meyve değildirler. Tut meyvedir.

Karpuzu, Kudûri, meyve kabul eyledi. Halvânî ise, eylemedi. Hulâsa, örf ve adete meyve sayılanlar, meyvedir. Sayılmayanlar meyve değildir. Kerderî'nin   Vecizi'nde de böyledir.

Badem ve ceviz meyvedir. Asıl'da, bunların, kuruları meyve olarak zikredilmiştir. Âlimleri «Bu, onların örfüne göre­dir. Bize göre, kuruları meyve sayılmaz.» demişlerdir. Serahsî-nin   Muhıyti'nde de böyledir.

Kuru üzüm, kuru hurma, kuruduğu zaman nar tanesi meyva değildir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

İmâm Muhammed (R.A)'e göre ; «Senenin msyvesini yemeyeceğim,» diye   yemin eden kimse, bu yemini, yaş   meyve zamanı yapmışsa; ona göre olur. Kuru meyve yemekle, yemini bozulmaz. Eğer yaş meyve zamanı değilse; o zamanda istihsa-nen, yemini, kuru meyve üzerine hamledilir. Fetâvâyi Kâdîhân'­da da böyledir.

«Katık yemiyeceğim,» diye yemin eden kimsenin yemi­nine, sirke, zeytin, bal, süt, kaymak, yağ, çorba, tuz gibi ekmeksiz yenmiyenler, et, yumurta, hurma, kuru üzüm gibi ekmeksiz ye­nilenlerin hepsi dahil olur.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre ekseriya ekmekle yenen­ler, katık olurlar. Hulasa, ekmek batırılarak yenenler, (Sirke ve emsâh gibi...) katık sayılırlar. Tek başına yenilenler, (karpuz, üzüm, hurma, kuru üzüm ve emsali...) bil - icma', katık sayıl­mazlar-

Bakliyyat da, bil-ittifak katık değildir. Bu ihtilaf, niyyet et­mediğine göredir. Eğer, niyyet eylemişse; niyetine itibar edilir. Tebyîn'de de böyledir. Meyveler, bil - icma katık değildir. Sirâ-cül- Vehhac'da da böyledir.

«Filân adamın kazancını yemem,» diye yemin eden kimse; o adama, bir yönden vâris olsa da, onu yese; yemini bo­zulmaz.

Şayet, o adamdan satın alır veya kendisine hibe edilir veya sadaka verilir; o da kabul eder ve yerse; yemini bozulur.

«Filan adamın kazancını yemem» diye yemin eden' kimse; o adamdan birşey satın alsa; veya yemin olunan adam, yemin edene bir şey bağışlasa; o da, onu yese; yemini bozul­maz. Şayet : «Filan adamın kazancını yemem,» diye yemin et-miş; o adamda mal kazanmış ve ölmüşte, ona bir başkası varis olmuş; yemin eyliyen de, onu yemişse; yemini bozulur.

Keza, yemin eden, kimse; vâris olsa da öyle yese; yine ye­mini bozulur.

Eğer mîras olmaksızın, başkasına intikâl eder de (satmak veya vasiyyet etmek gibi...» o zaman yerse; yemini bozulmaz. Zehıyre'de de böyledir.

Bir kimse, filan adamın mirasından bir şey yememeye yemin eden o adam ölünce; onun mirasından yerse; yemini bozulur. Eğer, o varis de ölüp, mal başka bir varise geçince yerse; yemini bozulmaz. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse : «Filan adamın kazancım yemem,» diye ye­min etmiş olur; ona, başkası vasıyyet ettiği için, yemin edsn, onu yerse; yemini bozulur.

Şayet, yemin eyliyene, yemin edilen adam, bir bağışta bu­lunsa; o da, kabullenip, onu yese; yemini bozulmaz. Vasiyet ey­lemiş olsa, yine böyledir.

Mehir, kadının kazancı sayılır Hulâsada da böyledir. Gümüş paralan olan, bir kimse; onları yememeye, ye­min ettikten sonra; onlarla, altın para veya nikel para satm alsa ve bundan   sonra o altım   veya nikel paralarla yiyecek alsa ve yese; İmâm Muhammet!  (R.A.)'e   göre, yemini bozulur.

Eğer : «Şu dirhemleri ve dinarları yemem,», diye yemin etti­ği halde, onlarla bir arsa satm alsa; sonra da o arsa ile yiyecek satın alsa ve onu yese; yemini bozulmaz.

Keza, bu dirhemleriyle arpa satın alsa; sonra da, o arpayı satıp, onunla yiyecek alsa ve yese; yine yemini bozulmaz.

İmâm Muhammed (R.A.) : «Yenilmeyecek şeyi, yememe­ye yemin eden kimse, onunla yenilecek bir şey alıpta yese; ye­mini bozulur. Yenilecek bir şeyi yememeye yemin eden kimse, onunla yenilecek bir şeyi satın alsa ve yese; yemini bozulmaz.» buyurmuştur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Babasının mirasından filan adama birşey yedirmema-ye, yemin eden kimse, yenilecek bir şeye veya dirhemlere varis olsa da onunla yiyecek şeyler alsa; ve yemin eylediği adama ye-dirse; yemini bozulur. Eğer, yenilecek şeyi, bir başka yenilecek şeyle değiştirirde öylece yedirirse yemini bozulmaz.

Bir kimse, «Babasının mirasından, hiçbir şey yememe­ye- yemin eylemiş olsa ve babası ölüp, bu şahıs, ona varis olsa; hissesine düşen yiyecekten de yese; kıyâs yönünden, yemini bo­zulmaz; istihsanda ise bozulur. Çünkü, miraslar, âdette yenilen şeylerdir. Eğer, bu mirasla, bir şey satın alıp, onu satar ve baş­ka, yenilecek alır, yerse; yemini bozulmaz.

«Filancanın ziraatından yemem,» diye yemin eden kim­se; ister, o ziraat zamanı ister,  onu  satarken alır da, yerse; ye-mini bozulur. Eğer, o şahıstan, bir başkası satın alır ve eker de, ondan çıkanı yerse; yemini bozulmaz. Kederî'nin Vecîz'nde de böyledir.

Bir kimse, filan adamın mülkünden veya sahip olduğu şeyden yememeye yemin eylediği zaman, onun mülkünden, baş­kasının mülküne çıkan şeyi yese; yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Filan adamın, sattığından ve satm aldığından, yeme­meye yemin eden kimse; yemin olunan adamın, ya kendi nefsi için veya başka birisi için satın aldığından yerse; yemini bozu­lur.

Eğer, kendisi için, başka birinin satın aldığını, o satm ala­nın emirıyle; yemin olunan adam satar da, yemin eden adam. onu yerse; yemini bozulmaz. Bedâi'de de böyledir.

«Filan adamın, satm aldığı eti yemem,» diye yemin eden kimse, o adamın alıp kestiği kuzunun etini yese; yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

«Filan adamın, şu yemeğini   yemem,» diye yemin eden kimse; o adam o yemeği sattıktan sonra, yerse; İmâm Ebû Hanî-fe (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf   (R.A.) göre yemini   bozulmaz. İmânı Muhammed (R.A.)'e göre bozulur. Ziyâdât'ta da böyledir.-

«Filan adamın, yaptığı yemeği, yemem» veya «pişirdiği ekmeği, yemem,» diye yemin eden kimse; o adam yaptıktan son­ra, satar; yemin eden de, onu yerse; yemini bozulur.

Şayet : «Senin ,şu yemeğini yemem,» diye yemin eylemiş ol­sa; o da, onu, yemin eyliyene hediye eylese; onu yeyince, yemi­ni bozulmaz.

Bir kimsenin tarlasının buğdayından, yememeye yemin e-den kimse; buğdayın bedelinden yerse; yemini bozulur.

Tarladan çıkanın kendisini yemeyi niyyst eylemişse; bu kendisi ile Allah Tâlâ arasındadır. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adamın, niyeti olmamaksizın : «Filan adamın yeme­ğini yemem,» diye yemin etmiş olsa; yemin eden adam; o adam­dan yenilecek bir şey satın alsa veya yemin olunan adam baş­kasına hibe eylese de, yemin eyliyen ondan satın alsa ve yese; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Filan adamın satın aldığı yiyeceği yemem,»   diye ye-, yermin eden kimse   o adamın başka biriyle beraber aldığından yerse;  yemini bozulur. Ancak niyyeti onun yalnız başına    sa­tın alacağı idiyse, o zaman, bozulmaz. Hu'âsa'da da böyledir.

«Filan adamın, yemeğinden yemem, diye yemin eden kimse; o adamın, başkasıyla ortak olduğu yemekten yerse; ye­mini bozulur.

Keza : «Falan adamın, ekmeğini yemem,» diye yemin eden kimse; o şahsın, başka biriyle ortak olduğu ekmekten yese; yemini bozulur.

Şayet : «Filan adamın yufkasından, yemem,» diye yemin et­miş olsa da; o adamın, başkasıyla ortak olduğu yufkadan, yemiş olsaydı yemini bozulmazdı. Çünkü ekmeğin parçasına, ekmek denilir de; yufkanın parçasına yufka denilmez.

Oğlunun malından yememeye yemin eden kimse; oğlu ile ortak olduğu sirkesinden, yese yemini bozulur. Çünkü, oğulu-ııun malını yemiş olur. Muhiyt'te de böyledir.

«Filan adamın yiyeceğinden yemem,» diye yemin eden kimse; onunla ortak oldukları yiyecekten yese; yemini bozul­maz. Zâhîriyye'de de böyledir.

Bir adam, oğlunun eşyasından hiç bir şey yememeye yemin ettiği halde, oğulunun evinden atılmış biraz ekmek par­çası yese; Şeyh Ebû bekir Muhammedi bin fad'la göre yemini bo­zulmaz. Kâdî'I - İmâm Ebu Ali en - Neşefi'ye göre, yemini bozu­lur. Fakih Ebû Bekir el - Belhi de : «Eğer, o ekmek parçasının benzeri, fakire sadaka verilecek halde ise, yemini bozulur; de­ğilse bozuliı.az,» demiştir. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

«Filan adamın satın aldığı, nardan yemem,» diye yemin eden kimse; o adamın, başkasiyle ortaklaşa aldığı nardan yese; yemini bozulur.

Şayet: «Satın aldığı, bir tane nardan, yemem,» demiş olsay­dı, yemini bozulmazdı.

«Filân kadının eğirdiği, ipliğin bedelinden yemem,» diye ye­min eden kimse; o kadının eğirdiği, ipliği satın alsa veya kadın onu, ona hibe eylese, o da onu satsa ve bedelini yese; yemini bo­zulmaz.

Şayet, o ipliği, bizzat kadın satsa da; bedelini yemin edene verse; o da, ondan yese, yemini bozulur.

Kadın, ipliğin bedelini oğluna veya yabancı bir kimseye ba­ğışlar, o da, onu kadının kocasına bağışlar; koca da, onunla bir şey satın alıp yerse; yemini bozulmaz. Serahsî'nin Muhıytı'nda de böyledir.

«Filan adamın pişirdiğini yemem,» diye yemin eden kimse; onun, başkasıyla beraber pişirdiğinden yese; yemini bo­zulur. Çünkü, pişenin her parçasına pişmiş denilir. Ekmek de böyledir.

Şayet : «Pişirdiği kazandan yemem,» demiş olsaydı; o za­man, yemini bozulmazdı. Çünkü, kazanın her parçasına kazan denilmez Ihtiyâr'de de böyledir.

Farsça olarak : «Filanının, bir şeyinden yemem,» diyen kimse; yemin eylediği adamın, buz tutmuş suyunu yese yemini bozulmaz. Karpuzunun kabuğunu veya evinin kapısında bul­muş olduğu ekmeğinin kırığını yese, yemini bozulmaz. Fetâvâ­yi Kübrâ'da da böyledir.

«Filan adamın taşıdığı şeyden yemem,» diye yemin yemin eden kimse; o adamın, getirdiği buzdan yese; yemini bozulur; denilmiştir.   Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Damadının malından, bir şey yememeye yemin eden kimseye, damadının hamurundan, biraz verilse; o da, o hamura başkarbir hamura katıp ekmek yapsa ve yese; yemini bozulmaz. Keza, damadının içilecek şeylerinden, içmemeye; veya tuzun­dan yememeye yemin eden kimse; onun suyundan ve tuzundan alıp, hamura katsa, yemini bozulmaz. Hulâsada da böyledir.

Damadının ekmeğinden yememeye yemin eden kimse­nin damadı sefere çıksa ve karsına nafaka bıraksa; yemin eyleyen de ondan yese; eğer damad onu karısına nafaka olarak a-yırmışsa, yemini bozulmaz. Ayırmamış da : «Yemeğimden kifa­yet miktarı ye,» demişse; o zaman ondan yeyince yemini bozu­lur.

Babasının malından yememeye yemin eden kimsenin babası ölse de, yemin eden onun malına vâris olsa ve yese; ye­mini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir. Bu şahıs : bö­lümünden sonra da srnem,» demişse, o zaman yemini bozulur. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Bir kadın oğlunun yiyeceğinden yememeye yemin etse; oğ­lu ise, ona, o daha yemin etmeden önce, yiyecek göndermiş bu­lunsa; kadın ondan yerse; yemini bozulmaz. Bu, niyyetinin ol­madığına göredir. Eğer, yemininden önce göndermiş olduğun­dan da yememeye niyyet eylemişse; o zaman, yemini bozulur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse : «Filanla beraber, yemem,» diye yemin etse ve bunlar, ayrı ayrı kaplarda yemek yeseler; tek kaptan yeme­dikleri müddetcer yemini bozulmaz. Fetâvâyi    Kâdîhân'da   da böyledir.

Bir kimse : «Filancanın, bir şeyini, yemem,» diye yemin ettiği halde, onun biberini kazana koysa ve   karısı   pişirse; ye min eyleyen de onu yese, yemini bozulur.

«Bu sene, filan adamın bağından, bir şey yemem,» diye yemin eden kimse; on iki ay, yeminin üzerinde durur.

Bir görüşe göre, yemin ettiği ondan itibaren, senenin kalan ay veya günleri tamam olana kadar durur. Fetâvâyi Kâdîhân'­da da böyledir.

«Vallahi filan adamın getirdiğini; yiyecekten olsun, et, olsun ve başka şey olsun yemem,» diye yemin eden kimse; ye­min eylediği adama, pişir diye et verir, o da, pişirirken,   içine, sığır karnı kor; yemin eden adam da, onun çorbasından yerse İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, yemini bozulmaz,

Yalnız başına pişnıeyen etten, içine bırakarak ondan çorba pişirmisse; bunun azlığından dolayı yemini bozulmaz .Eğer, etmisli kadar olur; pişirir ve çorba yaparsa; yemin eden    adam ondan yeyince; yemini bozulur.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre : Bir kimse : «Filan adamın, getirdiğinden yemem,» diye yemin ettiği halde; yemin eylediği adam, et getirip kebap yapar ve altına da Pirinç koysa; o pirinç de, yemin eden adamın olsa ve yemin eden adam, o pişen ye­mekten yese; yemini bozulur.

Keza, yemin edilen adam, nohut getirip onu pişirse-, yemin eden adam da, içinde o nohudun tadı bulunan çorbayı yese; ye­mini bozulur.

Keza; yemin olunan adam, yaş hurma getirse yemin eden­de ondan az bir miktar yese zeytin getirse de yemin eden onu sıkarak yağım yese, yemini bozulur. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse, bir adamın yemeğinden yememeye yemin etmiş­se O; yemin ettiğinin sirkesinden, zeytin yağından veya tuzun­dan yer veya ondan bir şey alıp, kendi taamı ile beraber yerse; yemini bozulur.

Eğer, şırasından veya suyundan altr; onunla, kendi ekmeği­ni yerse; yemini bozulmaz. Cevheretü'n - Neyyire'de de böyledir.

Buğday yememeye yemin eden kimse,  onu başka dâne-lerle birlikte yer veya arpa yememeye yemin eden kimse;   onu başka dânelerle birlikte yer, ve bunları avuç avuç yer de, yemem diye yemin ettiği şey daha fazla olursa, yemini bozulur. Daha az olursa, o zaman bozulmaz. Eğer müsavi iseler;  kryâsen bozulur-, istihsânen bozulmaz.

Eğer, dâne, dâne yerse; her halde bozulur. Zehıyre'de de böyledir.

Yememeye veya içmemeye; ancak, filan adamın izniyle yeyip içmeye yemin eden kimse; bir içim su veya bir lokma ye­mek üzerine yemin etmiş olur. Muhıyt'te de böyledir.

Yemek yememeye ve su içmemeye yemin eden kimse; onların tadına baksa da, yutmasa; yemini bozulmaz.

Yeminini bir şeye bağlayan kimse, onun dışmdakini yap­makla; yemini bozulmaz. Eğer fevkinde bir şey yaparsa; yemini bozulur. Mebsût'ta da böyledir.

Yenilecek ve içilecek bir şeyi tatmamaya yemin eden kimse; onu ağzına alırsa; yemini bozulur. Eğer : «Ben, tatmam, sözümle, yemem ve içmem demek istedim,* derse; gerçek, kendi­si ile Allahu Teâlâ arasındadır. Hükümde bu söz geçerli değildir. Bedâi'de de böyledir.

«Yemeğin ve suyun tadına bakmam,» diye yemin eden kimse; onlardan birisinin tadına bakmış olsa; yemini bozulur. «Şunu şunu yemem, diyen de aynıdır. Mebsût'ta da böyledir.

«Vallahi, yemem   ve içmenin tadına bakmam,»    diyen kimse; onlardan birisinin tadına baksa; yemini bozulmaz. Ebû'l -Kasım es - Sığar ise: «Bozulur» demiştir.

Eğer, bir şeye niyyet eylememişse ilcisinden biri sebebiyle, yemini bozulmaz.   Fetva da buna göredir.

«İçilecek bir şeyin tadına bakmam,»   diye yemin   eden kimse; bu şeyle yuğrulmuş, hamurun ekmeğini yese; yemini bo­zulmaz.

«Zeytin yağının tadına bakmam,» diye yemin eylemiş olsa da, o yağ ile yuğrulmuş hamurun ekmeğini yese; yemini bozul­maz.

 «Filan adamın evinde, yiyecek ve içeceğin tadına bak­mam,» diye yemin eden kimse; o evde, ağzına bir şey alsa da, ka-rinana göndermeğe; yemini bozulur. Bu kimse, tatmamak   üzere yemin eylemiş ve tatmıştır. Bir kimse başka bir kimseye : «Bu gün, benim yanımda gıdalan,» der; o da : «Evinde, bir şey   tat­mam,» diye yemin ederse; bu yemin, tatmak değil; yememek üze­redir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Suyun tadına bakmam,» diye yemin eden kimse; namaz için mazmaza yapsa; yemini bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

«Şu içkiyi tamam,» diye yemin eden kimse; o içkiyi sirke olduktan sonra içse; yemini bozulmaz. Eğer, ondan olacak   için yemin ve niyyet eylemişse; o zaman, yemini bozulur.  Cevhere-retü'n - Neyyire'de de böyledir.

Bir kimse : «Gıdalanmam,» diye yemin etse; bunun müddeti sabahtan, öğleye kadardır. Akşam yemeğine niyyet etmişse; müddet, gece yansına kadardır. Hidâye'de de böyledir.

«Bugün gıda almam» diye yemin eden kimse; günün ya­rısından sonra, yerse; yemini bozu İm az. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Hucendî : «Bu onların örfüne göredir Bizim örfümüze gö­re, akşam yemeğinin vakti, ikindi namazından sonradır.

Gada ve aşa, âdette, doyana kadar yemektir. Her beldenin, bir adeti vardır. Bunun için hazar ehli hakkında «Bunlar gıdayı terk etmek üzere yemin ettikleri halde, süt içseler: yeminleri bo­zulmaz.

Şayet bir bedevi fegaddi etmemeye yemin eylese de; süt içse, yemini bozulur.

Ebû'l-Hasan : «Teğaddî etmemeye,» yemin eden kimse : ek­meğin haricinde, hurma, pirinç meyve veya başka şeyler yese ve doyşa, yemini bozulmaz. Keza, ekmeksiz et yese; yine, yemini bo­zulmaz.

Gada, her beldenin örfüne göredir. Gadada şart, kar­nın yarıdan fazlasının doymasıdır: Hatta, bir adam, Cariyesine : «Asayı ( = yani akşam yemeğini) yemezsen, kölem hürdür.» dsr Câriye de, bir veya iki lokma yemek yerse; bu aşa sayılmaz; ye­minde bozulmuş olmaz. Karnının yarısından fazlasını cloyurma-dıkca, böyledir. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Ramazan'da, akşam yemeği yememeye yemin eden kim­se; gece yansından sonra, yese; yemini bozulmaz.    Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Sahur yemeği, yememeye, yemin eden kimse; gece yan­sından itibaren, fecrin talûana kadar, yerse; yemini bozulur. Mecmâu'l - Bahreyn'de de böyledir.

Mesâ ikidir : Birisi, zavâldan sonra; ikincisi,    guruptan sonradır. Bunlardan, hangisine niyyet ederse etsin, niyyeti sahih olur. Buna göre, zevâldan sonra, yemin eylemiş   olsa;   güneşin kaybolmasına kadar yapmaz. Çünkü, onun yeminini, birinci ms-saya hamletme imkânı vardır. O da, güneş battıktan sonradır. Fethu'l - Kadîr'de de böyledir.

Bir de dahve vardırki, onun vakti de işrak namazı zamanın­dan, günün ortasına kadardır. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyle­dir.

İmâm Muhararaed (R.A')'e göre, bir kimse; sabahlama-maya yemin ederse; bize göre, sabah güneşin doğması ile kuşluk vaktinin arasıdır. Büyük kuşluk yükselince, sabahın vakti gitmiş olur. Bedâi'de de böyledir.

«İki yufka ekmekle sabah kahvaltısı yapmazsam; kölem, hür olsun,» diyen, kimse sabah bir yufka yer; yarın sabah da, bir yufka yerse kıyâsen yemini bozulur.

Eğer « Şu iki yufkayı sabah yemeğinde yersem...» diye yemin eden kimse,- o yufkanın birisini, o günün sabah yemsğinde, diğeri­ni de, yarının sabah yemeğinde yerse; yemini bozulur. İstihsân-da ise, eğer ayrı ayrı yemeyi niyyet eylemişse; bozulmaz.

Şayet: «İki yufkayı (veya şu iki yufkayı) yercani; kölem hür olsun» der de; o yufkaları, beraber veya ayrı ayrı yerse; hem kı-yâssn hem de, istihsânen, yemini bozulur Muhıyt'te de böyledir.

Bir kinişe, yeminini, sabah yemeğine bağlarda, ekmeği müs­tesna tutarsa; ona tâbi olarak, sirke, zeytinyağı ve tuz da, müs­tesna olmuş olur. Ekmeğe tâbi olarak yenilmeyen, pirinç pilavı gibiler   müstesna sayılmazlar.

Ekmekli ve ekmeksiz olarak yenilen balık, et ve süt gibileri ise... İmâm Ebû Yûsuf (R.A)'a göre, ekmeğe tabi olarak müstes­na kalmış olan onları yemekle, yemini bozulmaz. İmâm Muham-roed (R.A.)'e göre, bunlar müstesna sayılmaz ve yerse yemini bo­zulur.

İmâm Muhammed (R.A)'e göre, bir adam : «Ekmek hariç, eğer bugün bir şey yersem; kölem, hür olsun,» der, ekmeği yedik­ten sonra da meyve hurma veya pirinç pilavı yer ve. «Ben, ek­mekle birlikte bunları da kasdeyledim,» derse; diyanetine inanı­lır. Ancak; bu sözü, hükümde geçersizdir. Meyve ve hurma ye­mekle, yemini bozulunca; ister ekmekten sonra yesin; isterse, be­raber yasin müsavidir.

Keza : «Yufka hariç, sabah yemeğinde bir şey yemem,» diye yemin eden kimse; yufkayı yer sonra da, meyve ve hurma yerse; yemini bozulur.

«Bugün, yufkadan fazla bir şey yersem; kölem hür   ol­sun,» diyen kimse; yalnız yufka üzerine   yemin etmiş   sayılır.

Hatta, yufka yedikten sonra, hurma veya meyve yemiş olsa ye­mini bozulmaz. Bu yemininin takdiri, «yufka cinsinden, fazla bir-şey yersem» demektir.

Bir kimse : «Eğer, giyersem veya yersem; veya içersem; karım boş olsun,» dese de, «Beıi; başka yenilecek kasdeyledim,» dese; sözüne, itibar olunmaz Hükümde de; diyanetçe de böyledir.

Bir kimse, eğer : «Elbise giyersem veya yiyecek yer­sem...» diye yemin eden; sonra da, «ben, bu giyeceği veya bu yi­yeceği kasdeylemedim, derse; gerçek Allahu Teâlâ ile kendisi; arasındadır; bu söz, hükümce geçersizdir. Fetâvâyi Kâctfhân'da da böyledir.

«Filanın evinden içmeyeceğim,» diye yemin eden kimse; o evden bir şey yerse; yemini bozulmaz. Ancak, yenilen ve içilen her şeye, niyyet eylemişse, o müstesnadır.

«Filan adamla, bir şey içmeyeceğim,» diye yemin eden kimse;   bir meslicte, onunla içerse; yemini bozulur.

Eğer, içtikleri bardakları ayrı olduğu halde, yemin eden bir içkiden; diğeri ise başka bir içkiden içerlerse meclisleri bir de, olsa; eğer : «Bir içki ve bir kaptan diye niyet eyledim,» derse; hüküm bakımından bu sözü geçerlidir. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse : «Filan kimsenin, ziyafetinde, bir defadan başka içmemeye yemin etse de, onun evinde bir defa içse; bir defa da bahçesinde içse; «Eğer ziyafet birse; yemini bozulur.» denilmiştir.

Bir adam, su içmemeye yemin eylese; kaynar su, içmekle yemini bczulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, filanın inek sütünü, içmemeye, yemin eylese; o inek ölse, cnun yavrusu büyüse ve yemin edan şahıs onun sü­tünü içse; yemini bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Niyet etmeksizin, su içmemeye, yemin eden kimse; han­gi kazandan su içerse içsin, yemini bozulur. Muhıyt'te de böyle­dir.

Niyet etmek sizin, bir içecek içmemeye yemin eden kimse; su olsun başkası olsun hangi içeceği içerse, içsin yemini bozulur.

«Bugün içmeyeceğim,» diye yemin eden kimse;   o gün, her neyi içerse içsin, yemini bozulur. Sirke olsun yağ olsun   ne olursa olsun... Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Bir kimse, süt içmenıeye yemin eder ve o süte, su dö­kerse; bu mes'elede, aslolan cinsleridir. Gerçekten, yemin eden kimse; yeminini, akıcı olan şeye bağlamış bir akıcı da, cinsinden olmayan diğer    akıcıya karışsa   ve yemin edilen şey, daha çok-sa; yemin bozulur.  Yemin edilmeyen  şey çoksa;  yemin bozul­maz. Eğer, müsavi iseler, kıyâsen yemin bozulur; istihsânda ise bozulmaz. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) fazlalığı, yemin edilen şeyin rengi ve tadı ile açıklamıştır. İmâm Muhammed (R.A.) ise cüzle­rinin çokluğuna itibar etmiştir. Bu bir cins diğer bir cinse katıl­dığı zamandadır. Aynı cinsler, birbirine katıldığı vakit de (sütün başka bir süte katılması gibi...) İmâm Muhammed (R.A)'e gö­re,   (bu hallerin hepsin de)) yemini bozulur. Âlimler :   «Bu ih­tilaf, birbirine karıştığı vakittir. Fakat karışmadığı zaman, (zey­tin yağı gibi...) bil - ittifak yemin edenin yemini bozulur,» de­mişlerdir.

Kudûrî'de şöyle denilmiştir :

Bir kimse, bir kapta bulunan zemzemi içmemeye yemin e-der ve onun içine, başka su katılır ve bu su, zemzemden daha fazla olur; yemin eden şahıs da, bundan içerse; İmâm Muham-n«*d (R.A)'e göre, yemini bozulur.

Bir kuyuya veya havuza, bu su dökülse ve yemin eden şa­hıs da, ondan içse; yemini bozulmaz. Zâhiriyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Şu, tatlı sudan'içmeyeceğim,» diye   yemin ettikten sonra, o suya, tuzlu su dökülse; ve tuzlu su fazla   olsa; yemin eden şahıs, ondan içince yemini bozulmaz.

Keza, tuzlu suç içmemeye yemin eden kimse; ona, tatlı su döküldükten, sonra içse,- yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'-da da böyledir.

İçki içmemeys   yemin eden kimse, ona başka bir cinsi katıldıktan sonra içse, itibar çok olanadır. Hulâsa'da da böyledir.

Şıra içmemeye yemin eden kimse; muhtar olan kavle göre, ister çiğ olsun; ister, pişmiş olsun; üzüm suyundan    olan müskir şeye yemin etmiş olur. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyle­dir.

«İçki içmem,» diye yemin eden kimse; başkasından de­ğil - üzüm suyundan olana,    yemin etmiş olur. Fetvâ'da buna göredir.

«İçki içmem ve elime almam, diye yemin eden kimse; eline alır da, başka yere götürürse; yemin ederken, içmemeye yemin eylemiş olsada, yemini bozulur. Kerderî'nin Vecizi'nde de böyledir.

Farscada, içkinin  adı mey'dir. İşte bu mey -başka değil-üzüm suyundan yapılandır.

Müstekreh olanı içmemeye yemin eden kimse; başka hu­bubattan yapılanı içse; yemini bozulmaz. Sahih olan, itibar örfe­dir. Eğer örf d e başka hububattan yapılana da müstekreh deni­liyorsa yemini bozulur; değilse "bozulmaz.

Kuru üzüm hoşafı içmemeye yemin eden kimse; Çekir­deksiz üzüm hoşafı içse; yemini bozulur.

Sarhoş eden, içkiyi içmemeye yemin eden kimse; o içkiden, sarhoş etmiyen içkiye dökse ve ondan içse; eğer ondan fazlaca içince sarhoş ederse; yemini bozulur.

«Şu hurmadan içmem,» diye yemin eden kimse; onun hoşa­fından içerse yemini bozulur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, içki içmemek üzere, karısını boşamakla  ye­min eylese; onun boğazına içki akıtılsa ve karnına gitse; âlim­ler : «Eğer, kendi fiili olmaksızın, karnına gittiyse; yemini bo­zulmaz; bundan sonra, kendi isteğiyle içerse; yemini bozulur.» de­mişlerdir. Eğer, bu kimse, ağzına akıtılan    içkiyi ağzında biraz beklettikten sonra yutarsa; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'-da da böyledir.

«Filanın bardağından içmem,» diye yemin eden kimse; onun bardağına, kendi eliyle su   koyup içse; yemini bozulmaz. Zehıyre'de de böyledir.

«Filan adamın suyundan içmem,» diyen kimse; yemin eylediği adamın dükkanında otursa; ve bir desti satın alarak, o dükkana koysa; yemin edilen adamın  hizmetçisi de, o destiye geceleyin nehirden su koyarak dükkana bıraksa; sabah olunca da, yemin eden adam destisini istese ve içindeki suyu içse, yemi­ni bozulmaz. Çünkü, hizmetçi, yemin edenin hizmetini görmüş oldu. Yemin eden de, kendi suyunu içmiş oldu. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adam : «Ben, bu köyde birşey içmeyeceğim,»    diye yemin ettiği halde, o köyün bağlarında veya tarlalarında   içse, âlimler : «Eğer köyün, mamur yerlerinde veya ma'mur yerlere pitişik bağlarda içtiyse; yemini bozulur; değilse bozulmaz.»  de­mişlerdir. Zahîriyye'de de böyledir.

«Eğer içki  içer veya kumar oynarsani; kölem,  hür ol­sun.» diyen kimse; bunlardan birisini yaparsa; yemini bozulur.

«İlâç içmem,» diye yemin eden kimse; süt veya bal içse ye­mini bozulmaz.

«Şu iki kuyundan içmem,» diye yemin eden kimse; onlardan birinden işçe; yemini bozulur. Sirâciyye'de de böyledir.

Bir adam «Buharâ'da durduğum müddetçe, içki içer­sem karım, boş olsun,» diye yemin eylese, Buhârâ'dan çıkıp, ge­ri döndükten sonra içse; niyyetine göredir. Eğer, niyyeti Buhara'-da oturduğu müddetçe idiyse, yemini bozulur. Eğer, şahsen ve bedenen kalmak idiyse; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse : «Eğer, müskirat içersem, karım boş; kölem hür olsun,» dedikten sonra içse; karısı, boş; kölesi hür olur. O-nun : «Ben talâk.ve ıtâkı niyyet eylemedim,» demesine inanıl­maz.

