NAMAZ'IN SIFATLARI

e-Posta Yazdır PDF

442 Önce "Sifat" mefhumu üzerinde duralim. Sifat, lûgatta masdardir. Örf'te ise; farz, vacib, sünnet ve menduba samil olan bir keyfiyettir. Ibn-i Abidin: "Sifat ve vasif kelimeleri ayni kökten türeme, iki masdardirlar. Kelâm ûlemasi, bunlarin arasinda fark görmüs: "Vasif, tavsifi yapan sahisla, sifat ise tavsif edilen seyle bulunur" demislerdir. Lakin kamusun sözü, sifatinda lugat itibariyle mevsufta bulunacagina delâlet eder. Su halde sifat bazen masdar, bazen isim olur, vasif ise yalniz masdardir. Fetih ve Bahir'da söyle denilmistir: "Bazen vasif kelimesinden, sifat murad edildigi inkar olunamaz. Ama bununla lügaten birlesmek lazim gelmez. Çünkü vasfin da masdar oldugunda süphe yoktur." Bu sözden anlasildigina göre; vasif kelimesi bazen isim olarak mecazen sifat manasina kullanilir"(124) buyurmaktadir. Namazin sifatlarindan murad; namazin sahih olmasi kendisine bagli olan seylerdir. Kolay ögrenilmesi için birçok kitapta "Namazin içindeki farzlar" tabiri kullanilmistir. Simdi bunlari izaha gayret edelim.

 443 TAHRIME (ILK TEKBIR): Imam-i Merginani: "Namazin farzlari altidir. Tahrime (iftitah tekbiri) bunlardan birisidir. Zira Allahû Teâla (cc) "Ve Rabbini büyükle (Ta'zim'le zikret, tekbir getir)" buyurmustur. Bundan murad iftitah tekbiridir"(125) hükmünü zikretmektedir. Molla Hüsrev: "Namazin bir kisim farzlari vardir. Bunlardan birisi de tahrimedir. "Tahrim" bir seyi haram kilmaktir. Tahrime ilk tekbire tahsis edilmistir. Zira ilk tekbirle birlikte; namaza baslamadan önce mübah olan (Yemek, içmek, konusmak vs.) seyler haram olur buyurmaktadir.(126) Ibn-i Abidin'de ayni hususa isaretle: "Kendisi ile namaza girilen cümleye "Tahrime" denilmesi, namaza baslamazdan önce mübah olan seyleri haram kildigi içindir. Sair tekbirler böyle degildir"(127) hükmünü zikreder. Hanefi fûkahasi Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Namazin tahrimi (haram kilmasi) tekbirdir"(128) Hadis-i Serifini esas almistir.

 444 Namaza "Allahû Ekber" lafzi ile baslamak efdaldir.(129) Tahrime ile namaza baslanilabilmesi için ayakta olmak sarttir. Herhangi bir özre mebni olmaksizin oturarak tekbir getirmekle, farz namaza girilemez. Eller iki kulak hizasina kaldirilir. Molla Hüsrev: "Iki el (kulak hizasina) kaldirildiktan sonra tekbir alinir. Essah olan kavil budur. Zira iki eli kaldirma isinde, Allahû Teâla (cc)'dan baskasindan kibriyayi (Azameti, büyüklügü) uzaklastirma, reddetme vardir"(130) hükmünü zikreder. Bu mahiyet iyi tefekkür edilmelidir. Bir mü'min namaza baslarken; Allahû Teâla (cc)'dan baska hiçbir hüküm koyucunun olmadigini, bütün tagutlari ve putlari reddettigini ilan eder!.. Taguti güçlerle isbirligi yapan ve onlarin hakimiyetleri için gayret sarfeden kimseler; ne kadar namaz kildiklarini iddia ederse etsinler; "Tahrime"yi bile hakki ile eda edemezler.

 445 Dilsiz olan kimseler "Niyetleri" ile namaza baslamis olurlar. Ayrica dillerini oynatmalari lazim degildir.(131) Kadinlar, ellerini omuzlari hizasina kadar kaldirarak "Allahû ekber" deme durumundadirlar. Sahih olan budur.(132) Zira onlar için; tesettüre daha uygun olan, sekil böyledir.

