Kur'an-ı Kerim Tefsiri (Elmalılı)
26-Suara
- Ayrıntılar
- Kategori: Elmalı Tefsiri
- Gösterim: 2723
Suara Suresi Tefsiri
26. Sure 1-227. AyetlerGiriş
26. Ayet Tefsiri
ŞUARA:
1-3- Bu sûrenin ismi, mânâsını Allah bilir. , den, , den, , dan diye Muhammed b. Kâ'b'dan bir rivayet de vardır. Şiddet harflerinin en şiddetlisi, kalkale harflerinin en serti, isti'lâ harflerinin en kalını olduğundan, ilk seste bu sûrenin şiddetli bir korkutma ifade ettiğini hissettirir. "Ta"nın Tûr Dağına, "sîn"in Musa'ya, "mîm" in Muhammed'e işaret olduğu da zihne çarpar.
Bunlar, sûrede böyle basit harflerden oluşarak okunacak âyetler, işte o mübin (apaçık) kitabın âyetleridir.
MÜBÎN: "Bâne" mânâsına "ebâne"den "beyyin" gayet açık, parlak demek olduğundan; kitab-ı mübîn, i'cazı açık olan kitap demek olur ki, kastedilen Kur'ân'dır. Hakkı açıklayan demek dahi olabilirse de buraya uygun olan öncekidir.
4-7- Gökten bir âyet, iman etmeye mecbur edecek bir âyet, tepeden inme kesin bir bela. Halbuki Peygamber ve kitap göndermekten ilâhî kasıt zorla değil, hoşnutlukla olgunluğa erdirmektir.
Boyunları, huzu' boyun eğmek mânâsına geldiğinden, buradaki "a'nâk"ın topluluk mânâsına olan "unuk" un çoğulu olması da uygun görülmüştür. Yani bütün topluluklarıyla ona boyun eğerler. Rahmândan zikir; öğüt ve hatırlatma veya Kur'ân'dır. "Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişizdir."
KERÎM, her şeyin iyisi, a'lâsı, faydalısı.
ZEVC, burada sınıf, cins nevî.
İNBAT, görünüşte sadece bitkilere has gibi görünürse de hayvanlara ve insana işaret eder. Zira hepsinde artma gücü vardır. Bununla beraber yalnız bitkileri düşünmek de yeterlidir. Yani o yeryüzünde sınıf sınıf her türlüsünden ne kadar güzel ve faydalı bitkiler bitirmişiz ve bitirmekteyiz? Baksalar ya! Gerçekten yeryüzündeki o çeşit çeşit bitkileri güzel bir sınıflandırma ile gözden geçirmeli de bir bakmalı; o ne kadar hoş, ne kadar çeşitli, ne kadar faydalı çiftler? Aynı çevre içinde o türlü renkler, o türlü şekiller, türlü çiçekler ve meyveler türlü özellikleriyle o kadar değişik sınıflar, cinsler, neviler, çeşitler, o güzel çiftler nasıl tertip ve tanzim olunup çıkıyor? Hem ölüp kuruduktan sonra yeniden yeniye kaç kereler bitirilip bitirilip duruyor. Hiç bu mükemmel sanat ,kör bir doğanın kendi kendine gelişmesi olur mu?
8- Şüphesiz ki bunda; bu bitkilerin meydana gelmesinde veya biten her güzel çiftte mutlak bir âyet var. Allah'ın birliğine rahmetinin genişliğine, kudretinin büyüklüğüne, ahiretin varlığına delalet eden, imanı gerektiren bir delil var. Bununla beraber çoğu mümin olmadı (iman etmedi); hatta bitkiler ve hayvanlar dünyası ile meşgul olan ve tasniflerini yapanların birçoğu bile Allah'a iman edecek yerde inkâra gittiler.
9- Ve şüphe yok ki Rabbin, O öyle aziz, öyle Rahîmdir. Aziz, dilediğini yapar. Bu sebepten dilediği anda kâfirlerden intikamını alır, intikamı geciktiriyorsa Rahîm olduğu için geciktiriyordur. Şüphesiz, iman edenleri rahmetiyle sevindirecektir. Şimdi bunu hemen aşağıda yedi kıssa ile açıklayacaktır:
Meâl-i Şerifi
10- Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.
11- "Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"
12- (Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."
13- "Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."
14- "Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."
15- (Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."
16- "Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
17- İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."
18- "Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
19- "Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"
20- Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."
21- "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."
22- "O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "
23- Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"
24- Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."
25- (Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
26- Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."
27. Ayet Tefsiri
(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
28. Ayet Tefsiri
Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."
29. Ayet Tefsiri
Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.
30. Ayet Tefsiri
Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
31. Ayet Tefsiri
Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.
32. Ayet Tefsiri
Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
33. Ayet Tefsiri
Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.