Üç ay, içki içmemeye, yemin eyliyen kimsenin karısı, «dört ay» dese; kocasıda «dört ay» dese, bazı âlimler : «Müddet dört ay olur.» bazıları da :  «Dört ay, olmaz.» demişlerdir. Zehıyre'de

de böyledir

«Fırat'tan, ebediyyen içmeyeceğim, diye yemin eden kimse; ondan bir avuç veya bir kap ile alıp içerse; İmâm Ebû Hânîfe (R.A.)'ye göre yemini bozulmaz. Hatta, Fırat'tan eğilsede ağzı ile içse bile, yine bozulmaz. İmâmeyn'e göre, eli ile veya bir kapla alıp içince yemini bozulur. Ağzı ile içince İmâmeyn's ' göre yemininin, bozulup bozulmayacağı kitapta söylenilmenıiştir. Burda da âlimler ihtilaf eylediler : kimi : «Bozulur"; kimi de : «Bozulmaz,» demiştir. Bu, niyyetiniıı olmadığına göredir. Eğer, ağzıyla içmeyi niyyet eylemişse; İmâmeyn'e göre, niyyeti sahih olur. Ve hüküm de, geçerli sayılır. Diyanetçe Allah ile kendisi arasındadır.

Eğer, avuçla içmeye niyyet eylemişse İmâm Ebû Hanîfe (R.

A.)'yz göre, niyyeti sahihtir. Hüküm bakımından, bu, geçerli. sayılmaz. Diyanetçe ise kendi ile Alîahu Teâlâ arasındadır.

Bu Fırat'tan avcuyla veya ağzıyla içtiğine göredir.. Fakat, başka bir nehirden içer de, Fırat'tan da bir avuç veya ağzıyla alır içerse; bil - ittifak yemini bozulmaz.

Niyet eylemeksizin : «Dicle'den, su içmeyeceğim,» diye yemin eden kimse; bir kap ile içerse; yemini   bozulmaz.

«Yağmur suyu içmeyeceğim,» diye yemin eden kimse; yağ­murun seli Dicle'de akarken., içse; yemini bozulmaz.

Eğer, kuru bir dereden    akan sel suyundan içerse; yemini. yine bozulmaz.

Bir yere toplanmış sudan, içerse; yemini bozulur. Sirâcû'î -Vehhâc'da da böyledir.

Akan bir nehirden içmemeye yemin eyleyen kimse; o nehir, Dicle'ye karışsa da, Dicle'den içse; yemini bozulmaz. Bah-ru'r - Râik'ta da böyledir.

«Tatlı su (veya tatlı sudan) içmem,» diye yemin   eden kimse; Dicle'den veya başka bir nehirden, tatlı su içse; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, kölelerine : «Şu nehrin suyunu, kim içerse; hürdür,» dese; onu içenler hür olurlar. Şayet : «Şu testinin suyu­nu, kim içerse hürdür,» deseydi, testide olan su da bir adamın bir dafada veya iki dafada içeceği kadar olsa, onu içseler hür olmazlardı. Câmiû'l - Kebîr Şerhî'nde de böyledir.

«Şu testiden içmem,» diye yemin 3den kimse; o testide­ki suyu, başka bir destiye döküp   ondan içse; yemini bozulmaz.

Şayet : «Şu testinin suyundan içmem,» demiş olsaydı; son­ra da, onun suyunu başka bir destiye koyup, içseydi; bil - icma' yemini bozulurdu.

Keza, «Şu küpden, veya şu küpün suyundan içmem,» diye yemin etse de suyu, başka Küpe nakleylese ve içse yemini bozu­lur.

Şayet : *Şu küpün suyundan, içmem,» diye yemin eylese-de ondan bir kap ile alıp içseydi, bil - icma' yemini bozulurdu. Fetû'I - K&dir'de de böyledir.

"Şu kaptan, su içmem,» diye yemin ecien kimse; o kabın bizzat kendisine yemin eylemiş olur. Ihtiyâr'da da böyledir.

Bir kimse : «Eğer su testinin suyunu, bugün içmezsem, kerim boş olsun,» dediği halde, testide su olmasa; yemini bozul­maz.

Eğer, su olurda, onu akşam olmadan dökerse; İmâm Ebû Ha-nife (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A)'e göre , yemini yine bo­zulmaz. Yemin ederken, o testinin içinde, su olduğunu bilsin ve­ya bilmesin müsavidir.

İmâm Ebû Yusuf (R.A)'a göre bu durumlarda o gün, geçince, bu yemin, Allah adma yapılmışsa bozulur. Fethû'l - Kadîr'ds de böyledir.

Bu yeminde vaktin, gün ay, cuma... şeklinde zikredilmesi   hâ­linde de, bir fark yoktur. Bahri*'r - Râık'ta da böyledir.

Bir kimse : «Şu testide olanı içmezsem veya şu başka testide olan suyu içmezsem; karım boş olsun,» der; onlardan birisi dökülüp, diğeri kalsa; yemini baki kalır. Geri de kalan testinin suyunu, gece olmadan içerse, yemini yerine gelir. Gece olana ka­dar izmezse; yemini bozulur. Şayet, iki testiden birinde, su yok idiyse, kıyasda İmâm Ebû Hanîfe (R.A) ve İmâm Muhammed (R. A.)* kavillerine göre, bu şahıs, içinde su bulunan testi üzerine ye-min etmiş olur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A)'a göre, yemini her ikisi ü-zerine olur. Eğer, suyu içerse yemini bozulmaz; içmezse İmamla­rın hepsine göre, yemini bozulur. Câmiu'l - Kebîr Şerhi'nde de böyledir.

Bir kimse : «Şu küpten içmem,» diye ysmin eder ve küp dolu olursa, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre onun yemini ağzı ile içmeyedir. İmâmeyn'e göre, hem ağzıyla, hem de avucuyla içmeyedir.

Eğer, küp dolu değilse bil - icma avuçla alıp içmek üzere yemin etmiş sayılır. «Şu kuyudan (veya şu kuyunun suyundan)1 içmem,» diye yemin eden kimse; avuçla içmek üzere, yemin et­miş demektir. Hatta, o kuyudan su istese de içse; yemini bozu­lur. Bu suretlerde, kuyunun veya küpün altından ağzı ile içse; -sahih olan,- yemini bozulmaz.

Bir kimse Dicle'nin ortasından içmek üzere yemin etse  de, her hangi bir yerinden içse, şart yerine gelmiş   olmaz.

İçki ve ona benzer şeyden içmemeye yemin eden kim­se; onlardan birini içerse yemini bozulur. Tatarhâniyeye'de de böyledir.

Bir kimse : «Şu sudan içmem,» diye yemin ettikten son­ra; o su donup buz olsa; yemin eden şahıs da, bunu yese; yemi­ni bozulmaz. Şayet, buz eriyince içerse; yemini bozulur. Hulâ-sa'da da böyledir.

Bir kimse : «Filan adam, izin vermeden içmem,» der; o adam da kendi eliyle verince-, alıp içerse; diliyle izin verdim de­memesi hâlinde lâyık olan, yeminin bozulmasıdır. Çünkü, o izin değildir.

Bir adam, diğerine : «Eğer, seni bu gece, filanın evine götürüpte, içki içirmezsem; karım, şöyle olsun,» dese de o adamı alıp filanın evine götürse; fakat içki içirmese; yemini bozulur.

Şeyhu'l-İslâm Necmü'd-Dîn'den : «Şu bağın üzümünden, bu güz, içki yapar; arkadaşlarımla içerim. Ve onu, alıp evime gö­türmem. Eğer evime götürürsem; karım boş olsun,» deyip; o bağın, üzümünün tamamını içki yapıp; onun bir kısmını arka­daşlarıyla orada içen ve onun emri olmadan artan içkiyi evine götüren kimsenin durumu soruldu. :

İmâm : «Eğer, onun niyyeti, benefsihî kendinin tamamını eve götürmemesi idiyse; bir kısmını götürmekle, yemini bozul­maz. Ve başkasının götürmesiyle de, yemini bozulmaz.

Eğer, muradı hepsini orda içmek, eve götürecek bir şey koy­mamak idiyse; yemini bozulur. Eğer, bir niyyeti yoksa; yine bo­zulur.» buyurdu.

İçki içtiği için, eza edilen adam : «Şu bağın çıkardığın­dan içmem,» diye yemin eylese; bu kimse, içki üzerine,   yemin eylemiştir. İnsanların sözü ve manâların itibarı budur. Zahîriy ye'de de böyledir.

Sıkılmış bir şey içmemeye yemin eden kimsenin boğa­zına, bir üzüm tanesi veya bir saklım üzüm sıkılsa; yemini bo­zulmaz.

Şayet, avcıma sıkırir da, onu içerse; yemini bozulur.

«Bu, onların örfun-e1 göredir. Fakat bizim, örfümüzde, yemi­ni bozulmaz. Çünkü, ilk sıkılışta, üzüm suyuna «sıkılmış» denil­mez.» denilmiştir.

Bir kimse, elinde su dolu bardak olan karısına : «Egsr, bu suyu içersen veya koyarsan veya dökersen veya bir insana verirsen; benden boşsun,» derse; âlimler : «Bu kadın, bardağın içine, bir bez veya pamuk kor; su kuruyana kadar,» dediler, «Ye­mininde, cndan bir şey dediyse; böyle olur; demişse o suyun birazını içer: birazımda dökerse; yemini bozulmaz.» denilmiştir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Yemini, biaynihi içilecek olana bağhyan kimse; bir dsf-da içebileceği şeye yemin    etmiş demektir. Onun, bir kısmini iç­mekle, onu bir defada içmeye gücü yetmezse; yemini bozulmaz. Bu durumda, bir kısmımı   içmeye yemin etmiş sayılır. Muhiyt te de böyledir.

İlâç içmemeye yemin eden. kimse; süt veya bal içerse; yemini bozulmaz. Sirâciyye'de de böyledir.

Hulâsa, bu hallerde, insanların nelere deva dediğine bakılır. Deva denilenlere yemin eylenmişse, yemini bozulur. De­va Yenilmeyenlere, deva demekle, -her ne kadar, yemin eden kimse, o deva denilmeyen ile tedavi olsa bile - yemimi bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse : «Semaya dokunurum ve havada uçarım,.. diye Allah adına yemin eylese veya «Şu taşı, altuna çeviririm,» diye yemin eylese; yemini bozulur ve günahkâr olur. Çünkü ya­masına gücü yetmeyeceği şeye yemin ve Allah'ın ismine hür­metsizlik etmiş olur. Timurtâşî'de de böyledir.

Fakat yemin zamanı : «Yarın semaya çıkarım,» demiş olsaydı, yarının vakti geçene kadar yemini bozulmazdı. Hatta vakit çıkmadan önce ölseyd, üzerine keffaret lâzım olmazdı. Yemini bozulmuş olmadığı için Fethu'l-Kedir'de de böyledir. [16]


6- SÖZ ÜZERİNE YAPILAN  YEMİN
 

Filan adamla konuşmamaya yemin eden kimse, o ye­mininden itibaren, gelecek zaman üzere yemin etmiş demektir. Hatta : «Eğer, seninle konuşursam; kölem hürdür neman yanın­dan git,» diye; kelimeleri bitişik söylese; veya filan diye keli­meyi bitişik söylerse; yemini bozulmaz. Itâbiyye'de de böyledir.

Bir kimse karısına : «Eğer, seninle konuşursam-, işte, sen boşsun. Haydi git (veya haydi kalk)» dese yamini bozulmaz. Çünkü, «haydi git (veya haydi kalk)» sözü yemine bitişiktir. Eğer «kalk veya git)» sözleriyle kelimelere yeniden başlamışsa; sözü tasdik edilir. Ve eğer, «kalk git» sözüyle, boşamayı murad eylediyse, işte o boşama olur. Yemini, ile de ikinci bir talâk vâ­ki olur. Çünkü, talâka niyyet eylediği zaman söze yeniden baş­lamış oldu. Ve yemini bozuldu. Bedâi'de de böyledir.

Eğer «git» demiş olsa veya yemininin arkasından «sen boşsun,» demiş olsa yemini bozulmuş olur.

Yazmakla, haber yollamakla işaretle yemin bozulmaz. Ke­za konuşmam diye, yemin ettiği adama, yanmda olsa da na­maz da, ona karşı selâm verse yemini bozulmaz. Itâbiyye'de de böyledir.

«İzni olmaksızın konuşmam,» diye yemin eden bir kimse­ye izin verilse de kendisi onu bilmeden konuşsa, yemini bozulur. Kâfî'de de böyledir.

Niyeti olmamaksızm konuşmamaya yemin eden kimse; namaz kusa ve namazda okusa-, veya teşbih veya tehlil okusa-, istihsânen yemini bozulmaz. Fakat namazın dışında okursa; teşbih ve tehlil getirirse; âlimlerimize göre, yemini bozulur.

Fakiyh Ebül-Leys'e göre eğer yemini farsca yapmışsa, namazın haricinde okumakla, teşbih ve tehlille de yemini bozul­maz. Örfen böyledir. Çünkü, o kimse için okudu ve teşbih eyledi denilir de konuştu denilmez. Fetva da, buna göredir Kâfî'de de böyledir.

Konuşmamaya yemin eden kimse, namaz da tekbîr ge­tirse veya  dua eylese; yemini bozulmaz,

Eğer, namazın haricinde tekbir alır ve dua ederse yemini bozulur. Yemini arapca değiîde, farsca ise, namazda da haricin­de de yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Filan adamla konuşmam diye yemin eden kimse, ko­nuşmamaya yer "a eylediği kimseye uyup namaz kılarken; o adam sehveylese, yemin eden de, teşbih getirse; yemini bozul­maz. Muhıyt'te   de böyledir.

İçinde yemin edileninde bulunduğu kimselere, yemin e-den kimse; İmâm olsa,- namazın sonunda verdiği birinci ve ikin­ci selâmla, yemini bozulmaz. Bu yemin edenin imam olmasına göredir. İmâma uyan kimse olsa da yemini bozulmaz.Ebû İmâm Ebû Hanife (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, yemini ey-liyen muktedî; yemin edilen de, imâm olsa,- yemin eden kimse, imamın yanılmasında, tekbir veya teşbihle imâmı uyardığın­da yemini bozulmaz.

Örfe göre, yemin eden yemin eylenene, Kur'an okutsa yemini bozulur Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Filan adamla, konuşmam,» diye yemin eden kimse; ona mektup yazsa; eğer maksadı ona yazı öğretmekse; yemini­nin bozulmasından korkarım. Hâvî'de de böyledir.

Filan adamla konuşmam diye yemin eden kimse, uzak­tan çağırsa da sesi duyulmasa yemini bozulmaz.

Eğer uzaklık, sesin duyulacağı kadarsa; yemin bozulur. Ke­za, yemin edilen uyuyor olsa; yemin eden de, onu çağırsa; eğer uyanırsa, yemin bozulur. Uyanmazsa Şeyhu'l - İslâm, Şem-sû'l - Eimme Serahsî'ye göre yemini bozulmaz. Kâdîhân'ın Câ-miu's - Sağîri'nde de böyledir.

Âlimlerimiz bu görüş üzeredir. Muhtar olan da budur. Nehru'l - FâüVta da böyledir.

Yemin eden, yemin edilenin bulunduğu cemaata varıp selam verse; yemin edilen, selâmı duymasa bile; yemini bozu­lur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Eğer, onun haricindekilere, niyyet eylemiz olursa; yemi­ni bozulmaz. Bu Allah ile kendisi arasında olur; hükümde geçer-olmaz. Bedâi'de de böyledir.

Selâm verdiği toplulukta, yemin edilen adam. varsa; bunu bilmese bile, yemini bozulur.

Şayet, «filan hariç size selâm olsun» diye istisna yaparsa; o zaman, yemini bozulmaz.

Eğer : «Bir kişi müstesna,» dese de, yemin eylediği adamı kasdettiğini belirtse; sözüne inanılır. Itabiyye'de de böyledir.

«Filan adamla konuşmamaya» yemin eden kimsenin kapusuna, yemin edilen adam çalsa, yemin eyleyen de, «kim?»; «Bu kim?» veya «o kim?» dese; âlimlerin bazıları : «Yemini bo­zulmaz.» demişlerdir. Ancak : «Sen kimsin?" derse; yemini bozu­lur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse; filan adamla, konuşmamaya yemin ettikten sonra; yemin edilen çağırsa da, yemin eden de : lebbeyk (= bu­yur) dese; yemini bozulur. Muhıyt'te de böyledir.

Bunu kapı çalındıktan sonra yaparsa, böyle olur. Eğer : «Burdayım,» derse, yemini   bozulur. Hulâsa'da da böyledir.

«Filanla konuşmam,» diye yemin 'eden kimse; yemin edilen adam, bir başka adamı çağırınca yemin eden dö; leb­beyk ( = buyur) dese; yemini bozulur. Gıyâsiyye'de de böyledir.

Konuşmamaya yemin eden kimseye, karısı gelse; o da yemek yiyor olsa ve karısına : «Ne var?» dese; yemini bozulur. Muhıyt'te de böyledir.

Karısıyle konuşmamaya yemin eden kimse, eve girdiği zaman, orada, karısından başka kimse bulunmadığı halde «Bu­nu kim koydu?» vsya «Bu nerde?» dese; yemini bozulur.

Eğer, evde, karısından başka biri de varsa; o zaman, yemi­ni bozulmaz.

Bu kimse : «Ne olurdu, şiirimi birisi söyleseydi.» deseydi ve evde de, karısından başka kimse, bulunmasaydı yemini bozul­mazdı. Hulâsa'da da böyledir.

Filan adamla konuşmamaya yemin eden kimse; o ada­mın anlamadığı bazı sözler söylese bile, yemininin    bozulması gerekir. Muhıyt'te de böyledir.

Yenlin edilen adam, birine    sövdüğünde, yemin    eden şahıs, onu men etmeye çalışsa; yemin eden şahıs  «yapma» de­yince, yeminini   hatırlayıp sussa; yemini bozulmaz.  Çünkü,  bu kadar söz, -Konuşma» sayılmaz.

Yemin edilen adam, yemin eden şahsın, babasına sövün­ce; yemin eden : «Hayır belki de sensin,» dese; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Yemin eden, yemin edilenin içinde bulunduğu topluluk­tan, başka biriyle konuşsa da maksadı yemin edilene duyurmak olsa; yemini bozulmaz. Hızânetü'l - Müftîn'de de böyledir.

Filan adamla konuşmamaya yemin eden kimse; duvar­la konuşarak :   «Ey duvar, şöyle şöyle oldu,» dese; -göyesi ye­min eylediği adama duyurmak olsa bile,- yemini bozulmaz.   Fel-vâ da buna göredir. Fetâvâyi Suğra'da da böyledir.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre bir kimse karışma : «Eğer, kadın alırsam, (veya köle satın alırsam; erkeklerle konu­şursam; insanlarla konuşursam) sen boşsun,» dediği halde, bir kadınla nikâhlansa; veya bir. adamla konuşsa yahut bir köle sa­tın alsa; yemini bozulur.

«Miskinlerle veya fakirlerle konuşmam.» diye yemin e-eden kimse; onlardan birisiyle konuşursa, ylmini bozulur. Şayet, bütün erkeklere ve kadınlara niyyet eylemişse; sözüne   inanılır! yemini bozulmaz.

Eğer : «Kadınları nikâhladıysam; (veya köle satın aldıy-sam; yahut, erkeklerle konuştuysam...» demiş olursa; yemini bo­zulmaz; ancak, üç köle satın alması ve benzeriyle yemini bozulur. Şayet : «Köle cinsini niyyet eylediğini söylerse;   sözüne inanılır ve tek bir köle almakla   yemini bozulur.   Câmiu'I - Kebîrde de böyledir.

Adem oğullan ile konuşmamaya yemin eden kimse; eyli-yen; onlardan birisiyle konuşursa yemini bozulur, eğer, tamamım niyyet eylemişse bozulmaz. Sözüne inanılır. Gerçek kendi ile Allahu Teâlâ arasındadır. Sözü hükümde geçerlidir. Bedâi'de de böyledir.

«Filan adamın şu kölesiyle konuşmam,» diye yemin eden kimse; o filanın satın aldığı başka bir köle ile konuşursa; yemi­ni bozulmaz.   Câmiu's - Sağır Şerhi'nde de böyledir.

«Filan adamın, kölesiyle konuşmam,» diye yemin eden kimse; eğer belirli bir köleye niyyet eylemişse, işte onunla ko­nuşunca; yemini bozulur. Eğer, niyyeti yoksa; ister, o şahsın kö­lesi yemin ederken orda bulunsun, ister bulunmasın, onunla konuşunca, bil-icma' yemini bozulur. Tahâvî Şerhi'nde de böy­ledir.    .,

Bir kimse : «Filancanın dostu, (veya karısı, veya oğlu) ile konuşmam,» diye yemin eylemiş olsa; (veya bunlara benzer, o adama izafe edilen biriyle mülküyet hükmü olmaksızın) bu şahıs yemin eyledikten sonra yemin edilen adam, bir kadınla nikâhlansa; veya bir oğlu olsa ve yemin eyliyen bununla konuş­sa; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Bir kimse filan adamın karısıyla konuşmamaya, yemin etse; bu sırada, o adamın karısı olmasa da sonra bir kadın alsa; yemin eden de onunla konuşsa; İmâm Ebû Hânîfe (R.A) ve İ-mâm Ebû Yûsuf (R.A)'e göre yemini bozulur. İmâm Muham­med (R.A.)'e göre bozulmaz. Fetva, önceki iki imamımıza göre­dir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Konuşmam,-  diye yemin eylediği kadınla, boşandıktan veya dost iken,  düşman olduktan sonra, konuşsa; eğer yemin eylerken: «Şu kadın (veya şu dost)» diye tayin eyle­mişse; onlarla konuşunca yemini bozulur. Tayin    eylememişse bozulmaz.

«Filan adamın, köleleriyie,     konuşmam,»   diye     yemin eden kimse; üç köleye yemin etmiş demektir. O adamın, on kö­lesinden üçü ile konuşursa; yemini bozulur. Eğer, ikisi ile konu­şursa bozulmaz,   Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Eğer, tamamını niyyet eylemişse; sözüne inanılır. Sahih olan da budur.

Filan adamın, kanlarıyla veya dostlarıyla konuşma­maya yemin eden kimse; belirttiği kimselerin biriyle konuşmaz­sa; yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Filan adamın kardeşleriyle veya oğullarıyla konuşma­maya yemin eden kimse; onların hiçbiriyle konuşmazsa; yemi­ni bozulmaz. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Bir kimse : «Filan adamın, kardeşleriyle konuşmam,» diye yemin etse; halbuki, o adamın bir kardeşi olsa; eğer öyle oldu­ğunu bilmekte idiyse onunla konuştuğu zaman, yemini bozulur. Eğer bilmiyor idiyse; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kübrâ'da da böyledir.

Bir kimse : «Şu paltonun sahibiyle, konuşmam,» diye yemin etse ve o palto satıldıktan sonra, konuşsa; yemini bozulur, bil-tema' böyledir. Eğer, o paltoyu satın alanla konuşursa yemini bozulmaz.

Bir kimse : «Filan adamla konuşursam, onun istediği kadar yeminler üzerime olsun,» der ve o adamla da, konuşursa, ne çok nede az değil- üç yemin keffâreli gerekir. Muhıyt'te de

böyledir.

Bir kimse, farca olarak yemin edip: «Bekerdi nakerdan» dese, «Filan adamla konuşmam,» demiş olur. Hulâsa'da da böyle­dir.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre : «Bir kimse filan adam­la konuşursam; bütün kölelerim ve cariyelerim hürdür,.- der ve o adamla da konuşursa; mâlik olduğu bütün köle ve cariyeleri hür olur.

«Şayet, filan adamla konuşursam; üzerime hac veya umre yapmak gereksin,» diye yemin eden şahıs muhayyerdir Konu­şunca, isterse hac; isterse umre yapar. Muhıyt'te böyledir.

Kayın validesiyle konuşmamaya yemin eden bir kimse; karısının yanma girer, kayın validesi de, ona : «Sana ne oluyor? Böyle yapma.» der; yemin eden şahıs da: «Yemeye ve içmeye ha­zırım,» dedikten sonra «Ben, kayın valdeme cevap vermek iste­medim. Karımı kasdeyledim.» derse! doğrusu, bu söz, -hükümde geçerli sayılmaz. Zahîriyye'de de böyledir.

«Babamla konuşursam, bütün malım sadaka olsun,» diyen kimsenin yapacağı iş; bütün malını, güvenilir bir kimse­ye, bir dürülü bez parçası mukabili satar; sonra, babasıyla ko­nuşur, malı olmadığından bir şey gerekmez. Daha sonra da, sat­tığı gibi geri alır.

Bir kimse, diğerine : «Eğer, filan adamla konuzursan; kölen hür olsun,» der; diğer adam da : «Bu, senin izninle olur­sa,» der ve onun izni olmadan da, konuşursa; yemini bozulur. Tatar hâmyye'de de böyledir.

«Filan adamla, konuşmam,» diye yemin eden kimse-, ye­min eylediği kimse; etle gelip dolaşırken, yemin eden «Ey et» derse; yemini bozulur.

«Konuşmam,» dediği adam apşırmca, yemin eden : «Yer-hamükallah,» derse; yemini   bozulur. Hulâsa'da da böyledir.

Yemin eden bu şahıs sokağa çıkıp : «Et.» der; yemin edilen adam da orda olursa; yemini bozulmaz. Kerderî'nin Vecizi'-nde de böyledir.

Bir kimse :«Şu iki adamdan biriyle, her konuşmada, ka­rılarımdan birisi, boş olsun, dese onun ikisiyle bir kelam konuş­sa iki karısı boş olur Kâfî'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Eğer talâka konuşursam; kölem hür olsun,» dedikten sonra; karışma ; «Eğer, istersen; sen, boş­sun,» der; kadın da: «İstemem,» derse bazı âlimler : «Kölesi hür olur» demişlerdir. Keza, «şirk ile konuşursam...» diye yemin e-den bir kimse : «Gerçekten şirk büyük zulümdür,» derse; Hasana göre, bu durumlarda niyyetine itibar olunur. Eğer : «Hiç bir şeye niyyet eylemedim,» derse, onun, yemininin bozulacağını görmü­yorum,» demiştir. Fakıyh Ebû'l - Leys : «Bana svvelki: kavil sev­gilidir.» demiştir. Bazı âlimler ise Hasan'ın kavlini ihtiyar eyle­mişlerdir,   Tatarhâniyye'de de böyledir.

Esed bin Ömer'den : «Karısına, eğer sana iftira yapar­sam, kölem hür olsun,» deyip de sonrada sen inşâallah zina e-dicisin diyen kimsenin durumu ne olur? diye soruldu : o «Yemini bozulur.» cevabını verdi.

Bir adam, üç defa karısına cima' yapmadan önce ; «E-ger seninle konuşursam; sen boşsun,« derse; ikinci dsfa söyle­mesi sebebiyle, birinci yemini bozulur. Bize göre, ikinci yemini bağlı kalır. Cezasız olarak yemini çözülür. Üçüncü de, mün'akid olmaz : Şayet, üçüncü ile, kan'- koca olana kadar yemin etme­miş ve sonra konuşmuş olsaydı, bize göre, ikinci yemin sebebiy-lele talâk vâki olurdu. Kâfî'de de böyledir.

Bir adam, karısına : «Eğer, filan ve filanla, konuşursan; sen boşsun,» _dese, kadın da onlardan birisiyle konuşsa,    eğer, niyyetinde her ikisiyle de konuşma varsa; veya    niyetinde   bir şey yoksa; yemini bozulmaz.

Fğer, niyyetinde onlardan birisiyle konuşma varsa; yemini bozulur. Eğer, bulunduğu yerin örf ve adetinde tamamı değil de, birisi irâde olunursa, yemin edenin niyetine göre olur.

Filan ve filan ile konuşmamaya yemin eden kimsenin niyyeünde bir şey yoksa; veya   niyetinde her ikisiyle konuşma­mak, varsa; onlardan birisiyle konuşunca, yemini bozulmaz.

Eğer, birisiyle konuşunca yemininin bozulmasını niyyet ey-lemişse; niyyeti gibi olur. Fetâvâyi Kiibra'da da böyledir.

«Şu iki adamla; konuşmam,» diye yemin eden veya fars-ca olarak : «Şu iki şahısla konuşmam,» diyen, kimse; onlardan birisiyle konuşunca, yemini bozulmaz. Eğer, birisiyle de konu­şunca, yemininin bozulmasına niyyet eylemişse; o zaman, her hangi birisiyle konuşunca yemini bozulur. Fetâvâyi. Kâdîhân-da da böyledir.

Bir kimse : «Şu topluîuğla veya Bağdatlılarla konuşmak beni müzerime haram olsun,» dese; onlardan her hangi bir in­sanla konuşursa; yemini bozulur.

Bu, Vallahi şu iki adamla konuşmam,» sözüne muhaliftir. Bu takdirde, biriyle konuşunca, bil - ittifak yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kübrâ'da da böyledir.

«Filan  ve filanla konuşman  bana    haramdır,»     diyen kimse; bunlardan» birisiyle konuşsa; yemini bozulur. Bazıları : «Eğer, niyyet eylemediyse; bozulmaz» Ancak, her ikisiyle de ko­nuşunca, yemini bozulur demişler. Cevâhirû'IAhlâti'de de böy­ledir.

«Filan ile veya filan ile konuşmam,» diye yemin eden kimse; ikisinden birisiyle konuşursa; yemini bozulur. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimse : «Vallahi filan ile veya filan ile konuşmam,» derse; ister, önce söylediği adamla; isterse, sonra söylediği adam­la konuşsun; yemini bozulur.

Şayet : «Vallahi, filan ve filan veya filan ile konuşmam,» de­miş clsaydi; önceki iki kişi ile ve sonraki ile konuşunca yemini bo­zulurdu.

Eğer, önceki iki kişinin (teker teker) biriyle konuşmuş ol­saydı, yenlini bozulmazdı. Kâfî'de de böyledir.

Bir kimse : «İçinde olanla konuşmadıkça, şu evden çıkar-sam; karım boş olsun, der; evde de kimse bulunmaz ve o evden çıkarsa; yemini bozulmaz. Bu İmâm Ebû Hanife (R.A.)'ye göre böyledir. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Bir kimse, dört kölesine : «Sizden herhangi birinizle, ko­nuşursam; biriniz hariç, hürsünüz,» der ve, sağlığında   dördüyle de konuşarak açıklamadan da ölse; hepsi hür olurlar. Kâfî'de de böyledir.                                                                   

Bir adam; karısına : «Eğer, şu sözü filân adama söylersen; sen boşsun,» dedikten sonra, kadın, o sözü, o adama onun anla­mayacağı bir dille söylese; kadın boş olur. Filan adamla konuş­mamaya; yemin edipde, onun anlamayacağı şekilde konuşanın, yemini bozulduğu gibi... Muhıyt'te de böyledir.

«Bir şey konuşmamaya» yemin eden kimse; hayvan ve crnsızlerdan bazıları ile konuşursa; yemini bozulmaz.

Eğer, Sağır ve ahrasla konuşursa;   yemini bozulur.

Çocuklarla konuşur ve konuşalam onlar anlarsa, yine yemini bozulur.. Anlamazlarsa, yemini bozulmaz. Tatahâniyye'de de böyledir.

Şemsü'I - İslâm Evzencî'den : «Hiç bir kimse ile konuş­mamaya yemin eden kimseye; bir kâfir gelerek islâm olmayı is­terse; ne yapar? diye sorulunca; «İslâm'ın sıfatını söyler; kâfir müslüman olur; ena başka bir şey konuşmaz. Böylece de yemini bozulmaz,» demiştir. Muhıyt'te de böyledir

Bir kimse, karısını bir yabancı ile konuşurken görse ve öfkelenerek karısına : «Eğer bundan sonra, yabancı birisiyle ko­nuşursan benden boşsun,» der; karısı da, kocasının talebesi ile ko­nuşursa, bu mahremlerinden olmaz ve kadın boş olur.

Bu kadın, evinde eğlenen tanıdık ve aralarında mahremi­yet olmayan birisiyle veya mahremiyeti bulunmayan, yakın, bir akrabasıyla konuşursa, yine boş olur. Zahiriyye'de de böy­ledir.

Bir adamla konuşmamaya yemin eden şahıs; başka bir adamla konuşsa; ve : «Ben, bundan başkasını niyyet eyledim,-dese, yemini bozulmaz. «Erkek cinsiyle konuşmam,,, diye yemin etmek bunun hilafmadır. Yâni, yemini bozulur. Muhiyt'te de böyledir.

«Şu gençle konuşmam, diye yemin eden kimse; o genç, ihtiyar olduktan sonra; konuşursa; yemini bozulur. Hâvt'de de böyledir.

«Sabi ile konuşmam,» diye yemin eden kimse; ihtiyar ile konuşsa yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

«Bir adamla konuşmam,» diye yemin eden kimse; sabi ile konuşursa; yemini bozulur.   Zahîriyye'de de böyledir.

