Fıkıh Köşesi
İMANIN RÜKÜNLERİNDE İHTİLAF OLUR MU?
- Ayrıntılar
- Kategori: Fıkıh Köşesi
- Gösterim: 2339
İMANIN RÜKÜNLERİNDE İHTİLAF OLUR MU?
Soru: "Şehrimizde değişik dini meşrepler ve farklı tebliğ usulünü savunan Müslümanlar vardır. Davet edildiğim zaman, farklı meşreblerin sohbetlerine iştirak ediyorum. (...) Kur'an ve Sünnet'i esas alan, müctehid imamlara veya herhangi bir mezhebe tabi olmayı rededen arkadaşların sohbet meclisinde, 'Farzları terkeden veya haram işleyen kimselere Müslüman denilir mi, denilmez mi?' suali ortaya atıldı. Bazıları, Hz. Abdullah ibn-i Mesud (ra)'dan rivayet edilen hadisi, bazıları da Hz. Cabir'den (ra) gelen rivayeti öne sürerek, farklı tezleri savundular. (...) Allahu Teala (cc)'nın şirkin dışında kalan her türlü cürümü, dilediği kimseler için affedeceğine dair ayeti esas alanlar ile ameli imandan kabul edenler arasında ihtilaf çıktı. İmanın ıstılahi manasında bile anlaşamadılar. (...) Bu sohbetten sonra zihnime şu sualler takıldı: İman esaslarının farklı olarak değerlendirilmesi mümkün müdür? İmanın rükünlerinde ihtilaf olur mu? Büyük günahları işleyen veya farzları terkeden kimseye Müslüman denilir mi?"
CEVAP: Önce iman kelimesi üzerinde duralım. Lugat uleması, iman kelimesinin; "Emn" veya "Eman" kökünden türemiş bir masdar olduğunu belirtmişlerdir. Mücerred olarak "doğrulamak, tasdik etmek, bir kimseye veya bir şeye inanıp güvenmek" gibi manalara gelir.
Kaynaklar
Resul-i Ekrem (sav)'in, "İnsanlar 'La ilahe illallah' deyinceye kadar (onlarla) cihada memur oldum. Şimdi her kim, 'Allah'dan başka ilah yoktur' derse, canını ve malını benden korumuş olur. Ancak hakkı ile olursa (yani kalben tasdik ederse) ne ala!..Aksi durumda da hesabı Allahu Teala (cc)'ya kalmıştır"(5) buyurduğu malumdur. Dolayısıyle; imanın asli rüknü, kalben tasdiktir. Dünya ahkamının icrası açısından zaruri rüknü ise, dil ile ikrar etmesidir. Zira bir kimse; kalben tasdik eder, fakat bunu dili ile ikrar etmezse, Müslüman olduğu bilinemez. Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in müctehid imamlarının, "İman; kalb ile tasdik, dil ile ikrardır" hükmünde ittifak etmeleri nassa dayanır. Harici fırkası, "İman; kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla ameldir" tarifini esas alarak; büyük günah işleyen herkesin kafir olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre amel olmadığı müddetçe, imanın hiç faydası yoktur. Herhangi bir farzı terkeden veya haramı irtikap eden kimse, kafirdir. Haricilere tepki olarak ortaya çıkan Mürcie fırkası, "Asıl olan sadece imandır. İman da ikrardan ibarettir. Amellerin fazla bir değeri yoktur"(6) tezini ortaya atmıştır. Mutezile fırkası ise, "Büyük günah işleyen kimse imandan çıkar, fakat küfre girmez. Bu kimse, iman ile küfür arasında olan bir makamda (El menzile beyne'l menzileteyn makamında) bulunur. Eğer ölmeden önce, şartlarına uygun olarak tevbe ederse mü'min, etmezse kafir hükmündedir" iddiasını gündeme getirmiştir. Harici fırkasından olan kimseler, Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini ve Resul-i Ekrem (sav)'in sünnetini tev'il ederek, mü'minlerin emiri Hz.Ali'yi (ra) dahi tekfir etmişlerdir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.
(1) Asım Efendi-Kamus Tercemesi-İst: 1304, C: 4, Sh: 548.
(2) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst: 1983, C: 9, Sh: 5.
(3) İmam-ı Azam Ebu Hanife-El Alim ve'l Müteallim-Kahire: 1368, Sh: 57.
(4) İmam-ı Maturidi-Kitabu't Tevhid-Beyrut: 1970, Sh: 373 vd.
(5) Sahih-i Müslim-İst: 1401, C: 1, Sh: 51-52, Had. No: 32; ayrıca İmam-ı Suyuti-Mütevatir Hadisler-Ank: 1992, Sh: 30-31, Had. No: 4.
(6) İmam-ı Şehristani-El Milel ve'n Nihal-Beyrut: 1395, C: 1, Sh: 139-141