10-23- Onlara üzerimde bir günah var. Kasas Sûresi'nde (28/15) geleceği üzere kazara kıptiyi öldürmüştü. Zenb (günah) tabiri onların zannettiklerine göredir. Onun için hemen beni öldürüvermelerinden korkarım. Peygamberlik görevini yerine getirmeden önce öldürülmekten korkuyor. Âlemlerin Rabbinin elçisiyiz, denildiği için Firavun; hem o Rabbülâlemin nedir? diyor. edatı ile soru, mahiyeti sormaktır. Mahiyet kelimesi edatına nisbettendir. Yani sorusuna verilecek cevaptır. Demek ki Firavun, bu soru ile Âlemlerin Rabbının mahiyetini sormuş oluyor. Bir şeyin mahiyeti ise benzerleri ile beraber ortak oldukları genel gerçektir. Filanın mahiyeti nedir? denildiği zaman ona ortaklarıyla beraber ne denir? Nevi veya cinsi nedir? denilmiş olur. Halbuki Allah Teâlâ'nın ortağı, örneği, benzeri imkansız olduğundan ona nitelik diye bir şey düşünülemez.
24-26-Onun için Hz. Musa, cevabda uslüb u hakim denilen tarzı seçip yalnız Rabbülâlemin ismini kavram mânâsıyla düşündürmek üzere "âlemin"i tefsir ederek Göklerin ve yerin ve bütün aralarındakilerin Rabbı, eğer düşünüp anlamaya ehil iseniz, dedi. Yani düşünüp anlamaya ehil değilseniz, anlamazsınız. Fakat eşyanın hakikatini araştırmış, sebepsiz bir hadise olmayacağına tam bir bilginiz var ise, bilirsiniz ki, bu üstünüzdeki gökler ve altınızda ki yer ile aralarındaki bütün bu varlıklar, meydana gelişleri, adetleri, şekillenmeleri, değişikliklere uğramaları ve bütün bu değişme kanunları ile bir Rabbın hükmü ve terbiyesi altında bulunduğuna ve bütün mümkünatının (olabilecek her şeyin) üstünde bir vâcibülvücûd'un (varlığı zorunlu olan bir zatın) ortağı, benzeri olamayacağından zatı, niteliği ile tarif edilmeyip ancak görünen eserleriyle bilinebileceğine tam bir bilgi edinirsiniz. Bu cevaba karşı Firavun etrafındakilere dinlemez misiniz? dedi. Bakın bakın, ben ne soruyorum o nasıl cevap veriyor, demek istiyor ve ihtimal ki, doğanın Rabbe ihtiyacını kabul etmiyordu. Onun için Musa sizin Rabbiniz ve evvelki atalarınızın Rabbi, dedi. Doğa üzerinde tasarrufu olan, bununla birlikte bir hükümete ihtiyaçları açıkça bilinen akıl sahiplerinin açık olan delillerini ileri sürdü ki, âlemler anlamının aslı bulunuyordu. Bunu, sizin ve atalarınızın, diye hitap ve tamlama ile ifade etmesi de, daha çok tesirli ve açık olması içindir. Çünkü, sizin Rabbiniz demekle, kendi ihtiyaçlarını göstermiş oluyor. Ve evvelki atalarınızın demekle de, insanlığın faniliğini anlatarak gururlarını kırmış oluyor. Bununla beraber onları akıl sahipleri tarafından göstermekle kendilerine bir şeref de vermiş oluyordu.
27-Buna karşılık Firavun yine etrafındakilere hitaben herhalde size gönderilmiş olan elçiniz mutlaka deli, dedi. Bu suretle Resulünüz (elçiniz) demesi belli ki, bir alay oluyordu. İşte Firavunluk taslayanların hepsi de böyle Allah yolunun adamlarına deli derler, alay ederler.
28-33-Başlangıçta yumuşaklıkla, hikmet sahibi olarak söz söyleyen Musa, bu inad ve tecavüze karşı yine önceki sözünü tefsir edip açıklayarak aynıyla karşılık verdi. O, doğunun ve batının ve bütün aralarındakilerin Rabbı'dır, eğer siz akıllılarsanız, dedi. Yani her gün görüldüğü üzere güneşi doğdurup batıran O, doğuyu ve batıyı tayin eden ve değiştiren ve bu şekilde cansız cisimleri hareket ettirerek bütün evreni yöneten, hepsinin üzerinde hüküm süren, hepsinin sahip ve maliki O. Eğer siz akıllı olsanız bunu anlardınız; O doğu ve batının Rabbinin, bizi parlatıp sizi dulundurmağa (batırmaya) kadir, ortaktan uzak olduğunu anlardınız da, O nedir? diye sormazdınız. Bu defa da Firavun münakaşadan tehdide geçerek Yemin ederim ki, dedi, eğer benden başka bir ilâh edinirsen seni mutlak ve muhakkak o zindandakilerden ederim. Zindana atarım, yerinde bu ifadeyi kullanması, o zindandakilerin acıklı halini özellikle hatırlatmak içindir.