«Kadın île konuşursam, kölem hür olsun,» diyen bir kimse» küçük kız ile konuşursa yemini bozulmaz. Şayet : «Eğer, bir kadınla evlenirsem...» demiş olsa da, sabiye ile evlense; yine yemini bozulur. Çünkü, sabilik konuşmamaya mânidir. Ye­min ederken sabiye ile konuşmamayı murad eylemez. Evlen­mek böyle değiHir. Bahru'r - Râik'ta da böyledir.

Bir kimse, sabi ile veya gulâm ile vsya genç ile veya orta yaşlı ile konuşmamaya yemin etse; bizo göre, şeriatte : Gu-lam : Buluğa erişmeyen demektir Bülüğa erişince genç sayılır ve fetâ denilir. İm ânı Efaû Yûsuf (R.A.)'a göre, genç : Onbeş ya­zından, otuz yaşına kadar olanlardır. Kehl : ( = orta yaş) ise, otuz yaştan, elli yaşa kadar olandır. İhtiyar, elliden yukarı olan­dır

Onbeş yaşından aşağı olana genç denmez. Otuz yaşından a-şağı olan da kehl f = orta yaşlı) sayılmaz. Elli yaşından aşağı olana da ihtiyar denilmez.

Bu arada, itibar, saçın ağarıp ağarmamasmadır. Nevâidir'-de : Orta yaş, otuzla kırk arasıdır. İhtiyar, elliden yukarı olandır. Her ne kadar, saçma beyazlık düşmese bile böyledir.

Eğer, bir kimse kırk yaşında olur; sacının da beyazı fazla bulunursa; o da ihtiyar sayılır. Eğer, beyazı çok değilse; ihtiyar sayılmaz. İmâm Muhammed (R.A.)'e göre Gulam : Onbeş ya­şından aşağı olandır. Genç ve fetâ: Onbeşten yukarıda bulunan­dır. Kelıl (= orta yaşlılık) kırk ile altmışın arasıdır. Yalnız, bu arada saçının fazlası beyaz olana da ihtiyar denilir. Her ne ka­dar yaşı elli olmasa bile böyledir. Yalnız, kırka varmadan, orta yaşlı olmaz; kırkı geçmeden de ihtiyar olunmaz.

Bir kimse : «Filanın oğulunun yetimleri ile konuşmam,» veya «Filanın oğlunun .dulları ile konuşmam,» veya «Filanın oğ­lunun, evlileri ile konuşmam,» veya «Filanın oğlunun kızları' ile konuşmam,» diye yemin ederse; bu yeminlerde geçen kelime­lerin mânâları şöyledir : : Yetim : Babası ölen ve bülüğa erişme­miş olan kimsedir. Bülüğa erişmişse yetim denilmez. İmâm Mu­hammet! (R.A.)'e göre de, bu böyledir.

Dul ise : Bu da, kocası cima' etsin veya etmesin, kocasından ayrılan muhtaç.kadındır. Bu isim, kadından başkasına veril­mez. Ve bu isim, ancak, bülüğa erişmiş ve zevcinden ayrılmış olana söylenir. Bu isim, muhtaç ve fakir olmayana verilmez. Evli kadın'a gelince : Caiz olsun, bir nikâhla kendisine cima' olu­nan her kadının ismidir. Kocasından zengin olsun, fakir olsun veya bülüğa erişmiş veya erişmemiş olsun, ayrılan kadına veri­len   isimdir.

Seyyib : Helâl veya haram olarak cima' olunmuş, kocası var veya yok, küçük veya büyük, zengin veya fakir, her kadına ve­rilen isimdir.

«Sen, benimle konuşmadıkça veya bana söylemedikçe veya benimle konuşana kadar, seninle konuşmam,» diye yemin 3den kimse, o şahısla beraberce selamlaşsa; İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, yemini bozulur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'e göre, bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse : «Mekke'ye giderse, onunla konuşmam,» di­ye yemin etse-, diğer şahıs da  Mekke'ye gitse; yoldan geri, dönse ve yeminden şahıs o zaman konuşsa, yemini bozulur. İtâbiy-ye'de de böyledir.

Bir adam, arkadaşına': «Kğer, senden önce konuşursam veya evlenirsem kölem hür olsun," dese deT karşılaşınca ayni anda selamlaşmalar veya beraberce evlenseler yemini bozulmaz. Kâfi'de de böyledir.

Yemin eden kimseden, yemin düşer; Ve, bu yemin hük­müyle, ebediyyen yemini bozulmaz. Çünkü, yemin eyleyenin sö­zü, her zaman yemin olunan sözünden, sonra olmuş olur.

Bir adam karısına : «Eğer, sendan önce konuşursam; sen boşsun,» dediği vakit, karısıdâ ona : «Ben de, sen konuşmadan önce, konuşursam; cariyem hür clsun.» der; bundan sonra, Koca­sı konuşursa; yemini bozulmaz. Kadının da yemini    bozulmaz-

Çünkü, o kocasından evel konuşmarmştır.

Eğer her ikisinin de yemini beraber oimuş olsaydı, lâyık olan yine beraberce konuşmaktı, o zaman, her ikisi de yeminini bozmuş olmazdı. Keza, başka birisine ; «Eğer, senden önce konu­şursam; kölem hür olsun,- diyen kimse ile karşılaşmalarda aynı anda selamlaşsaiar yemin edinin yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir topluluk, bir mecliste, konuşurlarken bunlardan bi­risi : "Bundan sonra, kim konuşursa; karısı boş olsun.» dedikten sonra, kendisi konuşursa karısı boş olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da

da böyledir.

Bir kimse : «AbduUahın çocuğu ile, kim konuşursa; söy­le olsun...» der ve yemin edenin de adı Abdullah olursa, bu şa­hıs, kendi çocuğu ile konuşunca; yemini bozulur. Hulâsa'da   da böyledir.

Bir kimse : «Vallahi, filan ile konuşmam, estağfiruüah, inşallah..." dese, îmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'e göre istisna etmiş o-lur ve diyâneten yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdihân'da da böy­ledir,

İmânı  Muhammet!  (R.A)'c çnvc    bir   adanı  : Vallahi, bir kimse ile konuşmam;   ancak filan   ile vey filân ile konuşu­rum,» dese; onların İkisiyle veya birisyls konuşabilir.

«Hiç bir kimse ile konuşmam yalnız Basralı veya Küfe-li biri ile konuşurum,» diye yemin eden kimse; onlardan birisiyle veya her ikisiyle konuşsa; yemini bozulmaz.

Keza, Küfeli veya Basralı birçok kimse ile konuşsa; yine, ye­mini bozulmaz, Keza : «İnsanlardan şu iki adam hariç, hiç biriy­le kGnuşmam,» diye yemin eylese ve şayet «şu iki adamın lairisi hariç, ebediyyen hiç kimse ile konuşmam,» demiş olsa onlardan ancak birisi müstesna kalmış olur. Eğer, birisiyle konuşursa; ye­mini bozulmaz. İkisiyle de konuşursa yemini bozulur.

Keza : «Küfeli veya Basralı iki kişiden birisi hariç, hiç bir kimse ile konuşmam,» diye veya «Küfeli veya Basralı olan şu iki kişinin birisi hariç kimse ile konuşmam,» diye yemin eden kim­se onlardan birisiyle veya her ikisiyleöe konuşursa, yemini bo­zulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse : «Vallahi, bir kimse ile konuşmanı; yalnız bir kişi, küfeli hariç,» diye yemin etse ve küfeli iki kişi ile konuşsa yemini bozulur.

Şayet : «Kûfeli ehlinden, bir kişi hariç,» demiş olsaydı da; hepsiyle konuşsaydı: yemini bozulmazdı..

Bir kimse .- «Eğer   Zeydin oğlu ile konuşursam; karım boş olsun,» der; bir başka adam da : «Amr'in oğlu ile konuşur­sam; kölem hür olsun,» dedikten sonra; konuşurlarsa;   yeminle­ri bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Filan adam ile konuşmam,™ diye yemin eden kimseye; yemin olunan adam, sevindirici bir haber söylese; yemin   eden de, «elhamdülillah» dese;  veya üzücü bir haber söylese de, ye­min eylende : «înnâlillah,» dese, yemini bozulmaz. Tatahâniyye'-de de böyledir.

Bu şahıs, eğer: «Allah, bize de, sana da ecir versin,» der­se; yine yemini bozulur. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimse : «Eğer seninle konuşursam, eve girmem ha­ram olsun; filanca ile konuşmam da,» dediği halde eve girse ve o filanca ile de konuşsa; yemini bozulur.

Şayet : «Filan ile konuşamam da, haram olsun,» demiş ol-saydi; yemininin ikise de bozulmuş olurdu, Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir adam karısına: «Eğer filane ile konuşursan; sen boşsun,» dedikten sonra, karısı çamaşır yıkasa; konuşmaması gereken kadın da : «Temiz yıkadın,» deyince diğeri, o kadını ta­nısın veya tanımasın  «Evet» dese; bu sözlerle; kadın boş olur. Zahîriyyc'de de böyledir.

Aslolan : Gerçekten konuşmak, anlatmak, hitap oylc-mek dudakla olur. İtbiyye'de   de böyledir.

Bir adam diğerine : -Eğer, filan adam geldi diye ha­ber verirsen; karım boş olsun.» veya «Kölem hür olsun» der; di­ğeri de yalandan haber verirse; yemin bozulur ve köle hür olur.

Eğer : «Bana, filan adamın geldiğini haber verirsen...» de­miş olduğu halde, o, yalandan haber verseydi, yemin bozulmaz; köle hür olmazdı.

Bir adam, diğerine : «Eğer. karımın evde olduğunu ba­na haber verirsen; şöyle olsun...» der; o da yalandan haber verirse; yemini bozulur, fiöer : «Karımın evdeki ysrini söyler­sen,..» der: oda, yalandan haber verirse,- yemini bozulmaz.

Bir adam diğerine : «filan adam, geldi diye veya filan adamın geldiğini müjdelersen, şöyle olsun,» diye yevmin eyîese; diğer adamda yalandan müjdelcse, yemini bozulmaz.

«Eğer filan adamın geldiğini (veya geldi diye) bildirir-sen, şöyle olsun...» diyen bir kimseye; diğer adam, yalan olarak haber verirse; yemin bozulmaz.

Şayet, doğru olarak haber verdiği halde, yemin eyleyen, daha önce filanın   geldiğini bilirse! yemin yine bozulmaz.

Fakat, yemin ederken : «Eğer, bana haber vsrırsen...» ele­miş olsaydı; bu durumda, yemin eden kimse! diğerinin haber vermesinden önce, o şahsın geldiğini bflse bile,- yemini bozulur­du.

«Eğer bildirirsen..." demekle, «haber verirsen...» demeyi kasdeyiemişss; o zaman da, yemini bozulur, lâyık olan da, hem diyâneten hem de, hükmen kasdını kabul eylemektir. Bir kimse :

«Eğer, bana filan geldi diye, yazarsan» dediği zaman o şahıs, ena yalandan yazsa; mektup yemin eyleyene varsın veya var­masın, yemin bozulur.

Şayet : «Filanın geldiğini, bana yazarsan...» der; o da, ya­landan yazarsa; yemin bozulmaz.

Diğer şahıs, yemin eden kimseye, şu şekilde yazarsa : Gerçekten, filan adam geldi. Hakikaten, o adam da mektup ya­zılmadan önce gelmiş, olsa fakat mektup yazan, onu bilmese; ye­min bozulur. .

Bir adam; filanın sırrını filana açmayacağına ebodiy-yen yemin eylese de ya mektupla yazsa veya söylese veya fila­nın sırrı söylemi? diye sorulunca başı ile işaret eylese, yemini bozulur. .

Keza : «Filan adamın, sırrını filan adama ifşa eylemeye-ceğine,» veya «Filanın sırrını, filana bildirmemeye» veya «yeri­ni bildirmemeye» veya «Sırrını gizleyeceğine yemin eyleyen,» veya «sırrını örteceğine yemin eyleyen,» veya «filana işaret ey­lem ey eceğine» yemin eden kimse; bunlardan birisini yaparsa; yemini bozulur.

Eğer, bunların tamamında, işaretten başka, söylemekle, yaz­makla haber vermeyi kasdeyledi ise; Allah ile kendi arasında­dır. Hükümde, inanılıp inanılmayacağı hakkında bütün âlim­ler : «inanılmaz,» demişlerdir.

Sonra da bu şekildeki yemininin kurtuluş yolunu ararsa; çâre şudur : «Biz, yerlerin ve sırların halini söyleyeceğiz Sen, yemin eylediğin adamın yeri ve sırrı olmadığı zaman hayır de ve biz, o adamın yerini ve sırrını söyleyince sus,» denilir. İşte, böyle yapılınca yemin edilenin sırrı ve yeri belli olsada yemin edenin yemini bozulmaz.

Filan kadını çahştırmamaya yemin eden kimse; ona ima eylese ve onu çalıştırsa : (halbuki işaretler büyüklerin halidir.) Kadın çalışsa da, çalışmasa da, yemin eden şahsın yemini, bo­zulmaz-

Bir adamın sırrını veya yerini diğer bir adama haber vermemeye yemin eden kimse; onu, yazmakla veya mektup yol­lamakla haber verse; yemini bozulur.

Keza; müjdelememeye yemin eden bir kimse; yazsa ve­ya  mektupla müjdelese yemini bozulur.

Şayet, yemin eden kimseye; «Filan adamın sırrı, şu değiîmi? veya» yeri, filan yer değil mi? denüse; o da, başıyla «evet» diye îmâ eylese; bu bir haber beşaret olmadığından, yemin eyleyenin yemini bozulmaz.

Eğer, baş işareti ili haber vermeyi veya beşaret eylemeyi kasdeylemişse; hem diyâneten hem de, hükmen tasdik olunur.

«Filan adamın malını ikrar eylemem,» diye yemin eden kimse : «Şöyle, şöye mi?» denilince: oda başı İle «evet» diye işa­ret yapsa; yemini bozulmaz.

«Filan adamın, sımm söylemem» diye yemin eden kimse; bu haberi yazmakla; işaret etmekle, yemini bozulmaz.

Şayet : «Filan adamın sırrı şu mu?» veya «yeri şura mı?» denilince; yemin eden «evet» dese; yemini bozulur.

Bu şekilde, yemin eden kimse; yeminden sonra ahras ol­sa; konuşmaya kudreti yetişmese; yemini, işaret üzere ve yaz­makla olur.

Yalnız, bir her hariç : O da : Bir adamın sırrını konuşmaya­cağına, veya haber vermeyeceğine, yemin eden kimsenin yemi­ni işaret ve yazmakla bozulmaz. îşâröt ve yazmak ahras olduk­tan sonra olsa bile böyledir.

«Filan adamı çağırmam» diye yemin eden kimse; onu yazmakla veya mektupla çağırırsa; yemini bozulur. İmâm Mu­hammet! (R.A.)'e göre, tebliğ, haber menzilindedir. Bu yaz­makla da, haber yollamakla da, hasıl olur. Keza, bu hatırlamakda, yazmak ve haber yollamakla hasıl olur.

Bir kimse : «Hangi kölem,' beni şöylece sevindirirse; hürdür,» dese; kölelerde, birlikte müjdeleseler, hspside hür olur­lar.

Eğer, birisi önceden müjdelerse ,o hür olur. Onlarda, birisi haberci yollasa; eğer, haber veren de, yemin eden kimsenin kö­lesi ise, işte o hür olur.

Eğer, haber veren, haberi kendini gönderen köleye mal ey-lemezse, bu köle, hür olmaz. Muhıyt'ta de böyledir.

Bir kimse, diğerine : «Eğer, bana şu taş altındır veya şu erkek kadındır diye haber verirsen...» diye bir şeye yemin eylese; o da, haber verse şart yerini bulduğundan yemin bozu­lur. Şayet : «Eğer, bildirir veya müjdelersen...» demi şolsaydi; yemini bozulmazdı. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir kimse, «filancaya mektup yazmam,»   diye yemin et­tiği halde, emredip bir başkasına yazdırsa; eğer, yemin eyleyen hükümdar ise, onun emreylenıesi kendi yazması yerinde oldu­ğundan, yemini bozulur. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse : «Kur'âıı'dan sûre okumam,» diye yemin et­tiği halde, bir sûreye gözüyle, sonuna kadar baksa; yemini bo­zulmaz. Bu ,bil - ittifak böyledir. Fetâvâyi Dûmrâ'da da böyledir.

Bir kimse «Filan adamın kitabını okumam.» diye yemin etse de, ona baksa ve kitabın içinde ne olduğunu anlasa; îir.ftm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, yemini bozulmaz. Fetva da, buna göre­dir.

Bir kimse : «Filan adamın mektubunu okumam,» diye yemin eylese de, bir satırını okusa, yemini bozulur. Eğer, yarım satır okursa, yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Bir süreyi okumamaya» yemin eden kimse; o sureyi oku­yup, bir harfini okumasa; yemeni bozulur. Eğer, uzunca bir âye­tini okumazsa; yemini bozulmaz. Bedâi'de de böyledir.

«Bir şiire benzetmemeye» yemin eden kimse; o şiirin yarısına benzetse; yemini bozulmaz. Eğer, o yarım beyt diğer bir şiirden bir beyt ise yine yemini bozulmaz. İmâm Muhammet! (R.A.)'e göre farslı bir adam el - hamd sûresini arapça okumamaya ye­min eylese de, lalın ile okusa; yemini bozulmaz. Eğer adam fasih kimse ise, o zaman bozulur.

«Yazı okumamaya» yemin eden kimse, yumurta veya başka şey üzerine yazılmış yazıyı okursa ve «ben, kağıt üzerin­de olanı okumamayı kast eyledim» derse; gerçek, kendi ile Al-lahu Teâlâ arasındadır. Hükümde bu sözü geçerli olmaz Mu-hıyt'te de böyledir.

«Bugün kur'ân okumayacağım,» diye yemin eden kimse; namazda veya başka yerde okursa; yemini bozulur. Keza : «Rükû' ve secdeleri yapmayacağım,» diye yemin eden kimse; bunları namazda veya başka yerde yaparsa, yemini bozulur.

Eğer, yemin eden kimse; besmeleyi okur da, sûre-i Nemil'de olanı kast eylerse; yemini bozulur; değilse bozulmaz. Çünkü, in­sanlar besmeleyi teberrük için okuyorlar; kıraat için okumuyor­lar. Fetâvâyi Kât hân'da da böyledir.

Bu şekilde yemin eyleyene çâre Farzları cemaatla kılarsa; yemini bozulmaz; şayet, bir rek'atı kazaya kalır da, onu yalnız kılarsa, yemini bozulur.

Kadın, böyle yemin eylemişse; kocasına veya başka bir mahremine iktidâ eyleyerek kılar ve yemini bozulmaz. Muhıyt-te de böyledir.

Vitir namazını kasdeden kimse; Ramazanın haricinde de, bir başka vitir kılana uyarsa; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Kur'ân okumamaya yemin eden kimse; Fatiha Sûresini, duâ niyyetiyle okursa, yemini bozulmaz. Zahiriyye'de  de böyledir.

Bir kimse : «Eğer Kur'ânm bütün sûrelerinden okursam; sadaka vermek, üzerime borç olsun.»-derse : İmâm Muhammed (R.A.)'e göre bütün Kur'ân üzerine yemin eylemiş olur. Fetâvâ­yi Kâdîhân'da da böyledir

Bir adam : «İstersen, yemin üzerime olsun,» der; diğeri-de : «İsterim,» derse; yemin etmiş olur. «Eğer filanla konuşursam yemin üzerime olsun,» diyen de böyledir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Eğer, filan adamın evine gider ve onunla konuşursan, benden boşsun,» der; kadın da, onun evine gitmez; fakat başka bir yerde, o adamla konuşursa; yemin bo­zulmaz.

«Eğer, filan adamın evine gitmez ve onunla konuşmazsan benden boşsun,» demiş olsa ve evine gitmese, fakat başka bir yerde konuşsa yemini bozulur. Ve karısı boş olur.

Bir kimse, karısına : «Benimle bugün   yaptığım    filan adama söylemezsen; sen, boşsun.» der;   kadın da dediği gibi ko­nuşur fakat, o adam duymazsa; kadın boş olmaz.

«Eğer,-bu gün bana söylemezsen sen boşsun,» der; kadın da söyler; fakat kendisi duymazsa; bu kadın boş olur. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adam, kimsenin aybını söylememek üzere karısının talâkına yemin etse; karısı ile konuşurken de : «Filan içki içti ve içki sattı; sonrada tevbe eyledi,» dese karısı boş olur. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.

«Bir sene, konuşmamaya» yemin eden kimse, senin ba­ki kalan günlerinde konuşmaz.

Bir ay konuşmamaya yemin eden kimse; yemin eylediği günden itibaren, bir ay konuşmaz. Kâfî'de de böyledir.

«Aylara, konuşmam» diye yemin eden kimse; İmâm E-bû Hanîfe (R.A.)'ye göre üç ay konuşmaz.

«Seninle, senelerce konuşmam,» diye yemin eden kimse; üç sene konuşmaz. Bu bil - ittifak böyledir. Bedâi'de de böyledir.

«Hin veya zaman konuşmamaya» yemin eden kimse; nefi de olsun, isbatta olsun, altı ay konuşmaz.- (misâl : «Bir müd­det veya bir zaman oruç tutacağım.» diye yemin eden kimss-; eğer, bir "zaman tayin eylememişse; altı ay oruç tutar. Eğer, mu­ayyen zamana niyyet etmişse; tasdik edilir. Dehir de, böyledir. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, niy-yetinde belirli bir azman yoksa; bu müddet altı aydır. İmâm Ebü Hanîfe (R.A) «Dehir nedir? Ben bilmiyorum,» demiştir. İhtilaf kelime nekre (= belirsiz) olduğuna göredir. Eğer, marife (= be­lirli) olursa; bil - icma ebediyet ifade eylerler Tebyin'de de böyledir.

Zamanlara konuşmamaya,  yemin eden kimse;  İmâm Ebû Hânife (R.A.)'ye göre, altmış ay konuşmaz. Sirâcü'İ - Veh-hâc'da da böyledir.

«Dehirlerce konuşmamaya» yemin eden kimse;, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'e göre en sekiz ay konuşmaz. Tahâyî Şerhi'nde de böyledir.

Ömür boyu   konuşmamaya yemin eden kimse:   niyeti yoksa, ömrünün sonuna kadar   konuşmaz, Eğer, nekre   olarak «omren» demişse İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre altı aydır, hin gibi. Eğer, «bir hukup» demişse; bu müddet seksen senedir. Si-râcü'l - Cehhac'da da   böyledir.

Asıl'da : Ayın evveli; yansı geçmeden önceki zaman­dır.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A)'a göre, bir adam, «filanca ile, aym evvelinde, günün sonunda konuşmam,» diye yemin eylese ve günün evvelin de, aym sonunda da konuşmam... dese; onboşin-ci ve on altıncı günleri konuşmaz. Hulâsa'da da böyledir.

«Annesiyle, üç yıl konuşmamaya» yemin ve talâk üze­re şart eden kimsenin haber yollayarak, annssinin kendin­den râzi olmasını ve hakkını helâl etmesini istemesi uygun olur. Hâvî'de böyledir.

İmâm Mulıammed (R.A.)e «Senenin veya aym bu gü­nünde konuşmam,» diye yemin eden kimse;'   seneler veya aylar devreyledikce, o gün, konuşmaz. Tatarhâniyye'de de   böyledir.

Bir kimse :  «Filan ile, bu senemizde konuşmam, diye yemin  etse; muharrem ayını nbaşma kadar, konuşmaz,   -yoksa, yemin ettiği andan itibaren bir sene değil.-

Bir adam, karışma : «Eğer, seninle seneye kadar, konu­şursam; sen boşsun, git ey Allah'ın düşmanı,» dese; kadm bo­şanmış olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse : «Vallahi, aydan sonra bir ay, seninle konuş­mam,» diye yemin etse işte o, iki ay konuşmama sözü menzilindedir. Keza : «Vallahi, seneden sonra bir sene, seninle konuş­mam,» diye yemin etse; «iki sene konuşmam» demiş olur,

Bir kimse : «Vallahi, bu aydan sonra, seninle bir ay ko­nuşmam,» derse; bu şahıs, içinde bulunduğu ayda konuşur; on­dan sonraki ayda konuşmaz. Zehıyre'de de böyledir.

Bir kimse : «Vallah; filan adamm geldiği günde, seninle konuşmam,» derse; günün evelinde, o adamla konuşur; günün sonunda da, «gelirse»     dediği adam gelirse; yemini bozulur.

Şayet, o gelecek adam günün evvelin gelse de yemin eden şahıs günün sonunda konuşsa; bütün âlimlere göre, yemin bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam : «Filan adamın gelmesinden önceki bir ayda; filan adamla konuşamam,»  diye yemin etse ve    aym başında «konuşmam» dediği o adamla konuşsa; «gelirse»  dediği  adam da ,aym son günü gelse; yemini bozulur.

Bir adam : «Vallahi, filan adamm gelmesinden    önce, bir ay seninle konuşmam,» dedikten sonra konuşsa; beş gün sanra da,- o adam gelse; yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böy­ledir.

Bir kimse  :  «Vallahi, bir gün hariç veya bir günden başka, senin, bir ay konuşmam,»   diye yemin etse; işte o, niy-yjeti üzerinedir. Eğer,  niyyeti yoksa; istediği günü    seçebilir. Çünkü, gün nekredir yani belirli değildir

Şayet :  «bir gun noksan,» demiş olsaydı, yirmi dokuz gün konuşmaması gerekirdi. Çünkü, ^noksan, bir şeyin sonun­da otur* fcâmiu'I - Kebir Şerhi'nde de böyledir.

Bir kimse : «Filan ve filan ile bir gün hariç,  bu sene konuşmam,» diye   yemin etse; eğer, ikisiyle   de ayni günde ko­nuşursa; yemini bozulmaz.

Eğer, birisiyle bir gün, diğeri ile de, başka bir günde konu­şursa; yemini bozulur.

Şayet, birisiyle konuştuğu gün, diğeri ile de, konuşda; ye­mini bozulmaz.

Eğer, belli bir günü istisna eylemişse; birisiyle o belli gün­de konuşsa da, diğeri ile başka bir günde konuşsa-, yemini bo­zulmaz.

Ve eğer, bir gün hariç ikisiylede bir ay konuşmamaya ye­min eylemişse; eğer, bir günü tayin eyleyerek niyet eylemişse; işte, o gün konuşabilir. Eğer, böyle bir niyeti yoksa, dilediği gü­nü seçer. Muhıyt'te de böyledir

Bir adam, Karısına : «Filan adamla bir gün konuşur­sam; sen, benden boşsun,» dese;   işte o, geceli ve gündüzlü bir  gün  h az. Şayet, gece veya gündüz konuşursa yemini bo­zulur.

Eğer Hassaten, gündüzü niyyet eylemişse; hükümde,    sözü doğrulanır ve geçerli olur. Kâfî'de de böyledir.

Bu kimse : «Eğer, gece filanla konuşursam veya gece filan gelirse; sen boşsun,» demiş olsa da,   gündüz konuşsa; veya adam gündüz gelse; kadın boş olmaz. Çünjtü, gece lügatte gece­nin karanlığının ismidir. Burda örf yoktur. Bedâi'de de böyle­dir.

Bir adam, karısına : «Eğer filan ile konuşursam;    sen boşsun; yalnız filanın gelmesi-veya gelene kadar müstesna veya filan izin verene kadar müstesna» dediği halde konuşursa; ka­dın boş olur. Eğer , adam geldikten veya izin verildikten sonra konuşursa; kadın boş olmaz.

Keza : «Eğer filan ile konuşursam; sen boşsun; ancak filan gelirse müstesna,» der ve o adam ölürse; yemin, İmâm Ebû Ha-nîfe (R.A.) ve İmam Mulymımed (R.A.)'e göre düşer. Kâfî'ds de böyledir.

Bizzat, bir gün, bir adamla konuşmamaya yemin eden kimsenin yemini, o güne aittir. Gecesi beraber değildir. Tahâvî Şerhi'nde de böyledir.

Bir kimse : «Günlerce onunla konuşmam,» diye yemin ettiği zaman; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, on gün konuş­maz. Hidâye'de de böyledir.

«Günlerce onunla konuşmam,» diye yemi neden kimse : Cami Kitabına göre üç gün üzerine yemin etmiş sayılır, «Bunun hilafı, söylenmemiştir. Sahih olan da budur.» denilmiştir.

«Çok günler, onunla konuşmam,» diye yemin eden kim-, se; on gün üzere, yemin etmiş sayılır. Bu, İmâm Ebû Hanîfe (R. A.)'nın   kıyasında böyledir. Bedâi'de de böyledir.

Bir adam: «Seninle, her gün konuşursam; şu yemin üze­rime olsun,» dese de, onunla, iki gün konuşsa, iki yemini bozul­muş olur. Şayet, her iki günde konuşursam demiş olcaydi, bir  yemini bozulurdu. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir adam: «Onun şu günlerinde, filan adamla konuş­mayacağım,» diye yemin etmiş olsa; İmâm Ebû Yûsuf  (R.A.)'e göre, o, üç gün konuşmaz. Şayet, «bütün günlerinde konuşmaya­cağım.» demiş olsaydı; ömür boyu konuşamazdı. Fetâvâyi Kâdi-hân'da da böyledir.

«Seninle, on gün konuşmayacağım,» diyen kimse;    bu sözü, Cumartesi gününde söylediyse,   iki cumartesi   konuşmaz. Çünkü, on günün içinde, cumartesi günü, iki defa dolanmaz Ke­za :  «Seninle, cumartesi günü, iki günü, iki gün konuşmam» de­se; iki cumartesi günü konuşmaz. Çünkü, cumartesi günü, iki gün olmaz ve iki günde iki cumartesi arka arkaya gelmez; onun mu­radının, iki defa, cumartesi günleri konuşmak olduğu anlaşılır.

«Eğer, cumartesi günü, üç gün konuşmam; seninle,» diye ye­min eylemişse; o üç günün hepsinin de, Cumartesi günleri olması gerekir. Câmiu1! - Kebîr Şerhi'nde de böyledir.

Bir kimse : «Onunla bir gün bir sene, bir gün, konuş­mam.» veya «Bir sene, bir gün, konuşmam,» der; eğer aynı günü niyyet eylemişse; bütün sene, o güne tesadüf eden günde konuş­maz.

Şayet, bir şeye niyyet eylemişse; sene boyu haftanın cum'a günü konuşmaz.

Eğer, bir cum'a konuşursa; yemini bozulur. Itâbiyye'de de böyledir.

Filan adamla, on güne kadar konuşmamaya yemin eden kimsenin yeminine onuncu günde girmiş olur. Fetâvâyi   Kâdî-hân'da da böyledir

«Onunla bugün veya yarın konuşmam,» diyp yemin eden kimse, bu gün veya yarın konuşsa; yemini bozulur. Itâbiyye'de de böyledir.

«Vallahi; onunla,  bugün ve yarın konuşmam,»  diyen kimse : o günün kalan kısmıyla; yarın, konuşmaz. Aradaki gece ise, yeminin içine girmez. Bedâi'de de böyledir.

«Onunla, bugün ve yarın ve öbür gün, konuşmam,» diye yemin eden kimse;   gecede olsun, gündüzde olsun, bir tek    söz söyleyemez. Şayet, «Bu günde, yarın, öbür günde, konuşmam.»

demiş olsaydı; o üç günde, ayrı ayrı konuşmadıkça yemini bozul­mazdı. Ve gece konuşsa bile yine yemini bozulmazdı. Ksrder"nin Veçîzi'nde de  böyledir.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre «Filan adamla, iki gün arasında bir gün konuşmam,» diyen kimse; bir niyyeti yoksa; işte o, «vallahi, onunla bir gün konuşmam» diyen gibidir. Muhiyt'te de böyledir.

Eğer, gece : «Onunla, bir gün konuşmam,» derse; O an­dan, güneş batana kadar, konuşamaz Itâbiyye'de de böyledir.

Eğer, yemininden sonra, şafak yeri ağarmadan, konuşur­sa;  sahih kavle göre, yemini bozulur. Muhiyfte de böyledir.

Şayet gündüz : «Onunla, gece konuşmam/, derse; o andan itibaren, fecrin tulûuna kadar, konuşmaz. Itabiyye'de de böyledir.

Günün bazı kısımmda : Onunla bir gün konuşmamaya yemin  eden kimsenin yemini, o andan itibaren, yemin eylediği dakikaya kadar, gece ve   gündüz devam eyler.

Keza, gecede iken : «Gece konuşmam,» diye yemin edenin yemin müddeti, o dakikadan itibaren, gelecek gecenin o anma kadar, gündüzde dahil olmak şartıyla devam eyler. Bedâi'de de böyledir.