 446 KIYAM: Imam-i Merginani: "Namazin farzlarindan birisi de kiyamdir. Zira Allahû Teâla (cc)'nin "Allah için namaz kilarken ayakta durunuz" kavli vardir"(133) hükmünü beyan eder. Kiyam; farz ve vacib namazlarda farzdir. Bunun haddi; bir kimsenin iki elini uzattigi zaman dizlerine yetisemez olmasidir"(134) Nafile olan namazlarda kiyam farz degildir.(135) Resûl-i Ekrem (sav): "Ayakta oldugun halde namaz kil. Eger buna kadir olamazsan oturarak kil. Eger buna da kadir olamazsan yan yatarak kil. Eger buna da kadir olamazsan sirt üstü yatarak namaz kil"(136) buyurmustur. Bir kimse, ayakta durmaya (Kiyam'a) kadir oldugu halde, oturarak farz namazi kilarsa, onun namazi caiz olmaz.

 447 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Sag elini, sol elinin üzerine göbeginin altinda koymak sünnettendir"(137) Hadis-i Serifini esas alan hanefi fûkahasi; namaz kilan kimse; kiyamda iken, sag elini sol elinin üzerine koyar hükmünde ittifak etmistir.

 448 KIRAAT: Molla Hüsrev: "Namazin farzlarindan birisi de kiraattir. Allahû Teâla (cc)'nin; "Kur'an'dan kolayiniza geleni okuyunuz" emri serifine göre, kiraatin farz olan miktari bir Ayet-i Kerime'dir. Bir Ayet-i Kerime'den azi bi'licma kiraat degildir"(138) hükmünü beyan eder. Farz, vacib ve nafile namazlarin tamaminda Kur'an-i Kerim okumak farzdir.(139) Imam-i Malik (rh.a) "Namaz ancak fatihatü'l kitab ve onunla beraber bir sûre ile olur. Baska olmaz" Hadis-i Serifini esas alarak; fatiha'nin ve onunla birlikte bir sûrenin kiraatinin farz olduguna kaildir. Imam-i Safii (rh.a): "Namaz ancak Fatihatü'l kitab ile olur" Hadis-i Serifini esas alarak, namazda "Fatiha" okumanin farz olduguna hükmetmistir. Hanefi fûkahasi: "Bizim için delil "Kur'an'dan kolayiniza geleni okuyunuz" Ayet-i Kerime'sidir. Haber-i vahid olan Hadis-i Seriflerle bunun üzerine ziyade (Yani farz tayin etmek) caiz olmaz. Ancak haber-i vahid olan Hadis-i Serif'ler amel etmeyi gerektirir. O halde Kur'an-i Kerim okumak "Farz", Fatiha Sûresi'ni okumak "Vacib"tir. Hatta namaz kilan kimse; Fatiha Sûresi'ni okumayi terk etse, namazi iade etmesi emrolunur"(140) hükmünde ittifak etmistir.

 449 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Her kim imamla namaz kilarsa, imamin kiraati onun için de kiraattir"(141) Hadis-i Serifini esas alan Hanefi fûkahasi, "imama uyan kimsenin kiraati ser'an menedilmistir" hükmünde ittifak etmistir. Zira kiraatin sükûtu imama uyma zaruretinden ileri gelir. 450 Imam Fatiha Sûresini okuyup bitirdigi zaman "Amin" der ve imama uyan kimseler de "Amin" derler. Resûl-i Ekrem (sav): "Imam amin dedigi zaman, amin deyiniz"(142) buyurmustur. Ibn-i Mesû'd (ra)'un rivayet ettigi Hadis-i Serife göre cemaat "Amin" kelimesini gizli deme durumundadir. Zira o dua hükmündedir.(143)

