İBADET İLE ADİL VE ZALİM SİYASETİN MÜNASEBETİ

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Türkiye'de yaşanan 28 Şubat depremi, bazı meselelerin tartışılmasına vesile olmaktadır. Dinin siyasete alet edilmesi veya dince mukaddes sayılan konularda politika yapılması, irtica olarak değerlendirilmektedir. (...) Bir sohbette, din ile siyasetin münasebeti konusu açıldı. Bazı kardeşlerimiz, 'Din ile siyaseti birbirinden ayırmak mümkün değildir. Siyaset yoluyla dine hizmet edilebilir. Mücerred ve manevi kişiliğe sahip olduğu bilinen devleti, İslam'a veya küfre nisbet edemeyiz. Fıkha uygun bir devlet ve siyaset teorisini geliştirmeliyiz' dediler. (...) Bazı kardeşlerimiz, bu yoruma itiraz ettiler. Tartışma, tarafların birbirini itham etmesi sonucunda münakaşaya dönüştü. (...) Zihnime takılan meseleleri şöyle ifade edebilirim: İnsanın yaratılış sebebinin, sadece Allahu Teala (cc)'ya ibadet olduğunu biliyoruz. Bunu dikkate alarak, siyasetin teferruat olduğunu söyleyebilir miyiz? Devlet, tüzel kişiliği ve dokunulmazlığı olan müessese midir? İslam'da yöneticilerin dokunulmazlığı var mıdır?"

CEVAP: Meseleye geçmeden önce; farklı teklifleri tartışan ve birbirlerini itham eden kardeşlerimize bir noktayı hatırlatalım. Hesap gününü düşünen kimselerin; gerek Allahu Teala (cc)'nın hukukuna, gerek insanların haklarına hassasiyetle riayet etmeleri farzdır. İslam'ın sosyal sisteminde; güzel ahlakın ve edebin çok önemli bir yeri vardır. Hz. Aişe (r.anha) validemiz; "Peygamberimiz Efendimiz (sav)'in nasıl bir ahlaka sahip olduğunu" soran Hz. Urve'ye şöyle cevap vermiştir: "Resul-i Ekrem (sav)'in ahlakı, Kur'an-ı Kerim'den ibaretti. Sen, Kur'an-ı Kerim'i okumuyor musun?"(1) Bilindiği gibi mü'minlerin ya hayır konuşmaları, ya susmaları genel bir kaide olduğu gibi; muhataplarından gelen tekliflere kulak vermeleri de kat'i nass ile sabit olan bir kaidedir. Kur'an-ı Kerim'de, "Onlar söze (dikkatle) kulak verirler de onun (o sözlerin) en güzeline uyarlar. İşte bunlar Allahu Teala (cc)'nın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. İşte bunlar temiz akıl sahipleri olanların ta kendileridir" (Ez Zümer Suresi: 18) hükmü beyan buyurulmuştur. İmam-ı Şafii (rh.a), "Er Risale" isimli usul kitabında, "Bir meselede muhalif olan (farklı düşünen) kimse de dinlenir. Çünkü bu fiilde gafletin ortadan kaldırılması ve hakikatin ortaya çıkması için yerinde tesbit vardır"(2) diyerek, önemli bir mahiyete işaret etmiştir. Dürri'l Muhtar'da, "Hakkın ve hakikatin zaferi için ilmi münazarada bulunmak ibadettir"(3) denilmiş ve nelere dikkat edilmesi gerektiği izah edilmiştir. Bu girişten sonra meseleye geçebiliriz. Önce, "İnsanın yaratılış sebebinin, sadece Allahu Teala (cc)'ya ibadet olduğunu biliyoruz. Bunu dikkate alarak, siyasetin teferruat olduğunu söyleyebilir miyiz?" sualinize cevap vermeye gayret edelim. İbadet; Allahu Teala (cc)'ya teslimiyeti ifade eden bir kavramdır. İmam Seyyid Şerif Cürcani, "Hevasına muhalefet edip, Allahu Teala (cc)'ya teslim olan mükellefin davranışına ibadet denilir"(4) tarifini esas almıştır. Siyaset ise; emir, nehiy ve terbiye manasına gelir. Müslümanların din ile siyaseti birbirinden ayırmaları mümkün değildir. İbn-i Hümam, "Mü'minlerin kendi içlerinden bir imam seçmelerinin sebebi, dinin hükümlerini eda etmek içindir"(5) diyerek, ibadet-siyaset ilişkisini veciz bir şekilde ifade etmiştir. İslami siyasetin hedefi; insanların can, mal, din, akıl ve nesil emniyetlerinin sağlanması, haklarının ve hürriyetlerinin teminat altına alınmasıdır. Bütün emirler ve nehiyler, bu temel hedefi gerçekleştirmek için birer vesiledir. İbn-i Abidin, "Siyaset; halkı dünyada ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salah ve menfaatleri için çalışmaktır" tarifini yapmış ve bahsin devamında şöyle demiştir: "Siyaset, ağır bir şeriat olup iki nevidir. Siyaset-i zalime; halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i adile; halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini meneden siyasettir ki, şeriattan sayılır."(6) Bu muhtevayı dikkate aldığımız zaman, Peygamberlerin adil siyaset ile meşgul olduklarını söyleyebiliriz.
Mektubunuzun sonunda; "Devlet, tüzel kişiliği ve dokunulmazlığı olan müessese midir?" suali yer almaktadır. Günümüzde devlet; bütün vatandaşların çok yönlü ve çok amaçlı bir kurumunu ifade için kullanılan bir kavramdır. Devletin varlık sebebi, "insanların ortak ihtiyaçlarını karşılamak ve insanlığa hizmet etmek" şeklinde belirlenmiştir. Siyasi rejim, iktidarın teşekkülü, denetlenmesi ve devredilmesiyle ilgili bir kavramdır. Devlet ile siyasi rejimin münasebeti vardır; ancak birbirinin müradifi değildir. Kur'an-ı Kerim'de, "sulta" (iktidar),"halife" ve "ulu'lemri minküm" (sizden olan emir sahipleri) kavramları, siyasi otoriteyi beyan için kullanılmıştır. Tüzel kişiliği olan devlet, hiçbir İslami kaynakta mevcut değildir. Emirlik vazifesini yüklenen kimse ile diğer mü'minler arasında hukuki bir farklılaşma söz konusu değildir. Halifenin veya tayin ettiği yöneticilerin (umeranın) dokunulmazlığı yoktur. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Sahih-i Müslim-İst: 1401, C: 1, Sh: 512-513, K. Selati'l Müsafirin:18.
(2) İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire:1979 (2 bsm), Sh: 510, Madde:1473.
(3) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst:1987, C: 15, Sh:533.
(4) Seyyid Şerif Cürcani-Et Ta'rifat-İst: ty, Sh:146.
(5) İbn-i Hümam- Kitabu'l Müsayere- İst: 1980, Sh: 256.
(6) İbn-i Abidin- A.g.e., C: 8, Sh: 186