«Vallahi, seninle, bir gün ve birgün konuşmam,.» veya «iki gün konuşmam,» diyen   kimse; aralardaki gecelerde de ko­nuşamaz.

Şayet : «Seninle, bir gün ve iki gün konuşmam,- dese; üçüncü gün sona erince, yemin de nihayet bulur.   .

Eğer : «Seninle, bir gün, iki gün değil, konuşmam,» der ve üçüncü 1 gün, konuşursa; yemini bozulmaz.

Bir kimse gecenin yarısında veya gündüzün ortasında: «Vallahi, seninle, iki gece konuşmam,» demiş olsa! yarının ayni saatma kadar da, konuşmasa; yemini bozulmaz.

«Filan adamla, otuz gün konuşmam diye yemin ettiği za­man, yemin eylediği andan itibaren, otuzuncu günün batışına kadar konuşmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Günün bir kısmında .- «Vallahi bugün, onunla konuş­mam,« diyen kimse; o günün geride kalanı kadarında, konuş­maz. Şayet, geceleyin yemin eylemişse; yarının gün batınıma kadar konuşmasıyla yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Gündüzleyin : «Bu gece konuşmam,» diye yemin eden kimsenin   yeminine, o günün kalan kısmı dâhil olmaz. Bu ye­min, geceye mahsusdur.

«Gecenin evvelinde, niyyeti olmaksızın : «Bugün konuş­mam,» diye yemin eden kimsenin; yemini geçersizdir.

Eğer, gecenin sonunda yemin eylemiş olsaydı, işte o, gele­cek günde,, konuşamazdı.

«Vallahi, filan adamla, günlerimin    birisinde, konuşu­rum veya günlerimin birinde veya ikisinde çıkarırım veya gün­lerim de çıkarırım,» dese işte o kimse, o gün ve gece de dâhil ol­mak üzere, on günden az bir zamanda konuşur veya  çıkarırsa yemin yerini bulmuş olur. Eğer, on gün geçene kadar konuşmaz veya çıkarmazca; yemini bozulur.  Muhıyt'te de böyledir.

Üç gün konuşmam! yalnız, bu gün hariç, diye yemin eden kimse! o günden sonra, iki gün konuşmaz. Şayet : «Bu gün­den gayri veya bugünden başka,» demiş olsaydı, bu durumda, üç gün konuşmazdı. Itabiyye'de de böyledir.

«Filan adamla, bu evde   olduğu müddetçe, konuşmam.» diye yemin eden kimse, o adam, o evden eşyalarını çıkardıktan sonra, gelse ve o zaman   konuşsa; yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Keza : «Evde durduğu müddetçe» dese, yine böyledir. İzah -da da böyledir.

  «Bağdad'da kaldığım    müddetcs,    seninle konuşmam,» diye yemin eden kimse; kendisi bizzat Bağdat'tan çıkınca; yemin kalmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Şu elbise üzerinde olduğu müddetçe, filan adamla ko­nuşmam,» diye yemin eden kimse; o adam, o elbiseyi çıkarıp tekrar giydikten sonra, konuşursa; yemini bozulmaz. Şâyct : "Şu elbise, üzerinde olduğu halde, konuşmam,» diye yemin etse ve

o adamda, o elbiseyi çıkarıp tekrar giydikten sonra konuşsaydı; yemini bozulurdu. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, karışma : «Vallahi, annen baban sağ iken, se­ninle konuşmam,» dese de, onlardan birisi öldükten sonra konuş­sa; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf(R.A.)'e göre, ayakta duran bir adam hakkında : «Vallahi, şu adamla konuşmam,» dese ve «onun, a-yakta olduğu müddeti niyyet eylese» ve ayakta ikende konuş­masa; niyyeti geçerli değildir.

Şayet : «Şu ayakta durduğu müddetçe,» demiş olsaydı; ken­di ile Allah arasında olurdu. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse : «Ebediyyen, elbette konuşacağım,» diye ye­min ettiği adamla karşılaştığı, müddetçe, devamlı konuşacaktır. Eğer : «Ebediyen konuşmayacağım,» demiş olsaydı; konuştuğu zaman yemini bozulurdu. îzâh'ta da böyledir.

«Filan adamla, hac dönüşüne kadar konuşmayacağım,» diye yemin eden kimse; hacdan bir kişi geldikten sonra, konu­şursa;   yemini bozulmaz. -

Keza  «Hasad zamanına kadar, filan adamla konuşmayaca­ğım,» dese de; bir kişi hasad yapsa; yemini sona ermiş olur.

«Kar olmadığı müddetçe, konuşmam,» diye yemin eden kim­se; eğer, kar yer yüzünde olmadığı müddeti niyet eylemişse; ha­kikaten, kar, yer yüzünde oldukça; konuşamaz. Eğer yemin e-den kimse, kendi bulunduğu yeri şart koşmuşsa; -başka belde­yi değil,- yemin eden kimsenin beldesinde, kar olmadığı müd­detçe, yemini geçerli olur. Kar'm olması demek, kar'm gökte u-çar olması veya duvar veya ağaç üzerinde bulunupta yerde ka-rar etmemiş olması demek değildir. Kar'm, yerde mevcut olma­sı demektir. Eğer, kar'm yağma zamanını niyyet eylemişse; kar yağma zamanı gelene kadar konuşmaz.

«Hac mevsimi gelene kadar, filan adamla kosmşmam,» diye yemin eden kimse. İmâm Muhammed (R.A.)'e göre kurban bayramı sabahı konuşur. İmânı Ebû Yûsuf (R.A.)'s göre ise, arefe günü güneş batınca   konuşur. Muhıyt'te de böyledir.

«Filan adamla yaza veya kışa kadar konuşmam,»   diye yemin eden kimse; bulunduğu beldede yaz veya kış tanınan za­mana kadar konuşur. Kış, kalın elbiselerin giyildiği; yaz ise, in­ce elbiselerin giyildiği zamanlardır.

Kadir gecesi avama göre, Ramazanın yirmi yedinci gecesi-dir. Ariflere göre, ihtilaflıdır. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre ileri ve geri gider. İmâmeyn'e göre ise gitmez.

Bu ihtilâfın faydası : «Bir adam, Ramazan geçene kadar, fi­lan adamla konuşmam,» diye yemin etse; İmâm Ebû Hanîfe (R. A.)'ye göre, eğer Ramazmm bir günü geçtikten sonra yemin ey-lediyse gelecek senenin ramazanıda çıkana kadar   konuşamaz.

İmâmeyn'e göre, ikinci ramazanın, birinci günü geçtikten sonra konuşabilir.

Eğer, Ramazan girmeden önce yemin eylemiş olsaydı; o Ramazan çıkınca konuşabilir. Fetva İmâmın kavline göredir. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Bir kimse : «Filan adam ile konuşursam; cum'a   veya perşembe günü kazancımın tamamı sadakadır.» dese; o iki gün­de, mâlik olduğunun tamamını tasadduk eyler.

Bir kimse : «Cum'a günü konuşmam,» diye yemin etse; niyyeti de olmasa; hafta'nm cum'a günlerini Itonuşmaz. Eğer, iki cum'a demiş olsaydı, işte o, iki cum'a günleri iki hafta konuş­mazdı.

Şayet, üç cum'a deseydi, işte o, yemin eylediği günden itiba­ren, yirmi bir gün konuşamazdı.

.Eğer, yalnız cum'a gününü niyyet eyledim,» derse; bu sözü,, hükümde geçerli olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Vallahi, seninle bu  Cum'a konuşmam,"  diye    yemin eden kimse;    cum'anm dışında kalan günlerde, konuşur.

«Seninle perşembe günü veya pazar günü veya pazartesi günü konuşmam,» diyen gibi...

Bu, niyyetinin yalnız cum'a gününe olduğuna göredir. Eğer, cum'a derken, bütün haftanın günlerini niyyet eylemişse; bu niyyetine göre haftanın hiç bir gününde konuşamaz. Muhıyt'te de böyledir.

«Vallâh, seninle, nıâlura cum'a günü konuşmam,» diye ye­min eden kimse; diğer günlerde konuşur. Zira, cum'a bilinen bir günün ismidir. Bedâi'de de böyledir.

Bir kimse : «Filanla, şu zamana kadar konuşmam,» diye vemin edince; eğer, niyetinde, «bir zaman» varsa; (on saata kadar, on güne kadar, on aya veya on yıla kadar gibi...) bu kimse, niyyetine göre, amel eder. Eğer, böyle bir niyyetî yoksa, bir gün konuşmaz.

«Filanla, ebediyyen konuşmam,» diye yemin eden veya «ebediyyen» demeyip de, «konuşmam» diyen kimse; ebediyyen .konuşamaz. Her hangi  bir vakit konuşsa; yemini bozulur. Ze-hıyre'de de böyledir.

«Filanla, ebediyyen konuşmam,» diye yemin eden kim­se, o adam Öldükten sonra, konuşsa; yemini bozulmaz.

«Uzun  müddet konuşmam,»   diye yemin eden     kimse; eğer, bir zamana niyyet eylemîşse; o öyledir. Eğer, niyyeti yok sa; işte o, bir ay bir gün konuşmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böy-ledir

Bir kimse : «Yakın zamana kadar, seninle konuşmam,» diye yemin etmiş olsa; bir aydan bir gün noksana kadar, ko­nuşmaz. İmâm Ebû Hanîfe  (R.A.)'ye göredir.  Bunun    hilafını

söyleyen de olmadı. Eğer, bir aydan fazlaya niyyet eylemişse öyle olur.

Uzak zamana kadar, konuşmamaya, yemin eden kimse; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre bir aydan fazla zaman konuşmaz.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre «serîan» diye yemin eden kimse; -niyyeti yoksa- bir aydan bir gün noksan, konuşmaz.

Eğer niyyeti varsa; ona göre hareket eder. «Acilen- derse; bu bir aydan azdır.

«Acilen- derse: bu; bir aydan çoktur.

«Bıd'a aşere yevmen.» derse, on üç gündür. Eğer : -Fazlaya niyyet eyledim.' derse; oudokuz güne kadar, sözü kabul ediliir., Tatarbâniyye'de de böyledir.

Bir kimse, bir köleye : «Senin efendinle konuşmam,» di-, ye yemin etse; o köleninde, iki efendisi olsa   (biri yüksek, biri engin adam olsalar,) — eğer niyyeti yoksa; biri ile konuşunca, yemini bozulur.

Keza : «Dedenle konuşmam,» diye yemin eden kimse; hem baba, hem de ana tarafından olan dedeleri ile konuşamaz. Meb-sût'ta da böyledir.

Bir kimse, diğerine : «Seninle, senenin yakınına kadar konuşmam» derse; altı ay ve bir gün, konuşmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimse, diğerine : «Ey filan! Vallahi,   seninle on gün konuşmam;vallâhi, seninle dokuz gün konuşmam; vallahi, senin­le sekiz gün konuşmam,» dese; yeminin    ikisi bozulmuş olur; üçüncüsü kalır. Eğer, sekiz gün içinde   konuşursa; o yemini de bozulur.

Keza, eğer : «Vallahi, seninle sekiz gün konuşmam; vallahi, seninle dokuz gün konuşmam, vallahi, seninle on gün konuş­mam,» dese; yine yemininin ikisi bozulmuş, üçüncüsü kalmış olur, Eğer, on gün içinde konuşursa o yemini de bozulur. Meb-sût'ta da böyledir.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre : Bir,adam -. Filanla bir günde her konuşmamda, Allah için bir dirhem sadaka ver­mek, üzerime vacip olsun; iki günden, her konuşmamda, iki dir­hem-, üç günde, her konuşmamda, üç dirhem; sadaka vermem, vacip olsun. Dört günde, her konuşmama dört dirhem; beş gün­de, her konuşmamda, beş dirhem; sadaka vermem üzerime va­cip olsun,» dedikten sonra; dördüncü ve beşinci günlerde konuş­sa; onun, otuz dirhem sadaka vermesi lâzım olur. Eğer, birinci gün veya diğer günlerden birinde iki defa konuşmuş olsaydı, otuz dirhem sadaka vermesi gerekirdi. En doğrusunu ancak Al-lahu Teâlâ bilir. [17]

 

8- ALIM - SATIM, EVLENME VE BENZERLERİ HAKKINA YAPILAN YEMİN
 

Satın almamaya veya satmamaya veya icarlamanıaya yemin eden kimse; bu işler için   vekil tâyin ederse; yemini bo­zulmaz. Ancak, başkasına da, emretmemeye niyyet eylemişse-, o takdirde, yemini bozulur. Kâfide de böyledir.

Bir kimse, «evini satmamaya» yemin eylese de., onu, ka­rısının mehrine karşılık verse; yemini bozulur.

«Şu kısrağı satmam» diye yemin eden bir adamın kısra­ğım, birisi, alır bedelini kısrak sahibim verir; o da razı olursa; ye­mini bozulmaz Cevahur'l - Ahlatî'de de böyledir.

Bir kimse : Şunu, bir kişiden almam,» diye yemin etse ve «almam» dediği şeyi, iki kişiden alsa, yemini bozulur.

Bir kimse : «Elbise almam,» diye yemin etse, fakat bir şeye de niyyet eylemese; kürk, veya palto veya entari alsa, ye­mini bozulur. Eğer mesh veya sergi veya baş beresi veya halı, hasır alırsa; yemini bozulmaz.

Namaz caiz olacak kadar, - örtünebileceği - elbise alırsa; ye­mini bozulur. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Kadına elbise almamaya yemin   eden kimse; ona, bir baş Örtüsü alsa, yemini bozulmaz.

Bir kimse : «Filan   adamdan, birşey satın almam» diye yemin etse-, yemin olunan da, ona bir elbise teslim eylese; yemi­ni bozulur. Zahiri yy e'dede böyledir.

Hizmetçisi kıza, «taze elbise almamaya» yemin eden bir kimse, (yeni, örfde yıkanmamış   olan   elbisedir) onu   alamaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Yiyecek almam,» diye yemin eden bir kimse; buğday satın alsa; âlimlerimize göre, yemini bozulur. Hâvfde de böy­ledir.

«Şu dirhemlerle, ekmek satın almam, »diye yemin eden kimse; önce o dirhemleri, ekmekçiye vermezse; yemini bozul­maz.

Cami' Kitabında ise : «Yemin, o dirhemlere izafe edildiğin­den dolayı ister önce ekmeği alsın; ister önce dirhemleri versin-yemini bozulur.» denilmiştir. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

«Arpa satın e nam,» diye yemin eden kimse; buğday satın aldığı halde, onun içinde arpa dâneleri de bulunsa; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Küp almam,» «Odun almam,» «Kamış almam.» diye yemin eden kimse; bir ev satın alsa da; o evde, bunlar da, bu­lunsa; yemini bozulmaz.

«Hurma meyvesi almam,» diye yemin eden kimse; bir yer al­sa da; o yerin içinde, hurma ağacı ve o ağaçta da hurma bu­lunsa; müşterinin şartı hurma meyvesi olduğundan, yemini bo­zulur.

Keza : «Baklasatm almam,» diye yemin eden kimse; bir yer alsa da, içinde bakla bulunsa; yemini bozulur. Satışa baklada dahil olduğu için böyledir.

«Et satın almam,» diye yemin eden kimse; sağ bir koyun satın alsa; yemini bozulmaz. Keza «Zeytin yağı satın almam,» diye yemin eden kimse- zeytin satın alsa; yemini bozulmaz.

«Kamış satın almam,» diye yemin eden kimse; kamıştan yâ-i pılmış sepet satın alsa yemini bozulmaz.

«Kuzu satm almam,» diye yemin eden kimse; bir koyun al­sa da, oda kuzulasa; yemini bozulmaz.

«Küçük köle satın almamaya» yemin eylese de; aldığı Câri­ye doğursa; yemini bozulmaz. Bedâi'de de böyledir.

«Ağaç satm almam,» diye yemin eden kimse; bir yer satın alsa da, crdada ağaç bulunsa; yemini bozulmaz. Zahîriy-ye'de de böyledir.

 «Duvar, satm almam,» diye yemin eden bir kimse; ya­pılmış bir ev satın alsa; istihsanen, yemini bozulur.

Hurma ağacı, satm almamaya,» diye yemin edan   bir kimse; bir duvar satın alsa da, onun içinde hurma ağacı bulun­sa yemini bozulur.

«Yün satm almamaya» yemin eden kimse; bir koyun satm alsa da, onun üzerinde, yün bulunsa; yemini bozulmaz. Fetâvâ­yi kâdîhân'da da böyledir.

«Yün satın almamaya» yemin eden kimse yünlü deri satm alsa; yemini bozulmaz. İmâm Muhammed (R.A.)'e göre ise, bozulur. Itâbiyye'de   böyledir.

Bir kimse, süt satın almamaya yemin etmiş olduğu hal­de, memesinde süt bulunan, bir koyunu satm alsa; yemini bo­zulmaz.

Koyun kuyruğu, satın almamaya yemin eden kimse; kesilmiş bir koyun satın alsa; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdî­hân'da da bğyledir

Bu meselelerde aslolan : Yemin olunan, yemin olun­mayana, tâbi olarak satm almıyorsa; yemin bozulmaz.

Eğer, kasdinde dahil ise, yemin bozulur. Zehıyre'de de böy­ledir.

«Et satın almam» diye yemin eden kimse; bir baş satın alsa; yemini bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

«Baş satın almam,» diye yemin eden kimse, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre sığır ve davar basma yemin etmiş olur. İmâmeyn'e göre, yalnız, davar başına yemin etmiş sayılır. Bu ih­tilaf, o, asrın ve zamanın ihtilafdır.

«İç yağı satın almam,» diye yemin eden kimse; karın yağı satm alsa, yemini bozulur.

Şayet, sırt yağı satm alsa, (o yağın eti bitişiktir. Şemsü'l -Eimme Serahsî'ye göre yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam : «Vallahi ben bu paralarla etten başkasını sa­tın almam,» dediği halde, o paraların bir kısmı ile et; bir kısmı ile de, başka şey satm alsa ; — hepsine etten başka şey almadık­ça— yemini bozulmaz.

Bir kimse : «Vallahi, bu paralara etten başka şey satıh almam» desede, paraların bir kısmı ile etten başka şey satın al­sa; kıyasta yemini bozulmaz; istihsânda ise bozulur.

Bir kimse, yün veya kıl almamaya yemin eylese; bu kimse, mamul olmayan üzerine yemin etmiş sayılır. Yünden ve­ya kıldan yapılmış heybe, çuval satın almakla, yemini bozul­maz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Yağ satın almam,» diye yemin eden kimse; insanlarca, yağ, denilmesi âdet olan şeye yemin   etmiş sayılır. Bu   kimse, sütleğen otundan çıkarılan yağı satın alsa; yemini bozulmaz.

Bu kimse kaynamış zeytin yağı satın alırsa; yemin ey­lerken niyyeti olmasa bile yemini bozulur. Bedâi'de de böyledir.

Benefseç denilen veya hatmi denilen şeyleri satın alma­maya yemin eden kimse; bunların yağım satın alsa; bizim örfü­müze göre, yemini bozulmaz.   Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Filan adamı satın almam,»    diye yemin eden kimse; onun emiriyle, onun küçük oğlunu  veya izinli kölesini satın al­sa; yemini bozulmaz. Itâbiyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Şu şeyi, senin için alacağım,» diye   yemin edip, onun   için alsa; sonra da, onu satıcıya geri verse;   yemini yerine    gelmiş olur. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Bir kimse : «Filan adamı satın alırsam; işte, o hürdür,» dese ve onu bir başkası için satın  alsa; yemini yerine gelir mi?

İmâm Muhammed  (R.A.)'den. Fakıyh Ebû  Bekir Belhî'nin rı'vâyet ettiğine göre, o : «Yemini yerine gelmiş olmaz. Doğru­su da budur.» buyurmuştur. Zehıyre'de de böyledir.

«Filan adamın, kölesini satın almam,» diye yemin eden kimse, o şahsın evini kölesi ile birlikte kiralasa; yemini bozul­maz. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Şu köleyi, satın almam,» diye yemin eder; o köleyi olmak için kimseye de emir vermez; yemin eden, başka bir köle satın alıp ona, ticâret yapması için izin verir, o da,  yemin olunan köleyi satın alır ve o köle de yemin edenin olursa; yeminin şartı bulunmadığı için, yemin bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

«Kadın satın almam,» diye yemin eden bir kimse; kü­çük bir cariye satın alsa; yemini bozulmaz, Zahîriyye'de de böy­ledir.

Bir kimse, on adet cariyeye, baksa da : «Eğer ben, bun­lardan bir câriye satın alırsam; işte o hürdür.» der ve onlardan, bir cariyeyi başka birisi için satın aldıktan sonra; onu kendisi için alsa; ıtk olunmuş   olmaz.                

Şayet, iki cariye alır da, birisi başkası için; birisi de kendisi için olursa; bunların birisi de ıtk olmuş ( = âzad edilmiş) ol. maz. Zahîriyye'de de böyledir.

«Câriye satın almam,» diye yemin eden bir kimse; yaşlı birisini veya süt emzirtmek için birisini satın alsa; yemini bozu­lur.

«Filan yerli, köleleri satın almam,» diye yemin eden kimse; yemini üzere, oralı köleleri alamaz.

Bir-kimse : «Horasanlı olanı almam,» diye yemin ettiği halde;  Horasan şehrinden değil de, Horasana mensup olanı sa­tın alsa; yemini bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir

Bir adam yüzbeş   dirheme, üç hayvan satın   aldıktan sonra «birisini,- otuz beş dirheme aldım,» diye yemin etse; yemi­ni bozulmuş olur.

İki kişinin, ortak seksen koyunu olsa ve onlardan birisi: Ben, kırk tanesine sahip değilim,» diye yemin etse yemini bo­zulmuştur ve ona zekât gerekir. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böy­ledir.

Bir adam, erkek bir köleyi bin dirheme satın almak iste­se; ve o kölenin sahibine bin dirhemi verse-, sonrada yemin edip : «Eğer, ben bu köleyi, bu bin dirheme satm alırsam.; işte, bu bin dirhem, fakirlere sadaka olsun.» der; kölenin sahibi de:  «Eğer, ben bu köleyi, bu bin dirheme, satarsam; işte o bin dirhem fa­kirlere sadaka olsun,» dedikten sonra; kölenin sahibi, o köleyi, obin dirheme satarsa, işte, o bin dirhemi, alıcı değilde, satıcının fakirlere tasadduk etmesi gerekir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

«Eğer, bir köleye sahip olursam, işte o hürdür,» diyen kimse; yarım köle satın alsa; sonra onu satsa; sonrada geri ka­lan yansını satın alsa; kendinin olan yansı azad olmuş olmaz.

«Eğer bir köle satın alırsam,» demiş olsaydı; mes'ele aynısı olsaydı, kölenin yansı azad edilmiş olurdu. Bu, muayyen olma-, dığı zamandadır. Eğer, köle muayyen olursa; (mesela : Şu köle­ye sahip olursam demiş olsa.) İşte o satın alma gibidir. Yarısı azad olmuş olur. Dirhemler de, böyledir.

Şayet : «İkiyüz dirheme sahip olursam; onu, Allah için ta­sadduk etmek üzerime vacip olsun,» der; yüz dirheme sahip ol­duktan sonra; bir yüz dirheme daha sahip olursa; gayrı muay­yende tasadduk gerekmez; muayyende ise, gerekir.

Satın alma mes'elesinde : «Ben tamamını kasdeyledim.»' derse; bu sözü hükmen geçerli olmaz; diyâneten sözüne inanı­lır. Hulâsa'da da böyledir.

İki adam : «Eğer satm alırsak, veya sahip olursak; kö­lelerimizden birisi hür olsun,» derler ve ikisi ortaklaşa bir köle­ye sahip olurlar veya onlardan birisi satın alır; diğeri de, satar­sa,- satın alanm yemini bozulur,

«Elli dirhem hariç, paraya sahip olsam...» dese de; an­cak yirmi dirheme sahip olsa; yemini bozulmaz. Eğer olli dirhe­me; ve on dinara sahip olursa; veya otlakta otlayan hayvanları veya ticâret eşyaları bulunursa; yemini bozulur.

Eğer elli dirhemle birlikte, ticaret için olmayan arsaya ve­ya eve sahip olursa; yine yemini bozulmaz. Çünkü, onun mura­dı örfte zekâtı verilecek olan maldır, Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir,

Bir kimse, altın veya gümüş almamaya yemin edince; bunların içine, altın parçası, dirhemler ve dinarlar da girer, Ebû Yûsuf (R.A.)'e göre; İmâm Muhammed (R.A) ise : «Dirhemler ve dinarlar girmez,» demiztir.

Altm yüzük satın alırsa; yemini bozulur.

Keza, gümüşle tezyin edilmiş kılıç alsa da, yemini bozulur. Kılıçta veya kemerde bulunan, altın veya gümüşü bunlarla birlikte satın alırsa; bedeli altın veya gümüş yahut buğday ve­ya başka şey olursa yemini bozulmaz.

Bir kimse; «demir satın almamaya» yemin ederse; ma­mul olsun olmasın demirlerle silahlar bu yemine dahil olurlar.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, demircinin sattığı dâhil o-lur. Kılıç gibi, biçak gibi zırh gibi silahlar dahil olmaz. Bazı âlim7 îer : «Bizim örfümüze göre, çiviler ve anahtarlar satın almakla., yemini bozulmaz.» demişlerdir.

Bakır ve benzerleri de, demir menzilindedirler.

«Bakır satın almam,» diye yemin   eden kimse; bakırdan mamul olanları da alamaz.

Bakır paralara gelince İmâm Ebû Yûsuf yi.A.)'a göre, bun­lar da, yemine dâhildir. İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, bu ye­mine dahil değildir.

«Demir almamaya yemin eden kimse; bir demir kapı satın alsa; onda da demir az bulunsa; Nevâdir Kitâbı'nda : «Alması caiz değildir; eğer, alırsa, bey'i caiz olur. Yemini bozulur.» de­nilmiştir.

Yüzük kaşı satın almamaya yemin eden kimse; kaşlı bir yüzük satın alsa; —bu kaşın bedeli, halkanın bedelinden ek­sik olursa, —yemini bozulur.

«Yakut almamaya» yemin eden kimse; kaşı yakut olan bir yüzük satm alsa;   yemini bozulur.

«Cam almamaya» yemin eden kimse; kaşı cam olan bir yü­zük aîsa; eğer, kaşın bedeli, halkanın bedelinden eksik olursa; yemini bozulmaz; fazla olursa; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdî-hân'da da böyledir.

«Saç kap almamaya» yemin eden kimse bir ev satın alır; onun kapusu da saç olursa; yemini bozulur.' Hulasâ'da da böyle­dir. [18]

 

Bu Konu İle İlgili Bazı Meseleler ;
 

«Şu kadını nikahlamam» diye   yemin eden kimse; o ka­dını, fâsîd nikahla nikahlarsa; ister, şahitsiz olsun isterse, şahit tam olmasın; veya benzeri olsun; işte onun yemini bozulmaz. Si-racü'I - Vehhâc'da da böyledir.

«Bir kadın nikahlarsam; kölem hür olsun,» diyen; caiz olarak veya fâsid olarak; bir kadın nikahlarsa; kölesi hür olur. Bu istihsalidir.

Eğer sahih nikâha niyyet eylemişse; hem diyâneten hem de hükmen sözüne inanılır,,

Eğer, istikbâlde, fâsid nikâha niyyet eylemişse; hükmen sö­zü doğrulanır.

Eğer, mecaz olarak niyyet   eylemişse; caiz nikâhlada olsa. ini bozulur. Câmiu'l - Kebir  Şerhi'nde de böyledir.

«Nikahlanmam,» diye yemin eden bir kimseyi, bir baş­kası nikahlarsa; eğer, başkasının nikahlaması yeminden önce olur; yemin eden de, iznini (sözle veya fiille) yeminden sonra vermiş bulunursa; yemini bozulmaz.

Eğer başkasının nikahlaması yeminden sonra olursa; izin ve­rilmiş olmadıkça, yemin bozulmaz.

Eğer, yemin eden kimse; başkasına kendini nikahlamak ü-zere; sözle izin verdiyse muhtar olan kavle göre yemini bozulur. Eğer, fiille izin verdiyse (meselâ : Mehrini göndermek ve emsali gibi,) İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, yemini bozulur. Âlimle­rin ekserisi, bu görüştedirler. Fetva da bunun üzerinedir.

Eğer, başka birisi yeminden sonra, onu fâsid   nikâhla nikâhlamışsa; yemin eden de, buna, sözle veya fiille izin ver-misse, -ondan sonra, caiz olan nikâhla nikâh olmadıkça- yemin bozulmaz : Nikâh olunca, yemini  bozulur.

Keza yemin eden kimse,   kendisini nikâh eylemek üze­re, bir vekil tayin etse; vekil de, onu fâsid bir nikâhla nikahlasa; müvekkilin yemini bozulmuş olmaz.

«Bir kadın nikahlamamaya»  yemin  eden kimse;     zor karşısında nikâh olsa, yemini bozulur.

Hişamin Nevâdiri'nde s İmâm Muhammed (R.A.) : Nikahlanmamak üzere, üç talâk'a yemin eden kimseye; bir adam, küçük bir kızı, babasının hazır olduğu yerde, nikahlasa; baba, sesini çikarmasa, kocası olacak adam da kabul eylese, sonra dtı, kızın babası razı olsa.; yemini bozulmuş oimaz.

Tecrid'dc,  İmâm Muhammed  (R.A.)'den naklen  şöyle denilmiştir.

Bir adam, bir kadım izni olmaksızın nikahlasa; sonrada, «onu nikahlamam» diye yemin eylese; kadın ise, nikâha razı olsa; yemin bozulmuş olmaz. Bir kadın, "kendi nefsini nikâhlama-maya» yemin eylese; bir adam da, bu kadının emri ile veya em­ri olmadan onu nikahlasa da, kadın izin verse; veya bu kadın kız olsa da, velisi onu nikahlayınca sussa, işte bu hallerde, yemi-ı.i bozulmuş olur. Bu rivayet, önceki rivayete muhaliftir. Hulâ-sa'da da böyledir.

Bakire bir kız, «kendisini nikahlamak hususunda, kim­seye izin vei'mameye» yemin ettiği halde; onu, bir adam nikâh­lar;, haber kendisine varınca da susarsa; bu fasılda, İmâm Mu­hammed (B.A.)'den bir rivayet yoktur.

Ancak, şöyle bir vivâyet vardır : Bir adam, «kölesine izin vermemeye yemin eylese (ticâret hakkında.'..) ve onun alım -j-?.hm yaptığını gördüğü halde, sesini çıkarmasa; bu şahsın ye­mini bozulur. İmâm Ebû Yusuf (R.A)'a göre, bu iki halde de, yemin bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Mecmûu'n - Nevazilde :

Bir kız, «kendisini nikahlamak hususunda, kimseye izin vermemeye» yemin eylese de; babası onu nikahlayınca sussa; nikâh tamam olur ve yemini bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimse, süt kız kardeşine veya nikâh kendisine ebe­den haram olan, her hangi bir kadına : «Eğer seni nikahlarsam; kölem hür olsun,» dedikten sonra, onu nikahlasa yemini bozu­lur. Câmju'I Kebîrde de böyledir.

«'Evlenmemeye» yemin eden bir kimse; cinnet, getirse de, onu, babası evlendirse; "yemini bozulmaz .

Tecrîd'de, «İmâm Muhammed (R.A.)'den naklen : «Nikahlanmamaya yemin eden kimse; bunasa da, babası «onu nikâhlasa; yemini bozulmaz»" demiştir. Hulâsa'da da  böyedir.

«Kadınları nikahlamamak üzere» yemin eden kimse; bir kadm nikâhlasa, yemini bozulur. Serahsî'nin    Muhıyla'nde de böyledir.

«Bir kadm nikâhlamamaya» yemin eyleyen adamın ka nsı olsa ve bu karısını  bâin talâkla boşayıp; sonra da onu geri nikâhlasa,  İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, yemini bozulmaz. Çünkü, onun yemini   o kadından başkasına aitti. Zahiriyye'de de böyledir .

«Dört dirhemden fazlaya nikahlamam,»  diye yemin e-den   kimse; dört dirheme bir kadm nikahladığı halde; hâkim, onu, on dirheme çıkarsa; yemini bozulmaz.

Keza, nikâh kıyıldıktan sonra artıi'sa; yemini bozulmuş ol­maz. Kederî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Bir dinardan fazlaya nikahlanmamaya yemin eden kimse; bir dinarın üstünde, gümüşle nikâhlansa; (meselâ yüz nekreye = sikkesiz gümüş para) yemini bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

«Filan adamın, kızını almamaya» yemin eden kimse; onun, başka bir kızı doğsa da, onu alsa; yemini bozulmaz. «Filan adamın kızlarından birisini, nikâhlamamaya» yemin eden kim­se; bu şekilde nikahlayınca, yemini bozulur. Serahsî'nin Muhıy-tı'nde de böyledir.

