EHL-İ SÜNNET İLE EHL-İ BİDAT'IN İHTİLAFI

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Bazı arkadaşlar ile tatil günlerinde toplanıyor, tefsir ve hadis kitaplarını okuyoruz. Zihnimize takılan konuları not ediyor ve tanıdığımız hocaefendilere soruyoruz. (..) Altı ay önce, Kur'an'daki İslamı savunduğunu söyleyen birisi, sohbetlerimize katılmaya başladı. Mütevatir ahkamın; sadece Kur'an-ı Kerim olduğunu iddia eden bu arkadaş, bizi birbirimize düşürdü. (..) Mütevatir haberleri ve vahy-i gayri metluv olan hadisleri; Kur'an'daki İslam adına reddeden arkadaşlar, kendileri gibi düşünmeyenlere geleneksel-hurafeci Müslüman demeye başladılar. Tekfir hastalığı, bu güzel faaliyetin bitmesine sebeb oldu. Şimdi birbirimize selam vermiyoruz. (..) Kur'an-ı Kerim'i, şahsi kanaati ile tefsir eden kimse mesul olur mu? Mütevatir sünneti inkar etmenin hükmü nedir? Meşhur hadisleri inkar eden kimseye Bid'at ehli denilir mi? Müslümanların yetmiş üç fırkaya ayrılacağını haber veren hadis-i şerif sahih midir?"

CEVAP: Tarih boyunca; Kur'an-ı Kerim'i şahsi kanaatlerine ve keyfi tercihlerine göre yorumlayan zümreler, birbirlerini tekfir etmişlerdir. Bahsettiginiz iddiaların hiçbirisi yeni değildir. Hariciler ile başlayan tekfir hastalığı, ehl-i bid'at fırkalara ait bir psikolojinin ifadesidir. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a): "Bid'at ehlinin kusurlarından birisi, birbirlerine kafir demeleridir. Ehl-i sünnetin güzel taraflarından biri de, hata edince birbirlerini tekfir etmemeleridir"(1) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Bu kısa girişten sonra, "Kur'an-ı Kerim'i, şahsi kanaati ile tefsir eden kimse mesul olur mu?" sualinize geçebiliriz. Mücerred akla ve şahsi kanaatlere dayanan keyfi yorumların sonu yoktur. Bu yorumlar, insandan insana değişen izafi kanaatlerin bir ifadesidir. Kur'an-ı Kerim'i şahsi reylerine göre tevil eden kimseler; isabet etseler bile, usul açısından hata etmiş olurlar. (2) Zira Resul-i Ekrem (sav)'in: "Her kim Kur'an-ı Kerim'i (hiçbir ilmi olmadan) kendi şahsi reyi ile tefsir ederse cehennemdeki yerine hazırlansın"(3) buyurduğu ve mü'minleri uyardığı malumdur. Bu izahtan sonra: "Mütevatir sünneti inkar etmenin hükmü nedir?" sualinize geçebiliriz.
Amellerin, niyetlere göre mahiyet kazandığı malumdur. Mütevatir bir sünneti ; Resul-i Ekrem'i (sav) yalanlamak niyetiyle inkar eden kimse, bu niyeti sebebiyle kafir olur. Zira mütevatir sünnet, bizzat Resul-i Ekrem (sav)'den işitilmiş mesabesindedir. Zaruri ilmi ifade eder. Mütevatir sünneti inkar, küfürdür. (4) Bir mükellef; meşhur bir hadis-i şerifi (ravilerinden şüphe ettiği için veya yanlış bir tevil sonucunda) inkar ederse, tekfir olunmaz. Hevalarına uyarak bu fiili işleyenler, "Ehl-i bid'at" veya "Ehl-i ehva" olarak vasıflandırılırlar. Dürri'l Muhtar'da: "Bid'at, Peygamber (sav)'den malum ve meşhur olan şeyin aksine itikad etmektir. Fakat bu inat sebebiyle değil, bir nevi şüphe iledir. Bizim kıblemize dönenlerden hiç biri bid'at sebebi ile tekfir edilemez." (5) hükmü kayıtlıdır. Mütevatir sünneti inkar eden kimse ile meşhur bir hadis-i şerifi reddeden kimse arasındaki fark budur. Ehl-i sünnet ve'l cematten ayrılan fırkalara mensup olan kimseler; inanılması zaruri olan hükümleri inkar etmedikleri müddetçe, "ehl-i bid'at, ehl-i kıble veya ehl-i ehva" vasfını muhafaza ederler. Bu üç kavram, birbirinin müradifidir. Molla Hüsrev: "Bilmiş ol ki ehl-i ehva; kelam kitaplarında zikredildiğine göre, inançları ehl-i sünnetin inançlarına uymayan ehl-i kıbledir. Bunlar: Cebriyye, Kaderiyye, Rafiziler, Hariciler, Muattıla ve Müşebbihe fırkalarıdır. Bunların tamamı yetmiş iki fırka olur. "(6) diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmiştir. Müslümanların yetmiş üç fırkaya ayrılacaklarına dair hadis-i şerif, farklı rivayet zincirleri ile onüç ayrı sahabeden rivayet edilmiştir. Bazı muhaddislere göre "aziz" bazılarına göre "meşhur" bir hadistir. Mütevatir degildir. Bu hadis-i şerif, kütüb-i sitte'de (dört sünen'de) yer almıştır. Hadisin metni şudur: "İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Benim ümmetim ise yetmişüç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan biri müstesna, hepsi cehenneme girecektir" buyurulmuştur. Sahabe-i Kiram: "O müstesna fırka hangisidir ya Resulallah?" diye sorunca, Peygamberimiz Efendimiz (sav): "Benim ve ashabımın yolunda olan cemaattır" (7) cevabını vermiştir. Ehl-i Sünnet ve'l Cemaatin; "fırka-i naciye" olarak vasıflandırılması, bu hadis-i şerife dayanır. Ehl-i sünnet ile ehl-i bid'atın ihtilafı, kıyamete kadar devam edecektir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Azam Ebu Hanife- Fıkhı Ekber (Aliyyü'l Kari şerhi) İst: 1979 Sh:429
(2) İmam-ı Suyuti-Miftahu'l Cennet - Beyrut:1987 Sh: 62
(3) Sünen-i Tirmizi- İst: 1401 C: 5 Sh: 199 Had. N0: 2951.
(4) İmam Abdülaziz El Buhari-Keşfu'l Esrar- İst: 1307 C: 3 Sh: 688 vd, Ayrıca Molla Hüsrev- Mir'at el Usul Şerhu Mirkat El Vüsul-İst: 1308 C: 2 Sh: 8.
(5) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst: 1982 C: 2 Sh: 409.
(6) Molla Hüsrev- Düreri'l Hükkam- İst: 1307 C: 2 Sh: 376.
(7) Sünen-i İbn-i Mace- İst: 1401 C:2 Sh: 1322 Had. N0: 3993, Ayrıca Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Ebu Davud ve Sünen-i Darimi