 451 RÜKÛ: Molla Hüsrev: "Namazin farzlarindan biri de rükû'dur. Namaz kilan kimse basini egerken "Tekbir" alir. Zira Resûl-i Ekrem (sav), basini egerken ve kaldirirken tekbir alirdi. Musalli sirtini düz tutarak rükû eder. Hatta rükû halinde iken; sirtina su dökülse, dökülen bu su sirtinda durmalidir"(144) hükmünü beyan etmektedir. Resûl-i Ekrem (sav)'in; Hz. Enes (ra)'e hitaben: "Rükû ettigin zaman ellerini dizlerinin üzerine koy ve parmaklarin arasini aç"(145) buyurdugu bilinmektedir. Hanefi fûkahasi bu halde iken parmaklarin açilmasinin mendûb oldugunda müttefiktir.(146) Ayrica "Sizden birisi rükû ettigi zaman, rükû'da üç defa "Sübhane Rabbiye'l Aziym" desin"(147) Hadis-i Serifi esas alinarak, "tesbihin en azi budur" denilmistir. Cemaat halinde namaz kilinirken imam, "Semiallâhu limen hamideh" (Allah kendisine hamd edenlerin hamdini kabul buyurur) dedigi zaman, imama uyan kimsenin "Rabbenâ leke'l-hamd" demesi de sünnetle sabittir.(148)

 452 Namaz kilan kimse; basini rükû'dan kaldirdiktan sonra düz olarak ayakta durur. Itmi'nân'dan baskasi sünnettir. Itmi'nân: Mafsallari yerine oturuncaya kadar uzuvlarin sükûnet bulmasidir. Bundan baska olan rükû tekbiri, parmaklarin açilmasi, tesbih, tahmid, tesmi ve düz olarak ayakta durmak sünnetlerdir. Ta'dili erkândan olan rükû'daki durma "Itmi'nân" vacibtir.(149) Rükû ve sücûd'daki tesbihlerin en azi üç, ortasi bes ve en mükemmeli de yedi defa söylemektir.(150)

 453 SÜCÛD (SECDE ETMEK): Namazin farzlarindan birisi de secde etmektir. Namaz kilan kimse "Secde" için tekbir alir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Yedi aza üzerine secde etmekle emrolundum"(151) Hadis-i Serifini esas alan Hanefi fûkahasi, burun ve alin üzerine secdenin farz oldugu hususunda ittifak etmistir.(152) Ayrica: "Kul secde ettigi zaman onun her uzvu secde eder. O halde namaz kilan kimse, gücü yettigi kadar uzuvlarini kible tarafina çevirsin"(153) Hadis-i Serifi, iki ayak parmaklarinin da kibleye çevrilmesinin gerektigini belirtmektedir. Ibn-i Abidin: "Lugatta secde tevazûu manasina gelir. Kamûs, mugrib sahibi onu "alni yere koymaktir" diye tefsir etmistir. "Bahir" da söyle deniliyor: "Secdenin hakikati maskaralik olmayacak sekilde yüzün bir kismini yere koymaktir. Burun da tarife dahil, çene ve yanak hariçtir. Ama secde halinde ayaklarini kaldirirsa ta'zim ve tebcil olmaktan ziyade oynamaya daha çok benzer. Meselenin tamami "Bahir" üzerine yazdigimiz derkenardadir. Özrü olmayan kimse alni ve ayaklari ile secde etmelidir. Sadece burun üzerine secde ile yetinmek için tercih edilen kavle göre, özür sarttir, nitekim gelecektir. Halebi diyor ki: "Sonra sadece alni üzerine secde etmekle yetinecekse, az bile olsa alninin bir cüzünü yere koymak farz, ekserisini koymak ise vacibtir." Secde halinde ayaklardan bir parmagin yere degmesi kafidir. Secdenin tekrari tabbudi bir istir. Yani ekseri ûlemanin kavillerine göre manasina akil ermeyen bir is olup, ibtilâ ve imtihan için emir olunmustur. Bazilari seytani çatlatmak için emir edildigini söylerler ve "Seytan bir defa bile secde etmedi. Iste biz iki defa secde ediyoruz" derler"(154) hükmünü zikretmektedir.