Meâl-i Şerifi
34. Ayet Tefsiri
68- 34- Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"
35. Ayet Tefsiri
"Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"
36. Ayet Tefsiri
Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."
37. Ayet Tefsiri
"Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
38. Ayet Tefsiri
Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
39. Ayet Tefsiri
Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.
40. Ayet Tefsiri
"Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.
41. Ayet Tefsiri
Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.
42. Ayet Tefsiri
Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
43. Ayet Tefsiri
Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.
44. Ayet Tefsiri
Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.
45. Ayet Tefsiri
Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor! 46- Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
47. Ayet Tefsiri
"İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "
48. Ayet Tefsiri
"Musa ve Harun'un Rabbine!"
49. Ayet Tefsiri
Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"
50. Ayet Tefsiri
"Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."
51. Ayet Tefsiri
"Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"
52. Ayet Tefsiri
Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.
53. Ayet Tefsiri
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
54. Ayet Tefsiri
"Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."
55. Ayet Tefsiri
"(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "
56. Ayet Tefsiri
"Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)
57. Ayet Tefsiri
Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
58. Ayet Tefsiri
Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.
59. Ayet Tefsiri
Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
60. Ayet Tefsiri
Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.
61. Ayet Tefsiri
İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.
62. Ayet Tefsiri
Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."
63. Ayet Tefsiri
Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,
64. Ayet Tefsiri
Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.
65. Ayet Tefsiri
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,
66. Ayet Tefsiri
Sonra da ötekileri suda boğduk.
67. Ayet Tefsiri
Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
68. Ayet Tefsiri
Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Meâl-i Şerifi
69. Ayet Tefsiri
(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.
70. Ayet Tefsiri
Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
71. Ayet Tefsiri
"Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.
72. Ayet Tefsiri
İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"
73. Ayet Tefsiri
"Veya size fayda veya zararları olur mu?"
74. Ayet Tefsiri
"Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."
75. Ayet Tefsiri
76- İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
77. Ayet Tefsiri
"Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"
78. Ayet Tefsiri
"O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"
79. Ayet Tefsiri
"Beni yediren, içirendir,"
80. Ayet Tefsiri
"Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."
81. Ayet Tefsiri
"O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "
82. Ayet Tefsiri
"Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."
83. Ayet Tefsiri
"Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."
84. Ayet Tefsiri
"Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"
85. Ayet Tefsiri
"Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"
86. Ayet Tefsiri
"Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "
87. Ayet Tefsiri
"(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."
88. Ayet Tefsiri
"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"
89. Ayet Tefsiri
"Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."
90. Ayet Tefsiri
(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.
91. Ayet Tefsiri
Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
92. Ayet Tefsiri
93- Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
94. Ayet Tefsiri
Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
95. Ayet Tefsiri
96- Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
97. Ayet Tefsiri
"Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
98. Ayet Tefsiri
"Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."
99. Ayet Tefsiri
"Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."
100. Ayet Tefsiri
"Bak bizim için ne şefaatçiler var,"
101. Ayet Tefsiri
"Ne de yakın bir dost."
102. Ayet Tefsiri
"Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."
103. Ayet Tefsiri
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.
104. Ayet Tefsiri
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
69-104- "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle."
LİSÂN-I SIDK: Dünyada kıyamete kadar eseri baki kalacak güzel bir nam, yani güzel bir şöhret, dosdoğru güzel bir hatıra, şaşmaz güzel bir anı. Bunun için her ümmet Hz. İbrahim'i sevegelmiştir. Veya zürriyetim içinde benim asıl dinimi yenileyecek, benim gibi doğruluk ve tevhide insanları davet edecek doğru bir dil ki, Muhammed (s.a.v) dir. Şüphesiz bunda, yani okunan İbrahim kıssasında mutlak bir âyet var, yani ibret ve öğüt alınacak, ders edinilecek bir hüccet ve delil vardır.
Meâl-i Şerifi
105. Ayet Tefsiri
Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
106. Ayet Tefsiri
Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
107. Ayet Tefsiri
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
108. Ayet Tefsiri
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
109. Ayet Tefsiri
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."
110. Ayet Tefsiri
"Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
111. Ayet Tefsiri
"Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"
112. Ayet Tefsiri
Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
113. Ayet Tefsiri
"Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"
114. Ayet Tefsiri
"Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."
115. Ayet Tefsiri
"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
116. Ayet Tefsiri
Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"
117. Ayet Tefsiri
Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."
118. Ayet Tefsiri
"Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
119. Ayet Tefsiri
Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
120. Ayet Tefsiri
Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
121. Ayet Tefsiri
Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
122. Ayet Tefsiri
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
105-122- Kardeşleri Nuh, yani, ayni kavimden olan Nuh, demektir.
