Meunet-İstidraç

e-Posta Yazdır PDF

Peygamberlik davasına kalkışmayan ve Peygamberin sünneti üzere yürümeyen bazı bayağı kimselerden meydana çıkan ve olağanüstü bir halde görülen birtakım olaylardır ki, o şahsın büyüklüğünü göstermez ve hiç bir zaman keramet ve mucize derecesine varamaz.

Fakat yalan yere peygamberlik davasına kalkışan kimselerin elinden ne mucize, ne keramet ve ne de başka olağanüstü işler çıkar. Böyle yalancı kimselerin mucize veya harika diye meydana koyacakları şeyler, bir göz bağcılıktır veya bazı ilmî kurallara dayanan bir san'at eseridir. Bunların asıl maksadları hemen meydana çıkar. Onların yaptıklarından daha güzelini başkaları da yapabilir.

Yalan yere peygamberlik davasında bulunanların nasıl bir sonuçla karşılaştıkları, yalanlarının nasıl meydana çıktığı tarihlerde bellidir.

Peygambere Nebî de denir. Resul de denir. Bununla beraber yeni bir kitab ve şeriatla bir ümmete gönderilmiş olan zata Resul, başka bir peygamberin şeriatına bağlı olarak gelen peygambere de Nebî denmiştir. Buna Resul veya Mürsel denmez. Nebî isminin çoğulu Enbiya'dır. Resul'ün çoğulu Rusül'dür. Mürsel'in çoğulu'da Mürselîn'dir.

Yüce Allah'ın ilk peygamberi Hazret-i Adem Aleyhisselâm'dır. Son ve en büyük peygamberi de, bizim sevgili peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm'dır. Son peygamber olduğu için peygamber efendimize Hatemu'l-Enbiya (Peygamberlerin sonuncusu) denmiştir. Bu iki peygamber arasında, sayılarını ancak Allah'ın bildiği çok peygamber bulunmuştur. Kur'an'da bu peygamberlerden sadece şu yirmi beş peygamberin adı geçer:

Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lût, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Eyyüb, Şuayb, Musa, Harun, Davud, Süleyman, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Yunus, Zekeriyya, Yahya, İsa, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem). Bunlardan başka Kur'an-ı Kerimde adları geçen Üzeyr, Lokman ve Zülkarneyn isimli üç zat daha vardır ki, bunların peygamber veya velî oldukları ihtilâflıdır. Bunların da pek büyük kimseler olduklarında şübhe yoktur. Bu saygı değer peygamberlere ait bilgiyi "Peygamberlerin Siyeri" kısmında bulabilirsiniz.

Peygamberler her türlü güzel sıfatlara sahibdirler. Onlardan herbirinin varlığı bir olgunluk ve üstünlük örneğidir. Özellikle onlarda doğruluk, emanet, seziş ve anlayış, günahlardan korunmuş olma ve şeriatı tebliğ etme vasıfları vardır. Şöyle ki:

1) Peygamberler sadıktırlar; her hususta doğru sözlüdürler. Kendilerinden asla yalan çıkmaz.

2) Peygamberler emindirler. Gerek peygamberlik konusunda, gerek diğer konularda her türlü güvene sahibdirler. Kendilerinde asla hainlik bulunmaz.

3) Peygamberler son derece yüksek bir anlayışa, tam akla ve kuvvetli bir görüşe, üstün bir zekâya sahib bulunmuşlardır. Onlarda gaflet, yüksek duygu ve kavramlardan yoksunluk düşünülemez.

4) Peygamberler masumdurlar. Onlar gizli ve aşikâr her türlü günahdan, küçük düşürücü bayağı işlerden tamamen beridirler, iffet ve ismet sahibidirler.

5) Peygamberler tebliğ sıfatına sahibdirler. Emrolundukları şeriat hükümlerini, olduğu gibi ümmetlerine bildirirler. Şeriat hükümlerinden herhangi birini saklamış veya unutmuş olmaları asla düşünülemez. Böyle bir şey peygamberlik şanına yakışmaz. Böyle bir tutum, peygamber olarak gönderildikleri hikmete ve Allah'ın iradesine uygun düşmez.

Sonuç

Bütün peygamberler yazdığımız beş sıfatı tamamen kendilerinde bulundurmuşlardır. Çünkü bu büyük huylara sahib olmayan kimseler, insanları aydınlatıp onlara öncü olamazlar. İşte bütün peygamberleri böyle tanıyıp doğrulamak imanımızın sıhhatı için şarttır.

Peygamberlerin insanları yola getirmek ve onların kötü hallerini düzeltmek için Yüce Allah tarafından görevlendirilmiş oldukları güzelce düşünülünce, onlara iman etmenin gereği ve önemi kendiliğinden anlaşılmış olur.

Gerçek şu ki, peygamberlere iman etmek, onlarin yüksek huy ve vasiflarini bilip dogrulamak, onlara son derece saygili olmak bizim için kesin bir görevdir.

Peygamberlere iman etmeyen bir kimse, Yüce Allah'a da iman etmemiş sayılır. Çünkü Yüce Allah'a, O'nun razı olacağı bir şekilde iman etmenin yolunu insanlara bildiren ancak peygamberlerdir. Kendi değersiz akıllarını öncü edinmek isteyenler, gerçeğe ve Allah'ın rızasına ulaşamazlar, sapıklık içinde kalırlar. Yüce Allah'ın, peygamberlere iman edilmesi yolundaki emirlerine de aykırı hareket etmiş olurlar. Bu bakımdan hidayetten yoksun kalırlar. Öyle ki, peygamberlerden yalnız birine iman etmemek, tümünü inkâr etmek gibidir. Böyle bir inanç, insanı imansız yapar. Hele Allah Tealâ'nın en büyük peygamberi ve peygamberlerin sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yaşadığı tarih gün gibi meydandadır, insanlar âlemi tarafından bilinmektedir. Artık bugün hiç bir millet, din konusundaki bilgisizliğinden ötürü özürlü sayılamaz. Bugün her millete düşen en önemli görev, bu büyük Peygamberin dinini kabul etmektir. Onun gösterdiği doğru yola koyulmak ve kurtuluşa ermektir. Bu görev tam manası ile yerine getirilirse, insanlık âlemi o zaman dünya felâketlerinden ve âhiret azabından kurtulur. Gerçek medeniyete ve âhiretin sonu olmayan mutluluğuna ermiş olur.