 454 Hanefi fûkahasi: "Teabbüdî oldugu ve illetlerinin akilla kavranilamayacagi sabit olan hükümlerde kiyasin geçerli olmayacagi" hususunda ittifak etmistir.(155) Iki defa secde etmek de, teabbu'dî'dir. Ibn-i Abidin: "Ulemâ teabbüdî emirler hakkinda ihtilaf etmislerdir. Bunlar Allahû Teâla (cc) indinde bir hikmetinden dolayi mesru olup, bu hikmet bize gizli mi kalmistir, yoksa böyle degil midir? Ekser ûlema birinciyi tercih etmislerdir. Akla yatan da odur. Çünkü istikra (sayim) göstermistir ki, Allahû Teâla (cc)'nin adeti, hikmetinden hali degildir. Yararli seyleri emir, zararlilari yasak eder. Binaenaleyh bize mesru kildigi bir seyin hikmeti anlasilirsa makûl deriz, hikmeti anlasilmazsa ona da teabbüdi ismi veririz. Ilim ve hikmet Allahû Teâla (cc)'ya mahsustur"(156) hükmünü beyan etmektedir.

 455 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Sizden birisi secde ettigi zaman, secde halinde iken üç defa "Sûbhane Rabbiye'l-âlâ" desin"(157) buyurdugu bilinmektedir. Birinci secdeden sonra tekbir getirir ve basini kaldirir.Tam manasiyla oturduktan sonra tekbir getirir ve ikinci secdeyi yapar. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Sonra basini kaldir, o sekilde kaldir ki, oturdugun halde dimdik bir vaziyette olsun"(158) buyurmustur.

 456 Secde eden bir kimse, secde halinde iken ayaklarini yere koymazsa, secdesi caiz olmaz. Sayed özürsüz olarak secde esnasinda ayaklarindan birini yere koymus olsa (digerini kaldirsa) bu durumda secdesi kerahetle caiz olur. Münye serhinde de böyledir.(159) Esas olan iki ayaginda yerde olmasi ve parmaklarin kibleye dogru çevrilmis bulunmasidir. Ayagi yere koymak demek, ayak parmaklarini yere koymak demektir.

 457 KA'DE-I AHIRE VE TESEHHÜD: Namaz kilan kimse namazin iki secdesinden sonra sol ayagini yayar ve üzerine oturur. Sag ayagini diker ve parmaklarini kibleye yöneltir. Hz. Aise (R.anha)'dan rivayet edilen oturma sekli budur.(160) Son ka'dede tesehhüd miktari beklemek; farz namazlarda da, nafile namazlarda da farzdir. Hatta bir kimse iki rek'at namaz kilsada sonunda oturmasa (Ka'de-i Ahire'yi terketse) o kimsenin namazi fasid olur. Hûlâsa'da da böyledir.(161)

 458 Hz. Abdullah b. Mes'ûd (ra)'den tesehhüd'le ilgili olarak rivayet edilen sudur: "Resûl-i Ekrem (sav) elimden tuttu ve bana tesehhüd'ü ögretti. Tipki bana Kur'an-i Kerim'den bir sûreyi ögretir gibi ögretti."(162) Hanefi fûkahasi Ka'de-i Ahire'de Resûl-i Ekrem (sav)'in Hz. Abdullah Ibn-i Mes'ûd'a ögrettigi tesehhüdün okunmasini esas almistir. Bu tesehhüd sudur:
  [Ettehiyâtü li'llâhi ve's-salevâtü ve't-tayyibâtü Es-selâmü aleyke eyyühe'n nebiyyü ve rahmetu'llâhi ve berekâtüh. Es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdi'llâhi's-sâlihin. Eshedü en lâ ilâhe illâ'llah ve eshedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlühû]
  Manasi: Bütün ta'zimler, dualar ve her türlü ibadet yalniz Allahû Teâla (cc)'yadir. Ey mertebesi yüce olan Nebi!.. Allahû Teâla (cc)'nin rahmeti ve bereketi, selâmi senin üzerine olsun. Bize de selâm olsun, Allahû Teâla (cc)'nin sâlih kullarina da selâm olsun!.. Allahû Teâla (cc)'dan baska ibadet edilecek bir ilah (put, tagut vs..) olmadigina sehadet ederim. Ve yine sehadet ederim ki; Hz. Muhammed (sav) Allahû Teâla (cc)'nin bir kuludur ve O'nun Resûlüdür.