Meâl-i Şerifi
123. Ayet Tefsiri
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
124. Ayet Tefsiri
Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
125. Ayet Tefsiri
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."
126. Ayet Tefsiri
"Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
127. Ayet Tefsiri
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "
128. Ayet Tefsiri
"Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"
129. Ayet Tefsiri
"Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"
130. Ayet Tefsiri
"Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."
131. Ayet Tefsiri
"Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
132. Ayet Tefsiri
"O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"
133. Ayet Tefsiri
"Davarlar, oğullar,"
134. Ayet Tefsiri
"Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."
135. Ayet Tefsiri
"Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."
136. Ayet Tefsiri
"Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."
137. Ayet Tefsiri
"Bu sırf eskilerin âdetidir."
138. Ayet Tefsiri
"Biz azaba uğratılacak da değiliz."
139. Ayet Tefsiri
Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
140. Ayet Tefsiri
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
123-140- Her yüksek mevki, tepe alâmet. Burada büyük saray ve yüksek köşk gibi aşırı (gösterişli) bina mânâsınadır. Oynuyorsunuz. Abes; hakikî veya hükmî bir faydası olmayan oyun ve eğlence gibi boş şeyler, yani ciddî, uygun bir maksadı olmaksızın yalnız, yapısı ile eğlenmek, öğünmek için yapıyorsunuz veya oyun yerleri yapıyorsunuz. Mısna'ın çoğulu veya masnu'un çoğulu, yani sanat evleri veya yapılan sanatlar. Bundan anlaşılıyor ki, o zaman sanayinin bir aşırılığı varmış, toplumun gerçek faydasına olan şeyleri, maneviyatı, ahlâkı gözetilmeyerek, maddî yapılar ve gösterilerle zulüm ve baskı yapılıyormuş.
Meâl-i Şerifi
141. Ayet Tefsiri
Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
142. Ayet Tefsiri
Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
143. Ayet Tefsiri
"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
144. Ayet Tefsiri
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
145. Ayet Tefsiri
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
146. Ayet Tefsiri
"Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
147. Ayet Tefsiri
"Bahçelerin, pınarların içinde,"
148. Ayet Tefsiri
"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
149. Ayet Tefsiri
Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."
150. Ayet Tefsiri
"Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."
151. Ayet Tefsiri
52- "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
153. Ayet Tefsiri
"Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"
154. Ayet Tefsiri
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."
155. Ayet Tefsiri
Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.
156. Ayet Tefsiri
"Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
157. Ayet Tefsiri
Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.
158. Ayet Tefsiri
Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
159. Ayet Tefsiri
Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
141-159- Haydi bir âyet getir, yani peygamber olduğuna işaret olacak bir mucize içme hakkı. Fıkıhta içmek, hayvan ve tarla sulamak ve kullanmak için su alma hakkı, yalnız içmek için olana şefe hakkı (dudak hakkı) denilir. Bir su arkından böyle nöbetle yararlanmaya (Muhâyee, yani bölüşülmesi mümkün olmayan bir şeyi sıra ile kullanma) denilir. Salih (a.s) deve ile kavmi arasında suyu nöbetleşe istifadeye koymuştu.
Meâl-i Şerifi
160. Ayet Tefsiri
Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
161. Ayet Tefsiri
Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"
162. Ayet Tefsiri
"Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
163. Ayet Tefsiri
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
164. Ayet Tefsiri
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
165. Ayet Tefsiri
"İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"
166. Ayet Tefsiri
"Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"
167. Ayet Tefsiri
Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."
168. Ayet Tefsiri
Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."
169. Ayet Tefsiri
"Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."
170. Ayet Tefsiri
Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,
171. Ayet Tefsiri
Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.
172. Ayet Tefsiri
Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.
173. Ayet Tefsiri
Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!
174. Ayet Tefsiri
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
175. Ayet Tefsiri
Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
160-175- Münzerin yağmuru, uyarıldıkları halde yola gelmeyenlerin başına yağdırılan taş yağmuru. Meâl-i Şerifi
176. Ayet Tefsiri
Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.
177. Ayet Tefsiri
Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
178. Ayet Tefsiri
"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
179. Ayet Tefsiri
"Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
180. Ayet Tefsiri
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."
181. Ayet Tefsiri
"Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."
182. Ayet Tefsiri
"Ve doğru terazi ile tartın."
183. Ayet Tefsiri
"Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
184. Ayet Tefsiri
"O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."
185. Ayet Tefsiri
Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."
186. Ayet Tefsiri
"Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."
187. Ayet Tefsiri
"Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."
188. Ayet Tefsiri
Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
189. Ayet Tefsiri
Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!