Fetâvâ'da : «Bir adair : Vallahi, şu evin ehlinden veya filanın kızlarından nikahlamayacağım, dsr; o anda, o evde kimse olmadığı halde sonra, bir aile gelip oturur, yemin eden şahıs da, o evden biriyle nikâhlamrsa; veya «kızlarını almam» dediği adamın, yeniden bir kızı doğar ve onu alırsa; yemini bo­zulmaz. Bu kavil, İmâm Muhammed (R.A.) dir. Muhtar olanı ye­mini bozulur. Bu kavil de, diğer imâmlanmızmdır.

«Küfe ehlinden nikahlamam,» diye yemin eden bir şa­hıs bir kadın nikâhlar ve bu kadın, yemin ettiği zaman, henüz ûfe'de doğmamış olursa; bütün âlimlerimize göre, yemini'bo­zulur.

«Filan adamın, aslından nikahlanmam,» diye yemin eden kimse; o adamın kızının kızını nikâhlasa; yemini bozu­lur.

Şayet, «evinin ehlinden nikahlamam,» demiş olsaydı, o za­man, kızının kızını almakla yemini bozulmazdı.

Ancak, bu durumda da, oğulunun kızını nikahlarsa; yemi-' ni bozulur. Hulâsa'da da böyledir.

«Küfe veya Basra ehlinin  kadınlarınım nikahlamam,» diye yemin eden kimse; bir kadın nikâhlasa ve bu kadın, Basra'­da doğmuş; Kûfe'de yaşayan birisi olsa; yemini bozulur. Bu gö­rüş, İmâm Ebû Hanîfe R.A.)'in görüşüdür. Serahsî'nin Muhıy-tı'ndede böyledir.

Bir kimse, «Kûfe'de nikahlanmamaya» yemin ettiği halde, Kûfe'de rızası olmayan bir kadını nikâhlar; nikâh haberi, kadı­na Basra'da ulaşır ve o, bu nikâha izin verirse; yemin bozulmuş olur. Eğer nikâhın tamamı, kadının izniyle, Basra'da olursa; ye­min bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

«Yer yüzünde, bir kadınla nikahlanmam» diye yemin eden ve bu yemini ile bir kadına niyyet eden kimsenin durumu, Allah'la kendisi arasındadır. Hükümde, bu    niyyeti geçerli de­ğildir.

Keza, tek gözlü veya her iki gözüde kör olan, kadına veya arap veya habeşi bir kadına niyyet eylese, durum, Allah ile kendisi arasındadır. Zahiriyye'de de böyledir.

Bir köle, «evlenmemeye» yemin ettiği halde, onu, efen­disi zoraki evlendirse; yemini bozulmaz.

Eğer, efendisi zorlar; kendisi de evlenirse o zaman yemini bozulur. Cevâhiru'l- Ahlâtî'de de böyledir.

Bir kimse, «kölesini, evlendirme meye» yemin ettiği hal­de, onu, bir başkası evlendirse; efendi de buna, izin verse; ye­mini bozulur. Fetâvayi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse; «gizli evlenmemeye» yemin eder ve nikâhta, şahidi iki kişi olursa; bu nikâh gizli demek olur. Şayet, şahit üç oursa; nikâh aleni olmuş olur.   Serahsi'nin Muhıytı'nde de böy­ledir.

«Şu evi kiralamanı,» diye yemin eden kimse; eğer, onu, yeminden önce kiralamış ve terk etmişse; ücretini, her ay var­ın esin i hâkim hükmedince, kirayı her ay verse bile yemini bo­zulmaz.

Bir kimse iddia eylediği bir hak    hakkında, «filan a-damla sulh olmamaya» yemin eder ve bir vekil tayin eder da, vekil o adamla sulh olursa İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, ye­mini bozulur.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ise, iki rivayet vardır. Kas-den öldürülen, bir kandan sulh olmuş ise; vekilin sulhu ile, yemin edenin yemini bozulur. Eğer, «filan adamla husumet etmeme­de» yemin eylemişte; vekil de, husûmet için tayin edilmişse; ye­mini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhan'da da böyledir.

Şemsü'l - İslâm Evzencî'den soruldu :

Bir adam, sarhoş halinde iken, bir başkasına, bir şey hibe edip; hibesinden de, dönmemeye yemin eylese; hibeyi alan da, o aldığını başkasına bağışlasa; ilk önce yemin eden ise; onu geri alsa; durumu ne olur?

İmâm : «Yemini bozulmaz,» dedi. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, «filan adama bağış yapmamaya» yemin ettiği halde! bağış yapsa ve bunu karşıdaki adam kabul eylemese ve­ya kabul eylese de almasa; bize göre, yemin bozulur. Keza, o bağışı bir elçi ile yollasa veya başka birine emreylesede o verse; yine yemini bozulur.

Hibe etmiyeceğim diye yemin ettiği halde sadaka verse ye­mini bozulmaz.

«Bağış yapmam» diye yemin eden kimse, ödünç olarak veya emaneten bir şey verse; yemini bozulmaz.

«Sadaka vermem» veya «Borç vermem,» diye yemin eden kimse; sadaka veya borç verse de, karşıdaki adam almasa; ye­mini bozulur.

«Borç almam,» diye yemin kimse; aldığı borcu vermese ye­mini bozulur.

«Kölesini filan adama bağışlamamaya» yemin eden kimse­nin kölesini, bir başkası, o adama bağışlasa da, yemin eden de buna izin verse; hibe için başkasını vekil eylediğinde olduğu gi­bi, yemini bozulur.

«Filan adama bağış yapmam,» diye yemin eden kimse; o adamın bağışına karşılık, bağış yapsa; yemini bozulur.

Kölesini, mükâtebe yapmamaya, yemin eden kimsenin kö­lesini, onun emri olmadan bir başkası mükâtebe yapsa; yemin eyleyen de razı olsa; yemini bozulur. Vekil sebebiyle bozulduğu gibi... Fetâvâyi Kâdîhan'da da böyledir.

«Filan adamdan ödüne bir şey almayacağım,» diye ye­min eden kimse; o adamın hayvanın terkisine binse; yemini bo­zulmaz. Serahsi'nin Muhıytı'nde de böyledir.

«Füan adamla,    iş yapmamaya» yemin eden kimse; o adamın ortağı ile, iş yaparsa; yemini bozulur. Eğer, onun   izinli kölesiyle, iş yaparsa; yemini bozulmaz.

«Filan adamla bu beldede ortaklık yapmam,» diye ye­min eden kimse, o beldeden çıkıp, başka bir yerde, ortaklık söz­leşmesi yapsa ve tekrar oraya girerek orada iş yapsa, eğer yemin eyleyenin niyyeti, o beldede sözleşme yapmamaksa; yemini bozul­maz. Yok, eğer iş yapmamaksa; yemini bozulur.

Eğer, onlardan birisi arkadaşına, ticâret için mal vermişse,. «filan ile ortaklık yapmam» diye yemin eden kimse; o adamın küçük   oğlunun malına, ortaklık yapsa; yemini bozulmaz!

«Filan adamla, ortaklık yapmam,» diye yemin eden kimse, bir adama mai verse ve ona : «Re'yine göre hareket eyle,» dese; o da yemin edilen adamla ortak olsa, yemin eden şahsın yemini bozulur.

Bir kimse, kardeşine :  «Eğer, seninle ortaklık  yaparüûm; Allah'ın helâl kıldığı, bana haram olsun,'» dedikten sonra; ortaklaşmaya başlasalar; âlimler :  «Eğer, yemin eyleyenin bü­yük oğlu varsa; malını ona verir; oğluna da, kazançtan az   birpay tahsis eyler ve oğluna kendi re'yine göre iş yapmasına izin verir. Sonra da, oğlu amcasıyla ortaklaşa iş yapar. Oğlan, böy­le yaptığı zaman, babanın yemini bozulmaz.

Oğulun yerinde, bir yabancı bile olsa, cevap aynıdır. Zahî-riyyc'de de böyledir.

«Filan adamdan, herevî olan elbiseyi almam,» diye ye­min eden kimse; o adamdan herevi olan   bir dağarcık alsa; onun içinde de herevi elbise bulunsa; böyle olduğunu da bilmese; ye­mini kazaen bozulmuş olur.

Keza, o adamdan, «dirhem almamaya» yemin eden kimseye yemin edilen adam, içinde dirhem gizlenmiş bir para kesesi verse; yemin eyleyen de cnu bilmeyerek alsa; yemini bozulur. Huîâsa'da da böyledir

Yemin eden kimse, yemin edilen adamdan, kavrul­muş un alır; onun içinde de dirhem bulunduğu halde yemin eden bunu bilmezse; o zaman yemini bozulmaz.

Keza, o adamdan, elbise alır ve onun içinde, dirhemler bu­lunur;   fakat, alan adam bunu bilmezse; yine, yemini bozulmaz.

Bir kimse : « Filancadan bağış olarak dirhem almam,» diye yemin etse; yukardaki hallerin hepsinde dirhem olduğunu bilsin veya bilmesin yemini bozulmaz.

«Emânet olarak, o adamdan dirhem almam,» diye yemin eden kimse; hibe olarak alsa; bir şey gerekmez. Fetâvâyi Kâdî-hân'da da böyledir.

«Kefil olmam,» diye yemin eden kimse; hür veya köle bir kimseye; yahut bir elbise veya bir hayvan için bunların sa­tışları hakkında kefil olsa; yemini bozulur. Mebsût'ta da böyle­dir.

«İnsanlara, bir şey hakkında kefil olmam,» diye   yemin eden kimse; bir adam, nefsi hakkında kefil olsa; yemini bozul­maz. Çünkü, örfte, kefil -başka değil- mala olur. Zahîriyye'de de böyledir .

«O adama kefil olmam," diyen kimse; başka birisi için kefil olsa yemini bozulmaz. Kefil olduğu adamın dirhemlerinin aslı, diğer adamın olsa biîe hüküm aynıdır.

Keza, o adamın kölesine kefil olsa; yemini bozulmaz.

Eğer, yemin eylediği adama kefil olsa da, onun dirhemleri­nin aslı, başkasının bulunsa; yemini bozulur.

«Ona kefil olmam,» dediği halde, onun borcunu Ödese yemi­ni bozulur,

«Ben kefaletin ismini kasdeyledim; ona kefil olmam, dedim. Fakat borcunu ödedim,» derse; kendisi ile Allah arasındadır. Hü­kümde, sözü geçerli değildir.

«Filana kefil olmam,» diye yemin eden kimse; kefil olmadık­ça bir şey gerekmez. Mebsût'ta da böyledir.

«Filan adama, bir şey için kefil olmam,» diye yemin eden kimse; nefsiyle veya malıyla kefil olursa: yemini bozulur.

Şayet, onun kölesine veya vekiline veya ortağına kafi] olur­sa; yemini bozulmaz.

Bir kimse, birine kefil olur; .o adam da, ölür ve oüi'O-üiu -vârisler ödemezse- kefil olan adam öder.

«Hiç bir kimseye, birşey hakkında kefil olmam,»    diye yemin eden kimse; sattığı bir ev veya sattığı bir köle için bir a-ama kefil    olsa, yemini bozulur. [19]


9- HAC, NAMAZ VE ORUÇ HAKKINDA YAPILAN YEMİN
 

Hac yapmamaya yemin eden kimse; iâsid olmayan, sahih olun hacca yemin etmiş sayılır. «Hac yapmayacağım.» veya «Bir defa hac yapmiyacağım.» diye yemin eden kimse; Hac için ihrama girse; Arafat'ta vakfeye durana kadar yemini bozulmaz. İbn-i Se-mâa (R.AJ bunu, İmâm Muhammed (R.A.)'den rivayet etmiştir. Bîşr (R.AJ 'de, İmâm Ebû Yûsuf'tan rivayetle : Gerçekten, o adamın yemini, ziyaret tavafının çoğunu yapana kadar bozulmaz.» demiş­tir.

«Umre yapmam.» veya «Bir dei'a umre yapmıyacağırn.» diye yemin eden kimse; ihrama girip dör*t şaft tavaf eyleyene kadar, yemini bozulmaz. Bu kavli Bişr (R.A), İmâm Ebû Yûsuf (R.AJ'dan ı ivayet eylemiştir. Muhıyt'te de böyledir.

Müntekâ'da : İbn-i Semâ a (R.A.) İmâm Muhammed (R.AJ' in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir : Bir kimse «Vallahi, Umre yapana kadar, hac yapmayacağım.» der; umre ve hac için ihrama girer ve her ikisinidc yaparsa; yemini bozulmuş olmaz. Çünkü, hac­dan önce, umre .yapmakla, şart yerine gelmiş olur. Serahsî'nin Mu-hiyt'nde de böyledir.

Bir kimse, kölesine : «Eğer, ben bu sene hac yapmazsam sen, hürsün.» der ve sonrada : «Hac yaptım.» derse ve iki şahit «Kûfe'de gördük.» diye şahitlik etseler; bu şehâdet de kabul olun­maz; kölede hür olmaz. Tebyîn'de böyledir.

Bir kimse, Peygamber (S.A.VJ'in Şehrine veya Mescid-i Aksâ'ya, yaya olarak gitmek, üzerime olsun » dese, bir şey lâzım gelmez. Allah'ın Evine yürümek üzerime vacip olsun.» dediği hal­de, Mescid-i Aksâ'ya veya her hangi bir mescide niyet eylese; bir şey lâzım gelmez.

«Eğer, böyle yaparsam; ihram üzerime vacip olsun.» dediği halde yeminini yerine getirmese; ona hac veya umre lâzım olur. Eğer : «ihrama gireceğim.» veya «Ben ihramlıyım.» veya « Kurbanlık yollayacağım.» veya Beytullah'a gideceğim: eğer böyle yapmaz­sam.. » diye yemin ederse; burda üç vecih vardır: Eğer sayıya ni­yet eyledi ise bir şey gerekmez.

Bir şeye, niyyet etmiş veya etmemişse; dediğini yapması gere­kir.

Eğer, sayıya niyyet eylemişse; bir şey gerekmez. Fetâvâyi Kâdî-hân'da da böyledir.

Bir kimse, «Namaz kilmamaya>' yemin edince; fâsid bir namaz kılarsa; (Abdestsiz namaz kılmak gibi...) yemini, istihsa-nen bozulmaz.

Eğer «fâsid namaz kılmamaya» niyyet eylemişse; hem diyane­ten, hemde, hükmen doğum anır. Eğer, yeminini geçmiş zamana bağlamışsa; (namaz küdıysanı... demek gibi..) bu, caiz veya tâ-sid, hepsine delâlet eder. Eğer geçmişteki caiz namazı, hasseten niyet eylemişse; Allahu Teâlâ ile kendisi arasındadır. Hükümde de böyledir. Zehıyre'de de böyledir.

«Namaz kılmamaya» yemin eden bir kimse Kalkar, Kur'-an okur ve Rükûda yaparsa; yemini bozulmaz. Bunlarla beraber, secdede yapar ve sonra namazı keserse yemini bozulmuş olur. Hi-dâye'de de böyledir.

İmâm Muhammed (R.A.) ne zaman yemininin bozulaca­ğını söylemedi. Âlimler bunda ihtilaf eylediler : Bazıları : «Başını secdeden kaldırınca, yemini bozulur.» demişlerdir. Tebyîn'de de böyledir.

Bir namaz kılmamaya yemin eden kimse; iki rek'at na­maz kılınca, yemini bozulmaz : Bedâi'de de böyledir.

«Namaz kılmamaya» yemin eden kimse; iki rek'at kıl­dıktan, sonra teşehhüd miktarı oturmasa; eğer yeminini, nafileye bağlamışsa; yemini bozulmaz; eğer iki rek'atii bir (arza bağlamış sa (sabah namazı gibi...) yine yenlini bozulmaz. Eğer, dört rek'­atii farza bağlamışsa; yemini bozulur. Doğru olanda budur.

«Namaz kılmamaya, yemin eden bir kimse; kıyam, Rü­kû' ve secde yaparak Kur'an okumazsa; yemini bozulmaz» diyen­de; «bozulur» divende olmuştur..

«Öğle namazını kılmamaya yemin» eden kimsenin yemini dört rck'atın sonunda teşehhüd miktarı oturana kadar, bozulmaz.

Keza, «Sabah namazını kılmamaya» yemin eden kimsenin ye­mini; iki rek'at kıldıktan sonra, teşehhüt miktarı oturana kadar, bozulmaz. «Akşam namazını kılmamaya» yemin eden kimsenin ye­mini, üçüncü, rek'attan sonra teşehhüt miktan oturana kadar, bo­zulmaz. Muhyt'te de böyledir.

Bir adam kölesine : «Eğer İmâmla beraber, öğle namazını kılmaya yetişirsen; hürsün.» dese, oda imâma teşehhüdde yetiş-se; yemini bozulur. Yani, köle hür olur.

«İmâmla beraber cum'ayı kılmamaya» yemin eden kimse; imâma, ikinci rek'atte yetişip, imâm selâm verdikten sonra nama­zını tamamlasa, yemini bozulmaz. Eğer İmamla beraber başlar; sonra uyur veya abdestî bozulur; gider-abdest alıp gelir ve îmânı selâm verince namazını tamamlarsa; yemini bozulur. Muhıyt'te de böyledir.

Nevâzil'de : «Secde yapmamaya» veya «Rükû yapmamaya» yemin eden kimse; bunları ister, namaz içinde; ister, namaz dı­şında yapsın; yemini bozulur. Âhu'da da böyledir.

«Bugün, cemaatla namaz kılmam.» diye yemin eden kim­se; bir kişiye uysa; veya kendisine bir kişi uysa; yemini bozulur. Kendisne uyan, sabi olsa bile böyledir. Tatarhâniyye'de de böy­ledir.

Bir kimse, «bir kişiye İmâm olmamaya» yemin edip ken­di kendine namaza başlasa ve kimseye İmâm olmamaya niyyet ey-lese; sonra bir cemaat gelip ona uysa; hükmen yemini bozulur; diyaneten bozulmaz. (Rükû ve secdeleri yaptı ise.) Keza bu yemin sahibi, insanlarla, cuma kılsada niyyeti, yalnız başına olsa; kendi­nin de cemâatin de cumaları sahih olur. îstihsânen ve hükmen ye­mini bozulur; diyaneten değil. Eğer namaza başlar, sonrada abdes-ti bozulur ve bir adam öne geçirirse; yien yemini bozulur. Hulâsa1-da da böyledir.

Bu kimse, insanlara, cenaze namazında veya tilâvet sec­desinde imâm olursa, yemini bozulmaz. Çünkü, yemini, mutlak namaza idi. Cenaze namazı ise, mutlak namaz değildir.0 «Bizzat biı- adama imânı olmamaya»' yemin eden bir şa­hıs, namaz kılmaya başlasa ve insanlara namaz kıldırmaya niyyef eyîese; o cemâatin arasında yemin eylediği adam'da olsa; Kendisi, onun olduğunu bilmese bile yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'dada böyledir.

»'Filanın arkasında, namaz kılmamaya» yemin eden kimse; onun >an tarafında, kılsa; yemini bozulur. Eğer, hakika­ten arkasını niyyet eylemiş olursa, hükmen sözü doğrulanmaz.

«Vallahi seninle namaz kılmam.» diye yemin eden şahıs yemin ettiği kimse ile beraberce, bir imamın arkasında namaz kıl-sa; yemini bozulur. Ancak onunla beraber namaz kılarken üçüncü kimsenin olmamasını niyet eylemişse, o müstenâdır. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

«Bugünün namazını, elbette cemaatla birlikte kilcağım.» diye yemin eden kimse; karısıyla cima' eyiesede vikanmadan sa­bah, öğle, ikindiyi kilsa; sonra yine karısıyla cima' yapıp yıkansa güneş battıktan sonra akşam ile yatsı namazlarını cemaatla kılsa; yemini bozulmaz. Çünkü, yıkanması gündüz değil, gece olmuş ol­du. Fetâvâyi Kübrâ'da da böyledir.

Mecmûu'n - Nevâzfll'de : «Şu mescit ehli ile, filan adam hayaria oldukça ve bu mescitte namaz kıldıkça namaz kılmam.» diye yemin eden kimse, o filan, üç gün hasta olsa ve o mescitte namaz kılamasa; veya hasta olmasada, üç gün o mescitte namaz kılmasa ve yemin eyliyen adam o mescitte namaz kılsa; yemini bozulmaz. Şayet, «filan adamın oğlunun mescidinde namaz kıl­mam» diye yemin else ve o mescit büyütülsede yemin eden o bü­yütülen yerde namaz kılsa, yemini bozulmaz Zehıyre'de de böyle­dir.

«Şu kadar rek'at namaz kılana kadar uyumamaya» yemin eden kimse; oturduğu yerde uyuşa; yemini bozulmaz. Sirâciyye'de de böyledir.

Bir kimse Kölesine: «Eğer, namaz kılarsan hürsün» de­yince Köle : «Namaz kıldım.» der; efendisi ise bunu, inkâr ederse, köle hür olmaz. Serahsî'nin Muhıyü'nde de böyledir.

Bir kimse, «Burnu kanayınca, abdest almamaya» yemin et­se ve burnu kanasa; sonrada bevl etse; müteakiben de abdest alsa veya bevlettikten sonra, burnu kanasa da, öyle abdest alsa; yemini bozu'ur. Abdest her ikisine bir alınmış olur. Muhıyt'te de böyledir.

Müntekâ'da : «Vallahi şu karının canabetinden guslet­meni.» diyen kimse; o kadında cünüp olduktan sonra; diğer bir karısında da cünüp olsa; veya bunun aksisi olsa yemini bozulur. Çünkü yemin cima' üzerine olmuş olur. Şayet hakikaten gusletme­yi niyyet eylese; cevap aynıdır. Çünkü, gusül cima' da vâki olur. Fötavâyİ- Kübrâ'da da böyledir.

Bir kadın, «cenabetten yıkanmamaya» veya «hayizdan yı-kanmamaya» yemin eylese; kocası cima' eder ve hayız da olursa; gusleyler. Bu, ikisinden dolayı olmuş olur ve yemini bozulur. Zâhî-riyye'de de böyledir.

«Filan adamı yıkamamaya» veya «filan adamın başını yı­kamamaya» yemin eden şahıs; o adam öldükten sonra, yıkasa, ye­mini bozulur, Muhıyt'te de böyledir.

«Haramdan gusletmemeye» yemin eden kimse; cima' üzeri­ne yemin etmiş sayılır. Hatta, cima' yapsa da, gusletmese; veya te­yemmüm eylese yemini bozulmuş olur.

Şayet, boynuna sarılırda inzal vâki olur ve gusleylerse yemini bozulmaz, ftulâsa'da da böyledir.

Karısına yaklaşmamaya yemin eden bir kimse, sırt üstü ya­tarken, karısı gelip ona cima' etse; yemini bozulmuş olur. Hatta, bunlar yabancı olurlarsa; her ikisine de had gerekir. Fetva buna göredir. Eğer, yemin eden uyuyorsa; o zaman, yemini bozulmaz. Serahsî'nin Muhiytı'nde de böyledir.

«Filâne kadınla cima' etmemeye» veya «onu öpmemeye» yemin eden kimse, bunu o kadın sağ iken yapamaz; öldükten son­ra yaparsa, yemini bozulmaz. Sirâciyye'de de böyledir.

Bir kimse : «Eğer sana mücamatta bulunursam...') derse; bu ferçten cima' anlamına gelir.

Şayet «sana gelirsem.» derse;, bu niyyetiue göredir. Niyeti ci­ma' ise, cima'; ziyaret ise, ziyarettir. Eğer, cima' eylerse; yemini bo­zulur. Cima'yı niyyet eyler de; ziyarete gelirse; yemini bozulmaz.

Eğer bir niyyeli yoksa; yine, ziyaret edince verilini bozulma/; cima' eyleyincf bozulur.

Bir kimse : «Eğer, sana isabet edersem» derse; bu cima'ya delâlet eylemez. Ancak, niyyet etmiş olması hâli müstesnadır. Şii-yel, niyyet i yoksa; işte o kıyâsa göredir.

Bu gün veya herhangi bir gün oruç tutmamaya yemin eden kimse; sabaha oruca nij'etli girer ve sonra iftar ederse; yemini bo­zulmaz.

«Oruç tutmamaya yemin» eden sonra, da yukardaki gibi hareket eden kimsenin yemini bozulur. Câmiu'l-Kebîr'de de böy­ledir.

İmâm Muhammed (R.A.) 'e göre:

Bir adam : «Filan adamın, geldiği gün oruç tutmak, Allah için üzerime vacip olsun.» der ve yemin eden kimsenin yiyip içtiği gün de o adam gelirse;  veya öğleden sonra gelirse; bir şey gerekmez.

Şayet : «Filan adamın geldiği günde, vallahi, elbette oruç tu­tarım » der; adam da yemin eden kimse, bir şey yemeden ve zeval­den önce gelir ve bu şahıs o gün oruç tutarsa keffaret gerekmez. Eğer oruç tutmazsa; gerekir.

Şayet, adanı zevalden veya adam birşey yedikten sonra gelir­se; yine keffaret gerekir. Câmiıı'l - Kebîr Şerhinde de böyledir.

Bir kimse, bir şey yedikten veya zeval vakti geçtikten son­ra : «Vallahi, bu gün oruç tutanm.» der ve günün geri kalanında imsak ederse; yemini yerine gelmiş olur. Keza, bu kimse oruç tut­ma yeminini geceye izafe eyler ve : «Vallahi, bu gece oruç tuta­rım.» derse; o gece, imsak etmekle yemini yerine gelmiş olur. Tel-hiys Şerhi'nde de böyledir

«Bir hm, elbette oruç tutacağım.» diye yemin eden kimse; Lğcr bir müddete niyyet eylemişse; öyle yapar.

Şayet niyyeti yoksa; bu kimse; altı ay oruç tutar.

Meselenin takdiri ; «elbette altı ay oruç tutacağım.» demektir. Hin kelimesini elif lamh söyler; yine böyle yapar.

Keza, «bir hin oruç tuttumsa» .veya «ethîn oruç liıttuysam.» Jer bir niyeti de    bulunmazsa, müddet altı aydır.    Eğer, «Altı ayoruç tutarsam.» der de vaktim tayin eylemez ise; yemini müteakip oruç tutmaya; veya tutmamaya başlar. (Yeminin müsbet veya men­fi olunuşa göre..)

Eğer : «Bir zaman oruç tutacağım.» demiş ve (ister «za­man» desin ister «ez-zaman» desin) bir müddete niyyet eylemişse; öyle yapar.

Hîn ve zaman, müsavidir. Eğer, iki ay ve daha fazlaya —altı aya kadar— niyyet eylemişse, niyyetine göre hareket eder. Eğer, niyye­ti yoksa; o zaman, müddet altı aydır, «temren» dediği vakit de, hîn ve zaman gibi hareket eder.

«Ömür boyu Allah için oruç tutmak üzerime vacip olsun.» diyen ve bir niyyeti de bulunmayan kimse; hayatta oldukça oruç tutar Câyetü'l - Beyân'da da böyledir.

«Ebed» veya «dehr» derse; Ömrünün tamamında oruç tu­tar. Eğer, bir gün yerse; yemini bozulur.

Eğer, lâmsız olarak «ebeden» derse; bir saatlik iftar ile yemini bozulur. Bu, yeminin müsbet olduğuna göredir. Yâni «ebeden oruç tutarım." diye yemin etmesi halindedir.

Şayet, menfi olarak : «Ebeden oruç tutmam..» derse; bir saat­lik orucu ile yemini bozuİmuş olur. Câmiu'I - Kebir'de de böyledir.

Eğer «dehren oruç tutarsam kölem hürdür.» der ve bir za­mana niyyet ederse; o, öyle olur. Eğer, bir şeye niyyet eylemediyse; İmâm Ebû Hanîfe : (R.A.) «Dehir nedir. Ben bilmem.» buyurmuş­tur. İmameyn ise : tster toplu, ister dağınık, altı ay, ömründe tut­mazsa yemini bozulmaz, dediler.

«Eğer zamanlar, veya denirler veya hinler oruç tutar­sam...» diyen kimse; onsekiz ay tutarsa yemini bozulur. Câmiul-Kebîr'de de böyledir.

«Eğer, bir ay oruç tutarsam...)» diye yemin eden kimse; ayın tamamım oruç tutmadıkça, yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

«Eğer bir ay oruç tutmazsam; kölem hürdür.» diyen kim­senin yemini bir ay üzerinedir. İster, dağınık tutar; ister, toplu tu­tar.

Yeminden hemen sonra tutar kaydı da, yoktur. İs+ediği za­man tutar.

Eğer bir ay oruç tutmadan Ölürse; yemini bozulur. Yani "kölesi hür olur.

«Şayet, bir ay orucu terk edersem...» derse; işLe o zaman, yemini müteakip başlar. Eğer, ay çıkmadan bir gün veya bir saat oruç tutar; o ayın bütün günlerini terk etmezse yemini bozulmaz. Câmiu'l - Kebîr'de de böyledir.

Bir kimse : «Eğer, bir ayın orucunu terk eylersem...» veya «Bir ay oruç tutarsam...» diye yemin ederse; o bir ay, ömrünün tama­mının içine girer. Bahru'- Râik'ta da böyledir.

Bir kimse; kölesine : «Benim yerime oruç tut. Ben bir gü­nü kasdediyorum.» veya «namaz kıl; ben iki rek'at kasdediyorum; sen hürsün.» derse; köle, oruç tutsun veya tutmasın; namaz kılsın veya kılmasın; hür olur.

Şayet, «Benim yerime hac yap; ben, bir hac kasdediyorum; sen, hürsün.» derse; köle hac yapmadıkça hür olamaz. Bu ikisinin ara­sındaki fark, gerçekten hacda niyabetin caiz olup, oruç. ve namazda caiz olmayışıdır. Zahîriyye'de de böyledir.

«Ramazan ayında, Küfe'de, oruç tutmamaya» yemin eden kimse; Ramazan ayının orucunun tamamını Kûfe'de tutmamaya ye­min eylemiş olur. Hâttâ, Kûfe'de bir gün oruç tutar da; sonra or-dan çıkarsa; veya Kûfe'de hastalanır oruç tutamazsa yemini bozul­maz.

Şayet, «Kûfe'de iftar etmemeye yemin ederse; yemini Kûfe'de olduğu müddetcedir. Ramazan bayramında, iftar etmekte, yemini bozulur.

Her ne kadar, ye ilecek birşey yemez ve içilecek bir şey içmez­se bile, hüküm böyledir. Câmiu'l - Kebîr'de de böyledir.

Bayram gecesinde niyyei eder ve bir şey de yemezse ye­mini bozulur mu? Bu zikredilmemiştir. Alimler, bu hususta görüş ayrılığına düştüler. Sahih olan görüş yeminin bozulmasıdır. Câ-mîul'- Kebîr'de de böyledir.

«Filan adamm yanında, iftar etmemeye» yemin eden kim­senin yemini, o kimsenin yanında hakîkî iftara göre vaki olur.

Eğer, yemin eden, o adamın evinde su içse; sonra da akşam yemeği yese; yemini bozulmaz. «Kûfe'de, ramazan hilalim görme­meye» yemin eden kimsenin yemini, Kûfe'de hilalin yeni görülmek­te olduğu zamandır. Her ne kadar, hilal Basra'da görünmese de, Kûfe'de görününce, yemini bozulur.

Bir kimse, kölesine : «Bu yıl, Kûfe'de kurban kesersem; sen, hürsün.» der; Kûfe'de kurban bayramı olur; bu adam kurban kesmezse; yemini bozulmaz.

Bir kimse, hizmetçisini itham eder; o da, harama gelmedi­ğine yemin ederse; öpmekle veya şehvetle dokunmakla yemini bo­zulmuş olmaz. Cima' ile bozulur.

Zina eymeyeceğine yemin eden kimse; livata ederse; yemi­ni bozulur. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

"Kudûrî'nin Eymâm'nda : Karışma, haram olarak cima' yapmamaya yemin eden kimse; karısı hayız iken, veya zıhâr edil­mişken cima yapsa; yemin; bozulmaz. Ancak, niyyeti, bu hallerde de cima' etmemekse; o müstesnadır.

«Haram fiil yapmamaya» yemin eden kadın; zinanın ha­ram olmadığım kast ve niyet eyleyerek; onu yapsa yemini bozul­maz.

Yemin eyleyen erkek olsa; o da aynı şekilde yapsa; yemini bo­zulmaz. Eğer, yemini talâk veya ıtâk üzere ise; diyaneten doğrula­nır. Hükmen doğrulanmaz.