 459 Hanefi fûkahasi "Ka'de-i Ahire'nin farz, tesehhüd'ün ise "Vacib" oldugu hususunda müttefiktir.(163) Tesehhüd'ün vacib olmasi Resûl-i Ekrem (sav)'in Hz. Abdullah Ibn-i Mesûd (ra)'a hitaben: "Sayed sen bunu söylersen (Tesehhüd'ü okursan) süphesiz ki namazin tamam olur"(164) buyurmasi sebebiyledir. Namaz kilan kimse; sabah namazi gibi iki Rek'at'lik farz namaz veya dört Rek'at'lik farz namaz kiliyorsa, son Rek'at'ta tesehhüd'ü okuduktan sonra Resûl-i Ekrem (sav) üzerine selâvat getirir. Bu da sünnettir.(165) Imam-i Safii (rh.a)'ye göre hem tesehhüd, hem de selâvat getirmek farzdir. Selâvat'in keyfiyeti de söyledir:
  ["Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ Âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ Ibrâhime ve alâ Âli Ibrâhim, inneke hamîdün mecid."
  "Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ Âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ Ibrâhime ve alâ Âli Ibrâhim, inneke hamîdün mecid."]
  Manasi: "Allah'im!.. Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in sanini yücelt!.. Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in âlinin de (aile efradinin da) sanini yücelt!.. Hz. Ibrahim (as)'in kendisine ve Hz. Ibrahim (as)'in aline verdigin seref gibi!..
  "Allah'im!.. Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in kendisine ve aline bereket ver!.. Onlari mübarek kil!.. Tipki Hz. Ibrahim (as)'i ve alini mübarek kildigin gibi! Muhakkak ki sen hamd edilmeye lâyiksin, azamet ve seref sana mahsustur."

 460 Namaz kilan kimse salavat duasindan sonra; kendisi ve diger mü'minler için dua eder.(166) Kur'an-i Kerim'de olan birsey ile dua etmesi sünnettir. Meselâ: "Allahüm-magfirli velivalideyye" (Allah'im beni ve ana-babami afv buyur) veya "Allahümme magfir liebihi" (Allah'im babami afveyle" gibi. Veya me'sur (yani Resûl-i Ekrem (sav)'den rivayet edilen sözlerle dua eder. Meselâ;   ["Allahümme innî zalemtü nefsi zulmen kesiran ve innehû lâ yagfiruz zünûbe illâ ente. Fagfir lî magfireten min indike inneke entel gafûrür rahîm"]
  Manasi: "Allah'im!.. Süphe yok ki, ben nefsime çok çok zulmettim. Günahlarimi ise ancak sen affedersin!.. Senin katindan bir magfiretinle afvini istirham ederim. Süphesiz ki sen gafûr ve rahimsin" bu me'sûr dualardandir. Insanlarin sözlerine benzer (yani rivayete dayanmayan veya Kur'an'da olmayan) sözlerle dua edilemez. Zira insanlarin sözü namazi bozar.(167)

 461 Daha sonra selam vererek namazdan çikar. Hz. Abdullah Ibn-i Mesûd (ra) "Resûl-i Ekrem (sav) sagina selâm verirdi, öyle ki yanaginin beyazligi görünürdü. Soluna da selâm verirdi, öyle ki sol yanaginin beyazligi görünürdü"(168) buyurmustur. Sagina ve soluna selâm verirken; erkeklere, kadinlara ve hafaze meleklerine niyyet eder. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Namazin haram kilmasi tekbir, helâl kilmasi selâm vermektir"(169) buyurdugu bilinmektedir. Imam-i Azam (rh.a)'ye göre selâm vermek farzdir. Imameyn'in kavline göre ise farz degildir.(170)

 462 Önemli konulardan birisi de; namaz kilan kimsenin "Tadil-i Erkân'a" riayet etmesidir. Imam-i Yusuf (rh.a)'a göre; Tadil-i Erkan'a riayet etmek farzdir.(171) Bu konuda Abdullah Ibn-i Mesûd (ra)'dan rivayet edilen Hadis-i Serifi esas aldigi bilinmektedir.(172) Molla Hüsrev: "Namazin farzlarindan birisi de tertib kasdiyla kiyami rükûdan önce ve rükûyu da sücûddan önce yapmaktir. Hatta eger namaz kilan kimse, kiyamdan önce rükû eylese veya rükû etmeden secdeye varsa caiz olmaz. Zira namaz ancak tertib ile kaimdir. Kafi'de de böyle zikredilmistir"(173) hükmünü beyan etmektedir.