190. Ayet Tefsiri
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
191. Ayet Tefsiri
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
176-188- Eyke halkı, Eykeliler, -Leyke kırâetlerine göre, Leykeliler- Eyke yumuşak ağaç bitiren bataklık demek olup Medyen'e doğru deniz sahilinde bir yerin adıdır. Burda yaşayan birtakım insanlar vardı Şuayb (a.s) bunlara da gönderilmişti. Fakat onların kavminden değil, yabancı idi. Onun için "Ehûhüm" (Onların kardeşi) denilmeyerek sadece Şuayb, denilmiştir. Leyke, 'nün nakl ile okunuşu olabilirse de merkezleri olan kasabanın ismi de (olabilir) deniliyor. Yani Leyke, taş yağmuruna tutulanların merkez şehirleri imiş. Şu halde Eshabüleyke (Leyke halkı), Eshabü'l-Hicr (Taş yağmuruna tutulanlar) demek olur. Bunların ticaretle meşgul oldukları, zalim ve hilekar oldukları anlaşılıyor.
189-191- KISTAS: Mizan, terazi, kantar, çeki gibi ölçü birimi demektir ki, aslı Rumcadır, denilmiştir. Zulle günü (gölge günü), rivayet olunduğuna göre yüce Allah bunlara yedi gün, yedi gece şiddetli bir hararet musallat kılmış, nefesleri tıkanmış. Evlerinin içerisine sokulmuşlar duramamışlar, ovaya fırlamışlar. Bir bulut güneşe gölge olmuş, bir serinlik bir rahat duyar gibi olmuşlar; birbirlerine seslenerek altına toplanmışlar. O zulle, o gölgelik Allah tarafından bir ateş halinde üzerlerine inmiş, hepsini yemiş bitirivermiş. Bu şekilde üzerlerine istedikleri gibi gökten bir parça düşürülmüş, demektir. Bu olay burada kısaca anlatılan yedi olayın sonuncusudur. Peygamberi yalan sayanlara azab indirilişinin değişmez bir kaide olduğu bu yedi olay ile anlatılarak inkârcılara tehdit ve peygamberlere teselli yapıldıktan sonra buyuruluyor ki:
Meâl-i Şerifi
192. Ayet Tefsiri
Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
193. Ayet Tefsiri
(Resulüm!) Onu Rûhu'l-emin (Cebrail) indirdi;
194. Ayet Tefsiri
Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;
195. Ayet Tefsiri
Açık parlak bir Arapça lisan ile.
196. Ayet Tefsiri
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.
197. Ayet Tefsiri
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?
198. Ayet Tefsiri
199- Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
200. Ayet Tefsiri
201- Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
202. Ayet Tefsiri
İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
203. Ayet Tefsiri
O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...diyeceklerdir.
204. Ayet Tefsiri
(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.
205. Ayet Tefsiri
Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,
206. Ayet Tefsiri
Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
207. Ayet Tefsiri
O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.
208. Ayet Tefsiri
Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
209. Ayet Tefsiri
(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.
210. Ayet Tefsiri
Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.
211. Ayet Tefsiri
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.
212. Ayet Tefsiri
Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
213. Ayet Tefsiri
O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
214. Ayet Tefsiri
(Önce) en yakın hısımlarını uyar.
215. Ayet Tefsiri
Ve sana uyan müminlere kanadını indir.
216. Ayet Tefsiri
Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."
217. Ayet Tefsiri
Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
218. Ayet Tefsiri
O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
219. Ayet Tefsiri
Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)
220. Ayet Tefsiri
Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
221. Ayet Tefsiri
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
222. Ayet Tefsiri
Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.
223. Ayet Tefsiri
Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.
224. Ayet Tefsiri
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.
225. Ayet Tefsiri
226- Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
227. Ayet Tefsiri
Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
192-193- Ve hakikaten o; bahsi geçen âyetleri ihtiva eden Kur'ân şüphesiz âlemlerin Rabbının bir indirmesidir. Aslında O'nun sözü, O'nun sıfatı olup Arapça harflerle bu lafızları giydirip indirten O'dur. O'nun tarafından indirilmedir. Rabbül-âlemin (Âlemlerin Rabbi) ne tamlama yapılması; bu indirme, yüce Allah'ın bütün âlemleri içine alan bir terbiyesi ve acıması hükmünde bulunduğunu anlatmak "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" (Enbiya, 21/107) mânâsını hatırlatmak içindir. Âlemlerin Rabbinden onu o Ruh-ı Emin (Emin Ruh) indirdi (veya onunla o Emin Ruh indi).
194-RUH-I EMİN, O EMİN RUH, yani yüce Allah'ın emanetini yüklenmiş olan tam bir güvenlikle vahyini peygamberlerine ulaştıran Ruh, Cibril-i Emin (a.s)dir. Senin kalbin üzerine, yani yalnız üzerine indirmedi, kalbine, vicdan ve şuurun kaynağı olan varlığının bütün zerrelerine işletti, tamamen hafızana verdi ve bütün bundaki ahlâkı, bilgiyi ve irfanı sana meleke (alışkanlık) kıldı.