«Haram irtikâp etmemeye» yemin eden kimse; zina yap­mamaya yemin eylemiştir. Eğer, yemin eyleyen, cima'dan aciz kim­se ise; o da öpme ve benzerini yapamaz; yaparsa, yemini bozulur. Zahîriyye'de de böyledir. [20]


10- ELBİSE GİYME VE SÜSLENME HAKKINDA YEMİN
 

Bir kimse, karısına : «Eğirdiğin iplikten yapılan elbiseyi giyersem; işl^ o Mekke'de sadaka olsun.» der; kadın da, yemin za­manı, adamın malı olan, pamuktan iblik eğirir; adam da onu giyer­se;  o, ittifakla, Mekke'de tasadduk edilecektir.

Mülkünde pamuk olmadığı veya kadının ondan eğirmediği za­man; yenlinden sonra, satın alınan pamuktan eğir ip de adamın giy­mesi hâlinde İmâmı Azam (R.A.) 'a göre, o da tasa,dduk edilir. Fe't-hu'l - Kadîr'de de böyledir.

«Filâne kadının eğirip dokuduğundan^ giymemeye» yemin eden kimsenin, bir niyyeti yokse; o kadının, eğırdiğinden dokunan giyerse, yemini bozulur. Eğer, ipliğin bizzat kendisine niyyet eyle-mişse; ondan dokunmuş elbise giymekle yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

«Bir kadının eğirdiğinden, elbise giymemeye» yemin eden kimse; o kadının ve başka bir kadının eğirdiğinden elbise giyerse; yemini bozulmaz. Diğer kadının ipliği, yüzde bir nisbetinde olsa bile böyledir. İster, iplikleri katışık dokunsun; isterse birinin ipliği bir yerde, diğerinki başka yerde dokunmuş bulunsun, müsavidir.

Bu, «filanın elbisesini giymem.» diye yemin ettiği halde, baş­kasıyla ertak olduğu elbiseyi giyen kimsenin yemininin bozulma­ması gibidir.

«Filan adamın dokuduğu, elbiseyi giymem» diye yemin eden kimse, o adamın, başkasıyla beraber dokuduğu elbiseyi giyse; yemini bozu:ur.

Şayet, «filanın dokuduğu bezden giymem.» demiş olduğu halde, onun, başkasıyla dokuduğu bezden giyseydi; eğer bez bir kişinin do­kuyabileceği kadar olur ve onu iki kişi dokumuş bulunursa; yemini bozulmazdı. Ancak, iki kişi dokuya bilecek bezden ise, o zaman ye­mini bozulurdu

«Filane kadının, ipliğinden giymemeye» yemin eden kimse; o kadının, başka kadınla eğildiğinden giyerse; yemini bozulur. O fî-lâne kadının ipliği; bir adet" olsa bile böyledir. Fetâvâyi Kadîhân'da

da böyledir.

«Filânın dokuduğundan, elbise giymem.» diye yemin eden kimse; o adamın hizmetçisinin dokuduğundan   giyse; yemini bozul­maz, îz^h'ta da böyledir.

«Filânın, ipliğien, elbise giymem.»: diye yemin eden kim­se; yemin ettiği zaman, o kimsenin mülkimde bulunan iplikten ve

pamuktan elbise giyerse; yemini bozulur.

Keza. İmâin-ı A'zam Ebû Hanîfe (R.A.) göre, bu şekilde mülkün­de bulunmasa bile, yemini bozulur. Serahsî'ivm Muhıyti'nde de böyle­dir.

«Filânenin, ipliğinden giymemeye» yemin eden kimse; o fi­lânenin ipliği ile dikilmiş elbiseyi giyse; yemini bozulmaz.

Keza : «Onun ipliğinin bulunduğu elbiseyi giyse; yemini bozul-

Şayet, onun ipliğinden bir don bağı alırda; donuna bağlar ve gİ5'erse; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre yemini bozulur. İmâm Mu-hammed (R.A.) 'e göre bozulmaz. Fetva, İmâm Muhammed fR.A.) 'in kavline göre verilir.

Eğer, düğme ve düğme iliği, o iplikten olursa; yemim bozulmaz.

Koltuk altına konan parça, o ipliğin bezinden olursa yine yemi­ni bozulmaz. Yaka kenarı veya yama ondan olursa; bazılarına göre, yine yemini bozulmaz. İmâm Muhammet! [R.A.)'den bir rivayete göre, yamadan vemini bozulur. Yamadan bozulunca, yaka kenarı ve koltuk altı parçasından da bozumr.

Kczâ, yama cep üzerinde olsa bile, yemini bozulur.

Yemin eden kimse; o iplikten dokunmuş bezden, iki karış ka^ dar bir parça oisa ve avı üt mahalline koysa; yemini bozulmaz.

Eğer, o bezden başına, takke yapıp giyse, yemini bozulur. Feîâ-vâyi Kadîhân'da da böyledir.

«Filânenin ipliğinden yapılmış elbiseyi giymemeye» yemin eden kimse onun bir parçasını koparıp giyse; eğer, kopardığı par­ça izar veya   ridâ kadar varsa; yemini bozulur;  değilse bozulmaz.

Bir don alacak kadar koparırsa; yemini bozulur. Keza, bir ka­dın, «bir elbise giymemeye» yemin etse ve başına bir örtü örtse; îzâr miktarı olmadıkça, yemini bozulmaz. Eğer, izar miktarı olur­sa; yemini bozulur.

Keza, böyle yemin eden; bir sarık sarınırsa; yemini bozulmaz. Ancak, bu sarık, izar veya rida kadar olursa; o zaman, yemini bo zulur. Don ve gömlek olacak kadar bir   parça  İle yemin bozulur. îzâh'da da böyledir,

Yemin eden kimse «elbise (— örtü)» demez de, yemin ey­lediği kadının bezinden sarık sarınırsa, yemini bozulur.

«Onun, bezinden elbise giymem.» diye yemin eden kimsenin giydiği elbise, göbeğine kadar iner; kolları ve bacakları olmazsa; yemini bozulur.

«Don ve mest giymemeye yemin eden kimse; bacağının birine, don giyse veya ayağının birine mest giyse; yemini bozulmaz.

«Şu elbiseyi giymem.» diye yemin eden kimse; uyurken, üze­rine örtülse; sonra, yine uyurken geri kaldırılsa; yemini bozulmaz. Fakıyh Ebü'I - Leys : «Uyurken üzerine Örtülen elbiseyi uyandığı vakit kendisi atarsa yine yemini bozulmaz. Eğer kaldırıp atmaz­da bir müddet üzerinde kalırsa; yemini bozulur.» demiştir.

Uyanık iken, üzerine atılırsa; bilsin veya bilmesin yemini bo­zulur. Fetâvâyi Kadîhân'da da böyledir.

«Fiiânenin eğirdiğinden elbise giymem» diye yemin eden kimse; onun ipliğinden ve başkasının ipliğinden elbise dokursa; yalnız, o başkasının ipliğinden bezin evvelini veya sonunu dokur, sonra da onu keser geri kalanını giyer; oda bir izar veya ridâ mik­tarı olursa; yemini bozulur; değilse, bozulmaz.

Eğer, bir don olacak kadar koparıp, giyerse; yemini bo­zulur.

Eğer. başkasının ipliğinden dokumuş olduğu kısmı kesip çıkar­madan giyerse; yemini bozulmaz, Muhıyt'ie de böyledir.

«Kadının eğildiğinden, elbise giymemeye yemin eden kim­se; o iplikten yapılmış kilimi Örtünse yemini bozulur. Bu kilim yünden olsa bile, bu kadının yemini bozulur. Serahsî'nin Muhıy-tı'nde de böyledir.

«Elbise giymem.» diye yemin eden bir kimsenin yemini, namazda, avret mahallini örtecek kadar olan, her örtüye şâmildir. Mest veya çizme giymede bu şahsın yemini bozulmaz.

Deniz koyunun yününden yapılmış, elbiseyi veya aba, kürk, palio giyerse: yemini bozulur. Çünkü, bunlar giyilenlerdendir. Eğer, başına bere giyerse; yemini bozulmaz. Muhiyt'te de böyledir.

Keza, deri, hasır, mest, çorap giyse; yemini bozulmaz. Çünkü, bunlara elbise denilmez; Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bizzat elbise denilen ve bir tanenin çoğunun giydiği şeyi giyenin yemini bozulur. Mebsût'ta da böyledir.

«Don giymemeye» yemin eden kimse, uzun boylu bir ada­mın elbisesini giyse; onun üzerine de don giyse; yemini bozulmaz.

Keza : «elbise giymemeye» yemin eden kimse; kısa boylu bir adamın donunu giyse, üzerine de elbise giyse; yemini bozulur. Mu-hiyt'te de böyledir.

Avret mahallini örtmeyen şeye elbise denilmez. Tatarhâ­niyye'de de böyledir.

«Gömlek giymemeye.» yemin eden kimse; kolları olmayan bir gömlek giyse; yemin ederken de, onun için niyyeti olmasa; ye­mini bozulur. Muhıyt'te de böyledir.

Mül tekitte : «Giymemeye» yemin eden bu şahıs zoraki-giy-dirilse; yemini bozulmaz.

Eğer, çıkarmaya gücü yeterde çıkarmazsa; işte o zaman, giy­miş olur ve yemini bozulur. Tatarhâniyye'de de böyledir.

«Gömlek giymemeye» yemin eden kimse; gömlek giymede âdet olan ve ekserin itibar eylediği; başını yakasından çıkardığı el­biseye yemin eylemiş demektir. îtâbîyye'de de böyledir.

«Don, göm] ek veya ridâ giymemeye a yemin eden kimse; bun­ları omuzuna atsa; yemini bozulmaz.

Şayet, «bu gömleği» veya ><bu ridâ>ı* veya «bu donu« giyme­meye yemin etmişse; onu hangi halde örtünürse örtünsün; yemini bozulur. Ridasını omuzuna atsa veya gömleğini rida gibi bağlasa veya gusleylesede gömleğini başına alsa yemini bozulur.

Bir kimse : «Bu sarığı örtünmem.» diye yemin ettiği halde, onu, omuzlarının, üzerine atsa; yemim' bozulur.

Bir kimse : «İki gömlek, giymem.» diye yemin ettiği halde-, birini giyse ve onu çıkarıp diğerini giyse; her ikisini de birlikte Giymedikçe, yemini bozulmaz.

Şayet : «Valiâhi, şu iki gömleği giymem.» demiş olsaydı ve bi­rini giyip çıkardıktan sonra diğerini giy sevdi, yemini bozulurdu. Çünkü, yemin onların aynileri üzerine yapılmış olurdu. İtibar, mu-tad olan givmeve değil ismedir. Bedâi'de de böyledir.

«Filan adamı, giydirmem.» diye yemin eden kimse; ona, Ödünç elbise verse; veya onu öldükten sonra kefenlese; yemini bo­zulmaz. Ancak, mülkiyet değil de, örtmeyi niyyet eylemişse; o za­man, yemini bozulur.

«Şu elbiseyi, filan adam izin verene kadar giymem.» diye yemin eden, şahsın dediği adam ölürse; yemini düşer.

Şayet : «Ancak, filan adam izin verirse...» demiş ve kendisine bir defa izin verilmiş olsaydı bu yemin sona ererdi. Sirâciyye'dede böyledir.

Bir kimse; «kendi karısının eğirdiğini giymemeye» yemin ettiği halde; dışı onun ipliğinden, içi de başkasının ipliğinden ya­pılmış bir elbise giyse; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

"Bir adamı giydirmemeye» yemin eden bir kimse; ona pa­ra verse o da onunla elbise alsa; yemini bozulmaz.

Şayet, giyilecek bir elbise yollarsa; yemini bozulur. Eğer, niy­yeti, kendi eliyle vermemek idiyse, o zaman yemini bozulmaz. Mehsût'ta da böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) 'a göre «siyah giymemeye» yemin eden kimse; elbise üzerine yemin etmiş olur. Başına siyah bere, ve­ya siyah mest veya siyah ayakkabı giyse yemini bozulmaz. Serah­sî'nin Muhıyti'nde de böyledir.

Eğer f «Siyandan, hiç bir şey giymeyeceğim.» dediyse; o zaman, here mest, ayakkabı gibi siyah oian, bir şeyi giyerse; yemini bozulur. Hızânetü'l - Müftîn'de de böyledir.

«İpek giymemeye» yemin eâen kimse; karışık dokunmuş kumaş giyse; itibar, erişine değil geçkisinedir.

«Pamuk giymemeye» yemin eden kimse; pamuk elbise giyince yemini bozulur. Atkısı pamuk olmayan erişi pamuk olan paltoyu giyse; yemini bozulmaz. Yalnız, öylece niyyet eylemiş olması müs­tesnadır, îzâh'fa da böyledir.

«İbrişim giymemeye yemin eden kimse; geçgisi deniz ko­yununun yünü, erişi ibrişim olan elbiseyi giyse, yemini bozulmaz.

«Keten elbise giymemeye» yemin eden kimse; keten ve pa­muktan olan elbiseyi giyince; yemini bozulmaz. Ketenin eriş veya atkı olması müsavidir.

«İbrişim elbise-giymemeye'» yemin eden bir kimse; geçgisi ibrişim oian, erişi pamuk bulunan elbiseyi giyse; yemini bozulur. Mııhıyt'ıe de böyledir.

Bir adam, «deniz koyununun yönünden yapılmış elbiseyi giymemeye» yemin etse ve erişi pamuk veya ibrişim; atkısı deniz koyunun yönü olan, elbiseyi giyince yemini bozulur.

«O kadının eğirdiği deniz koyunu ipliğinden yapılı elbiseyi giy­memeye» yemin edeiı kimse; atkısı ibrişim; erişi, o kadının eğirdi­ği deniz koyununun yünü olan elbiseyi giyse; yemini bozulur.

"Yünden palto giymem» diye yemin eder kimse; atkısı yün, erişi iprişim veya pamuk olan, paltoyu giyse yemini bozulmaz. Pal­to, diğerlerim*   benzemez. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

İmâm Mthammed (R.A.)'in şöyle buyurduğu nakledilmiş­tir :

«Şu bezden, iki tane gömlek keseceğim» diye yemin eden kim­se; o bezden bir iane gömlek kesse ve onu dikse; sonra onu söküp, ikinci defa yeniden dikse; yemini bozulur.

Şayet, «Bundan iki gömlek dikeceğim.>< diye yemin etmiş ol­saydı; yemini bozulmazdı.

Eğer; «Elbette, ondan iki gömlek keseceğim.» diye yemin etti­ği halde; ondan bir gömleklik kesse; onu dikip; sonra sokse; o kes tiğinden başka bir gömleklik daha kesse; yemini bozulmaz. Serah-sî'nin Muhıyti'nde de böyledir.

Bir kimse; bir gömlekten bahsedip, «elbette, bundan bir kaf­tan; bir de don keseceğim.» diye yemin ettikten sonra; — giysin veya giymesin— kaftandan bir don kesse; yemini bozulur.

Gömleği, kesmesi halinde, Ziyâdal Kitabı'nda : «Eğer, bu bez­den kaftan, ve don yapmazsam; kölem hür olsun.» der; bir niyyeti de olmazsa; onun hepsini kaftan {= entari) yapıp dikse; sonra onu geri sökse don dikse; yemini bozulmaz.

Ancak, «Eğer, bir kısmını kaftan; bîr kısmını don yaparım.» diye niyyet etmişse; o zaman yemini bozulur. Bedâî'de de böyledir.

«Şu gömleği, giymem.» diye yemin eden kimse; onu söküp yeniden dikse ve giyse Kudûri'ye göre yemini bozulur. Nevâhir'de de böyledir.

Entari ve cübbe de böyledir. Çünkü, gömlek entari, cübbe ipliğini sökmekle ismini değiştirmezler. Buna da sökülmüş gömlek denir. «Şu gemiye, binmem.» diye yemin eden kimse; sökülüp tah­ta olduktan sonra, yeniden gemi yapılsa ve ona binse; Nevâdİr-de : «Yemini bozulur.» denilmiştir. Câmî'de ise : «Bozulmaz. Çünkü o sökülen gömlek, entari, cübbe ve gemi yeni bir san'at olmaksı­zın yapılmaz» denilmiştir.

«Pamuklanmış cübbeyi, giymem.» diye yemin eden kimse; ey­leyen o pamukları çıkarsa da, yeniden pamuk koysa; ve giyse, ye­mini bozulur.

Keza, «Astar!anmış bir cübbeyi giymemeye» yemin eden kim­se, onun astarını değiştirse de. Öyle giyse; yemini bozulur. Çünkü cübbe, pamuğu çıkarılmakla, astan sökülmekle, cübbe ismini kay­betmez.

«Şu döşeğin üzerinde uyumam.» diye yemin eden kimse; onun içinde olan şeyi boşalttıktan sonra uyuşa; yemini bozulmaz.» denildi. Çünkü, içi boşaltılmış olan şeye, döşek denilmez.

Eğer, döşeğin içini boşaltır da, içinden çıkan yünün veya pa­muğun üzerinde uyursa; yine yemini bozulmaz. Zira, yüzü olmayan pamuğa döşek denilmez. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kadın : «Şu baş örtüsünü giymem (—örtünmem) di­ye yemin ct.se, ve onu gaziler için bayrak yapsa, gaziler de, onu, ona geri verseler, o da, onu başına örtünse; yemini bozulur. Hıza-îietül   Miiftîn'de de böyledir.

Cami'de şöyle denilmiştir :

Bir kadın : l(Şu çarşaf, örtünmem.» diye yemin edince; o çar­şafın yanlan dikilip, gömlek yapılsa, ona yaka ve kol da, takılsa ve kadın ona giyse; yemini bozulmaz.

Şayet, iplikleri kopanhr; yaka ve kolları da çıkarılır, eski çar­şaf haline getirilir de, kadın onu örtünürse, yemini bozulur. Çünkü, ismi geri dönmüştür.

Bu, çarşafın kesilip gömlek dikildikten sonra tekrar bozulup, bazı parçaları bazılarının yanma dikerek çarşaf haline sokulmaya ve onu giyincede yeminin bozulmasına muhaliftir.

Kıı Huri'd e : «Deniz koyununun yününden yapılmış bir par­çayı, giymemeye yemin eyleyen onu bozar; yeniden eğirir; başka bir parça yapar ve onu giyerse; yemini bozulma/..» denilmiştir.

"Şu serginin, üzerine oturmam» diye vemin eden kimse; onun iki tarafı dikilerek hüre haline getirilse de, onun üzerine atarsa, yemini bozulmaz. Eğer, ipliği kopar ve eski haline gelir; yemin eden de onun üzerine oturursa; yemini  bozulur.

Şayet, sergi kesilir ve ondan iki tane hurç (~ heybe) yapılır; sonra onların dikişi kopar ve onlar tekrar sergi halini alır da onun üzerine oturursa yemini bozulmaz.

Alimlerimiz : «Bu, iki hurçtan her biri sökülmüş olsa; tek başına sergi denilemezse o zamandır. Amma, «sergi» denildiği za­man, onları yan yana dikipte üzerine oturunca, yemin bozulur." demişlerdir.

Bir kimse: : »Yer yüzüne oturmam.» diye yemin etse; ye­mini bozulmaz. Ancak, kendisi ile yerin arasında elbisesi hariç bir şey yoksa; o zaman, bozulur.

Eğer, kendisi ile yerin arasında, hasır veya kamış veya sergi veya sandalye varsa; yemini bozulmaz.

»Şu döşeğin veya şu hasırın veya şu serginin üzerine otur­mam» diye yemin eden. kimse; onun üzerine aynen onun gibi bir başkasını koyar da, onun üzerine oturursa, yemini bozulmaz.

«Şu döşeğin üzerinde uyumam» diye yemin eden kimse; onun ü/eıine, başka bir döşek kor da; onun üzerinde uyursa; ye­mini bozulmaz. Bahm'r - Râık'ta da böyledir.

«Şu döşeğin üzerinde uyumam.» diye yemin eden kimse; onun üzerine çarşaf veya bil' örtü kor da, onun üzerinde uyursa yemininin bozulacağında iema1 vardır.

Şu serinin (— makadm)  üzerine oturmam.» veya «Şu seki­nin üzerine oturmam.»   veya «Şu  tavanda uyumam.»  diye yemin eden kimse; onun üzerine, bir seccade veya bir döşek veya bir sergi kor da, onun üzerine oturursa; yemini bozulur.

Şayet, o şeririn (—mak'adın) üzerine diğer bir şerir koyar; veya seki'nin üzerine bir seki daha yapar; veya tavanın üzerine bir tavan daha yapar da; onun üzerine oturursa, yemini bozulmaz. Bedfi*'de de böyledir.

«Zivnet  eşyası giymem.»  diye yemin  eden kimse;  parma­ğına aitm yüzük taksa; yemini bozulur. İnci takınca da, İmâiueyn'e göre yemini bozulur. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, bozulmaz.

Eğer incinin içinde süslenmiş olanı varsa, bil - ittifak bu şan­sın yemini bozulur.

Süslenmiş olmayan zebeıccd ve zümrüdü takınmakla da ye­min bozulmaz. Bu bizim diyarımızın örfüne yakındır. Fetva, İmâ-meyn'în kavli üzeredir.

Şayet halhal (= ayağa takılan gümüş bilezik ve emsali) veya bilezik veya pazubend takınsa; ister, aitun olsun; ister gümüş; ye­mini bozulur, Kâfî'de de böyledir.

Bir kadın, «ziynet takmraamaya» yemin ettiği halde, bir gümüş yüzük takınsa, yemini bozulmaz. Bu, zahir-i rivayetdir. Bil­ginler dediler Alimler : «Bu, eğer erkeklerin vüzüğü gibi yapılmış­sa; böyledir. Fakat, kadınların yüzüğü gibi yapılmışsa; (ki, onların kaşları olur.)  O zaman, yemini bozulur. Mııhiyt'le de böyledir.

Hükümdarın  tacı, ziynet değildir.

Kadınların taçlan, ziynettir.

Boyuna takılan şeylerde ziynettir. Tİrnurtâşî'de de böyledir.

Bir kadın, «koncu olmayan ayakkabıyı giymemeye» yemin etse ve «lâlik» denilen ayakkabıyı giyse; örf ve âdette, eğer koncu olmayana «lâlik» deniliyorsa; kadının yemini bozulur; değilse bo­zulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, «ziynet kullanmamaya') yemin ettiği halde; süs­lü kılıç veya pombend kullansa; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdî-hân'da da böyledir.

«Zırh kullanmamaya yemin» eden kimse; demirden zırh veya kadın zırhı giyse; yemim' bozulur.

Eğer, bunlardan birini niyyet etmemişse; diğerini giymekle ye­mini bozulmaz. Serahsî'n'in Muhıyti'nde de böyledir,

«Silah takınmamaya» yemin eden bir kimse; kılıç kuşatı­şa veya ok yay takmsa, yemini bozulur. Bunlar da silahtır.

Giymekte aslolan, elbisedir. Bunun dışında kalana «giyildi» denilmez. Silah, zırh, kıhç, yaygibiîerc «giyildi» değil; «kuşanıldı» denilir. Itâbiyye'de de böyledir.

En doğrusunu, ancak AUahu Teâlâ bilir. [21]

 

11- DÖVME, ÖLDÜRME VE BENZERLERİ HAKKINDAKİ YEMİN
 

«Bir adama, vurmamaya» yemin eden kimse; o adam öl­dük Luı sonra, ona vursa; yemini bozulmaz. Tahâvî Şerhin'de de böyledir.

«Kölesine vurmamaya» yemin eden kimse; başkasına em-rcLse de, o vursa; yemini bozulur.

Eğer, yemin eden kimse; bizzat, kendisinin, vurmamasını, niy-yet eylemişse; hükmen de yemini bozulmaz.

«Hür bir adamı dövmeye» yemin eden kinime; başkasma, em-reise ve emroîunan dövse; yemini bozulma/, Jığer, yemin eden şa­hıs hâkim veya hükümdar ise, onun yemini bozulur. Zahîriyye'de de böyledir.

«Çocuğunu dövınenıeye» yemin eden kimse; başkasına em­re vlese; o da dövse; babanın yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyle­dir.   

Bir adam, niyeti etmeksizin; «kölesine yüz kırbaç vurma­ya» yemin eder ve yüz kamçıyı, çok hafif olarak vurursa; yemini yerine gelmiş olur. Alimler : «Bu vuruş, can acilıcı olmak şartty-Irdır. Fakat, can acıtıcı şekilde vurmazsa; yemini yerine gelmiş ol­maz.» demişlerdir. İki parça olan, kırbaçla elli defa varsa; her vu­ruşta, kırbacın her iki parçasıda vücûda değse; yemini yerini bu­lur, Zehıyre'de de böyledir;

Bir adam, küçük kızına yirmi kamçı vurmaya, Allah'a ye­min eylese; işte o, hurmanın küçük dalı ile, yirmi defa vurur. Za­hîriyye'de de böyledir.

Bir adam : «Vallahi, filan adamı yakalarsam, ona, elbet le yüz kamçı \ururum.» der ve o adamı yakalayıp bir veya iki kam çı vurursa yemini bozulmaz. Zira, hayat boyu vura birilir. Zehıy re'de de böyledir.

Biı- adam, «karısını, dövmemeye» yemin ettiği halde, on :xı söylese veya onu  ssırsa veya boğazını sıksa veya saçını çek?canını acitsa;"yemini bozulur. Bilginler bu Âlimler : «Bu, sevişip oy­naşırken olmazsa, böyledir." demişlerdir. Eğer, o zaman, olursa ye­mini bozulmaz. Sahih olan da, budur.

Keza sevişirken, başı başına değse de, başını kanatsa, yine ye­mini bozulmaz.

Bu, yemin arabca olduğu zamandır. Arabca olmazsa; hiç bir hal­de, yemini bozulmaz.

Sahih olan, öfkeli halinde yaparsa; yemini bozulur.

Saçını yolarsa yemini bozulur. Saçını tutup, geri bırakır ve ka^ dınnı cam acımazsa; yemini bozulmaz. Fetâvâyî Kâdîhân'da da böy­ledir.

Arabî olan birisi, farşça bir yemin eylese; ona sorulur.: Eğer, arabcanın yerine koyduğu farsea kelime ile, arabcanın ifade eylediği manayı irâde eylediyse; o aynen arapca yemin etmiş gibi olur; yok eğer, o kelime ile farsça mânâyi irâde eylemişse, farsça ye­min etmiş gibi olur.

Eğer, kelimenin manasını bilmiyorsa; o zaman, o kelimenin lü­gat manasına göre hareket olunur.

Farsh, birisi de, Arabca yemin eylese; aynisi olur, Zehiyre'de de böyledir.

«Eğer seni döversem, boşsun.» ıdese de cariyesini dövse; ona vururken karısına da isabet eylese; Mecmuu iı- NevazÜ'de söyenildi-ğine göre, karısı boş olur. Buna göre fetva verenler de olmuştur. Ba­zıları da : «Boş olmaz.» demişlerdir. Bu görüş daha uygundur.

tf «Karısını dövmemeye» yemin eden kimse; elbisesini silkeı-ken o, karısının yüzüne isabet eyleyip canını acıtsa; Fetâvâyi Ebû'l -Leys'de «Yemini bozulmaz.» denilmiştir. Muhiyt'te de böyledir.

Bir kimse, kansıno : «Seni sağmi, Öİümü olduğun belli ol­mayana kadar dövmezsem...» diye yemin etse; İmâm Ebû Yûsuf (R. A.)'a göre bu adam canı çok acıyasiya, karısını döverse; yemini ye­rini bulur.

Bir adanı, «kölesini, ölene kadar, kamçılarla dövmiye» ye­min eylese, o adam kölesini mübalağalı bir şekilde döver. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, «kölesini, bayıltana, veya ağlayana veya akıtan veya yalvarana kadar dövmeye» yemin eder ve bu dedikleri olana \i dar  dövmezse;  yemini yerini  bulmaz. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

«Elbette, ona, kılıçla, ölene kadar vururum.» diye yemi eden kimse; ölene kadar, vurmazsa; yemini yerine gelmez. Hulâsa'd da böyledir.

Bu kimse, niyet etmeksizin : «Vallahi, ona vururum.» deı se; kılıcın ters tarafı ile vurunca yemini yerine gelir.

Eğer, niyyeti, keskin tarafı ile vurmaksa; o tarafı ile vurur.

Niyyeti olmadığı halde kılıcın kını ile vursa yemini yerine gel mez.

Eğer, kının içinde olan kılıç, vurunca kını keser ve yemin olunanı yaralarsa yemin yerine gelir.

«Balta ile, kimseye vurmamaya» yemin eden kimse; baltanır sapı ile vursa; yemini bozulmaz. Zehiyre'de de böyledir.

«Kılıç Üe veya kırbaç ile vurmamaya» yemin eden kimse; kılıç ile veya kırbaç ile vurur da «Ben, bundan başka kılıç üe veya kırbaç ile vurmaya niyyet eyledim.» derse, bu hükümde kabul edi­lir. Çünkü, o konuştuğunun ihtimâli olana,-niyyet eylemiştir. Ger­çek, Allah ile kendi arasındadır. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyle­dir.

Müntekâ'da : İmâm Muhammed (R-A.)'in şöy!e buyurduğu mezkûrdur :

Bir adanı kölesine : «Eğer, sana yüz kamçı vurmazsam sen hür .sim.» diye yemin eder; köle de yüz kamçıyı yemeden ölürse, hür olarak Ölmüş olur.

Bir adam : «Vallahi, filan adamı, elli gün döverim.» der bizzat kamçı ile vurmayı kasdettiği halde, kamçıdan başkası ile vurursa; vakit geçince ne ile döverse dövsün yemini yerine gelmiş olur. Niy­yeti ise, geçersiz kalır.» Muhiyt'te de böyledir.

Bir kimse, «kırbaçla dövmek üzere» yemin ettiği halde, kır­bacı bir örtüyle sarsa; yemini yerine gelmez. Bir kimse : «Saçma do­kunmam.» diye yemin eder; yemin olunan da tam hraş olur ve ye-

niden saç gelir ve o saça dokunursa; veya «dişine dokunmam.» di­ye yemin ettiği adamın yeniden bir dişi çıkar da, ona dokunsa; ye­mini bozulur. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

«Seni ebeden veya ebediyyen veya dehren döversem...» di­ye yemin eden kimse; o saat, dövse; yemini bozulur.

Bir kimse : «Eğer, seni bir ayda, dövmezsem; kölem hür olsun'.» derse; bu adam, yemin ettiği andan itibaren, bir ay içinde, bir defa döverse; yemini bozulmaz. Eğer, bir ay geçene kadar, döv­mezse; yernİni bozulur. Camiul - Kebîr Şerhı'nde de böyledir.

Bir adam, karısına : «Eğer, seni bugün dövmezsem; sen boşsun.» der ve dövmeyi istediği halde kadm : «Eğer, a'zan azama dokunursa; kölem hür olsun.'» der; kocası da, sopa ile onu döver ve bu kadına elini dokundtırmazsa; yemini bozulmaz.

Eğcı1 kadm : «Sen, beni döversen, kölem hür olsun.» deseydi; bunun çâresi : Kadın köleyi güvenilir birine satar; sonrada kocası onu c güit yavaşça döver; hem kocanın yemini yerini bulur. Kadm da bir ceza gerekmez. Zahîriyye'dc1 de böyledir.

Eğer, «Bugün, yer yüzünde, senin çocuğunu iki parça, ede­ne kadar dövmezsem...» diye yemin eden kimse; dövmesinde müba­lağa eylerse; esahh olan. görüşe göre; yemini bozulmaz. Yetıâbî'de de böyledir.

Bir adam, diğerine : «Eğer sen Ölürsün ve ben seni dövmez­sem; bütün kölelerim hür olsun." dese ve adam da ölse; yemin eden onu dövmese; köleler hür olmazlar.

Şayet : «Eğer, seni dövmezsem.» dese de; dövmeden Önce kar­şıdaki adam Ölse; ölenin son anmda yemini bozulur. Yâni köleler hür olur.

Kölesine, «sen Ölene kadar, seni dövmezsem.» diyen kimse; dediğini yapmazsa yemini bozulur.

Bir adam, çocuğunu dövmek istese ve hiç bir kimsenin ona yardım etmemesi için, yemin eylese; bir adam da, onu bir veya iki sopa vurduktan sonra, men eylese; adam ise daha fazla vurmak is­tese; âlimler : «Yemini bozulur.» demişlerdir. Çünkü, onun muradı, kalbi mutmein olana kadar, men etmemeleri idi. îşte ona, mani olu­nunca, yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.                                           

Bir adam, diğerine : «Seni dövene kadar/filan adama ne yaptığını haber vermezsen; kölem, hür olsun.» diye yemin etse; o da, dövülmeden haber verse; yemin yerine gelmiş olur.

Keza : «Sen, bana sabah yemeği yedirene kadar, sana gel-mezsem...» veya «sen beni dövene kadr,r, seni dövmezsem...» dedi-ti halde; ö, sabah yemeği yedirmeden, ona gelse veya onu dövme­den, o bunu dÖvse; yemini yerine gelmiş olur.

