KALBİN KEYFİYETİ VE ZİKİR İBADETİ

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "İslam'a hizmet etmeyi arzu ediyorum. Bunun büyük bir nimet olduğunun da farkındayım. Ancak gaflet içinde olmanın ızdırabını ile kıvranıyorum. (...) Aile efradından gelen zorluklar beni yıldırmıyor. Kalbime gelen bazı vesveselerden muzdaribim. Bazen: "mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır" hadisini hatırlıyor, teselli oluyorum. (...) Bilebildiğim sünnetlere ittiba ediyorum. Ancak kalbimin ameli noktasında zaafımın olduğunu hissediyorum. Bu hal, sözlerimin tesirini azaltıyor ve faaliyetlerimi bereketsiz kılıyor.(...) Uzun bir süredir, bir tarikata dahil olmayı düşünüyorum. Fakat karar veremiyorum. Bir tarikata girersem, bu vesveselerden kurtulabilir miyim? Bana ne tavsiye edersiniz?"

CEVAP: Önce bir hususa işaret etmekte fayda vardır. Kur'an-ı Kerim'deki kıssalar, mü'minlerin hadiseleri iyi tefekkür etmelerine vesile olacak ayetlerle doludur. Sözlerin tesirli olması veya olmaması, insanların durumlarına göre değişiklik arzedebilir. Hz. Adem (as)'den itibaren bütün peygamberler, insanlara vazifelerini ve mes'uliyetlerini tebliğ etmişlerdir. Peygamberlerin tebliği karşısında, kavimlerinin değişik tepkiler gösterdikleri malumdur. Hatta ailelerinin dahi, farklı tavırları sözkonusudur. Bilindiği gibi; Hz. Nuh'un (as) oğlu ve Hz. Lut'un (as) karısı, iman etmedikleri için helak olmuşlardır. Bu mütevatir haberlerle sabit olan bir hakikattir. Buna mukabil Firavun'un karısı Hz. Asiye (R.Anha), Allahu Teala (cc)'ya iman eden ve salih ameller işleyen muttaki bir insandır. Bu girişten sonra, kalbin keyfiyeti ve ihsan hali ile ilğili meselelere gecebiliriz.
İman esaslarını beyan eden ve ulema arasında "Cibril Hadisi" olarak tanınan hadis-i şerif'te, ihsan üzerinde hassaten durulmuştur. Cebrail (as)'in "İhsan nedir?" sualine; Peygamberimiz efendimiz (sav): "İhsan: Allahu Teala (cc)'yı görüyormuşsun gibi O'na ibadet etmendir. Zira sen Allahu Teala (cc)'ya görmüyorsan da, O seni görüyor"(1) cevabının vermiştir. İbn-i Abidin: "Beş farz ile ilm-i ihlası öğrenmenin farz olduğunda şüphe yoktur. Çünkü amelin sahih olması buna bağlıdır. Helali, haramı ve riyayı öğrenmek de farzdır. Zira ibadet eden kimse riya yaparsa amelin sevabından mahrum olur. Hased ile ucbu (kendini beğenmeyi) öğrenmesi dahi farzdır. Çünkü bu iki şey ateşin odunu yediği gibi amelleri yerler"(2) diyerek, kalbe ait hallere dikkati çekmiştir. İslam alimlerinin "Fıkh-ı Batın" diye isimlendirdiği ve tamamen kalbi ilgilendiren haller, çok önemlidir. İmam-ı Gazali "İhyau-Ulumi'd-din" isimli eserinin "Muhlikat" faslında, bu konular üzerinde durmuştur. Zikir ibadeti ile ilğili meselelere geçmeden önce "Kalb nedir?" sualine cevap vermeye gayret edelim. Tarih boyunca "kalb" kelimesi iki ayrı manada kullanılmıştır. Birincisi: İnsanın sol tarafından sol memenin altına doğru yerleştirilmiş çam kozalağı şeklinde bir et parçasıdır. İkincisi: Gözle görülmeyen ilahi ve ruhani bir varlıktır. Vicdan ve idraklerimizin merkezidir. İşte bu manadaki kalb, insanın hakikati ve özüdür. Allahu Teala (cc), kalbi, aklın, ilmin ve ruhun mahalli kılmıştır. İnsan kalbindeki istitaat ile ihtiyaçlarını karşılayabilir ve bütün ilimleri öğrenebilir. İnsanın kalbi aynı zamanda; şüphelerin ve vesveselerin mahalli, küfrün ve imanın merkezi, ısrarın ve vazgeçmenin (tevbenin) mevzii, mutmain olmanın ve rahatsızlık duymanın cereyan ettiği bir yerdir.(3) Peygamber Efendimiz (sav)'de; "Değişkenliğinden dolayı buna kalb ismi verilmiştir. Öyle ki, kalb, boş bir arazideki ağacın kökünden asılı durup rüzgarın, bir alta, bir üste çevirdiği bir kuş tüyü gibidir"(4) buyurmuştur. Maddi ve manevi varlığımızın merkezi olan kalbimiz; çirkin fiillerle (fahşa, münker, bağy vs..) ve şeytanın vesveseleriyle, fesada uğrayabilir. Numan b. Beşir'den (ra) rivayet edilen meşhur bir Hadis-i Şerifinde Peygamber efendimiz (sav): "Helal bellidir, haram bellidir" dedikten sonra, "Dikkat ediniz!.. Vücutta bir et parçası vardır ki, o sıhhat bulursa, bütün vücud salaha erer. Eğer o fesada uğrar ve hastalanırsa, bütün vücutta fesad ortaya çıkar, bozulur. Dikkat edin, bu et parçası, kalbdir"(5) diyerek, Müslümanları uyarmıştır. Bu sebeple, insanın kalbine sahip çıkması ve onu her türlü hastalıktan koruması zaruridir. Bilindiği gibi her ibadet, ancak niyetle eda edilebilir. Bu sebeble fıkıh ilminde kalbin ayrı bir yeri vardır. Bütün ameller niyete bağlıdır ve "insanlar, niyyetleri üzere ba's olunacaklardır."(6) Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. İmtihanı devam eden her insanın; "beyne'l havf ve'r Reca" halini muhafaza etmesi farzdır. İhlasla hesap gününe hazırlanan kimseler, zikir ibadeti noktasında hassasiyet göstermek durumundadırlar. Ancak mutlaka bir tarikata intisap etmeleri şart değildir. Bu hususta mükellef; durumunu dikkate alarak, kendi ihtiyarı ile karar vermelidir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Sahih-i Müslim-İst.: 1401 K. İman: 57.
(2) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst.: 1982 c: 1, Sh: 41.
(3) İbn-i Ababi-Ahkam'ül-Kur'an-Beyrut:1335 C: 3 Sh: 1504.
(4) İmam-ı Suyuti-Cami'üs-Sağir-C: I Sh: 89. İnnema mad.
(5) Sahih-i Müslim, K.Müsakat-107-108. Sünen-i Ebu Davud- K.Kuzat-II. Sünen-i İbni Mace. Fiten 14, Sünen-i Darimi.K. Büyu-I.
(6) Sahih-i Buhari-K.Bed'ül-Vahyi-I, K. İman-41. K. Nikah-5. K. K.Menakıb'ül-Ensar-45 Sünen-i Tirmizi, K.Fezail'ül Cihad 16