Necmeddin-i Kübra tefsirinde der ki, "Tevrat da Hz. Musa (a.s)a levhalar halinde indirilmeyip de böyle kalbine indirilmiş olsaydı, kızgınlık halinde onları elinden bırakıvermezdi ve gizli ilimleri öğrenmek için Hızır'ı aramaya gitmezdi. Âlemlerin Rabbı bunu böyle bütün kalbini kavramak üzere Emin Ruh ile indirdi ki, tam mânâsıyla güven sağlayıp O uyarıcılardan olasın. Yani uyarı ile peygamberlikleri meşhur olan yukarda adı geçen peygamberler gibi emin bir peygamber olup uyarasın.
195- Mübin, yani anlattığını açık ve güzel bir ifade ile anlatır bir Arapça lisan ile. Arapça aslında her mânâyı iyi anlatabilen bir dil olmakla beraber Kur'ân onu, en yüksek bir şekilde süsleyip açıklık getirerek parlatmıştır.
196-Bu sebepten yukarda anlatılan olaylarda yapılan uyarıların mânâsını anlamamakta Arapların hiçbir özrü yoktur. Bununla beraber o şüphesiz öncekilerin kitaplarında da vardır. Yani önceki kitaplarda da bu Kur'ân'ın adı geçmiştir.
197-Böyle olduğunu inkâr ediyorlarsa. İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi bile onu inkâr edenlere bir delil değil midir? İsrail oğulları bilginlerinden bir kısmı, Tevrat ve İncil de Peygamber (s.a.v) 'in sıfat ve özelliklerinin anlatıldığını söylüyorlardı.
Kureyş de gidip onlardan bu haberi öğreniyorlardı.
198-199- Eğer biz onu Arapça bilmeyenlerin birine indirseydik, böyle bir mucize yapsaydık da onlara onu, o okusaydı -ki bu şekilde okunan Kur'ân aslında bir mucize olduğu gibi, okuyuş da başka bir mucize olurdu- yine ona inanmazlardı. Yabancı değil, pekala Arapça biliyormuş, derlerdi.
200-210- İşte bu Kur'ân'ın Allah'tan inme bir mucize olduğuna inanmayanlar böyle inatçı kâfirlerdir. Biz onu günahkarların kalplerine böylece sokmuşuzdur. Mânâsını anlarlar, fesahat ve belagatının (kusursuz ve fevkalade açık ifadelerinin) güzelliğini tanırlar, gerek tertibi ve gerek mânâsındaki gizli haberleri yönünden yapılması mümkün olmadığını ve bir benzerinin yapılamayacağını bilirler ve önceki kitaplarda bahsi geçtiğini de duyarlar, fakat ona iman etmezler, günahkar oldukları için inanmak işlerine gelmez, o uyarmalar hoşlarına gitmez, ta ki, o acıklı azabı görsünler, yani azabı görecekleri ana kadar inanmazlar, görmek için inanmazlar. Şimdi azabımızın hemen gelmesini mi istiyorlar? Yani azab gelince "Bize mühlet verilir mi?" (Şuarâ, 26/203) diyeceklerken şimdi "Bizi tehdit ettiğin (azabı) getir" (A'râf, 7/70), "Başımıza gökten (taş) yağdır" (Enfal, 8/82) diye acele mi ediyorlar? "Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır."
Bunu şeytanlar alıp indirmedi, bir kısım inkârcılar peygamberliği, bir kahinlik gibi kabul ederek Kur'ân'ı, kahinlere yapılan cin ve şeytan aşılaması şeklinde göstermek istemişlerdi. Bununla onlar reddediliyor. Yani bunda hiçbir şeytan işi yoktur. Âlemlerin Rabbinden onu Emin Ruh indirdi, şeytanlar değil.
211- O hem onlara yaraşmaz, şeytana yakışır bir şey değildir, şeytanlığa terstir. Hem de güçleri yetmez, isteseler de yapamazlar.
212- Çünkü onlar işitmekten katî şekilde uzaktırlar. Mele-i alâ (büyük meleklerin toplandığı yer) yı dinlemek onlara yasaktır. "Onlar artık mele-i alâ da olup bitenleri dinleyemezler. Dinlemeye kalkışsalar her taraftan taşlanırlar" (Sâffat, 37/8), (Sâffât, 37/8 ve Cin, 72/9-8. âyetlerin tefsirine bkz.)