Eğe;-: «Hakkımı verene kadar, seni suçlamazsam...» veya «Gece girene kadar, seni dövmezsem...» veya «'Sabaha kadar, seni dövmez­sem...-' veya «Zeyd sana şefaatçi olana kadar, seni dövmezsem...» veya «Zeydbern men eyleyene kadar, seni dövmezsem...» veya «Elim şikâyetçi olana kadar, seni dövmezsem...» demiş olaydı; yeminin yerine gelme şartı, onu suçlamak ve vakti gelene kadar dövmektir. Hakkı ödenmeden, suçlama da bulunmasa veya dediği vakitler gel­meden, dövmeyi terk eyleseydi; yemim bozulurdu. Çünkü, burada «hatla > kelimesi, gaye içindir. Zira, suçlama ve dövme tekrarlama yoluyla sonuna kadar uzar.

Şayet, cezaya niyyet eyiernişse; bu diyâneten kabûî edilir; fakat hükmen kabul edilmez.

Eğer, iki fiil, bir kişi tarafından olsa; (meselâ : «Bugün, sabah yemeğimi senin yanında yiyene kadar, senin yanına gelmezsem...» demek gibi...) o zaman, yeminin yerine gelme şartı, fiillerin yerine gelmesine bağlıdır. Hatta, gelse de, onun yanında hemen yemek ye-nıese ve sonra yese; yemin yerine gelmiş olur. Eğer, hiç yemek ye-mezse; yemini bozulur. Zira fiilin biri yapılmamış olur. Kâfî'de de böyledir.

Bir kimse, karısına : «Seni her dövdükçe sen boşsun.» Ona, avcuyla parmaklan ayrı ayrı olduğu halde dokunup kadına vursa; kadın, sadece, bir talâk boş olur. Eğer kadına iki eliyle vursa; iki talâk boş olur. Serahsi'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir adam kölesine : "Eğer, seninle karşılaşır da seni döv­mezsem; karım, boş olsun.» der, ve o köleyi bir mil mesafede gö­rür, veya damın üzerinde görürde, ona yetişmezse, yemini bozul­maz. Fetâvayi Kübrâ'da da böyledir.

«Filan adamı görürsem; elbette, döverim.» diye yemin eden kimse; görme yakından olsun    uzaktan olsun; dövme, hangivakıtta olursa olsun yemini bozulmaz. Yalnız, fevri (=  hemen) dövmeyi kasdeylediyse. O müstesna'dir.   Muhıyt'te de böyledir.

«Eğer, seni görürde, dövmezsem...»diye yemin eden şahıs, onu görür; fakat, hasta olduğu için dövmeye gücü yetmezse; yemi­ni bozulur. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir kadın, bir câriye yüzünden kacasıyla nizahlaşırda; ko­cası : «Eğer, elimi basma koyarsam...» diye yemin eder ve başına, eliyle Öfke ile vurursa; yemini bozulmaz. Itâbiyye'de de böyledir.

Haklı veya haksız, «elbette, kölesini dövmeye» yemin eden kimsenin bir niyyeti yoksa; bunun manası, haklı veya haksız, her şikâyet eyledikçe dövmektir. Eğer, bir hal üzere, niyyet eylemişse; işte o halde iken, döver. Eğer, şikâyet eylerse, döver. Ayni şeyi, bir defa daha şikâyet eylerse; ikinci şikâyet için dövmek yoktur. Muhıyt'te de böyledir.

«Filan adamı, bin defa, dövmeye» yemin eden kimse; onu defalarca döver.

«Filân adamı, bin defa öldürmeye» yemin eden kimse; onu, şiddetle bir defa öldürürse yemini yerine gelir. Fetâvâyi Kâ-cîîhân'da da böyledir.

«Filan adamı dövmeye veya onunla konuşmaya» yemin eder; halbuki, o adam Ölmüş olursa; eğer onun Öldüğünü bilmiyor idiyse İmâm Ebû Hanlife CR.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.) göre, yemini bozulmaz. Ve eğer, öldüğünü biliyorsa; yemini mün'akid olur ve biLima', hemen o saatte bozulur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerine : «Eğer, sen, beni dövdüğün takdirde, ben seni dövmezsem...» diye yemin ederse; bu yemin edenin, yemin olunandan önce vurması halindedir. Eğer, sonrayı niyyet eylemişse; hemen vuracaktır. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, başkası için, «hangi kölen onu döverse, işte o hürdür.» desede; köleleri hep birden dövseler; ancak, onlardan bir tanesi, hür olur. Eğer : «Ey filan, sana hangi kölem vurursa; işte o hürdür.» der; kölelerde hep birden vururlarsa; hepside hür olurlar. Birinci meselede, kölelerden birisi hür olur. Ona bakılır, eğer vurma birbirini takip ederek oldu ise; ilk vuran hür olur. Eğer, hep birden vurmuşiarsa; onlardan efendilerinin belirleyece­ği birisi, hür olur.

Bu kimse : «Kölelerim o şahsa vurduğu zaman hürdür.» der ve hepsi vurursa, hepsi hür olur. Bazısı vurursa, o vuranlar hür olurlar. Muhıyt'te de böyledir.

Eğer, «Kölelerimden ona kim vurursa; işte, o hürdür, der ve hepsi birden vururlarsa İmâmeyne göre, hepside hür olurlar İ-mam Ebû Hanif (R.A.)'ye göre birisi hür olur. Telhıys Şerhi'nde de böyledir.

«Şu köleyi, bir kimse döverse; karısı boş olsun.» derse; bu yemin, hem yemin edene hemde, başkasınadır. Şayet: «Şu başıma kim vurursa...» demiş olsaydı; bu yemin, yemin edenden başkası'na ait olurdu.

Bir adam, bir insan dövmeyi murad eylesede başka bir adam «eğer döversen; kölem hür olsun.» derse; oda hemen onu döv­meyi bıraksa; sonra dövse yemin bozulmaz. Ancak, hemen döverse yemin bozulur. Sirâciyye'de de böyledir.

İmâm Muhammed   (R.A.)  şöyle buyurmuştur :

Bir kimse, iki kölesine : «Sizi dövmem; ancak, bir gün döve­rim.» veya «Bir günde döverim.» diye yemin etse; bu şahıs, dile­diği günde, ister beraber, isterse ayrı ayrı döver. Eğer, onlardan birini, perşembe, diğerini cum'a günü döverse; yemini cuma günü güneş batana kadar bozulmaz. Çünkü onları istisna edilen günde dövmüştür. îstisnâ edilen gün, onların dövülmelerinin toplandığı gündür. Eğer, güneş batmadan dönerde evvelkini yeniden döverse; yemini, bozulmaz. Eğer ondan sonra, her ikisinide bir günde dö­ver veya iki günde döverse veya cuma günü dövdüğünü döverse; dövdüğü saat yemini bozulur. Çünkü dövmesi istisna ettiği gü­nün başkasında olmuştur.

Bir kimse: «Eğer, filânı öldürmesem; karısı boş olsun.» der; o adamda ölmüş olur ve yemin eden onun Öldüğünü bilirse; yemini mün'akid olur. Sonrada aczinden dolayı yemin bozulur. Göğe çıkmak gibi... Eğer, ölümünü bilmiyorsa; yemini bozulmaz. Kâfî'de de böyledir.

Yarın filan adamı, elbette öldürürüm.» diye yemin eden kimsenin, Öldürürüm.» dediği adam, bu gün Ölse; yemini bozul­maz. Te'bvîn'de de böyledir.

Bir kimse : «Eğer, filanı öldürürsem veya ona dokunur­sam..." diye yemin etse ve başkasına kasdettiği, ona isabet eyle-se, yemini bozulur. Serahsî'nin Muhıyti'nde de böyledir.

Bir kimse, başkası için : Seni cum'a günü öldürürsem; kölem hürdür.» der; yeminden sonrada perşem'e günü o adama vurur ve adamda cum'a günü 'Mürse; yemini bozulur.

Şayet cum'a günü vurarda cumartesi günü ölürse; yemini bo­zulmaz. Eğer, vurması yeminden önce olmuş olsa (meselâ : Çar­şamba günü vursa; perşembe günü de yemin eylese ve : Eğer seni cum'a günü öldürmezsem; kölem, hür olsun.» der ve vurulan adamda cum'a günü Ölürse) yemini bozulmaz Muhıyt'te de böy­ledir.

Bir adam : «Falanı Küfe'de öldürmem.» diye yemin edip cna, başka yerde vursa; ancak, o şahıs Kûfe'de Ölse; yemini bozu­lur. İtibar öldüğü yere ve zemandır. Yaralandığı yer ve zaman muteber değildir Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse, başkasına : «Eğer, sana mescidde söversem; kölem, hürdür.» der; yemin eden, mescidin içinde; yemin olunan­da, mescidin dışında oldukları halde; ona söverse; yemini bozu­lur. Eğer aksi olmuş olsaydı, yemini bozulmazdı. Câmhı'I-Kebîr Şerhrnde de böyledir.

Bir kimse, başkasına: «Eğer, seni mescidde öldürürsem ve­ya «mescidde döversem; kölem hürdür.» der; onu Öldürür veya döver; öldüren ve vuran mescidin içinde; ölen ve vurulan mesci­din dışında olursa; yemin bozulmaz. Şayet bunun aksisi olmuş olsaydı, yemin bozulurdu.

Bir kimse, başkasına : «Eğer, bu baş yarığından, ölürsen; şöyle olsun...» diye yemin eder; o da, bu baş yarılmasından ve baş­ka etkenden ölürse; yemini bozulur. Muhıyt'te de böj'îedir.

Bir kimse, başkasına : «Eğer sana mescidde, taş atarsam; kölem hür olsun,»    dese; yemin edenin haline (yemine) itibâr olunur. Şayet: «Seni mVcidde atarsam.» demiş olsaydı; o zaman, yemin olunanın haline yerine itibar olunurdu. Zehıyre'de de böy­ledir.

Bir kimse : «Filan adamı, yarın çıplak ve aç olarak hap­setmezsem, karısı boş olsun.» der; yarında, o adamı, çıplak ve açolarak hapseder ve bir başkası onu doyurursa; yemini bozulur. Fetâvâyi Küibrâ'da da böyledir.

«Filan adama azab eylemem.» diye yemin eden kimse; o adamı habseylese, yemini bozulmaz. Ancak öylece niyyet eylediy-se; c zaman müstesnadır.

Bu hapis, yemininin altına girmez. Çünkü, tam tazib de­ğildir.

Bir adam karısını yatağına çağırır oda, kaçınır ve : «Sen bana eziyet eyliyorsun.» der; adamda : «Eğer, ben sana azab ey-lersem; sen boşsun.» dedikten sonra; kadın yatağa gelir ve cima' ederse; eğer onun hoşlanmadığı hal üzere cima' etmişse; muhak­kak ona azap etmiş olur ve karısı boş olur. Eğer, kadının isteğiy­le yaparsa; kadın, boş olmaz. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, karısına: «Eğer, sana bir zarar vermezsem...» veya «bir kötülük yapmazsam; sen üç talâk boşsun.» dedikten sonra; aylar geçtiği halde ona, nafaka vermez ve onun üzerine ev­lenirse; kadının yakınları da; ona : «Kocan sana kötülük yaptı ve zarar verdin.» derler; kadın ise: «Bana kötülük ve eziyet yap­madı.»  derse; kadının sözü geçerlidir. Ve kadın boş olmaz.

Şayet: «Eğer sana zarar verdiysem.» veya «sana kötülük yap­tıysam; sen boşsun» der.ve yaptıklarını da ona kötülük olsun diy3. yaparsa; yemini bozulur. Yâni karısı boş olur.

«Karısına, kötülük yapmamaya» yemin eden bir şahsın el­bisesine, pislik bulaşır; karısına : «Şunu yıka.» der; oda razı ol­mazsa; adam ise «Bu, sana kötülüktür, yıka.» derse; bazıları: «Ye mini bozulmaz.» demişlerdir. Kâdî ise : Yemini bozulur.» demiş­tir. Fetva da buna göre verilir. Kerderî'nin Vecizinde de böyle­dir.

Kudûrî'de : İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) şöyle rivayet edil­miştir: Bir adam karısına : «Sen boşsun veya Vallahi, hizmetçiyi bu gün döverim.» der've gününde döverse; yemini yerine gelir. Kadıiı boş olmaz. Eğer dövmeden, o gün geçerse; yemini bozu­lur. Yeminle, talâk arasında; muhayyerdir. Şayet, dövmeden önce hizmetçi ölürse; yemin eden adam; talâkla keffaret-i yemin ara­sında muhayyerdir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerine : «Eğer, sana söversem; Kölem, hür olsun.» dedikten, sonra; «Allah senin hakkında, bereketli eyleme­sin.» derse; köle hür olmaz.

Şayet : «Sen ve senin ehlin ve senin mahn mübarek olmasın.» demiş olsa; köle azâd olmuş olur. Bu şetimdir. Zahîriyye'de de böyledir,

Bir adam, «Karısını bir şeyle itham etmemeye» yemin et­ti kt.en sonra ona: «Yaptığını, Allah bilir.» derse; yemini bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adam «filana iftira yapmaya» yemin ettikten  sonra; ona: Ey zâniyenin oğlu!» dese; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân da da böyledir.

«Bir kimseye iftira etmemeye» veya «sövmemeye» yemin eden kimse; o Ölünce iftira eylese veya sövse; yemini bozulur. «Ben, ondan hayırİıyım.» diye yemin eden kimse; hırsız veya içki içen biriyse; drğeride salah ehli veya ilim ehli ise hükmen yemini bozulmuş sayılır. Itâbiyye'de de böyledir.

Bir adam, malını evine defneylese (— gömse), sonrada, onu aradığı halde bulamasa; ve malının gitmiş olduğuna yemin ettikten sonra, onu bulsa; eğer, o malı başkası almış sonrada geri getirip keymuş olmazsa; yemini bozulur. Fetâvâyi Kâdlhân'da da böyledir.

Bir ziraatçı veya onun vekili, beraberce ortak bulunduk­ları üzüm ve meyveyi evine taşıdığı halde, hırsızlık değildir.» diye yemin ederse âlimler : «Eğer ekincinin veya vekilin taşıdığı ye­mek içinse; hırsızlık olmaz. Fakat Hububattan yalnız başına bir şeyler alırda; maksadı onu hıfzetmek (korumak) olmazsa; işte o hırsızlık olur. Fakat, mal sahibi bile gizlice bir şey almışsa o hır­sızlık olur. mal sahibi ve ortağı bir şey aldığı zaman diğeri onu görünce tazmin ettirmeyip razı okak olsa; yine hırsızlık sayıl­maz. Eğer böyle olmazsa; lâyık olan hırsi/Jık olmasıdır. Zâhîriy-ye'de de böyledir.

Atım, handa kaybeden bir şahıs : Eğer, atımı çaldılarsa; vaılâhi burada durmam.» derse; âlimler : «Yemin edene sorulur»; eğer, bu sözü ile, bu odada veya bu handa veya bu belde de dur­mamaya mı niyet ve kasdeylemişse;  bu durumda, niyyetine görehareket edilir.  Eğer, böyle bir  niyyeti yoksa;  handa durmamaya yemin etmiş sayılır.

Bir kadının, yabancı biri ile oturan bir oğlu olsa; kadı­nın kocası, kadına; «Eğer, oğlun evimize gelmez ve bizimle otur-mazsa; her ne vakit, ona malımdan az bir şey verirsen; sen şöyle ol» .dediği halde, oğlan gelse ve beraberce bir sene otursalar; sonra oğlan kaybolsa; kadında kocasına : «Ben malından oğluma bir şeyler verdim.» dese; adamın yemini bozulmuş olur.

Eğer, koca. karısına inanmazsa; bu durumda; kocanın sözü geçerlidir. Eğer doğrular ve kadın da oğluna, oğlan gelip de be­raber oturmadan Önce, vermişse; kadın boş olur. Fetâvâyî Kâdî-hân'da da böyledir.

Bir adam başka birisine «elbisemi çaldı.» diye iddia ey-îese; iddia olunanda iddia edenin elbisesini almış olsa; ve «Karım boş olsun; eğer, senin elbiseni kaldırdrysam.» dese; Bazıları: «Ka­dın boş olmaz, onun elbisesini çalmış olmadıkça.» demişler; Ba-zılarıda : «Hükmen boş olur.» demişlerdir.

Bir kimse diğerinin elbisesini çaldıktan sonra; çalan adam, elbisesi çalınana, para verir, oda onu inkâr eder ve yemin eyler­se; Fakıyh Ebûl - Kasım «Eğer, çalman elbise hırsızının elinden gitmişse; hiç şüphesiz yemin eden elbise sahibinin, yemini bozul­muş olmaz.

Eğer elbise hırsizm yanında duruyorsa; ben, «yemini bozu­lur demem.» demiştir. «Eğer, elbise hırsızın yanında duruyorsa; şüphesiz yemin edenin yemini, bozulur Hırsızın elinden gitmiş ise, cevap söylendiği gibidir.»  diyenlerde olmuştur.

Bir adam, «filan adam elbiselerimi çaldı.» veya «yaktı» diye yemin eylese; halbuki o adamda, bir elbiseden başka çalma­mış ve bir elbiseden başkasını yakmamış olsa; yemin edenin ye­mini bozulmaz.» denilmiştir. «Bozulur.» diyenlerde olmuştur. Önceki kayıp açıktır. Muhıyt'te. de böyledir.

Bir sarhoş ayıkmca arkadaşlarına hitaben: «Cebimde, kırkbeş dirhemim vardı. Siz almışsınız.» der; onlarda inkâr eder; sarhoşda «Bu gün, cebimde kırk beş dirhemim vardı. Kırkı gıtnfî, beşi idüyattan idi   (= gıtrif ve ıdl dirhem    çeşitlerinden birernev'idirler. karısıda : «Evet, bu gün, cebinde kırk ıdhyyati ve beşde gıtnfisi vardı.» der; toplam miktarında aynı şeyi söyledik­leri halde tafsilatında hata olursa âlimler : «Eğer kadının açık­ladığı kocasının dediğinden ayn ise, ve neticede öyle ise yemin bo­zulur, değilse bozulmaz. Fetâvayi Kadîhân'da da böyledir.

Bir kimse: «Filan adamın birşeyini gasbetmedim.» diye ye­min ettikten sonra; yemin eyleyen, geceleyin yemin olunanın ya­nma girse ve eşyalarım çalsa; yemin olunanda, onu bilmese; veya yemin eyleyen sahradan gelsede başının altından ridasım çalsa; ye­min olunanda, onu bilmese; bu hallerin hiçbirinde gasp olmaz; hırsız olur ve eli kesilir. Hızânetü'I - Mürtîr.'de de böyledir.

«Ondan, bir şey çalmam.» veya gasben almam.» diye ye­min eden kimse, o şahsın yoluna kesse ve bir şeyini alsa çalmak­tan değil; gasben   (=  zoraki)   almaktan dolayı; yemini  bozulmuş olur.

Bir başkasına : «Senin malına hıyanetlik yapmam.» diye yemin eden kimse; kendi karısına izin versede, o hiyanetlik yapsa; vemini   bozulmaz. [22]

 

12- DİRHEMLERİ BİRBİRİNE VEREREK HELÂLLEŞMEK HAKKINDA YEMİN
 

«Filan adamdan, hakkını almaya» yemin eden kimse; onu bizzat kendisi veya vekili alsa; yemini yerini bulmuş olur.

Eğer, binefsihi kendisi almaya niyyet eylemişse; bu niyyeti, hem diyâııeten hem.de hükmen tasdik olunur.

Keza, hakkını onun vekilinden alsa; yemini, yerini bulmuş olur.

Keza, borçlunun emriyle, borçlunun malına kefil olandan al­sa; yemini, yerini bulmuş olur. Zehiyre'de de böyledir.

Borçlunun emri olmadan kefilinden veya havale eylediği şahıstan alsa; yemini bozulur."

Âlimler: Alacağına karşılık olarak fasid bir satışla; bir köle­sini satın alsa ve onu gasbeylese; eğer kölenin kıymeti alacağına karşılık geliyorsa; onu, alacağının yârine almış olur; yemini bo­zulmaz. Eğer karşılamıyorsa; yemini bozulur. Şayet yemin eden kimse; alçağı kadarım gasben (== zoraki) alsa; yemini yerine gel­miş clur. Keza, alacağı kadar, o adamın parasınıveya dinarını im­ha eylese; yemini yerine gelmiş olur. Bedâi'de de böyledir.

Alacaklı bir kimse, «alacağını, almaya» yemin ettiği halde, buna bir vakit tayin eylemese; borçluda, malından ona teberru veya bağış yapsa; yemini bozulur. Şayet, bir vakit tâyin eylemiş olsa ve borçlu, o vakit gelmeden önce teberru eyleseydi; yemin düşer ve vakit gelene kadar bozulmazdı. Bu, İmâm Ebû Hanîfe (R. A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'e göredeir.

Alacağını almış oîsa, ve onu, kalp olarak bulsa; yemini yerine gelmiş olur Eğer, o parayı sahte para olarak bulsa; hakkını almış sayılmaz. Eğer, hakkının yerine, onun elbisesini aldıktan sonra onu arızalı bulduğu için geri verse; yemini yerini bulmuş olur. îzah'ta da böyledir.

«Borçlusundan alacağını alana kadar, ayrılmamaya.» ye­min eden kimsenin yanından, borçlu kaçsa; yemin bozulmaz.

Borçlusu, borcunu ödeyene kadar, ondan ayrılmamaya vtmin eden bir alacaklı, borçlusunu görecek şekilde mak'adm üze­rene oturup, onu muhafaza eylese, ayrılmış sayılmaz. Eğer arala­rında, perde veya direkler varsa; yine ayrılmış sayılmaz.

Keza, birisi mescidin dışında digeride, içinde oturur kapı da açık bulunur ve birbirini görürlerse; ayrılmış sayılmazlar.

Eğer mescidin  duvarı, birini gizler;  diğeeri de içerde olursa; ayrılmış olurlar.

Keza, aralarında, kitli kapı olur, anahtar, yemin edenin elin­de olduğu halde, yemin eden, kapmm dışında oturursa; ayrılmış sayılmazlar. Müntekâ'da da böyledir.

Bunun çâresi : Alacaklı uyur veya borçludan gafil bulu­nur, veya bir başkası onu sözle meşkul eylerde; borçlu kaçarsa; yemin bozulmaz.

Şayet uyumaz ve ondan gai'ü olmazda, borçlu giderken ken­dide gitmez ve imkân olduğu halde ona mâni olmazsa; yemini bozulur.

«Borcunu ödeyene kadar ondan ayrılmamaya» yemin eden r-lcckh şahıs; ondan rehin veya kefil alsa; yemini bozulur. Ancak rehin daha ayrılmadan helak oiur kıymeti ise, borç kadar veya daha çok olursa; bu durumda yemini bozulmaz Zehıyre'de de böy­ledir.

Bir alacaklı, borçlusunun kapısına gelse ve : «O adamdan hakkın almadıkça, ordan gitmemeye» yemin eylese; borçluda ge­lip, ordan men eylese; o da hakkını almadan kendiliğinden ora­dan gitse, bazıları; «Yemini bozulur.» bazılanda «bozulmaz,» de­mişlerdir. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir borçlu, «filan adamın hakkını vermeye yemin edip; bir başkasına vermesini emreylese veya ona havale eylese ve borç varisle; yemin yerine gelmiş olur.

Bir borçlu, «borcunu vermemeye» yemin eder ve onun yerine onun emriyle bir başkası verirse; yemini bozulur. Eğer, biz­zat kendisi vermeyeceğini ııiyyet eylemiş olursa; buna hükümde itibar olunmaz Zehıyre'de de böyledir.

Bir «dam, başkasına : «Vallahi, senin malını, sana hâkim hükmedene kadar vermeyeceğim.» der; oda,  bir vekii  îulup, haki-mc müracaat eder; Hâkimde, yemin eyüyenin vekilinin lehine, hük mey leşe; bu, yemin eyleyenin üzerine, hüküm sayılır ve ye­mini bozulmaz.

Bir adam, borçlusuna : «Vallahi, senden hakkımı alana kadar, ayniınam.» dedikten sonra, borçlusundan o Alacağına be­del, bu" köle satın alsa; daha ayrılmadan Önce - ayı ilana kadar borç ödemiş olma/.. İmâm Muharrvmed (R.A.)'c göre, ayrılmadan önceki yapılan hîbe, yemini bozma/. İmânı Ebû Hanîfe (R.A.)'yr Iiövc bu hibe ile yemin bozulur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, yen-ini bozulur. Bu; satın alman, kabz edilmeden önce, aynhrsa böyledir. Eğer ayrılmadan önce, köle satıcının yanında iken ölse de, sonra aynlsalar,  yemin  bozulur.

Şayet, borçlu, o kölesini, bu borca mukabil, bir başkasına satmış olsa; alacaklı da, köle teslim alınmadan ayrılsa; sonra köle­nin efendisi, «satış caiz olmadığından,» Köleye hak sahibi olsa; yemin edenin yemini bozulmuş olmaz. Eğer, borçlu köleyi muhay­yer okırak satsa; yemin eden, onu aldıktan sonra ayrılsa, yemini bozulur. «Şayet alacak, kadının üzerinde olur ve alacaklı hakkını, ondan almadıkça ayrılmamaya yemin ederse; ve o kadında olan alacağına mukabil kadını nikahlasa; işte bu, borçtan kurtulma olur. Borçlu, borcuna karşılık olarak, kölesini veya cariyesini satsa; o da, müdebbir veya mütekâtep veya iimmü veied olsa; ve\a müdebbir ve ünımii vclc.l borçludan başkasının olsa; sonrada alacaklı alacağını a-dıktan sonra, ayrılsa; yemin bozulmaz. Alcaklıya, borçlu tara­fından bin dirhem hîbe edilse alacaklı da, onu kabul eylese; yemi­ni bozulma/. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Ayın evvelinde borcunu ödemeye yemin eden kimse ayın yarısından ünce öderse; yemini yerini bulur; değilse bozulur. «Ayın başında, borcunu ödemeye» veya «Ay, hilal olun­ca ödemeye» yemin eden kimse; hilâlin olduğu gece ve günün tamamına kadar, müddete, sahiptir. «Boıcunu. ayın önünde ve so­nunda ödemeye» yemin eden kimse; onu, ayın on beşinci ve on altıncı günlerinde öder.

"Öğlen namazında, borcunu ödemeye» yemin eden kimse; öğlen nama/mm vakti içinde Öder. «Namaz kılındığı zamana ka­dar, borcumu öderim.» diyen kimse; o namazın bütün vaktinde öder.

Ayın başında Öderim» diye yemin eden kimse; onu ay­başından önce öder veya alacaklı ölürse, bu kimsenin yemini, İmâm Fbıı Hanîfe (R.A.) ye İmâm Muhammed (R.A.)'e göre sa-k:t olur. (= düşer) Eğer, borçlu ohın ölürse; bü-ittifak, yamini bozulmuş olmaz.

«Keza : «Filânın malını elbette ödeyeceğim.'; diye yemin etliği halde o yemin etmeden önce, o şahıs ölmüş, yemin eden de, bunu bilmiyorsa, yemini bozulmaz. Eğer biliyorsa, bozulur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre bilse de,, bilmese de, yemini bozulur. Serahsî'-nin Mîıhıytî'nde de böyledir.

"İlk namaz kılmana kadar, [ilan adr^nm borcunu verece-.yinı.» diye yenıin eden kimse; onu, Öğle namazının vaktinde — bu vaktin..sonuna kadar — öder.Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

«Güneş doğarken" veya «güneşin doğuşu yanında» dese; işte o,güneşin doğupta beyazlanmasına kadar olan, zamanda borcu­nu öder. Eğer «kuşluk vakti» derse; güneşin beyazlandığı zaman­dan, öğle vaktine kadar, borcunu ödeyebilir (Mtıhiyt'te de böyle­dir.    

Bir borçlu; «Bu beldeden, borcunu ödeyene kadar gitme-ıneyt, yemin etlikten sonra; borcunun tamamını ödemeden gitse; vemini bozulur. -(Borcunu ödememeye» yemin ettiği halde, az bir kısmım ödeyenin yemini  ise  bozulmaz. Kerderîniıı Vecîzi'nde  debeyledir.

Bir kimse : "Vallahi, bu gün, sende olan malımı almam.» der ve bu şahıs boıçlunu:ı cariyesini; o günkü alacağına mukabil olarak nikâhlar ve ona cima' ederse;, yemini bozulmaz.

Keza, alacaklı borçlusuna. «Sende, yüz dirhem alacağım var; eğer, bu gün senden bir dirhem noksan alırsam; kölem hür olsun.11 dtv ve onda eîli dirhem olur ve kalanını, güneş batana kadar al­mazsa; yemini bozulmaz.

Keza, bir defada, yüzünü de alsa; yemini bozulmaz. Eğer, on­dan gündü/.ün evvelinde elli dirhem; sonunda elli dirhem alırsa; yemini bozulur. Eğer, o dirhemlerin içinde, kalp veya sahte dirhem­ler bulursa; yemini bozulur. Geri versin; değiştirsin veya değiştir­mesin müsavidir. Keza, aldığı dirhemlerin içinde, sahte para veya kalay olursa; geri verip ayni günde değiştirse; değişildiği zaman yemini bozulur. Eğer, değiştirmezse; yemini bozulmaz.

Şayet:« Kölem hür olsun; eğer, bu gün bir dirhem noksan alırsam.« dediği halde, o gün, elli dirhem alsa; aldığı vakit yemini bozulur.

Bu istihsandır.   «Eğer, o gün  bir  şey almazsa  yemini bozulur.

Eğer vakit tâyin etmez (= belirtmez), ise; «Eğer, ondan bir dirhem, noksan alırsam; kölem hür olsun.» der de elli dirhem alırsa; bunu aldığı zaman yemini bozulur.» «Eğer bir dirhem noksan.» dese de; ona tartı ile elli dirhem verilse «alır­sam» dese de; ona tartı ile elli' dirhem daha t arıtarak verilse; ve ayni mecliste, bir elli dirhem daha tartılarak verilse; bütün âlim­lere göre, tartı İşlemi devam ettikçe yemini bozulmaz. Eğer, birin­ci tartıyı mütâakip başka bir işte meşkul olunduktan sonra, ikin­ci elli dirhem lartıhrsa; yemin bozulur.

«Eğer, malımı, filandan; bir şey noksan olarak alırsam.» de­miş olsa; onu, fakirlere sadaka eder. Filanda olan malından do­kuzunu alıp onu bir adama bağışlasa; sonra da geri kalan dir­hemleri alsa; onları tasaddik eylemek gerekir.

Bir kimse: «Senin üzerinde olan dirhemlerimi, senden al­mazsam.» diye yemin ettiği halde, ondan alırsa veya dinar alsa; ye­mini bozulur. Muhıyt'te de böyledir.

«Üzerinde olan. malımı tartttnp almazsam...» diye yemin eden kimse; hakkının cinsinin hilafına tartılı veya tartısız bir şey alsa; yemini yerine gelmiş olmaz. Çünkü, o tarttırmakla kayıtlan­mıştır. Sözün umûmî olması itibardan düştü ve ahassı hususa (= ö?:el bir söze)  çevrildi. Oda hakkım aynen almaktır.

«Eğer, sende olan hakkımı, ki kese içindedir; almazsam...» diye yemin eden kimse dirhemler, yerine; dinarlar alsa veya kağıt para alsa, bizim söylediğimiz gibi, yemini bozulur. Eğer, tartıyı niye I eylemişse Allah'la kendi arasındadır. Bu hükümde geçerli olmaz. Cami' Şerhi'ııdc de böyledir.

«Üzerinde olan malımı dirhemler olarak, almazsam...» di­yenin eden kimse; dediği gibi ahr.

Bir borçlu, alacaklısından, dirhem borç aldı ve cnuda geri ver­di; sonrada, ikinci defa ondan .borç aldı; geri verdi; aldı verdi böy­lece,  üç  dirhem  malını  ödediyss;  yemini   yerine gelmiş  olur.   Şayet, «hakkımı tartılı alırını...» diye yemin etmiş ve borçlu, ona tar­tılmayan şeyden ödemişse; yemin bozulmuş olur.

Eğer, alacaklının vekili; tartılı olarak alırsa, yemin yerini bul­muş olur.

Keza borçlu, tartılı olaıak vermeye yemin eylese de vekili tartılı clarak verse; yemini yerine gelmiş olur.

Keza, hem alcaklı hem de, borçlu, tartılı alıp vermeye yemin cyleseler; her ikisi de vekil tayin else vekiller, önce tayin edil­miş sonrada asıllarının adına iş yapmışlarsa; her ikisi de, yeminden halâs olur. Cami'de de böyledir.