213- Böylece sakın Allah ile beraber diğer bir ilâha çağırma ki, azab edileceklerden olmayasın. Madem ki hakikat böyledir, sen o uyarıcı peygamberlerden olasın diye, bu Kur'ân sana Allah tarafından Emin Ruh ile indirilmiş ve şeytanlar işitmekten men olunmuştur. O halde sen de Allah'tan başkasına ne dua et, ne davet et! Peygambere bu hitabın böyle şirkten nehiy şeklinde gelmesi tevhid inancına davette ihlası (samimiyeti) artırmak için bir coşturma ve diğer mükellefleri korkutmada örnek olmak için bir inceliktir.
214- Hem en yakın hısımlarını uyar, yani önce içinde yaşadığın kendi hısımlarının en yakınlarından uyarmaya başla.
Rivayet edildiğine göre bu âyet indirildiği zaman Peygamber (s.a.v) Safa tepesine çıktı, oymak oymak bütün akrabasını çağırdı, hepsi yanında toplandılar "Ben size, şu dağın arkasında düşman atlıları var, desem bana inanır mısınız?" buyurdu, "evet" dediler. "O halde ben size haberci geldim, ileride şiddetli bir azab var" buyurdu.
215- "Kanadını indir." Kanad indirmek alçak gönüllülükle merhamet ve şefkat mânâsına istiaredir. Müminlerden sana tabi olanlara ki, gerek yakınlarından olsun, gerek olmasın.
216- Yok sana karşı gelirler, yani tabi olmazlarsa ben sizin amellerinizden uzağım, sorumluluğunu kabul etmem de.
217- Sen o Aziz ve Rahim'e; yani düşmanlarını yok etmeye ve dostlarına yardıma güç ve kuvveti yeterli olan yüce Allah'a güven. O onların kötülüklerinden seni korur.
218- O ki kalktığın zaman görür, yani namaza, özellikle teheccüde veya iyiliği emretmeye, Allah'ın dinini yükseltmeye kalkarken seni ve secde edenler arasında dönüp dolaştığını, namaz kılanlara imam olarak hareket tarzını veya müminleri kontrol için aralarında dolaştığını veya Allah'ın dinini yükseltmekte müminler arasında gayretini veya peygamberlik görevini yerine getirmek için peygamberler arasındaki hizmetlerini. Bir de "dünyaya gelinceye kadar müminden mümine atalarının sulbünden gelişini" diye bir mânâ verilmiş ise de, bu intikal geçmişte olup âyetin ifade şekli şimdiki ve gelecekteki hali belirttiğinden, bu mânânın burada dolaylı kullanılması uzak görünmektedir.
219- O ki kalktığın zaman görür, yani namaza, özellikle teheccüde veya iyiliği emretmeye, Allah'ın dinini yükseltmeye kalkarken seni ve secde edenler arasında dönüp dolaştığını, namaz kılanlara imam olarak hareket tarzını veya müminleri kontrol için aralarında dolaştığını veya Allah'ın dinini yükseltmekte müminler arasında gayretini veya peygamberlik görevini yerine getirmek için peygamberler arasındaki hizmetlerini. Bir de "dünyaya gelinceye kadar müminden mümine atalarının sulbünden gelişini" diye bir mânâ verilmiş ise de, bu intikal geçmişte olup âyetin ifade şekli şimdiki ve gelecekteki hali belirttiğinden, bu mânânın burada dolaylı kullanılması uzak görünmektedir.
220- Her halde O, herşeyi işiten her şeyi bilendir. Bütün söylediklerinizi işitir, niyetlerinizi bilir, ona göre mükafatını verir. Bu sebepten her yönden güven ve emniyete, dua ve ibadete layıktır.
221- Şeytanlar kimin üzerine iner, size haber vereyim mi? Yukarda Kur'ân'ın şeytan telkini olamayacağı anlatılmıştı. Şimdi de şeytanların kimler üzerine ineceği anlatılarak Hz. Peygamber'in yüce şahsiyetine şeytanların yanaşamayacağı ifade ediliyor.
222-Bakınız şeytanlar kimin üzerine inerler: Her bir effâk-i esim üzerine inerler, nerede bir effâk, çok yalancı, yalan uydurucu, iftiracı sahtekar; esim, günahtan korkmaz, vebal yüklenen, kötülük işleyen kimse varsa onlara inerler. Şeytan inmek için önce böyle günahtan, yükten çekinmez, sahteci, kötülükçü, kötü nefisleri arar. Bu şekilde birleşmeleri arasındaki ilgi ve yakınlığına göre olur. Bu ise Hz. Muhammed (s.a.v)in ahlâkına tamamen zıddır.
223- İkinci olarak ki onlara kulak verirler. Yani günahtan korkmaz sahtekârlar, o şeytanların telkinlerine kulak verir, dinlemek için hazırlanırlar çoğu yalancıdırlar. Yani söylediklerinin çoğunu yalan söylerler, Şeytanlar onlara bir kuruntu ve zan aşılarlar, onlar da kendi hayallerine göre uydurur uydurur söylerler. Onun için kahin sözlerinin bazısı rastgelse bile çoğu yalan çıkar. Muhammed Aleyhisselam'ın davranışları ve sözleri hâşâ böyle değildir. O birçok gizli şeylerden haber vermiş ve hepsi doğru çıkmıştır. Hiç yalanı işitilmemiş ve görülmemiştir. Bütün özelliği doğruluktur.
Kur'ân'ın icazı hem mânâ, hem de söz yönüyle olduğundan, inkârcılar mânâdaki Allah bilgisi ve gizli sırları, şeytan ve falcılığa dayamak istedikleri gibi, tertipteki güzelliği de şiir türünden göstermek istedikleri için, her ikisini de reddetmek üzere buyruluyor ki;
224- Şairler ise onları çapkınlar ve sapkınlar takip ederler. Hak ve gerçek peşinde değil, sade bir istek, arzu ve hevesleri peşinde giden, hep zevk ve eğlence arayan şaşkınlar ve azgınlar onların ardına düşerler.
225- Görmez misin onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını? Şiir de esas hüküm değil, yalnız nefsin duygularını, zevkini veya iğrenmesini gıcıklayacak duygulardır. Onun için şairler, eğri doğru, iyi kötü her konuya dalar, her vadide otlar ve ifadede ne kadar şaşkınlık ve şiddetli arzuya dalarsa o kadar etkili olacağından her telden çalmak için, iyi ve kötü her vadide sarhoş bir şekilde dolaşırlar. Hem de onlar yapmayacakları şeyleri söylerler. Sözleri işlerini tutmaz ve işte bu iki özelliklerinden dolayı da arkalarına çapkınlar ve sapkınlar düşerler. Bu sebepten bu şairlerde Hz. Muhammed'e ve o Peygambere tabi olan Muhammed ümmetine benzemezler.
226- Görmez misin onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını? Şiir de esas hüküm değil, yalnız nefsin duygularını, zevkini veya iğrenmesini gıcıklayacak duygulardır. Onun için şairler, eğri doğru, iyi kötü her konuya dalar, her vadide otlar ve ifadede ne kadar şaşkınlık ve şiddetli arzuya dalarsa o kadar etkili olacağından her telden çalmak için, iyi ve kötü her vadide sarhoş bir şekilde dolaşırlar. Hem de onlar yapmayacakları şeyleri söylerler. Sözleri işlerini tutmaz ve işte bu iki özelliklerinden dolayı da arkalarına çapkınlar ve sapkınlar düşerler. Bu sebepten bu şairlerde Hz. Muhammed'e ve o Peygambere tabi olan Muhammed ümmetine benzemezler.
227- Şeytanîdirler Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, sözleri işlerine uygun olarak iyilik isteyenler ve Allah'ı çok ananlar, şiirlerinin çoğu Allah'ı birleme, O'na hamd ve şükretme ve O'nun yüceliğini ifade ile Allah'ı anma ve yarattığı şeylerden O'nun kudretini hatırlama, ile O'na kulluk yapmayla ilgili olanlar ve kendilerine zulmedildikten sonra öclerini alanlar müstesna. Yani hiciv yaparlarsa kendilerine, yani müminlere yapılan zulmün öcünü almak, söylenen hicvi reddetmek için söylerler. İşte böyle; mümin, iyi, Allah'ı zikreden ve müminlere yapılan zulüm ve haksızlığın öcünü alan, hakkın savunucusu Abdullah b. Revaha ve Hassan b. Sabit ve Ka'b b. Malik ve Ka'b b. Züheyr gibi müslüman şairleri o kötü hallerden müstesnadırlar. Bunlar sadıktırlar, bunlara tabi olanlar sapkın değildirler.
O zulmedenler ise hangi dönüşe (akıbete) döndürüleceklerini yakında bilecekler. Yahut hangi dönüş meydanında yuvarlanacaklar. Bu cümlenin zalimlere ne kadar şiddetli bir tehdit ifade ettiği açıktır. Yani bugün müslümanlara zulmeden o zalimler, bugünkü yaptıkları zulum ile nasıl bir uçuruma yuvarlanmakta olduklarını öldükleri zaman anlayacaklar. Aynı zamanda bu cümle, İslâm dininin dünyada zalimlere karşı yapacağı hak ve adalet inkılabının önemini hatırlatmaktadır ki, geleceğe ait bu gizli haberin önemi çok açıktır. Bunun için geçmişten bunu açıklayacak bir misal, gelen sûredeki harika (mucize) larla ortaya konularak gelecek müjdelenecektir.