Bu mesele; Alacaklı bir kimse, alacağını tahsil etmek ti­lere, bir vekil tayin ettikten sonra alacağını almamaya yemin eder vekil de, bu yeminden sonra, onun alacağını alırsa; alacaklının ye­mini bozulur.« kavlini kuvvetlendiriyor. Mıhiyt'te de böyledir.

Bir borçlu, alacaklısına.- «Vallahi borcumu perşembeye kadar ödemem.» dese; perşembe gününün şalağı ağrana kadar da öde-mese; yemini bozulur. Çünkü, perşembe gününü gaye etti ise mad-rrbm lehe dahil olmaz.

Bir kimse: «Borcumu beş güne kadar ödeyeceğim.» diye yemin Utiği halde; beşinci günün güneşi batana kadar, ödemezse; yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Borçlusundan, «alacağım, bugün almamaya» yemin eden kimsenin alacaklısı, o gün, borçlusundan bir şey satın alsa; satın alan, onu o gün teslim alırsa yemini bozulur. Yarın, teslim alırsa; yemini bozulmaz. Yeminden sonra, o gün fasid satışla bir şey al­mış olsa ve teslimde alsa; eğer aldığı şeyin kıymeti, alçağı kadar veya daha fazla ise; yemini bozulur. Kıymeti, alacağından noksan ise, yemini bozulmaz. Eğer, o gün borçlusunun malından bir şey imha ederse helak olan alacağının emsali ise; yemini bozulmaz. Eğer, kıymet sahibi; kıymetjde alacağı kadar veya daha fazla ise; yemini bozulur. Fakat önce gasbetmek sonra, imha etmek şartıyla olursa; ve gasbetmeden helak ederse; (yakmak gibi) yemini bozul­maz. Zahirîyye'de de böyledir.

Borçlu, alacak sahibine : Eğer, malını yarın vermezsen; kölem, hür olsun.» der; alacaklı, yarma kadar kaybolursa; âlim­ler; «Borçlu borcunu, hâkime teslim eyler, öyle yaparsa yemini bozulmaz ve yerini bulmuş olur.» demişlerdir. Bu  muhtar olan gö­rüştür. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Alacaklı hazır olur, fakat kabul etmez; borçlu, alacaklı elini uzatınca, alacak şekilde yanma bırakırsa, yemini yerine gelir ve bozulmuş olmaz. Keza, bir kimse, zoraki alınan şeyi «almam.» diye yemin eylese ve öyle yapsa yemini bozulmaz. Hulâsa'da da böyle­dir.

Münteka'da İbn-i Sîma : «Ben, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyurduğunu duydum: «Alacaklısı hakkında, «Vallahi, bu­gün, hakkımı vermedikçe, senden ayrılmam...» diyen ve niyetide hakkını alana kadar ondan ayrılmamak olan bir kimse; o gün ge­çene kadar ayrılmasa; borçlu da, hakkını vermese; yemini bozul­maz. O gün geçtikten sonra    ayrüırsa; yemini bozulur.»

Keza «Seni, bu gün, hükümdara götürene kadar, senden ay­rılmam...» veya «seni; benden sultan kurtarana kadar, ayrılmam...» der; o gün geçtiği halde ayrılmazsa; sutlana götürmezse ve sul­tanda, onu kurtarmazsa; (bunlar müsavidir.) yemini bozulmaz. Ancak, bırakınca bozulur.

Şayet, o gün, sultana götürür ve : «Bugün hakkımı verene kadar, senden ayrılmam.» derse ve o gün öylece geçse; borçluda ödeme yapmasa; yemini bozulmaz. Eğer, o gün geçtikten sonra ay-nlsalar; yine, yemini bozulmaz Muhhıyt'le de böyledir.

«Hakkımızı filana alıp vermiyeceğiz.» diye yemin eden kimse; ondan aynhnasa ve haklaşmasa, yemini bozulmaz. Zâhîriy-ye'de de böyledir.

Alacaklı : «Eğer, sendeki alacağımı, yarın almazsam; ka^ nm, boş olsun.» der borçluda : «Eğer, yarın sana, borcumu verir­sem; karını boş olsun.» der, alacaklı alacağını zor kullanarak alır­sa; her ikisinînde yemini bozulma/,. Eğer mümkün almazda, borç­lusunu hâkimin kapısına çeker; orda muhakeme olurlarsa; yemini yerine gelmiş olur.

Bir kimse, borçlu bir şahsa, «alacaklısının hakkını filan gün vermeye» yemin ettirse; ve elinden tutup : Onun izni olmadıkça, r.ynlmayacaksm.» dese; borçluda, o gün gelse ve borcunu ödese; yalnı/. elinden tutmasa ve o izin vermeden ayrılsa; borçlunun ye-tr-ipi* bozulmaz.

Şâyel, «malımı sende bırakmam.» diye yemin eder; ve onu ha­kime götürür; oda, onu habseder veya ona yemin ettirirse; yemin edenin yemini'yerini bulmuş olur. Huîâsa'da da böyledir.

Keza, Hâkime çıkarmayıp, geceye kadar ondan ayrjlmasa; yemini yerini bulur.

Bir kimse «Borcunu, filan gün Ödeyeceğine» yemin eüiğı halde o günden Önce öder veya onu bağışlar; günü gelincede bir şeyi a'mazsa; İmâm Ebû Haııîfc (R.A.) 'ye göre, yemini bozulmaz. Eğer alacaklı Ölürde, veresesine veya vasisine öderse; yemini yerini bulur; değiîse, yemini bozulur, Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Bir adam, karısının talâkı üzere; ona, her gün bir dirhem vereceğine yemin etse ve onu bazen güneş batarken bazande ak­şam ödese; hiç bir. gece ve gündüz dirhem vermekten hâli kalma­mışsa; yemini yerini bulmuş olur.

Bir adam, «üzerinde hakkı olduğu adamdaki hakkını, bir ay geri bırakmamaya» yemin eylesc; ve bir ay geçene kadarda hak­laşmada sükut edip bir ay geçse; yemini bozulmaz. Çünkü, o geri bırakmamıştır. Yani, borçlu verip de alacaklı almamazhk yapma­mıştır. Fetâvâyi Kübra'da da böyledir.

Fetâvâyi Nesefî'de : Bir kimse borçlusuna, gizlenmeyece­ğine dair yemin ettirse ve bunu'bir vakitle de kayıtlamasa, onu, istediği vakit, borçlu, —istediğini bilerek— ona görünmese, yemini bozulur.

Eğer, gizli olarak çarşıya girerse; yemini bozulmaz. Alacak­lı, borçluyu istese de borçîu onu bilmeyerek görünmese; yemini bo/.ulmaz.

Şayet, alacaklılar iki kişi olurla]- ve ikis'de borçluya gizlenme­mek üzere, yemin ettirirler ve borçlu birinin borcunu öderse onun yemin de hakkı kalmaz. Huîâsa'da da böyledir.

Evzecendî bir suâle, şu cevabı "vermiştir: «Borçıu alacak­lısına : «Eğer, hakkım bayram günü ödeme/sem...» diye yemin eder; bayram günüde gelir; yalnız, o yerin hâkimi o günü bayram yaptırmaz ve o günde bayram namazı kılınmazsa; başka bir yerin hâkimi ise, o günü bayram ilân eder ve bayram namazı kildınrsa, -Ramazanda olduğu gibi, ayın doğuş yerlerinde ayrılık yoksa- bu­lunduğu beldenin hakiminin hükmüne uyar.» Muhiyt'te de böyle­dir.

Bir borçlu, niyet etmeksizin, «her ay borcundan bir dir­hem Ödemeye» yemin eylese; ayın başında yemin etmişse; o ay yeminine dahildir. Ve o ayda da bir dirhem vermesi gerekir. Ay çık­madan önce. yine böyledir.

Eğer, ayın sonunda yemin etmişse ve «her ayda öderim.» de­mişse yine böyledir. Mebsût'ta  da böyledir.

Borçlu olan şahıs, «borcunu ödemeye gayret edeceğine» yemin ederse; bu şahıs neyi varsa, satarak borcunu öder. Zahfriy-ye'cle de böyledir. [23]

 

Bu Konularla İlgili Çeşitli Meseleler
 

Bir kimse; ancak, yüz dirheme sahip olduğu takdirde kölesinin hür olmasına yemin eder ve yüz dirhemden aşağıya sa­hip oluiTa; yemini bozulmaz.              ,

Keza, «başka değil, yüz dirheme sahip olursam.» derse yüz dirhemden noksana sahip olunca, yemini bozulmaz.

Şayet, yüz dirhemden fazlaya sahip olursa yemini bozulur. Yâni, köle hür olur. Dirhemleri değil de, dinarları olsa, yemini, yine bozulur.

Keza, bu kimsenin, ticaret için olan kölesi veya kağıt para­sı veya arsası, veya zekâtı verilir cinsten canlı' hayvanları olsa; (nisabı tam olsun veya olmasın, müsavidir.)  yemini bozulur.

Eğer, kölesi hizmet için olur; veya mah zekâtı verilir cinsten olmaz (ev, tarla, akar gibi) veya ticaret için olmayan malı bulu­nursa; yemini bozulmaz. Sirâcü'l- Vehhâc'da da böyledir.

Bir kimse geride varis bırakarak ölür; bir kimse de a'acağı olur; varisi gidip borçludan, bu alacağı ister; borçluda«ona borcum yok.» diye yemin ederse; eğer, adamın öldüğünü bilmiyorsa; yemini bozulmaz; değilse bozulur. Bu görüş, beğenilmiştir. (Hulasa).

Asıl'da: Malım yok diye yemin eden bîr kimsenin il'las etmiş birinde, alacağı bulunsa; yemini bozulma/..

Keza, onun malını, bir adam, gasben alıp imha eylerriişse; veya ma] biaynihi olduğu halde, inkâr etmişse; yemini bozulmaz.

yet, malını gasben (^zoraki) alan şahıs aldığını ikrar eder ve alınan mal da bizzat durmakta ise; alimler; bu hususta ihtilaf eylediler.

Eğer, birisinde emânet malı var ve oda onu ikrar eyliyorsa; yemini bozulur.

Eğer, yanında az veya çok gümüş veya altın varsa; yemini bo­zulur.

Keza yanında ticaret malı ve canlı malı varsa, yemini bozulur.

Eğer, arazisi veya sâime olmayan malı varsa istishanen yemini bozulmaz. Muhıyt'te de böyledir.

«îddia eylediği; hak hakkında bir adamla anlaşmamaya ye­min eden kimse; bir adamı vekil etse ve bu vekil anlaşma yapsa; yemini bozulmaz.

Keza, «mücadele etmeye» yemin ettiği halde; vekili mücadele etse; yemini bozulmaz.

Şayet: «Vallahi filan ile anlaşma yapmam.» dediği halde, baş­kasına anlaşma yapması için emir verse; yemini hükmen bozulur. Serahsî'nin Muhıyt'indc de böyledir.

Şu bin dirhemden harcama yapmam.« diye yemin eden kimse; ondan borcunu ödese; yemini bozulmaz. Çünkü borç ödemek Ör-fen infak değildir. Bazıları. «Eğer niyet cylemışse; yemini bozulur.» demişlerdir. Lâkin, bu örfle kabul edilmez. Kerderî'nhı Vecizi'nde de böyledir.

Borçlanmaya yemin eden kimse; evlenirse; yemini bozul­maz. Ancak, veresiye dirhemler alırsa yemini bozulur. Hulasa'd a da böyledir.

Şöyle yapmam diye yemin eyleyen onu hayat boyu yap­maz. Hidâye'de de böyledir.

Bir kimse, yaparım diye yemin edince; yemin ettiği işi, bir defa yapsa; yemini yerine gelir. Bunu, ister hoşlanmayarak yapsın ister unutarak; ister, kendi isteyip vekili yapsın, müsavidir.

Yapmadığı, zaman, o fiili yapmadan ümidi kesilene kadar; ye­mini bozuldu diye hükmolunamaz.

Eğer o işi yapmadan ölecek olursa; varislerine keffaretini ver­meyi vasiyyet eder.

Eir kimse: «Zeyd'i, elbette, döveceğim.» veya «Şu yufkayı, el­bette, yiyeceğim.» diye yemin ettiği halde; Zeyd ölse veya ekmeği kendinden   önce yeseler; yemini bozulur. Bu, yemin mutlak olduğu z:: m an d ir. Eğer, yemin mukayyet olursa; (meselâ : Şu ekmeği, tu gün yiyeceğim diye yemin eyleyipde gün geçmeden ekmeğin ye­nilmesi gibi.) o /.aman, yemin sakıt olur. ' — düşer.) Diğer imamla­rımıza göre böyle olmasına rağmen İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) buna muhaliftir. Fethu'l-Kadirde  de  böyledir.

"Haram işlemeyeceğim.» diye yemin eden kimse, fâsid ni­kâhla, nikâhlansa;, yemini bozulmaz. Keza, hayvana cima' etmek-lede bozulmaz. Ancak, bedevi, hayvan peşinde giden cahil birisine öyle yol gösterirse, o zaman yemini bozulur. S'irâciyye'de de böyle­dir.

<tt «Vasıyycl yapmayacağım;: diye yemin eden kimse, ölüm zamanı, bağışta bulunursa; yemini bozulmaz."

Keza hastalık halinde, babasını köle olarak satın alırsa; hemen ılkeyter.

Eğer, «bugün ona yüz dirhem bağışlayacağım.» diye yemin et­tiği halde, başkasına bağışlar ve ona da: «Sen al.» derse yemini bozulmaz. Bağışlayan; bağışlananı, bağışladığı adam almadan ölür­se; artık c, mal vârisin alacağından olur; bağış yaptığı adam, onu alamaz. Fethu'l-Kâdîr'de de böyledir.

Bir kimse, diğer şahsın, emirlerine itaate ve yasakların­dan kaçmaya yenlin ettikten sonra; o şahıs, yemin edeni cima' yap-makdan men ettiği halde, oda, cima' ederse; yemini bozulmaz. Eğer orada başkasına delalet olmaz ise.

Filan adama hizmet eylememeye, yemin eden kimse, ücret­siz onun gömleğini dikse; yemini bozulmaz. Eğer, ücretsiz dikerse; yemini bozulur. Fetâvâyi    Kübrâ'da da böyledir.

Bir adam : «Bütün malım hediyedir.» der; diğeri de : «Ba­na da öyle.» derse; ikinci adamın bütün malını hediye etmesi gere­kir. İsterse, öncekinin malından az; ister, müsavi; isterse, çok ol-;:un, fark etmez.

Yalnız : «Ben onun malı kadar kasdeyledim.» derse; o kadar vermesi gerekir. Eğer, «seneye kadar sahip olacağım, bütün malım.» dtse; bırşnhts dediğini hediye eder. İkincisi de, aynısını söylerse; ona birşey gerekmez. îzâh'da da böyledir.

Bir adam, «şu adamı tanımıyorum» diye yemin ettiği hal­de, onu yüzünden tanıyor olsa; fakat, ismini bilmese; yemini bozulmaz. Bu mes'ele böylece Asıl'da zikredilmiştir. Zahiriyye'de de böy­ledir.

«Filan adam, burda oldukça şu işi yapmam.o diye yemin eden kimse; dediği adanı gittikten sonra; o işi yapsa, sonra o adam geri gelse ve bu şahıs o geldikten sonra, o işi tekrar yapsa; yemini bozulmaz. Fethu'I-Kadîr'de de böyledir.

«Cuma gü i çalışmam.» diye yemin eden kimsenin ya­nında bez olur; ondan gömlek yaptırmak ister ve terziye yollaya­rak ona gömlek dikmesini emrederse yemini bozulmaz. Fetâvây; Kübra'da da böyledir.

Mecmûu'n-Nevazil'den : Bir adam, diğerine bir şey verse;

alan adam da, «bu hediyene karşılık olacak şu kaftanı sana ver­mezsem...» diye yemin eder ve böylece zaman gecelikten sonra, on dirhem vererek anlaşsaiar; yemini bozulur. Kâdi'1-İmâm "Kaftan durduğu müddetçe yemin bozulmaz. Eğer, onu verirse; yemini ye­rini bulur.»  demiştir. Hulâsa'da da  böyledir.

«Bu kalem ile, yazı yazmam.» diye yemin eden kimse; onu kırıp, yeniden yapsa ve onunla yazı yazsa; yemini .bozulmaz. Keza: «Bu bıçakla kesmem.» diye yemin ettikten sonra, onu kırsa ve ge­ri yapsa; yemini bozulmaz. Hâvî'de de böyledir.

Bir kiınse; «Filâne kadının, yüzüne bakmam.» diye yemin ettiği halde, o nikahlı iken baksa; İmâm Muhammed (R.A.)'e gö­re, yüzünün çoğu açık olmadıkça; yemini bozulmaz.

Filân adama bakmam.» diye yemin eden kadın, perde arkasın­dan veya camdan baksa; yemini bozulur. Aynada bakmakla yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kübra'da da böyledir.

Bir adam, «filanı görürde onu dövmezsem - diye yemin ey-lese, ve onu bir mil veya daha fazla meşalede görse; İmâm Muham­med (R.A.)'e güre, yemini bozulmaz. Çünkü, onu lam görmüş sa­yılmaz.

Bir adam, başkasına ; «Sana rastlar ve seiâm vermezsem.» diye yemin eylese; münasip o!an, hemen selâm vermektir. Eğer, öyle yapmaz da, selâmı geciktirirse; yemini bozulur. Keza: «Eğer, hayvanını emanet isterim ve sen de vermezsen...» diye yemin eden kimsenin hemen o işi yapması münâsip olur. Eğer bundan başka bir şeye niyyet eylemişse; hükümde geçersizdir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Mü.ntekâ'dan ; «Filan adama bakmamaya» yemin eden kimse; onun eline, ayağına, başına baksa İmâm .Muhammed (R. A.)'e göre, rü'vet (—bakmak) yüze, başa ve bedenin yukarısına karşıdır. Eğer, eline veya ayağına bakmişsa; yemini bozulmaz. Ba­şından yukarısına bakmakla da yemini bozulma/. Bakar da tanı­mazsa; bu kimse bakmış sayılır ve yemini bozulur.

Örtündüğü elbise, başını bedenini tanıtıyorsa, görmüş sayılır; tanıtmıyorsa, görmüş sayılmaz.

Eğer, sırtına, karnına veya göksün e bakarsa; görmüş sayılır \l yemini bozulur. Eğer, bunların tamamını değil de, ekseri kısmı­nı görürse; yemini bozuiur. Az kısmım görürse, yemini  bozulmaz.

Bir adam, «bir kadına bakmamaya» yemin ettiği halde; onu otururken veya ayakla görse; nikahlı olsa bile bakmış sayılır. Ancak : «Bakmamaktan, maksadım, yüzü idi» derse; bu kendi ile Allah  arasındadır. Hükmen, sözü geçerli değildir.

«Filan adamı görürsem, kölem, hür olsun.» diyen kimse; onu, ölü olarak veya kefenlenmiş halde görse, İmâm Muhammed (R.A.)'e göre yüzü kapalı ise; yemini bozulmaz. Çünkü görmek, diri ve ölü olsun müsavidir. Öldükten sonra görmek de, sc;ğ iken görmek gibidir   Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerine; «Filan adamı,, görür de, sana tanıt­mazsam; kölem, hür olsun.» dese de o adamı birlikte görseler; ye­mini bozulmaz ve İmâm-ı A'zam (R.A.) ile İmâm Muhammed (R. A.)'e göre, kölesi hür olmaz.

Bir kimse; «Eğer filan adamı görür de, onu sana getir-mezsem; kölem, hür olsun.» diye yemin ederse; mes'ele, yukarda-kinin aynıdır. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Hişâm, İmâm Muhammed (R.A.)'den rivayeten şöyle de­miştir :

Vallahi, hayatta ve mematta, filan adamla hazır bulunmam.» dese; hayatta iken sevinç ve kederli halinde, ölümünden sonra da, cenazesinde ve ölüsünde bulunmaz.

Eir adam, «eğer filan adamı haram bir iş yaparken gör­mezsem; karım boş olsun» dese ve onu yabancı bir kadınla yalınız başına görse; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, yemini bozulur. Çün­kü, yabancı kadınla, bir arada olmak, haram değil mekruhtur. Zâ-hir^yye'de de böyledir.

Bir kimse : «Malımdan, bin dirhem fakirlere vereceğim.» diye yemin eylemek isterken, birisi ağzını tutsa da, söyletmese; âlimler: «İhtiyaten vermelidir.» dediler. Eğer, yemin talâk ve ıtâka ait olsaydı; bir şey gerekmezdi. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böy­ledir.

Fevâidü'l-Şemsü'l-İslâm'da: Bir adam, elbisesini temiz­likçiye verse; o da, inkâr eylese; adarn : «Sana verdim.» diye yemin etse, oğluna veya talebesine vermiş olsa, eğer oğlan veya talebe te­mizlikçinin ailesinden iseler; yemin bozulmaz. Ancak, bizzat ona verdiğini kasdeyliyorsa; o müstesnadır. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adanı, «filan adamı, taş köprüden geçirmemek üzere; karısının talâkına yemin etse ve onu sözüyle men eylese; yemini ye­rini bulmuş olur.

Bir adam, oğluna : «Seni bırakırsam; filan adamla iş ya­parsan, karım şöyle olsun...» dese; eğer; oğlan bulûğa erişmiş ve ena mâni olmaya gücü yetmiyorsa; sözüyle men ederse; yemini ye­rini bulur.

Eğer, uğıan küçükse; şartın yerine gelmesi; hem sözle, hem de, fiille olacaktır.

Bir adam, kayın biraderinin elinde olan arsayı «benim» diye iddia eylese ve: «Eğer, bu davayı o arsayı alana kadar terk ey-lersem; karım şöyle olsun...» derse; âlimler: «Her ay bir defa hu­sumet eyler ve ayın tamamında davayı terk etmezse; yemini bozul­maz.» demişlerdir.

Bu kimse : «Vallahi, onu şehirden çıkınca bırakmam." de­diği halde; o, haberi olmadan çıksa; yemini bozulmaz,

Eğer, çıktığını görür de, onu terkeylerse; yemini bozulur.

O gidene kadar takip ettiği halde gücü yetmezse; yemini bozul­maz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse : «Şu toplu şey, buğday ise; karım şöyle olsun...».. diye yemin etse ve o da buğday ve hurma olsa; yemini bozulmaz. Bu İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un kavlidir.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, «bu, başka değil ancak buğ­daydır.» dediği halde o buğday ve hurma olsa; yemini bozulur. Eğer, tamamı buğday olursa; yemin bozulmaz. îzah'ta da böyledir.

Bir kimse :  «Eğer, şu toplu şey, buğdaydan başkası değil veya buğdayın gayrisi değildir.» derse bu söz, «o ancak buğdaydır.» sözü gibidir. Bedâî'de de böyledir.

Müntekâ'da : İbrahim, İmâm Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir :

«Eğer, uzun bir yolculuğa çikmazsam filâne hür olsun.» der ve niyyeti üç gün veya daha fazla olursa; niyyetine göredir. Eğer niyyeii yoksa; işte o, bir ay yolculuk yapar. Mumyt'te de böyledir.

Fetâvâyi Mâverâü'n-Nehir'den :

Ebû'n-Nasr Debbûsî'den soruldu : Bir adam yemin eyledi; fa­kat, Allah'a mı, oruca mı talâka mı yemin ettiğini unuttu. Bu şah­sın durumu nedir?

Şöyle buyurdu :

Hatırlaması hariç, talâk üzre yemin etmiş sayılır. Tatarhâniy-ye'de de böyledir.

Bir adam, «hizmetçisine, hizmet ettirmemek üzere» yemin ey-İLmiş olsa; bu mes'elede iki yön vardır :                           

Birincisi: Hizmetçinin, yemin edene ait olması; Bu hal de, şu şu dört bölümü içine alır.

Birinci Bölüm : Efendinin, hizmetçiden yeminden sonra, hiz­met istemesi; açık ve nas olarak, (misâl : bana hizmet eyle,) bu halde yemininin bozulduğu açıktır.

İkinci Bölüm : Hizmetçinin, yeminden sonra, efendisinin emri olmaksızın, hizmet etmesi; onun da, hizmet bitene kadar onu bıra­kıp men etmemesi; ve yeminden önceki emri ile hizmet eylemesi; bu yönde de yemini bozulur.

Üçüncü Bölüm: Hizmetçinin, emirsiz hizmet etmesi : Efendisi emretmeden yaptığı hizmeti yapması bu yönde de, yemini bozu­lur.

Dördüncü Bölüm : Yeminden sonra, emirsiz hizmet eylemesi; yeminden önce, asla yapmadığı hizmeti yapmas,ı; bu cihette de ye­mini bozulur.

İkincisi; Hizmetçinin başkasına âit olması: îşte bunda da geçende olduğu gibi, dört yön vardır. Açıkladığımız gibi , ilk iki bö­lümde yemini bozulur; son iki bölümde yemini bozulmaz.

«Filanı, hizmetçi kullanmamaya» yemin eden kimse; on­dan içecek isteyip imâ eder; yemin ederken de böyle bir nivyeti bulunmazsa; yemini bozulur. «'Filanın hizmetçisi, o işi yapsın» ve­ya «yapmasın» der ve yemin ederken ona hizmet ettireceğine n:y-yot etmiş olursa; bu, hükmen geçersizdir. Allah ile kendi arasında­dır.

Bir kimse;« «Filan adamın, hizmetçisine; hizmet ettirme-meye» yemin eder ve o hizmetçinin efendisi ile bir sofranın başına üUııur ve bu hizmetçinin getirdiği yemeklerden yer ve suyunu içerse; yemini bozulur.

Hizmet, ev içinde olursa; bütün işleri içine alır. Ev dışında ulursa, (alış—veriş gibi..,) bunlara hizmet denmez; ticâret denir. Hizmetçi ismi, erkek ve kadın; büyük ve hizmete gücü yeten küçü­ğe ıtlak olunur. Zâhiriyye'de de böyledir.

Bir kimse: «Filanın, çukur kazıcısı değilim." diye yemin eltiği halde; onun çukur kazıcısı olsu; veya "filanın ziraalcisi ol­madığına» yemin eylese de, onun tarlaları elinde bulunsa; yemini hezulur. Çünkü, şart onun filanın çukur kazıcısı olduğudur.

Bir kimse, «Şu evde. oturmam.»)   diye yemin ettiği halde, anahtarı bulamayıp, oradan çıka masa. ancak, bir saat sonra çıksa; anahtarı aradiği müddetçe—yemini bozulmaz. Eğer, anahtarı ara­maz ela, başka bir işle meşgul olursa, o zaman, yemini bozulur.

Necmü'd-dîn'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir :

Bir san'at erbabı âletlerle, bir iş yapmamaya yemin evlese; ve: «Eğer elimi onun üzerine koyarsam; karım, boş olsun.» dediği haJ-de, karpuz, kavun veya pamuk tohumunu ekerse; yemini bozulur.

F.ğer, başkasının ekliği ziraatı sularsa veya yeri sürerse veya, biçerse; yemini bozulmaz.

Ziraatını başkasına verir veya hizmetçi tutar; ektirir, biçtirir-st; yemini bozulmaz.

Eğer, başkasına da em ret memeye niyyet eylediyse; yemini bo­zulur.

Eğer, kölesi eker biçer veya ücret'c ektirir, biçtirir ve dnhı önce emretmiş   bulunursa yemini bozulur.

Ancak, ya'nız kendi nefsini niyyet etmişse, o zaman, yemini bozulmaz. Fetâvâyi Kübrâ'da da böyledir.

Arazi sahibi veya ziraatçı, eğer : «Ziraat yaparsam (=ekt;r biçersem) karım, boş olsun.» derse; hissesini satar veya ödüne ve­rir veya hibe ederse; yemini'bozulur. Eğer bir adam onu imha eder ve ödeyip onu alır ve ihtiyacına harcarsa, yemini bozulmaz. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimse; «Eğer filan adamı bir idile veya yarım idile ( = bir nevi dirhem, yâni gümüş para) vekil tutarsam; karım, şöy­le olsun...» eledikten sonra; onu on dirhem gatrifîye (~bir nevi dirhem) vekil tutsa yemini bozulmaz.

Bir kimse : «Filan için, ça'ışmayacağım.» diye yemin etti­ği halde, o şahıs mestçi olsa ve dükkân sahibinden mest âlet'eri sa­tın alsa; sonra da onu yemin olunan adama satsa; yemini bozulmaz. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Şeyhu'l-İslâm,   bir   suâ'e şu cevabı vermiştir:

Kiralık evi olan bir adam, onu kiraya vermemeye talâk üzre, yemin ettiği halde onu, kendi karısı icarla alsa; ve onun ücretin­den harcama yapsa, veya kocasına verse; yemini bozulmaz.

Eğer koca, icarcılanna : «Şu evlerde oturun.» derse; bu fa­sıl Şeyhu'l-İslâm'dan naklolunmadı.

«Lâyık ve münasib olan, bunun icâre olması ve yemininin bo-bulmasıdııv) denilmiştir. Ve yine oturmadıkları halde onlardan b;r aylık ücret alsa; yemin' bozulur. Çünkü o da icardır. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse, altına ve gümüşe dokunmamaya yemin ettiği halde, bunların daıbulunmuşlarına, dokunsa; yemini bozulur. Se-rahsî'nin Muhiytı'nde de böyledir.

Bir kimse, «oduna dokunmamaya» yemin ettiği halde, ağa­cın dalma dokunsa; yemini bozuVnaz. «Hurma ağacına veya ağaç parçasına dokunmamaya» yemin eden; onun dalma dokununca, ye­mini bozulur.

"Yüne dokunmamaya» yemin eden bir kimse; keçeye do­kunsa; yemini bozulmaz. Mebsût'da da böyledir.

'(Yer yüzünde yürümem diye yemin eden .kimse; mestle ve­ya ayakkabı üe yürürse; yemini bozulur.

Eğer yere serilmiş yaygı üzerinde yürürse; yemini bozui-ıraz.

«Nalm giymemeye» yemin eden kimse; onun üzerindeki ka­yışlarını veya lâstiklerini keser; başka lâstik vurur da öyle giyer­ce; yemini bozulur. Hızânetii'l-Miiftm'dc de böyledir.

Bir kimse, «Şu başıma kim dokunursa...» veya nefsine mal etmeden «şu başa birisi dokunursa; şöyle olsun.» diye yemin ettiği halde, kendisi dokunursa; yemini bozulmaz.

İmâm Muhammed CR.A.), Rukıyyat,ta : «Bu gün saça dokun­mam.» diye yemin etmiş olan şahıs, kendi başına dokunsa; yemini bozulmaz.'» demiştir.

Şayet, başkasının başına dokunursa; yemini bozulur.

«Şuf'ayı teslim eylememeye» yemin eden kimse; o şul'a, bâtıl olana kadar, davacı olmasa; yem mi bozulmaz. Eğer, onu tes-im etmek içip. vekil tayin ederse; yemini bozulur. Zahîriyye'de de beyledir.

Bir adam, kendisi için çalışmaları maksadı ile işçiler tul-i,-a; bunlardan birisi de «beraber -ça'ışmamaya» yemin etmiş olsa vt. sonra da kendisi çalışmaya başlasa; «o çalıştığı ve yaptığı şeyi satın alır; onu yapıp bitirince de geri satar.» denilmiştir.

Keza, bir örgüeü : «Eğer, filanın bezini alıp, bir seneye kadar dokunursam...» diye yemin ederse; ipliğini satın alıp, dokur sonra da, ona hîbe bağışlarsa; yemini, bozulmaz. Eğer, sr^tın almadan, h:ş örtüsü dokursa; yemini bozulmaz.

Fetâvâyi Nesefî'de : Bir adam; «Eğer, şu evi tamir edersem; karım boş olsun.» dediği halde, bozulmuş bulunan, kendisi ile kom­şusunun arasındaki duvarı komşunun evini tamir kasdiyle, yaptır-sv; yemini bozulur. Hizânetü'I-Miiftîn'de de böyledir.

Şeyhû'I-îslâm Evzecendî'den soruldu :

Eğer, yarın filan adamın evini yıkmazsam; kölem hür olsun.» dediği halde, yarın geçene kadar evi yıkmaktan men olunanın duru­mu nedir?

İmâm şu cevabı verdi :

Bu mes'elede, âlimlerin görüş ayrı/ı klan vardır. Fetva için, muhtar olon görüş yeminin  bozulmasıdır. Zehıyre'de de böyledir. [24]

 

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/437.

[2] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/437.

[3] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/437.

[4] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/437-438.

[5] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/438-439.

[6] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/439-440.

[7] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/440.

[8] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/440.

[9] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/440-441.

[10] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/445-458.

[11] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/459.

[12] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/459-466.

[13] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/466-470.

[14] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/473-488.

[15] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/491-496.

[16] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/499-432.

[17] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/535-563.

[18] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/567-573.

[19] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/574-581.

[20] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/585-593.

[21] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/597-606.

[22] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/609-620.

[23] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/621-629.

[24] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 3/629-638.